25 Haziran 2017 Pazar

Beyin dediğini dinlersen...

" Bilim adamları 650 milion yıldır dünyanın sakini olan deniz anasının bu başarısını beyni olmayışına bağlıyormuş..."

*Alıntı kısmı bu kadardı, şimdi söz bende*
 - 
Bunun gerçek hikayesini ben size anlatayım...

Evrim sürecinde aslında bir dönemde insan türü beyinsizdi. Beyin tek başına farklı bir organizmaydı. Çevre koşulları zorlaşmaya başladığında, Dina-zor gelen beyine çok daha zor gelecektir elbette ki koruyucu bir kabuğu olmadığında. Beyin de bir kabuk arayışına girdi acilen ve etrafta gördüğü o çağda halen beyinsiz kalabilmeyi başarmış canlı türü olan "insan" türüne rastladı. Normalde "Bu organizmayı işgal etmiş olan bir beyin vardır kesin, şimdi onunla savaşmam gerekecek, haydi bismillah" diyerek insan beynine doğru ilerledi. Tabi mikro organizma bazında gerçekleşen bu ilerleyiş biraz zaman aldı. Bu yolculuğu esnasında da bünyedeki hücrelerin beyinsiz bir biçimde başıboş ve tümüyle bir kendini harcama şeklinde işleyişine bizzat tanık oldu. Kafa tası makamına geldiğinde bütün ölümcül silahları ile içeri girmişti ki o da ne burası boş !

Bu tür yalnız değildi... Bizim beyin ele geçirdiği insan bedeni ile hemen kendü türündekileri aradı, onlara bu yeni koruyucu kalkan yaşam alanını gösterdi. Onlar da insan denen türün boş tasına akın ettiler.

Günümüzde bu olayı çok farklı biçimde ifade ederler ama temelde aynı vakadır. "Allah akıl dağıtırken sen neredeydin" derler ya, işte bu ifadenin altında yatan tarihi gerçek budur.




Hikayenin devamında bünyeye yerleşen bu yeni organizmayı kabul etmeyen ve baş kaldıran (yoksa başka türlü mü tabir ediliyordu) bağzı "organ"izmalar da olmuş zaman içerisinde. Mesela bu vücudun müdürü benim diyen bildiğiniz oturma grubumuz. Çift yanaklı, kimi zaman gamzeli Çoğu zaman gök gürültülü ve parçalı bulutlu 💩 bir havası olsa da o gülünce bütün bünyenin de güldüğü herkesçe defalarca tecrübe edilmiştir  

1 Şubat 2017 Çarşamba

Yer altı kaynaklarımız - Mağduryum !..





Benim gördüğüm bir durum var... Toplumda yer edindiriyor çünki. Sürekli mağdur olarak ilgi odağı oluyorsun. Çevren de seni dikkatle dinliyor, hatta işte bu sosyal ağda da zaman zaman gördüüğümüz gibi hani Afrika'lı açlıktan ölmesine son saniyeleri kalmışın fotosunu paylaşıp altına "Halimize şükür" derler ya. İşte onun canlı ve anlık olarak yaşanmasını sağlıyor. Hatta bu durum toplumumuzda o kadar değer verilen bişi ki bakın yönetenler de sürekli mağdur ayaklarına yatarak kutu kutu pense. Nerde bu Safinaz'ın pabucu, pabucunun kutusu ?

Sonra,
Mutluluk gerçekten de değerli bir şey değildir ! Nerden mi çıkartıyorum ? Bakınız örnek yine buradan... Bir çok kez rastladım, siz de rastlamışsınızdır "Face'de hep mutlu, gülümseyen, eğlenceli vb. fotolarını paylaşıyorlar. Sanırsın ki hayat hep öyle geçiyor. Değil" gibi paylaşımlar da vardır. Yani mutluluk bi inandırıcı da değildir. İnanmak istemez insanlar başkalarının gerçekten de o kardeki veya videodaki an yada sürecikte dahi gerçekten mutlu olabildiklerine :) Yavşaktırız çünki biz. Gizliden gizliye hasedimizden kudurmuşuzdur. O kim ki, ne ki, ne yapmış ki de böyle mutlu olmayı hak etmiş. Ben mutsuzken O ne münasebetle ! Yalandır o rol yapıyordur !

Mağduriyet dipsiz maden gibidir. Mağduryum madeni ! Hani bir zamanlar paylaşırlardı ya "Türkiye'de Neptünyum madeni bilmem Dünya'daki %90 rezervmiş, eğer bi çıkartırsak bütün iç-dış hatta galaksiler arası UFO borçlarımızı bile öder üstüne Cennet'ten arsalar bile alabilirmişiz" gibi haberler ;) İşte bu "Mağduryum" yıllaaardır çıkartılıp kullanılan bir yer altı zenginliğimizdir aslında. Yersin çünki hep, hepimiz yeriz, illa ki yemişizdir.

20 Aralık 2016 Salı

Çocuklar ağladığında...

Bir acayip Dünya !.. Hele bir de çocukken mutlu olamamışsan vay haline. Peşi sıra manyak bir toplumun en iyisi altın kafesinde bülbül olmaktan öteye gidemezsin. Nicesinin kafesi teneke telden !.. Paslanıp dökülse dahi uçmaya ürker olmuş çoktan ! Zihinlere vurulmuş bu zincirlerden... görsel kafesler ancak birer süsten...
 
Birileri, ötekiler, başkaları için hep bir "iyi olma" yarışında harcanırken varlığın uyanamazsın bile. Kaldı ki uyanmak ister misin ? Uykun da hoş değil amma uyandığında göreceğin kabusla kıyaslarsan uyanmak istemezsin. Toplum rahatsızlığı bir çığ gibi her yeni nesli önüne katıp yok ederken seni de kapmıştır bile. İnancın onlarınki gibi yandan yemiş, ahlakın, karakterin, Dünya'ya bakış açın, ileride kuracağın aile yapın... hepsi ve herşeyin bu pislikle yıllarca yıkanmış. İnsan olmanın tüm güzellikleri ilk önce en yakınlarımız tarafından sistem adına ellerimizden zulümle alınmış. 3-5 kuruş kazanmak, o toplum içinde görüntüde bir kabul edilebilir yerde bulunmak adına hayatlarını satanlar tarafından senin bile dünün-günün ve geleceğin satılmış. Uyanmak ister misin hiç !
 
...ve o kadar çoklar ki !.. Onlar gibi olmazsan mutsuz olman için birlik olmuş iğrenç bir organizmanın yapışkan salyası gibidirler. Hepsinin senden evvel terk ettiği gibi sen de kendini terk etmemiş isen eğer hala anlarsın...
 
İnsan sosyal bir varlık değildir arkadaş !!! İnsan sosyal bir hastalıktır !.. Sosyalleştikçe bulaştırır rahatsızlığı. Hiçbir çoğulluğun er yada geç sapıtmadığına dair hiçbir tarihi kanıtınız var mıdır ? Çöken neden çöküyor , ayakta durmaktan yorulduğundan mı ? :) Yoksa çoğaldıkça ağırlaşan pisliği taşıyamadığından mı artık !..

Yer yüzü yaşamı formunda var olmuş tüm canlıların çocukları adına hepinizden alacağımız var. Uyanmaktan korkup feda ettiğiniz tüm masum canlar adına !

Sizi gidi ödlek ve satılmış ruhlar sürüsü ! Daha da halen karşımıza geçip tüm satılmışlığı ile caka satma hallerinle ancak rezilliğinin sergisini açmış bir kokuşmuşsun.

6 Aralık 2016 Salı

Herkesin istediği aynı delik !..

Kobay ettiler insanlığı da kendi rızası ile çaktırmadan şu sanal alemde Detaylara bakınız Al işte sana o süslü-püslü, takım elbise-kravat ile sanki üstün ırk olmuş gibi "cakass" atan insan türünün temelindeki durumu. Belki milyonların bir kalbi, bir ruhu değil de aynı deliği (! Evet, bu durumda buna ancak bu denir "delik" !) düşlediği bir kafatası içine tıkıştırılmış kıvrım kıvrım duran bir cinsel organdan ibaret "insan" türü.

Herkesin istediği 1 delik ! E zaten geberince gireceğimiz de 1 delik ! Tıpkı çıktığımızdakine benzer bir anlamda !!! Peki nedir bu "delik" li Dünya halleri ? Nedir bu "Deli"K ?!


Pornhub sahip olduğu verileri ilginç istatistiklere dönüştürerek paylaşmaya devam ediyor. Dünya üzerinde her gün milyonlarca kişinin ziyaret ettiği porno içerikli site…
aylakkarga.com

28 Ekim 2016 Cuma

Norveç'te mafya elemanı olup da hapise düşmek !..

Filmde mafya elemanları araba içinde beklerlerken az ileride bir kadın köpeğini tuvalet için çıkartmış. Kakasını yapınca da poşetle topluyor. Yeni eleman "Lanet olsun, şuna baksana resmen topluyor, ne yapıyor onunla" deyinde eski eleman "Burada böyle, herkes yapıyor" diyor ve yanındakine soruyor...
a- Dişin hala ağrıyor mu ?
b- Evet
a- Neden dişçiye gitmiyorsun ?
b- Vakit mi var !
a- Hiç Norveç'te hapise girdin mi ?
b- Henüz değil.
a- Girsen şaşırıp kalırsın... Ben girdim, sıcak servis edilen enfes yemekleri var. Çalışınca puan falan kazanıyorsun. Herkes iyi ve nazik davranıyor. Gardiyanlar rahatsız etmiyor. Mahkumlar bile iyi, kavga, tecavüz falan gibi olaylar hiç olmuyor.
b- Tecavüz yok, gardiyanlar rahatsız etmiyor, Haydi oradan !!!
a- Modern toplum burası !
:)
Medeniyet var. Ben bütün dişlerimi yaptırdım , bak...
b- Hapiste mi ?
a- Evet...

23 Ekim 2016 Pazar

Kaç para ? Her şeyin bir fiyatı vardır !..

Ne güzel lan !.. Paran var ise, işte laf çevirmeyi de biliyorsan sapıklığın adı "şehvet kurbanıyım" :)

Bak sen şu işe yahu bir de "kurban" olmuş zavallı !.. E bu savunmayı bütün pedofili vs. sapıkları da emsal olarak kullansın madem ? Onlar da herhalde barsak enfeksiyonu kurbanı değiller. Bir zamanlar da bir başkası "Benim libidom yüksek" diyordu. Yani sapık değilsen öyle "Vay seni gidi alllçak libidolu pislik" gibi aşağılayıcı bir şekilde bile bakabilir hani :)


Benim anladığım kadarı ile şunca yıllık yaşamımdan böyleleri insan sevemediğinden böyledir. Elde edene kadar seviyormuş rolünü iyi yaparlar. Hatta işte ne biliyim sıradaki avları köpek mi seviyor, anında köpek sever oluverirler. Kedi mi seviyor, sevme rolünü iyi yaparlar. Onlar için olay bir nevi entrika yolu ile karşısındaki insanın et parçası olarak elde edilmesidir. Toplumsal ve inanç yönünden hiçbir kural böyleleri için bir çerçeve oluşturamaz. Onlar zaten gayet açık gördüğünüz üzere bütün resmi, dini yada toplumsal kuralları sadece işlerine geldiğinde avlarını tuzağa düşürmek için kullanırlar. En basitinden iş-kariyer mesela en önemli kullandıkları unsurlardır. Hatta takım elbise veya bunun gibi üniforma vs. dahi bu amaçları için kullanıdıkları birer araçlarıdır.
Kişisel gelişim, eğitim sürecinde insanın geliştirlme çabası ve süreci, kişinin kendini eğitmesi şöyle bir olay değildir... "Ben şunu bunu okudum, şu diplomayı(ları) aldım, bak böyle eğitimliyim" ama bunun yanı sıra da "Hukuki, toplumsal ve inanç bakımından hiçbir kuralı iplemem ! Bireye, insana saygı duymam, işime geldiği gibi insanı kullanır, harcarım !" ... "E ne var canım bunda, işime geldiğinde de çokca duyduğum ve bildiğim gibi ya böyle laflar ederim ya işte tövbe ederim falan hooop bitti-gitti". Düşünsenize sizin yada evladınızın hayatını karartan birisi bir kurallar çerçevesinde "tövbe" ediyor ve sizin de inancınız gereği sizden çok öte bir makam tarafından kabul edilme ihtimalı de var ! Yani bitti olay. Sonraki sabah falan aynı kişi ile yüzyüze geliyorsunuz böyle bir yaşam devam ediyor ;) Böyle bir hukuk sistemi gelse kime güzel olurdu ?! Değişik olan sadece kıyafetler. İçine giren sapıklar hep aynı ! "Ye kürküm ye" demiş, sen o kadar sığında kalmışsın ki eşeğe ters bindi diye gülüp geçmişsin. Normal bir insanın şükredeceği şey öyle gösterildiği gibi bir deri-bir kemik Afrikalı çocuğun fotoğrafına bakıp "Ohh halime 1000 şükür", bir evsiz, bir mağdur, bir zavallı, bir garibana bakıp da "Halime şükür" olmamalıdır. Tam aksine şükür etmeyi bildiğine göre inandığı o temelleri düşünüp bu haldeki insanları görünce kendisinden utanması gerekir. Umursamadığı, görmezden geldiği, bencilliği ve göstermelik inancı sebepleri ile !.. Tabi, insan öyle bir mahluktur ki muhtaç olanın muhtaciyetini asla tamamıyle gidermek de istemez. Yoksa nasıl kullansın biri ötekini ? Zannetmektedir ki mecbur kalmasa, olmasa benim için ne sebeple herhangi bir yararlı şey yapsın !? O ise iyilik kısa vadede bencileyin, kişisel geri dönüşü olmaması gereken bir harekettir. Fakat zamane insanları öyle şaşmışlar ki anlık kişisel çıkarları gerektirdiğinde bir başkasına iyilik adı altında apaçık insanlık zararına, suç olacak şeyler bile yapabilir olmuşlardır. Bu suç her alanda suç olarak apaçık belirtilmiş olsa da o an için o ikili arasında yararlı bir çıkar ilişkisi olduğunda rezillikler bile "iyilik" adıyla anılır. Örneğin bir mesaj döner sosyal medyada Müslüman iş adamı Çin'e korsan ürün yaptırır, orada yemek yerken yemeğin helal olup olmadığını sorgular ! Yaa...

Sonra hangisi olur ise olsun. Dini inanç çoktandır şöyle bir şey olma halinde değildir artık...
Hani örnek olarak dinimizi verelim, Hz.Muhammed(S.A.V.)'e Allah Kuran'ı indirirken, tamamlandığında falan müslüman olan insanlar bu dini henüz öğrenmekte olduklarından bilmediği konularda hatalar yapmışlardır doğal olarak. Hatta belki birkaç nesil sonrasında dahi okuyamamak gibi sebeplerle müslümanlığı bilmiş-tanımış ve kabul etmiş ama detayları ile öğrenememiş insanlar bilemedikleri konularda hatalar yapmış olabilirler. Öğrendiklerinde tövbe ederler ki gayet mantıklı bu durum. Fakat gelmişsin 1.000 küsür sene geçmiş. Artık Kuran'a ulaşamamak gibi bir imkansızlık kalmamış. Hatta o kadar ki her dilde çevirileri yapılmış. Nesiller boyu müslüman toplumlarda artık okunarak, yaşanarak kültürlerinin temeli haline gelmiş. Böyle bir durumda şimdi bir müslüman kişi Kuran okumadı ise dahi, ailesinden, yaşadığı toplumdan hemen hemen bütün günahları öğrenebilir. İşte halen bu koşullar içinde dönüp-dönüp aynı günahları işlemek ve sonrasında "tövbe etmek" herhalde ancak kişinin kendisini kandırmasıdır. Başka bir şey olabileceğini zannetmem. Bir de çok iyi muhasebeciler var. İşte günahları yapar yapar ve koşar camiiye. Çok görmüşsünüzdür 60 yaşına kadar her haltı yer, bir bakarsın ki 60'larında falan takmış takkeyi camii kapılarından ayrılmaz. Hani zannedersin ki Kuran, Peygamber bu herif 60'ına geldiğinde gelmiş Dünya'ya, İnsanlığa !.. Hepinizin ömrünüzün 40 senesi boyunca işlediğiniz günahlar nerede ?! İşte bu günahlarınız sebebi ile nice ziyan hayatlardan oluşmuş kirlettiğiniz bir toplum bırakıyorsunuz !..

21 Eylül 2016 Çarşamba

BOKsan BOKuz yaşına da gelsen BOK taşıyacaksın !..

Hani bir sözümüz vardır. Kızınca falan veya birisinin yapıp da yapınca zarar gördüğü durumlarda falan özellikle de çocuklara söylenir "BOK VAR da .... yaptın, ettin" gibi.

İşte BOKtan bir konu ve BOKa batmış bir konu ile yine buradayım. Gerçi BOKsuz olmak mümkün mü hiç !?

Peki, bokalım o zaman ne imiş ? Şöyle,

OK senin içinde var. Değil yüreğinin, aklının-mantığının da, etkilenip yoluna, elinden tutup her nereye gidiyorsan o boku içinde oralarada taşıyan da götüren de sensin !

BOK çuvalı !!!

BOK var ve her zaman var olacak. BOK yaşamın en temel elemanlarından birisidir. Yok öyle yiyip yiyip de zıçmamak !

Süreç içinde bünyede bok taşımadan yaşamak.Aklın-yüreğin boka batmasın da, bok bok yolunda şahsiyetine bulaşmadan gitsin de...

3 gün zıçma da görelim, bokunu özlersin. Ah bi çıksa da kah pudink-kah browni kek kıvamında kahverenginden sarı ve yeşile varan renk tayfında !.. Şu organın müdür olduğunu hepimiz öğrendik dersin beyin olarak dahi !.. 

Yıllardır gördün şimdi niye inkar ediyorsun ? Git bir aynada kendine iyice BOKuver ! Peşi sıra doktora git, çünki ya alzaymır oldun yada pislikolocik olarak kendini inkara yelteniyorsun. İşte esas BOKtan durum da budur.

1 Ağustos 2016 Pazartesi

Ha sosyal, hass... sosyal

"Eş eşi terapi eder... Ya da terapiye muhtaç eder" - Uzman Pedagog Dr. Adem Güneş 'in bu sözünü görünce birşeyler demek istedim ben de...

İşte şöyle,

Varlığı ile yokluğu aynı oranda %50 iyi yada %50 kötü duruma sokabilir. Seçim sizin, bir eş edinerek terapiye muhtaç olmak mı ! Bir eş edinmeyerek terapiye muhtaç olmak mı !.. Veya bir eş edinip terapi ihtiyacı yaratıp ondan terapi beklemek mi !? Yoksa bir eş edinmeyip terapi ihtiyacı meydana getirmeyerek birisinden bir beklenti içinde bulunmamak mı   ? Bence, temelinde insan asosyal ve/veya yalnız yaşaması gereken bir türdür ! Fakat, geliştiğini iddia ettiğimiz beynimizin bazı zevkler konusunda aşırıya kaçan bağımlılıkları nedeni ile "sosyal olmak" bir zorunlulukmuş gibi gösterilegelmiştir. En basitinden temek gereksinimlerden birisi "üreme" konusunun hiçbir canlı türünde insanlarda olduğu gibi delilik ötesi abartıldığını göremezsiniz mesela !.. "Sevmek" içinde sonsuz entrikanın döndürüldüğü sosyal bir dolandırıcılık alanıdır. Hiçbir canlı üremek için eşi olacak türdeşini insanlarda olduğu şekilde aldatarak üremeyi hak etmez ! 
Yine bu sebeple hiçbir canlının üreme öncesi eşi olabilecek türdeşlerini sadece anlık zevkleri için aldatıp gecelik ilişkiler yaşamak gibi bir sahtekarlığı yoktur !.. Sözde "korunma", "daha kolay temel ihtiyaçları sağlayabilme" ve "güvenlik" gibi gerekçeler ile sosyalleşmeyi bir çare olarak keşfettiğini zanneden insan türü aslında bu yol ile her an için aralarından birilerinin yapabileceği her türlü sahtekarlık için diğerlerinin bu sahtekarlar için hemen yanı başında avlanabileceği kalabalık olmuşlardır !!! Doğanın yada Yaradanın diğer hiçbir canlıda olduğu gibi insan türüne vermediği renkli tüyler, şahane bir ses ile ötme, akıllara durgunluk veren kur dansları vb. gibi özellikleri olmayan ve hatta çıplakken aslında hiç de öyle çarpıcı albenisi olmayan bu türün hastalıklı beyni türünü koruma ve savunma gerekçeleri ile gelişmiş beynini de türüne karşı kullanır. En basitinden aldatmalarda şantajlar diyelim. Daha gelişmiş hallerinde silahlı, savaşlı ortamlarda insanların yaptığını binyıllardır bildiğimiz rezillikler !.. 
Teknoloji çağında ise bilim ve teknolojinin başdöndüren hızına yetişemediğimizi zannederken aslında insan türü bunu da çok başarılı bir biçimde türüne karşı kullanmayı başarmaktadır. Telefonla dolandırıcılıklar, sanal sosyal ağlardaki gibi ortamlarda aldatmalar, maddi ve manevi dolandırıcılıklar vb. sosyal bir tür olduğu iddia edilen insana ait "olağan" hallerdir. Küme küme bölünerek farklı din, dil, ırk, coğrafya, kültür vb. gibi ayıraçlar ile her bir ayrı kümenin kendisini diğerlerinden üstün gördüğü bu bölük sosyal insan toplulukları kendi içlerinde türlü batakları farklı seviyelerde yaşamaktadırlar. Kimisinde uyuşturucu rezilliği daha yüksek olabilirken kimisinde inançsal dolandırıcılık, bir başkasında ahlaki yozlaşma vb. Bazı temel farkların coğrafi çerçevedeki topluluğun icat ettiği kanunlar sebebi ile daha iyi olduğu söylenebilir. Fakat böyle bir yerde dahi ikili ilişkilerden tutun da bir çok alanda sahtekarlık düzeyinin ne oranda olduğunu pek de net şekilde "Evet, daha iyi" olarak tanımlayamayız. Çünki refah seviyesi = hayatı daha düzgün yaşayabilmek değildir !.. Refah seviyesi insanların sadece temel ihtiyaçlarını ve güvenliğini daha iyi sağlayabilen ortamlar için kullanılır. Tabi detayda farklı bölümler de söylenebilir ama ana yönleri bunlar. 
Peki insan neden böyledir ? Halk arasında "Rahat batması" denen şey aslında hafiften dokunur konuya ama tam değil. Tam olarak ifadesi bu durumun "insanın rahatsız bir canlı" olmasıdır ! :) Öyle büyüktür ki bu rahatsızlığı belki milyonlarca yıl önce evcilleştirdiği ve %100 kendi çıkarına hizmet ettirdiği, varlığını insan varlığına adamış bir çok türü yeri geldiğinde asla onun kadar rezil olamayacağı halde kendi türdeşini aşağılamak için ismen kullanır !!! Köpek der mesela, inek der, öküz der, eşek der... der de der !.. Bir tanesi kadar insanlığa fayda etmiş midir O ise ? Peki insanı bu denli şimartan, ...ünü kaldırtan nedir ?! İlk nedeni hiç anmayalım burada, hepiniz direk bunu bilmişsinizdir herhalde. Bana göre en önemli sebeplerden birisi de hafızasıdır !.. Fakat, hafızası da o denli sapık işlemektedir ki örneğin yaşam alanını işgal ettiği bir dağ arslanı ondan birisine saldırdığında hafızası sayesinde bu türe karşı savaş açar ve soyunu tüketebilir. Sanki Yaratıcı Dünya'daki ona el pençe hizmet etmeyecek olan diğer tüm canlıları insan uğraşsın, iş olsun, sıkılmasın, bunları temizlesin diye yaratmış ! :) Dolayısı ile hafızası intikam ve kine o denli açık bir ceptir ki dolup taşmak bilmez, bitmez. Kendi türüne mensup birey, topluluk ve hatta ülkelere kadar büyüyebilecek kin-nefret hafızaları olabilir insan türünün. Not : Bakınız istediğiniz kadar yakın ve uzak tarih ! :) 

Şimdi size birisi diyecek ki bu türden birisi ile anlaşırsanız hayatınız cennete döner, harika olur ;) Sosyalleşin, üreyin !.. Önce 2'li olun, peşi sıra 3,4,5... derken dede-nene vs. 
Bir örnek... Delikanlı ve kız evlenecekler... sosyalleşmenin türlü evrimlerini geçirmiş günümüz toplumlarında bu süreçte 1001 türlü saçma kural ve detay vardır. Örneğin evlenen çiftlerin bu durumu görmemişliğin imkanlar dahilinde zirvelerine ulaşması için gösterecekleri çaba sosyal çevre tarafından memnuniyet ile, sayğı ile, eğlenilerek, hatta çevre tarafından da geline ve damada direk para takmak gibi rezil bir davranış ile onore edilmektedir :) Kabul edilir mantığı da "E düğün yapalım, davetlilerden masrafını çıkartırız" hatta nicesinin masrafı çıkartmaktan öte bu olayı kar ile kapattığı da bilinir. Vah zavallı güvercin, erkeği guk gu gurrr guk gu gurrr yaparak dişinin etrafında boğazını şişire şişire kaç gün dolansın, yaptıklar 2 dakikalık bir çiftleşme ve 2 yumurta !.. Ne rezil, ne değersiz, ne şerefsiz, inançsız vs. vb. en kötü varlıklar bu güvercinler !!! Ölsünler ya şuracıkta hemen aaa ! Kültürsüz, eğitimsiz, cahil güvercinler işte. Hem zaten bana ne yumurta verir, ne eti bir şeye benzer, aa yettiler gerçekten de soyunu kurutmak lazım bu güvercinlerin !.. Ne ise, onca rezillikten birkaç yıl sonra bu delikanlı ve genç kızımız anlaşamaz falan. Derken boşuna mı delikanlı dedik sandınız ? ! Herif çeker bıçağı doğrar 3 çocuğununu anasını sokak ortasında. Çıkartırlar kanun karşısına, yaratık "namusum" der makam hafifletici neden sayar, 10 yıl yatmaz, çıkar ve çıktıktan sonra öldürmeye devam eder !.. Hafızasının dolmak bilmez bir kapasitede kin ve nefret alabildiğini söylemiştik. 
Öyle görünüyor ki bütün bu sosyalleşme sürecini yaratanlar tahminim minimum 2 süper rahatsızdır. Bunlar sürekli birbirini her türlü aldatmaktan dolayı bir gün "E yeter artık" dememişler mühakkak, doyabileceği bir şey değil çünki !.. Olay sıkılma safhasına varmış "Ulen hep sana atlıyorum, bir de sırf aldatayım diye olmayan birilerini hayal ediyorum, hayalimde onlara atlıyorum" :) Karşıdan da aynı tepki gelince "Gel bir şu mağardan çıkalım, belki başka deliklerde delikli deliksiz bizim gibi sıkılmış rahatsızlar vardır" demiş olabilirler ;)
Koca bir parantesi kapatalım ve şöyle de bir bakalım,
Görüleceği üzere insanın sosyalliği kullanabilenler için bir hazinedir. Her türlü sosyalleşmeden bu durumdan faydalanmasını bilen bir azınlık kendisine türlü şekillerde büyük faydalar sağlamaktadır. Bunun yanı sıra sosyal çoğunluk ise kullanılmakta, sömürülmekte, mağdur edilmektedir ! Buna rağmen çoğunluğa verilen en temel dürtülerden "korku" sayesinde azınlığın çoğunluğu sömürüsü daimi kılınır !.. Her türlü inançsal, kültürel, sosyal ve hatta kanuni kural sömürülecek çoğunluk için "Bakın sizi koruyoruz" diye bağıran dev hoparlörler gibilerdir. O ise yaptıkları sadece kuru gürültüdür !!! Sadece kümeste yada ahırda yumurtanız-sütünüz-etiniz-canınız ne zaman sıra size gelecek ise o zamana kadar kendinizi en iyi biçimde besleyip hazır etmeniz için size söylenen bir ninnidir bu ve UYURSUNUZ ! UYUYORSUNUZ !.. 

Devam... 
Peki çözüm ?! şeklinde bir soru getirir isek...
 
çözümü konusunda kendimce birkaç yol düşündüm ama bunlar günümüzde insan toplulukları için çok acayip gelecektir. Fakat, tahminime göre en az 2 nesil sonra, en çok 100 sene sonrasında koşullar ya düşündüğüm şekillere benzer biçime getirilecek yada insanlar bazı ciddi mecburiyetler karşısında tahminlerime benzer yollara yönelecek. Günümüzde aile sistem için yetişkin bireylerin sistemin kölesi, bir minik çarkı olması için kullanılan temel birim durumundadır. Çocuk yapmış olan kocaman yetişkinlerin yapmamış olanları 5-6 yaşlarındaki çocuklar gibi (şişko, 4 göz, sırık, sıska, çilli, çöp adam vb.) aşağılamalarına herhalde hepimiz defalarca şahit olmuşuzdur. Yani en basitinden okul eğitimi almış, çocukluk, blu, gençlik çağlarını geçmiş olgun insan bile aslında bu 5 yaşında çocuk seviyesinde karakterde olabiliyor. Tıpkı bu biçimde insanların fiziksel farkları ile alay edip, hor görüp, aşağılayabiliyorlar. Öte yandan sistemin sömüremediği insanları nasıl çöp gibi umursamadığı, açlıktan yok olup, kokuşup-çürüyerek yok oluşlarını onlarca yıldır seyreyleriz ! Örnek Afrika'da çocukların durumu. İnsan sosyalleşmesi öyle de bencildir ki işte ırkçılık ve hatta kan davası temeli gizlice altında yatmaktadır. Üreyemediği için aşağılanan, hor görülen bir adam ve kadın açlıktan ölmesi muhtemel çocuğun bakımını üstlense dahi "Kendi çocuğu değil" düşüncesi ile bu kişiler halen aşağıda görülür !.. Bu ve benzer detaylara bakılacak olunur ise "üreme" sosyal toplumda insan ırkının devamı ve ilerlemesi temelinden de uzaklaşmıştır aslında. Üremeyi insan sapkın yollarına ulaşmak için bir araç durumuna getirmiştir. Bir örnek de belki günümüzde çok olmasa da işte aile serveti dağılmasın, ele gitmesin diye akraba evlilikleridir. Sonucunda da çeşitli engelli nesillere ulaşılacağı bilinmesine rağmen önemli olanın "insanlık" olmadığı açıktır. Bu dediklerimi de sadece yurdum sınırları içinde olarak söylemediğimi belirteyim. Mesela anımsadığım kadarı ile kimi yabancı kraliyet ailelerinde zamanında benzer evlilikler ile üreme yapılmış ve engelli nesiller olmuş. Sanırım bizdeki en bilindik vakalardan biri büyük bir holdingimizin sahibinin çocuğunun durumu örnek verilebilir. İşte tam da bu noktada inanç yeri geldiğinde o biçim işlevsel ve kullanışlı oluverir ki !.. Afrikalı açların fotoğraflarını paylaşıp "Halinize şükredin" diyerek başkasının acısından kendimize mutluluk payı çıkartmamız bile mümkün olabilir !!! Veya "Onlar için dua ediyoruz" ;) Günümüzde bir çokları için gösteri şeklini alan HAC olayında birçok kurbanın leş olarak heba edildiği bilgisine de ulaşabilirsiniz mesela. Burada yanlış anlaşılmamak için belirtmek isterim ki bu örnek dinimiz ile ilgili herhangi negatif bir bilgi vermek için kullanılmadı. Hepimizin kabul edeceği üzere inancının gereklerini en doğru şekilde yerine getirme çabasında olan nice insan da vardır. Fakat, işte sosyalliğin dolayısı ile çoğunluğun hareket yönüne kapılıp istemediğiniz bir yönde ilerleyip istemediğiniz bir konuma gelebilirsiniz. Buna da biraz eğlenceli bir örnek olarak şunu verebiliriz sanırım. Hani çok kalabalık bir durağa otobüs gelir de kendinizi kalabalığın içine bırakırsınız ve döne döne kalabalık sizi otobüsün içine taşıyıverir. Bilmem hiç başınıza geldi mi ama ben birçok kez yaşadım. Hatta öyle bir an gelir ki bu sosyal yapının gittiği yönü beğenmeyip o otobüsten inmek isteseniz de bu işin çok zor olduğunu da bizzat yaşadım. Birkaç kez ineceğim durağı kaçırdığım olmuştur.

Günümüzde bilim genetik olarak hepimizin kökenini bulabilmektedir. 


Nasıl, ne kadar dar görüşlü ırkçılar olduğumuza dair bir kanıtı da sizlerle paylaşayım...  Göreceğiniz üzere aslında hepimiz aynı köklere bağlı olmamıza rağmen yine de çok yüksek oranda insan çiftleri garip bir ırkçılık sebebi ile tüp bebek, yapay rahim vb. gibi yöntemler ile ille de kendilerinin sperm ve yumurtalarından oluşmuş bir çocuk için büyük masraflar yapmaktadırlar. Elbette ki sistem bu ırkçı yetişkinleri de sömürmek için ellerini ovuşturarak beklemektedir ! Bu iki ırkçı anne-baba adayı sosyal çevrenin kendilerine aşıladığı ırkçı temeller ile sisteme kendilerini kurban ederlerken mevcut uzaktaki türdeşlerinin sistem tarafından çöpe atılmasına destek verirler !!! O ise doğurulmuş ve kötü şartlarda yaşamak zorunda olan nice çocuktan kan, gen,ırk vb. olarak hiçbir farkımız yoktur !.. Yani eğitimli, büyümüş, olgun, aklı başında diyebileceğimiz insanlar ve hatta sorsanız ırkçılıktan nefret ettiklerini ifade edeceklerinden emin olduklarım bunun ne olduğunu dahi idrak edememiş olarak ırkçılık yapmaktadırlar aslında !.. İşte size bunu yapan sosyalleşmenizdir, en temelinde de en küçük sosyal yaşam birimi ailedir !.. Eminim sizler de şu gerçeği izleyip bittiğinde dahi yine de kendi vücut kimyasallarınız ile meydana gelecek bir çocuk istemeye devam edeceksinizdir :) "İnsan" ın bir tek kimyasal bir organik yapıdan ibaret et parçası olmadığına sığınacaksınız. Hatta nice türlü gerekçeler bulabileceksiniz. Yeri geldiğinde inancınızı bile buna alet edebileceksiniz ! Örnek her bedene ruh üflendiğini, her ruhun farklı olduğu çok kullanışlı olacak bir ırkçılık dayanağınız olabilir. Fakat hiçbir ruhun özellikle "kötü" yada "iyi" olarak üflendiğine dair bir kanıtımız yoktur diye biliyorum.
 

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Kaç han kaçana... Hanlar size canlar size...

Hayat kaçırdı beni !.. Adam bile değildim henüz ki "Adam kaçırma" vakası dahi olamamıştım. Bir çocuk kaçırıldı ve bir çocuk kaçtı !..

Yaşı kaçtı ! ?
 
Ben de anımsamam ya, saymayı bile bilmezken... Sen bulur isen ölç bendeki çocuğun yaşını... Her niye ise o da ? Aklı yaşında değildi ki hiç oysa...
 
Can verdi !.. Can vardı... Can KAÇTI !?
 
Ad verdi, adaydı, adımdı "ÇOCUK" !..
 
Hayat dadandı bir çocuk yüreğine ! Kim mi yaptı ?!
 
Utanmadan bir de ha !..
 
Bu bir ihbardır  ;)  İhbar ediyorum sizi...
 
Tabi ya, kime ? O kaçırıldığım, kaçtığım yerlerde var ya bir ben amma işte sen nereden bileceeen...

Uykumdu kaçan, amma bendim uykumda kaçan.

Sen yapınca bu Dünya'yı ateşler saçan...

Bugünlerde değil elbet amma bir gün elbet sorar bu can. 

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Türk kahvesi Türkiye üretimi kahve çekirdeği midir ? Bilginiz olsun diye...


"Türk kahvesi" denince Türkiye üretimi kahve çekirdeğinden falan sananlar olabilir belki !.. 
 
Buradan da bakınız : http://chartsbin.com/view/40147
 
 
Şaşıran çok olmuş da paylaşayım dedim.

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Büyüklük ve/veya çoğunluk ile övünmemek gerek

Volkswagen'in araçların egzoz emisyon değerleriyle oynadığı gerekçesiyle ABD'de yaklaşık 15 milyar dolar cezaya çarptırıldığını herhalde duymayanınız kalmamıştır. Şimdi bir de Almanya'da ceza geliyormuş. Bu bir araba üreticisi ama değil mi ?

Samsung ve LG idi sanırım yıllar önce LCD panel fiyatlarını anlaşmalı olarak yüksek tutarak piyasada fiyat şişirmesi yapmış ve haksız kazanç elde etmişlerdi. Tabi bu nedenle de ceza almışlardı.

Daha çok duyulan ve bilinen ise iPhone patent sebepli Apple'ın Samsung'a açtığı davada kazanması ve Samsung'un 1 milyon euro cezayı Apple'e ödemesidir sanırım.

Bunlar benim zaman içinde rast geldiğim birkaç örnektir. Kasıtlı bir markayı göstermek amacım yok. Asıl amacım büyüklüğün getirdiği kirlenmeyi göstermek. Toplumun birey-birey kendi destekleri ile yarattıkları devler büyüklükleri içinde türlü kirli yollara da sapabiliyorlar. Bu sadece bu alanda, elektronik malzeme üreten markalarda olmuyor elbette.