16 Ağustos 2017 Çarşamba

Baba olmak - Part taym e lavır :)

Ben bu 1 tek çocuktan çok şey öğrendim annem-babamın neler yaşamış olabileceklerine dair !.. Ha bu çıkarımlarımın hiçbirisi pozitif şeyler de olmadı tabi ! Yani geleceğin de bence hiç parlak olmayacağına dair epeyce güçlü kanıtlarım var !.. Ben bir de bunun üstüne çok da güçlü olmayan duygusal yön mü diyim bağ mı diyim sana işte onu koyuyorum kendime özel. Çünki, ben 35 yaşımda evlendim. Aslında evlenmeyi de asla düşünmüyordum. Benim başımı yakan hatundur. Peşimi bırakmadı :) yoksa ben hanımla 3 ay kadar konuştum ve benim için bitmişti. Çünki uzun uzadıya konuşup bir şeyler hissedip-hissettirip insanların vaktini-zamanını çalmayayım düşüncesindeydim. Hatta ki işte sırf bu nedenle (tabi tek neden bu değil) hep uzaklardan birileri ile görüşmeyi tercih ettim. Hem uzak olunca işte sürekli-sık ve yüzyüze görüşme, yakın olma vs. da olamayacağından her 2 taraf için de muhabbet bir ilişkiye dönüşür ise sürdürmek zor olur ve aşk-meşk olayı ya olmaz yada olsa da fazla süremez diye düşünüyordum. Tabi bir diğer nedeni de benim yaşadığım hayat, işte çevre, o evlenmeden evvelki son dönem olaylar vs. Bir nevi kader ağlarını örmüş benim bunları yaşamam için sanki. Bir nevi test aslında bir açıdan da bakınca. Ne ise işte biz bir de oturduk ciddi ciddi bizim sonumuz ne olur ne diye aşk-meşk olayına giriyoruz ki biz diye konuştuk. E ben 35, hanım 33 yaşına gelmişiz, az değil geçmişiz birkaç felek çemberinden hani. Daha ilk kez kalbi pırpır etmiş kimseler değiliz. Benim en azından kendi adıma söyleyebileceğim bir "yaş tahta" olayı 35 yaş nedeni ile çocukluk dönemime ait bir çok detayı unutmuş yada unutmak istercesine anımsamamak üzere derinlere gömmüş olmammış. Bu anıları çocuğum olduğundan itibaren gün gün çatııır çatır anımsamaya başladım. Kimi zamanlarda resmen korkunç şeyler anımsadığım da oluyordu ! Evet, mesela ortalıkta unutulan ilaçları mama gibi komple yemen ve bunu ancak sen komaya girince görüp-farkeden anne-baba ile hastaneye taşınman. Ağabeyim bildiğin gaz lambasının gazını içmişti !.. Kardeşim 5 yaş ufaktır mesela onun bebekliğine ait anılarım çok daha nettir. İlk yürüme anları, kaç kere tepesi üstü yere çakılmaları, kendimden ilk okula başladığım zamandan tut tüm okul hayatım boyunca safkan sorun olan bir eğitim hayatım :) vb. milyonlarca ürkünç anı diyim ben sana. Şu an beni avutan tek bir şey var, sığınabildiğim tek şey 1 çocuğumuzun olması ! 

Mesela hiç düşündünüz mü bilmem... Neden aile olmak-kurmak istersiniz ? İlk akla gelen birkaç nedeni çok feci bence. Şöyle ki...
1. Neslin devamı ki bu aslında insan türü diye düşünmeyiz biz, bizim için soy, bir nevi işte ne ise senin sülalenin devamı gibidir. Soy adım devam etsin gibi ırkçılıktan bile daha anlamsız bir gerekçe :)
2. En içten hayvani duygularım ile üreme çağımda ben de neden yapmayayım ki ama !.. E tabi bunu yaparken de içinde bulunduğun toplumun kurallarına uymak zorundasın. Bak buna dikkatini çekmek isterim. Bir çoğunluğun sürdürdüğü ve genellikle de hiç sorup-sorgulamadan eskiler böyle yapmış diye kabul ettiği bir yazılı olmayan sosyal kurallar, bir çevre kalıbı, bir sınırlamalar bölgesine girmek. Öte yandan da bizlerin en ilerisi bile zanneder ki işte çift olarak biz eşler son derece özgür iradelerimiz ile birbirimizi tercih ettik :) He canım, onca kurallar altına girmeyi kabul ediyorsunuz amma o biçim de özgürsünüz ! Ben de Obama'yım ama Barracksız, onun bi kardeşi vardı ya O'yum işte :)
3. Kişisel yavşaklığımız, kibirimiz !.. Evet, olabilir... Hiç aklından geçmedi mi ? Mesela işte anne-babanın sen büyürken yaşam sürecin boyunca görmüş olduğun hataları. Bu hatalardan dersler çıkartman ve "Ben baba olur isem şunu-şunu-şunu yapmayacağım, şunu şöyle, bunu böyle yapacağım... Ben evladıma şöyle yapacağım..."  :) E be uyanık, senin şunun şurasında ömrün 35 yıllık, insan denen canlı türü yer yüzünde 40 bin mi - 50 bin yıl mı nedir üreyip aynı hikayeyi kendisine anlatıp da aynı haltları yiyip duruyor !!! Tamam hadi 40.000 yılı da aynı değildi de hiç olmaz ise belki 2 nesil geçmişine falan şahitsindir. E bundan da 1 daha gerisini de anlatılan hikayelerden bilirsin. Yani deden-toruna birşeyin pek de değişmediğini... Elbette kişilerin huyu-suyu vb. gibi şeylerde değişiklikler vardır ama genel olarak insan-aile-toplum-çocuk-anne ve baba olayı hiç öyle büyük değişimler göstermez. Hele bir de bunların sosyo-ekonomik olarak toplumsal katmanı da aynı çerçevede kalıyor ise çok daha benzerlik gösterir. Mesela kimisi için bekaret tapınağı vardır bu sosyo ekonomik sınıf katmanlarında ama kimisi için ise sanki o ülke, o toplum, o millet ve hatta o dinden değilmişcesine onun kabul etmek zorunda olduğu milyonlarca toplumsal kural yoktur !.. Adam(ve kadın, özellikle de kadın) sanki bu Yunan mitolojisindeki Tanrı'lar gibi yaşarlar. Onlara hiçbir kural işlemez bize işleyen !!!  Neden özellikle de kadın dedim ? Bakıyorsun mesela senin komşu kızı eğer ki bir erkek ile bir yerde görülsün !!! Eğer ki bunun o çevre kuralları dahilinde bir ön sözleşmesi yok ise o kızın dedikodusu "oropzu" olmasından dinen aforoz (ne ise bizde yok öyle bir şey ama işte lafta yok, a şey pardon uygulamada yok, lafta bal gibi de var) edilmesine falan varır. Fakat işte bu Eros bu çocuğu Tanrımsı toplum katmanındaki kadın/kız en çapkın benim diyen erkek kadar ilişki yaşar ama bu bizim toplum seviyesinden insanlar bile "oropsu" ediverdikleri komşularının kızına öldüresiye nefret ile bakarken bu Eros bu çocuğu tanrıcık kıza sevgi ile bakarlar !.. Üstelik komşu kızını sadece 1 erkekle o da yolda konuşurken görmüşüzdür. Bu Eros bu çocuğu tanrıcık kızı bilmem kaç tane ile bilmem nerelerde bikinilisinden tut da, sarmaşing çok feci dolaşing poziyonlarda defalarca görmüşüzdür ! Yetmez, birlikte tatillere gitmişlerdir, aynı evlerde-odalarda kalmışlardır bilmem kaçıncı sevgilileri ile haa... Demem o ki bu seviyedeki seviyesizler böyle de adi ve yavşaktırlar. Bunlara göre maddi bakımdan üst seviyelerdekilere dedikoduları vs. her türlü güçleri hiçbir etki edemeyeceğini çok iyi bildiklerinden "E napak bari biz de bunları sevek leyn" diye mi bakıyorlar nedir ! Fakat komşunun kızına gelince biz mahalle baskısı, kendi kurallarımız çerçevesinde, kendi sürüngen toplum seviyemizde istesek bu kızı öz kardeşine veya babasına, evlendiyse de eğer kocasına veya öz oğluna öldürtürüz bile oooğlum sen ne diyon !!! 


BAKINIZ : http://kadincinayetleri.org

Ha bir yandan da mesela kimsiniz efendim ? Diyelim kiee siz hani şu son birkaç yılda iyice de toplumsal güdükleşmenin, e şeyy kütükleşmenin, yok bu da değildi... toplumsal kutuplaşmanın taraflarından "i like to move it move it" laik, Atatürkçü, aydın (peh peeeh uçuyoruz tabi kendimize gelince böyle) tarafsınız. Kutbun zıttındakiler için zannediliyor ki siz şu Eros bu çocuğu tanrıcık kız/kadın gibi yaşıyor-yaşatılıyor. Yok öyle bir şey ki... Gayet iyi biliyorum, ben o laik toplum kurallarının genelinin hakim olduğu bir çevrede "erkek" eleman olarak büyüdüm. Yok öyle önüne gelen kızla yatıyorsun da her yere gidip kapanıyorsun da vs. falan da filan. Yani o kutuptakiler zaten hep sapıklar da bu konuda da çok feci sapkın bir bakış açısı ile bakıyorlar yıllardan beridir. Aman ne ise bu konuya da çok saplanmayalım. Ne de olsa bu da sürünün uydurduğu ve sırf insana yaşamı zıkkım etmek için kullanılan sürü-ngen kitlenin araçlarından birisi !!! Amman yanlış anlaşılmasın, kutubun öteki tarafı için de farklı kurallar aynı amaçlar ile kullanılmak üzere vardır çünki. Kullanılan araçlar farklı gibi görünse de aslında araçlar bile aynı olup farklı adlar takılmıştır ama bu araçlar ile kitlelere uygulanan şekilcilik, baskı ve zulüm çok benzeşir. Fakat ufak gibi görülen ama çok büyük bir fark yaratma potansiyeli olan bir fark var. O da açıklık ! Ne !!! Ne imiş o "açık" olan ?! Açık olan şu, ilişkilerin sosyal baskı sebebi ile gizlenerek ve saklanarak, olabilecek en küçük çevreler içinde yaşanmasına çaba gösterilmesine karşın açıklığın değerli görüldüğü bir sosyal ortamda kadının yada kızın(demek zorunda olmam da ne feci ya) erkek ile ilişkisini cümle aleme gösterebilmesi. Bu ne kazandırır bireylere, ailelere ve de o topluma ? Öncelikle toplumun elinden iğrenç ve rezil dedikodu yapabilme pisliğini alırsınız ! Çünki önce ilişkiyi yaşayanlar zaten bunu açıkca göstermektedir ki sonra aileleri de bilmektedirler ki buna rağmen eğer iğrenç ve rezil karakterliler dedikodu yapmaya kakışırlar ise yaptıklarının ne olduğu da açıkca böyle bir toplumda görülecektir !.. Öteki türlü küçük küçük kapalı-dar çevrelerde kalan ilişkilerin yaşanabildiği topluluklarda ise çok feci rezillikler çok rahatça çoğalabilmektedirler. Çünki, mesela, işte biri ile ilişki öncelikle o 2 kişi arasında gizli-saklı tutulmaya çalışılır. Sonra illa ki gizlenemez bu 2 kişinin çevrelerinden birileri yakalar, bunların türlü şantajlarına boyun eğmek zorunda kalınabilinir ! Enn ama en basitinden birinden hoşlandığı veya biri ile konuştuğu yakalanan kızın kız kardeşi dahi öyle bir toplumda minicik görülebilecek türlü şantajlar yapabilir !.. Bu da kardeş de olsalar, aile de olsalar 2 insan arasında rezil birtakım ilişkiler süreci yaratabilir.Hatta ve hatta açıklık eğer daha iyi kullanılabilse tercih eden topluluk tarafından bugün özellikle de erkek egemen toplumumuzda kadının özellikle erkek açısından cinsel ihtiyaç için kullanılan bir "şey" olmasının da önüne geçilebilir. Çünki açık ilişkilerde toplumun da gayet açıkca görebileceği üzere ilişkide ne türden olur ise olsun bir insanlık dışı muamele, adilik veya aldatma yapan olur ise bunu yapan toplum tarafından da bilinir. Topluluk karşısında rezil olan kişide gayet mümkündür karakter de yoktur, umursamayabilir amma topluluktaki bireyler için "ne mal olduğu ortaya çıkmış" olduğundan o kişi o çevrede ya barınamaz yada var ise yolu kusurunu düzeltmek zorunda kalır. Bunun olduğunu, yaşandığını gören topluluk üyeleri aynı durumda olmak istemeyeceklerinden de insanlar kadın/erkek, kadın ise kullanılacak bir ihtiyaç giderici, erkek ise çapkındır helaldir vb. rezillikler ile değil de "insan" olmanın güzelliğini, önemini ve değerini görürler.Tabi bir de çok önemli bir iskelet seviyesi var bu toplumsal oluşumun o da yapının minimum ayağında ailede anne-baba-çocuk ilişkisinde hiç kimsenin hiç kimsenin toplumun yapısını yıkabilecek hataları sırf aRH+ gibi saçma bir kan bağı sebebi ile affedilir görüp koruyucu davranmamasıdır. Benim hayatım boyunca gördüğüm kişilerin en saçma hatalarının defalarca tekrar edebilmelerindeki en büyük etken budur. Anne-babanın kusurlarına rağmen diyerek, evladımdır diyerek toplumu dinamitleyen kusurlarını görmezden gelmeleri veya işte "Benim oğlum çapkındır" gibisinden apaçıkca "cinsel sapkınlık" olan bir ruh hastalığını hoş görebilemeleridir !!! Oh ne ala "Benim oğlum çapkın" ama n'aapsın diye vatandaşın uyanamamış 5-10 kızı onun sapkın eğlencesi olsun !.. Ana - Baba, insan ol insan !.. Bir seninki "evlat" da ötekilerinki hep mi, sadece mi "kötü" ?!

Mutluluk nedir diye düşününce bazen "çok şey bilmemektir" gibiymiş geliyor bana. Galiba böyle bir laf da var mutluluk cehalettir gibi bir laf. Sanırım hani neden, niçin, nasıl diye sorgulamazsan hayatı ve hep önüne konulanı en az itiraz ile olduğu gibi kabul ederek yaşarsan mutlu olunuyor. Fakat o ne biçim bir cehalettir ki mesela ben sistemin ve toplumun bana dayattıklarını çocuğum yaşamasın isterim. Nasıl "Evlatlarım için canım feda" diyen milyonlarca anne-baba bugün sistemin kendi hayatlarını çalmasına ses etmediği gibi bir de evlatlarınınkini sisteme kurban etmeyi üstün başarı olarak görüp evlatlarına da böyle gösterip bir de ömür boyunca evlatlarını manevi yönden asla geri ödeyemeyecekleri ana-babaya borç altına sokuyorlar ! Bizim toplumumuzda insanlık çok acayip üstadım. Bizde evlat bir sorundur, öyle görülür, anne baba ise o sorunu çözmek için ömrünü feda etmiş kutsal kişiler olurlar. Öyle ya "Babaya öf denilmez" ve "Cennet anaların ayakları altındadır" !.. Sen nesin bir evlat olarak peki ? Sana bir hayat biçmiş olan ve bu hayatı yaşaman için başına getirdiği bu 2 askerin emirlerini yerine getirmekle yükümlü olan boş bir kutu gibisin. Eğer içinde bulunduğun toplumun işleyiş sistemine uymaz isen türlü irili-ufaklı kötü sıfatlarla yaftalanırsın. Şimdi ne eşlere ne de çocuklara herhangi negatif bir şey de yükleyemiyorum işte bu nedenlerle. Benim gördüğüm olay insanın birazcık dahi uyanabileninin kendi neslinin sürecinde çok geç bir evrede uyanabilmesinden dolayı insan türü sosyal yaşantı olarak felaket yavaş bir ilerleme gösteriyor. Hatta belki de ilerleyemiyor, çünki bu çok geç uyanışa kadar geçen süreçte harcanan vakit ilerleme ile kıyaslandığında gerilemeyi daha çok yaptığımıza işaret ediyor. Böyle olduğu için zaten teknoloji, bilim, tıp vs. alanlarda ne kadar çok bilgilenmiş olsak da süreklü mutsuz ve yalnızlaşan bir insan neslini görüyoruz özellikle son 3 neslini iyi bildiğimizi düşünerek. Hele ki bizim topluma bakarsak dehşet bir örnek teşkil ediyoruz bu konuda. Son yıllarda sistemin özellikle eğitim başta olmak üzere her alanda kötüye gitmesi, cehaletin toplum nazarında "ama samimi, içten, bizden biri" şeklinde algılanarak bilen, bilgilendiren, aydının terslenerek halktan uzaklaştırılması ile battıkça batıyoruz gibi görünüyor.

















6 Ağustos 2017 Pazar

Bir ağacın ettiğini edemez ama ağaç düşmanlığında bayrak yarışında 1 numara

Aslında oturup bir gün seyir etseler, o kadar açıkca görebilirler ki ağacın etkisini. 

Mesela tarlanın ortasında tek başına duran 1 adet ağaç sabahtan akşama kadar çevresi boyunca Güneş'ten faydalanıp oksijen üretirken bir de meyva da verebilmek gibi bir yeteneğe sahip. Fotosentez yaparak da karbondioksiti oksijene çeviriyor !.. Dolayısı ile çokca gördüğümüz insanların bir çoğundan çok ama çok daha fazla Dünya'ya ve insanlığa faydası vardır 1 tek ağacın. Tabi 3 çocuk üretin en az siz yine de. 3 tane sistem esiri, onlar esir olmadan evvel de büyüme süreçlerinde sizi sistemin kölesi etsinler tabi. Böylece en azından 2 nesillik insan ömürlerini sistem için kurban edin ! Bu yaşam süreçlerinde de tabi yaşam için barınak vs. derken daha nice ağaç katliamı da yapılır. Yakındır hayatta iken, ölmeden yer altına sığınıp ölmüş gibi yer altı tünelleri ve deliklerinde yaşamak zorunda kalması insanlığın. Benim tahminim torunlarımız böyle bir durumla karşı karşıya kalabilirler.

Ağaç konusuna dönelim. Çevreye ve haliyle bize faydaları bu kadar mı peki ? 
Hayır, o ağaç yine gün boyu Güneş olduğu sürece çevresi kadar alanı gölge yaparak yerin ısınmasına da engel oluyor !.. Ben bunu yaşayarak da görüyorum. 3 katlı evin 1'inci katına bahçedeki ağaçlar sabah 10'a kadar gölge yapıyorlar. Buna karşın 3'üncü kat ise sabah 06'dan başlayarak Güneş ışınları ile ısınmaya başlıyor. Sadece doğu yönünden 4 saat fazladan kızdırılan bir dairenin bir de batı yönünden 3-4 saat fazladan kızdırıldığını düşünün ! Haliyle 3'üncü katta klima bile fayda etmezken, 1'inci katta klimasızken bile daha serin. 

Peki bu zeki olduğunu iddia eden canlı türü ne diyor ? 
"E teknoloji ilerledi, paramız oldu kat kat evler diktik, arabalarımız var zarıl zurul fosil yakarız... N'olcak canım klima alırız tamam" ! 

Hepsi için ekstra ve sürekli bedeli artan şekilde para ödeyerek hem sisteme gittikçe daha bağımlı köleler olunuyor ve hem de buna karşın huzur-konfor-sağlık vs. gibi şeyler her geçen gün daha da kaybediliyor !!! Akıla bak, düşünebilen canlının yaptığına bak, zekaya bak Bizim kadar "İyi" düşünemediğini iddia ettiğimiz tüm canlıların hiçbirisi bu denli saçmalık içinde yaşamlarını çar-çur etmiyorlar.

Günümüzde bir ağacın verdiği yararı vermeyen ama ağaç düşmanlığında bayrak yarışında 1 numara olan nice insan mevcut. Bunlar direk eline testereyi, baltayı alıp ağaç kesenveya ateşi alıp orman yakanlar değil. Bunlar betonlaşmayı dolaylı yollardan destekleyen herkes. Bunlar acayip bir biçimde üretmeden para döngüsü ile ellerine para geçirmeyi bilen kimi kurnazların daha çok ve daha lüks arabalar alıp fosil yakıt tüketimini sadece Dünya'yı kirletmekle geçirdikleri bir yaşam sürecinde pislikten başka bir şey üretmeyenler !.. 

Bence bir bina inşaatı  ruhsatı verilirken metrekaresine göre bir kanun olmalı ve metrekare başına 1 adet gösterilen bir bölgeye ağaç dikilmesi kanunu olmalı.

25 Haziran 2017 Pazar

Beyin dediğini dinlersen...

" Bilim adamları 650 milion yıldır dünyanın sakini olan deniz anasının bu başarısını beyni olmayışına bağlıyormuş..."

*Alıntı kısmı bu kadardı, şimdi söz bende*
 - 
Bunun gerçek hikayesini ben size anlatayım...

Evrim sürecinde aslında bir dönemde insan türü beyinsizdi. Beyin tek başına farklı bir organizmaydı. Çevre koşulları zorlaşmaya başladığında, Dina-zor gelen beyine çok daha zor gelecektir elbette ki koruyucu bir kabuğu olmadığında. Beyin de bir kabuk arayışına girdi acilen ve etrafta gördüğü o çağda halen beyinsiz kalabilmeyi başarmış canlı türü olan "insan" türüne rastladı. Normalde "Bu organizmayı işgal etmiş olan bir beyin vardır kesin, şimdi onunla savaşmam gerekecek, haydi bismillah" diyerek insan beynine doğru ilerledi. Tabi mikro organizma bazında gerçekleşen bu ilerleyiş biraz zaman aldı. Bu yolculuğu esnasında da bünyedeki hücrelerin beyinsiz bir biçimde başıboş ve tümüyle bir kendini harcama şeklinde işleyişine bizzat tanık oldu. Kafa tası makamına geldiğinde bütün ölümcül silahları ile içeri girmişti ki o da ne burası boş !

Bu tür yalnız değildi... Bizim beyin ele geçirdiği insan bedeni ile hemen kendü türündekileri aradı, onlara bu yeni koruyucu kalkan yaşam alanını gösterdi. Onlar da insan denen türün boş tasına akın ettiler.

Günümüzde bu olayı çok farklı biçimde ifade ederler ama temelde aynı vakadır. "Allah akıl dağıtırken sen neredeydin" derler ya, işte bu ifadenin altında yatan tarihi gerçek budur.




Hikayenin devamında bünyeye yerleşen bu yeni organizmayı kabul etmeyen ve baş kaldıran (yoksa başka türlü mü tabir ediliyordu) bağzı "organ"izmalar da olmuş zaman içerisinde. Mesela bu vücudun müdürü benim diyen bildiğiniz oturma grubumuz. Çift yanaklı, kimi zaman gamzeli Çoğu zaman gök gürültülü ve parçalı bulutlu 💩 bir havası olsa da o gülünce bütün bünyenin de güldüğü herkesçe defalarca tecrübe edilmiştir  

1 Şubat 2017 Çarşamba

Yer altı kaynaklarımız - Mağduryum !..





Benim gördüğüm bir durum var... Toplumda yer edindiriyor çünki. Sürekli mağdur olarak ilgi odağı oluyorsun. Çevren de seni dikkatle dinliyor, hatta işte bu sosyal ağda da zaman zaman gördüüğümüz gibi hani Afrika'lı açlıktan ölmesine son saniyeleri kalmışın fotosunu paylaşıp altına "Halimize şükür" derler ya. İşte onun canlı ve anlık olarak yaşanmasını sağlıyor. Hatta bu durum toplumumuzda o kadar değer verilen bişi ki bakın yönetenler de sürekli mağdur ayaklarına yatarak kutu kutu pense. Nerde bu Safinaz'ın pabucu, pabucunun kutusu ?

Sonra,
Mutluluk gerçekten de değerli bir şey değildir ! Nerden mi çıkartıyorum ? Bakınız örnek yine buradan... Bir çok kez rastladım, siz de rastlamışsınızdır "Face'de hep mutlu, gülümseyen, eğlenceli vb. fotolarını paylaşıyorlar. Sanırsın ki hayat hep öyle geçiyor. Değil" gibi paylaşımlar da vardır. Yani mutluluk bi inandırıcı da değildir. İnanmak istemez insanlar başkalarının gerçekten de o kardeki veya videodaki an yada sürecikte dahi gerçekten mutlu olabildiklerine :) Yavşaktırız çünki biz. Gizliden gizliye hasedimizden kudurmuşuzdur. O kim ki, ne ki, ne yapmış ki de böyle mutlu olmayı hak etmiş. Ben mutsuzken O ne münasebetle ! Yalandır o rol yapıyordur !

Mağduriyet dipsiz maden gibidir. Mağduryum madeni ! Hani bir zamanlar paylaşırlardı ya "Türkiye'de Neptünyum madeni bilmem Dünya'daki %90 rezervmiş, eğer bi çıkartırsak bütün iç-dış hatta galaksiler arası UFO borçlarımızı bile öder üstüne Cennet'ten arsalar bile alabilirmişiz" gibi haberler ;) İşte bu "Mağduryum" yıllaaardır çıkartılıp kullanılan bir yer altı zenginliğimizdir aslında. Yersin çünki hep, hepimiz yeriz, illa ki yemişizdir.

20 Aralık 2016 Salı

Çocuklar ağladığında...

Bir acayip Dünya !.. Hele bir de çocukken mutlu olamamışsan vay haline. Peşi sıra manyak bir toplumun en iyisi altın kafesinde bülbül olmaktan öteye gidemezsin. Nicesinin kafesi teneke telden !.. Paslanıp dökülse dahi uçmaya ürker olmuş çoktan ! Zihinlere vurulmuş bu zincirlerden... görsel kafesler ancak birer süsten...
 
Birileri, ötekiler, başkaları için hep bir "iyi olma" yarışında harcanırken varlığın uyanamazsın bile. Kaldı ki uyanmak ister misin ? Uykun da hoş değil amma uyandığında göreceğin kabusla kıyaslarsan uyanmak istemezsin. Toplum rahatsızlığı bir çığ gibi her yeni nesli önüne katıp yok ederken seni de kapmıştır bile. İnancın onlarınki gibi yandan yemiş, ahlakın, karakterin, Dünya'ya bakış açın, ileride kuracağın aile yapın... hepsi ve herşeyin bu pislikle yıllarca yıkanmış. İnsan olmanın tüm güzellikleri ilk önce en yakınlarımız tarafından sistem adına ellerimizden zulümle alınmış. 3-5 kuruş kazanmak, o toplum içinde görüntüde bir kabul edilebilir yerde bulunmak adına hayatlarını satanlar tarafından senin bile dünün-günün ve geleceğin satılmış. Uyanmak ister misin hiç !
 
...ve o kadar çoklar ki !.. Onlar gibi olmazsan mutsuz olman için birlik olmuş iğrenç bir organizmanın yapışkan salyası gibidirler. Hepsinin senden evvel terk ettiği gibi sen de kendini terk etmemiş isen eğer hala anlarsın...
 
İnsan sosyal bir varlık değildir arkadaş !!! İnsan sosyal bir hastalıktır !.. Sosyalleştikçe bulaştırır rahatsızlığı. Hiçbir çoğulluğun er yada geç sapıtmadığına dair hiçbir tarihi kanıtınız var mıdır ? Çöken neden çöküyor , ayakta durmaktan yorulduğundan mı ? :) Yoksa çoğaldıkça ağırlaşan pisliği taşıyamadığından mı artık !..

Yer yüzü yaşamı formunda var olmuş tüm canlıların çocukları adına hepinizden alacağımız var. Uyanmaktan korkup feda ettiğiniz tüm masum canlar adına !

Sizi gidi ödlek ve satılmış ruhlar sürüsü ! Daha da halen karşımıza geçip tüm satılmışlığı ile caka satma hallerinle ancak rezilliğinin sergisini açmış bir kokuşmuşsun.

6 Aralık 2016 Salı

Herkesin istediği aynı delik !..

Kobay ettiler insanlığı da kendi rızası ile çaktırmadan şu sanal alemde Detaylara bakınız Al işte sana o süslü-püslü, takım elbise-kravat ile sanki üstün ırk olmuş gibi "cakass" atan insan türünün temelindeki durumu. Belki milyonların bir kalbi, bir ruhu değil de aynı deliği (! Evet, bu durumda buna ancak bu denir "delik" !) düşlediği bir kafatası içine tıkıştırılmış kıvrım kıvrım duran bir cinsel organdan ibaret "insan" türü.

Herkesin istediği 1 delik ! E zaten geberince gireceğimiz de 1 delik ! Tıpkı çıktığımızdakine benzer bir anlamda !!! Peki nedir bu "delik" li Dünya halleri ? Nedir bu "Deli"K ?!


Pornhub sahip olduğu verileri ilginç istatistiklere dönüştürerek paylaşmaya devam ediyor. Dünya üzerinde her gün milyonlarca kişinin ziyaret ettiği porno içerikli site…
aylakkarga.com

28 Ekim 2016 Cuma

Norveç'te mafya elemanı olup da hapise düşmek !..

Filmde mafya elemanları araba içinde beklerlerken az ileride bir kadın köpeğini tuvalet için çıkartmış. Kakasını yapınca da poşetle topluyor. Yeni eleman "Lanet olsun, şuna baksana resmen topluyor, ne yapıyor onunla" deyinde eski eleman "Burada böyle, herkes yapıyor" diyor ve yanındakine soruyor...
a- Dişin hala ağrıyor mu ?
b- Evet
a- Neden dişçiye gitmiyorsun ?
b- Vakit mi var !
a- Hiç Norveç'te hapise girdin mi ?
b- Henüz değil.
a- Girsen şaşırıp kalırsın... Ben girdim, sıcak servis edilen enfes yemekleri var. Çalışınca puan falan kazanıyorsun. Herkes iyi ve nazik davranıyor. Gardiyanlar rahatsız etmiyor. Mahkumlar bile iyi, kavga, tecavüz falan gibi olaylar hiç olmuyor.
b- Tecavüz yok, gardiyanlar rahatsız etmiyor, Haydi oradan !!!
a- Modern toplum burası !
:)
Medeniyet var. Ben bütün dişlerimi yaptırdım , bak...
b- Hapiste mi ?
a- Evet...

23 Ekim 2016 Pazar

Kaç para ? Her şeyin bir fiyatı vardır !..

Ne güzel lan !.. Paran var ise, işte laf çevirmeyi de biliyorsan sapıklığın adı "şehvet kurbanıyım" :)

Bak sen şu işe yahu bir de "kurban" olmuş zavallı !.. E bu savunmayı bütün pedofili vs. sapıkları da emsal olarak kullansın madem ? Onlar da herhalde barsak enfeksiyonu kurbanı değiller. Bir zamanlar da bir başkası "Benim libidom yüksek" diyordu. Yani sapık değilsen öyle "Vay seni gidi alllçak libidolu pislik" gibi aşağılayıcı bir şekilde bile bakabilir hani :)


Benim anladığım kadarı ile şunca yıllık yaşamımdan böyleleri insan sevemediğinden böyledir. Elde edene kadar seviyormuş rolünü iyi yaparlar. Hatta işte ne biliyim sıradaki avları köpek mi seviyor, anında köpek sever oluverirler. Kedi mi seviyor, sevme rolünü iyi yaparlar. Onlar için olay bir nevi entrika yolu ile karşısındaki insanın et parçası olarak elde edilmesidir. Toplumsal ve inanç yönünden hiçbir kural böyleleri için bir çerçeve oluşturamaz. Onlar zaten gayet açık gördüğünüz üzere bütün resmi, dini yada toplumsal kuralları sadece işlerine geldiğinde avlarını tuzağa düşürmek için kullanırlar. En basitinden iş-kariyer mesela en önemli kullandıkları unsurlardır. Hatta takım elbise veya bunun gibi üniforma vs. dahi bu amaçları için kullanıdıkları birer araçlarıdır.
Kişisel gelişim, eğitim sürecinde insanın geliştirlme çabası ve süreci, kişinin kendini eğitmesi şöyle bir olay değildir... "Ben şunu bunu okudum, şu diplomayı(ları) aldım, bak böyle eğitimliyim" ama bunun yanı sıra da "Hukuki, toplumsal ve inanç bakımından hiçbir kuralı iplemem ! Bireye, insana saygı duymam, işime geldiği gibi insanı kullanır, harcarım !" ... "E ne var canım bunda, işime geldiğinde de çokca duyduğum ve bildiğim gibi ya böyle laflar ederim ya işte tövbe ederim falan hooop bitti-gitti". Düşünsenize sizin yada evladınızın hayatını karartan birisi bir kurallar çerçevesinde "tövbe" ediyor ve sizin de inancınız gereği sizden çok öte bir makam tarafından kabul edilme ihtimalı de var ! Yani bitti olay. Sonraki sabah falan aynı kişi ile yüzyüze geliyorsunuz böyle bir yaşam devam ediyor ;) Böyle bir hukuk sistemi gelse kime güzel olurdu ?! Değişik olan sadece kıyafetler. İçine giren sapıklar hep aynı ! "Ye kürküm ye" demiş, sen o kadar sığında kalmışsın ki eşeğe ters bindi diye gülüp geçmişsin. Normal bir insanın şükredeceği şey öyle gösterildiği gibi bir deri-bir kemik Afrikalı çocuğun fotoğrafına bakıp "Ohh halime 1000 şükür", bir evsiz, bir mağdur, bir zavallı, bir garibana bakıp da "Halime şükür" olmamalıdır. Tam aksine şükür etmeyi bildiğine göre inandığı o temelleri düşünüp bu haldeki insanları görünce kendisinden utanması gerekir. Umursamadığı, görmezden geldiği, bencilliği ve göstermelik inancı sebepleri ile !.. Tabi, insan öyle bir mahluktur ki muhtaç olanın muhtaciyetini asla tamamıyle gidermek de istemez. Yoksa nasıl kullansın biri ötekini ? Zannetmektedir ki mecbur kalmasa, olmasa benim için ne sebeple herhangi bir yararlı şey yapsın !? O ise iyilik kısa vadede bencileyin, kişisel geri dönüşü olmaması gereken bir harekettir. Fakat zamane insanları öyle şaşmışlar ki anlık kişisel çıkarları gerektirdiğinde bir başkasına iyilik adı altında apaçık insanlık zararına, suç olacak şeyler bile yapabilir olmuşlardır. Bu suç her alanda suç olarak apaçık belirtilmiş olsa da o an için o ikili arasında yararlı bir çıkar ilişkisi olduğunda rezillikler bile "iyilik" adıyla anılır. Örneğin bir mesaj döner sosyal medyada Müslüman iş adamı Çin'e korsan ürün yaptırır, orada yemek yerken yemeğin helal olup olmadığını sorgular ! Yaa...

Sonra hangisi olur ise olsun. Dini inanç çoktandır şöyle bir şey olma halinde değildir artık...
Hani örnek olarak dinimizi verelim, Hz.Muhammed(S.A.V.)'e Allah Kuran'ı indirirken, tamamlandığında falan müslüman olan insanlar bu dini henüz öğrenmekte olduklarından bilmediği konularda hatalar yapmışlardır doğal olarak. Hatta belki birkaç nesil sonrasında dahi okuyamamak gibi sebeplerle müslümanlığı bilmiş-tanımış ve kabul etmiş ama detayları ile öğrenememiş insanlar bilemedikleri konularda hatalar yapmış olabilirler. Öğrendiklerinde tövbe ederler ki gayet mantıklı bu durum. Fakat gelmişsin 1.000 küsür sene geçmiş. Artık Kuran'a ulaşamamak gibi bir imkansızlık kalmamış. Hatta o kadar ki her dilde çevirileri yapılmış. Nesiller boyu müslüman toplumlarda artık okunarak, yaşanarak kültürlerinin temeli haline gelmiş. Böyle bir durumda şimdi bir müslüman kişi Kuran okumadı ise dahi, ailesinden, yaşadığı toplumdan hemen hemen bütün günahları öğrenebilir. İşte halen bu koşullar içinde dönüp-dönüp aynı günahları işlemek ve sonrasında "tövbe etmek" herhalde ancak kişinin kendisini kandırmasıdır. Başka bir şey olabileceğini zannetmem. Bir de çok iyi muhasebeciler var. İşte günahları yapar yapar ve koşar camiiye. Çok görmüşsünüzdür 60 yaşına kadar her haltı yer, bir bakarsın ki 60'larında falan takmış takkeyi camii kapılarından ayrılmaz. Hani zannedersin ki Kuran, Peygamber bu herif 60'ına geldiğinde gelmiş Dünya'ya, İnsanlığa !.. Hepinizin ömrünüzün 40 senesi boyunca işlediğiniz günahlar nerede ?! İşte bu günahlarınız sebebi ile nice ziyan hayatlardan oluşmuş kirlettiğiniz bir toplum bırakıyorsunuz !..

21 Eylül 2016 Çarşamba

BOKsan BOKuz yaşına da gelsen BOK taşıyacaksın !..

Hani bir sözümüz vardır. Kızınca falan veya birisinin yapıp da yapınca zarar gördüğü durumlarda falan özellikle de çocuklara söylenir "BOK VAR da .... yaptın, ettin" gibi.

İşte BOKtan bir konu ve BOKa batmış bir konu ile yine buradayım. Gerçi BOKsuz olmak mümkün mü hiç !?

Peki, bokalım o zaman ne imiş ? Şöyle,

OK senin içinde var. Değil yüreğinin, aklının-mantığının da, etkilenip yoluna, elinden tutup her nereye gidiyorsan o boku içinde oralarada taşıyan da götüren de sensin !

BOK çuvalı !!!

BOK var ve her zaman var olacak. BOK yaşamın en temel elemanlarından birisidir. Yok öyle yiyip yiyip de zıçmamak !

Süreç içinde bünyede bok taşımadan yaşamak.Aklın-yüreğin boka batmasın da, bok bok yolunda şahsiyetine bulaşmadan gitsin de...

3 gün zıçma da görelim, bokunu özlersin. Ah bi çıksa da kah pudink-kah browni kek kıvamında kahverenginden sarı ve yeşile varan renk tayfında !.. Şu organın müdür olduğunu hepimiz öğrendik dersin beyin olarak dahi !.. 

Yıllardır gördün şimdi niye inkar ediyorsun ? Git bir aynada kendine iyice BOKuver ! Peşi sıra doktora git, çünki ya alzaymır oldun yada pislikolocik olarak kendini inkara yelteniyorsun. İşte esas BOKtan durum da budur.

1 Ağustos 2016 Pazartesi

Ha sosyal, hass... sosyal

"Eş eşi terapi eder... Ya da terapiye muhtaç eder" - Uzman Pedagog Dr. Adem Güneş 'in bu sözünü görünce birşeyler demek istedim ben de...

İşte şöyle,

Varlığı ile yokluğu aynı oranda %50 iyi yada %50 kötü duruma sokabilir. Seçim sizin, bir eş edinerek terapiye muhtaç olmak mı ! Bir eş edinmeyerek terapiye muhtaç olmak mı !.. Veya bir eş edinip terapi ihtiyacı yaratıp ondan terapi beklemek mi !? Yoksa bir eş edinmeyip terapi ihtiyacı meydana getirmeyerek birisinden bir beklenti içinde bulunmamak mı   ? Bence, temelinde insan asosyal ve/veya yalnız yaşaması gereken bir türdür ! Fakat, geliştiğini iddia ettiğimiz beynimizin bazı zevkler konusunda aşırıya kaçan bağımlılıkları nedeni ile "sosyal olmak" bir zorunlulukmuş gibi gösterilegelmiştir. En basitinden temek gereksinimlerden birisi "üreme" konusunun hiçbir canlı türünde insanlarda olduğu gibi delilik ötesi abartıldığını göremezsiniz mesela !.. "Sevmek" içinde sonsuz entrikanın döndürüldüğü sosyal bir dolandırıcılık alanıdır. Hiçbir canlı üremek için eşi olacak türdeşini insanlarda olduğu şekilde aldatarak üremeyi hak etmez ! 
Yine bu sebeple hiçbir canlının üreme öncesi eşi olabilecek türdeşlerini sadece anlık zevkleri için aldatıp gecelik ilişkiler yaşamak gibi bir sahtekarlığı yoktur !.. Sözde "korunma", "daha kolay temel ihtiyaçları sağlayabilme" ve "güvenlik" gibi gerekçeler ile sosyalleşmeyi bir çare olarak keşfettiğini zanneden insan türü aslında bu yol ile her an için aralarından birilerinin yapabileceği her türlü sahtekarlık için diğerlerinin bu sahtekarlar için hemen yanı başında avlanabileceği kalabalık olmuşlardır !!! Doğanın yada Yaradanın diğer hiçbir canlıda olduğu gibi insan türüne vermediği renkli tüyler, şahane bir ses ile ötme, akıllara durgunluk veren kur dansları vb. gibi özellikleri olmayan ve hatta çıplakken aslında hiç de öyle çarpıcı albenisi olmayan bu türün hastalıklı beyni türünü koruma ve savunma gerekçeleri ile gelişmiş beynini de türüne karşı kullanır. En basitinden aldatmalarda şantajlar diyelim. Daha gelişmiş hallerinde silahlı, savaşlı ortamlarda insanların yaptığını binyıllardır bildiğimiz rezillikler !.. 
Teknoloji çağında ise bilim ve teknolojinin başdöndüren hızına yetişemediğimizi zannederken aslında insan türü bunu da çok başarılı bir biçimde türüne karşı kullanmayı başarmaktadır. Telefonla dolandırıcılıklar, sanal sosyal ağlardaki gibi ortamlarda aldatmalar, maddi ve manevi dolandırıcılıklar vb. sosyal bir tür olduğu iddia edilen insana ait "olağan" hallerdir. Küme küme bölünerek farklı din, dil, ırk, coğrafya, kültür vb. gibi ayıraçlar ile her bir ayrı kümenin kendisini diğerlerinden üstün gördüğü bu bölük sosyal insan toplulukları kendi içlerinde türlü batakları farklı seviyelerde yaşamaktadırlar. Kimisinde uyuşturucu rezilliği daha yüksek olabilirken kimisinde inançsal dolandırıcılık, bir başkasında ahlaki yozlaşma vb. Bazı temel farkların coğrafi çerçevedeki topluluğun icat ettiği kanunlar sebebi ile daha iyi olduğu söylenebilir. Fakat böyle bir yerde dahi ikili ilişkilerden tutun da bir çok alanda sahtekarlık düzeyinin ne oranda olduğunu pek de net şekilde "Evet, daha iyi" olarak tanımlayamayız. Çünki refah seviyesi = hayatı daha düzgün yaşayabilmek değildir !.. Refah seviyesi insanların sadece temel ihtiyaçlarını ve güvenliğini daha iyi sağlayabilen ortamlar için kullanılır. Tabi detayda farklı bölümler de söylenebilir ama ana yönleri bunlar. 
Peki insan neden böyledir ? Halk arasında "Rahat batması" denen şey aslında hafiften dokunur konuya ama tam değil. Tam olarak ifadesi bu durumun "insanın rahatsız bir canlı" olmasıdır ! :) Öyle büyüktür ki bu rahatsızlığı belki milyonlarca yıl önce evcilleştirdiği ve %100 kendi çıkarına hizmet ettirdiği, varlığını insan varlığına adamış bir çok türü yeri geldiğinde asla onun kadar rezil olamayacağı halde kendi türdeşini aşağılamak için ismen kullanır !!! Köpek der mesela, inek der, öküz der, eşek der... der de der !.. Bir tanesi kadar insanlığa fayda etmiş midir O ise ? Peki insanı bu denli şimartan, ...ünü kaldırtan nedir ?! İlk nedeni hiç anmayalım burada, hepiniz direk bunu bilmişsinizdir herhalde. Bana göre en önemli sebeplerden birisi de hafızasıdır !.. Fakat, hafızası da o denli sapık işlemektedir ki örneğin yaşam alanını işgal ettiği bir dağ arslanı ondan birisine saldırdığında hafızası sayesinde bu türe karşı savaş açar ve soyunu tüketebilir. Sanki Yaratıcı Dünya'daki ona el pençe hizmet etmeyecek olan diğer tüm canlıları insan uğraşsın, iş olsun, sıkılmasın, bunları temizlesin diye yaratmış ! :) Dolayısı ile hafızası intikam ve kine o denli açık bir ceptir ki dolup taşmak bilmez, bitmez. Kendi türüne mensup birey, topluluk ve hatta ülkelere kadar büyüyebilecek kin-nefret hafızaları olabilir insan türünün. Not : Bakınız istediğiniz kadar yakın ve uzak tarih ! :) 

Şimdi size birisi diyecek ki bu türden birisi ile anlaşırsanız hayatınız cennete döner, harika olur ;) Sosyalleşin, üreyin !.. Önce 2'li olun, peşi sıra 3,4,5... derken dede-nene vs. 
Bir örnek... Delikanlı ve kız evlenecekler... sosyalleşmenin türlü evrimlerini geçirmiş günümüz toplumlarında bu süreçte 1001 türlü saçma kural ve detay vardır. Örneğin evlenen çiftlerin bu durumu görmemişliğin imkanlar dahilinde zirvelerine ulaşması için gösterecekleri çaba sosyal çevre tarafından memnuniyet ile, sayğı ile, eğlenilerek, hatta çevre tarafından da geline ve damada direk para takmak gibi rezil bir davranış ile onore edilmektedir :) Kabul edilir mantığı da "E düğün yapalım, davetlilerden masrafını çıkartırız" hatta nicesinin masrafı çıkartmaktan öte bu olayı kar ile kapattığı da bilinir. Vah zavallı güvercin, erkeği guk gu gurrr guk gu gurrr yaparak dişinin etrafında boğazını şişire şişire kaç gün dolansın, yaptıklar 2 dakikalık bir çiftleşme ve 2 yumurta !.. Ne rezil, ne değersiz, ne şerefsiz, inançsız vs. vb. en kötü varlıklar bu güvercinler !!! Ölsünler ya şuracıkta hemen aaa ! Kültürsüz, eğitimsiz, cahil güvercinler işte. Hem zaten bana ne yumurta verir, ne eti bir şeye benzer, aa yettiler gerçekten de soyunu kurutmak lazım bu güvercinlerin !.. Ne ise, onca rezillikten birkaç yıl sonra bu delikanlı ve genç kızımız anlaşamaz falan. Derken boşuna mı delikanlı dedik sandınız ? ! Herif çeker bıçağı doğrar 3 çocuğununu anasını sokak ortasında. Çıkartırlar kanun karşısına, yaratık "namusum" der makam hafifletici neden sayar, 10 yıl yatmaz, çıkar ve çıktıktan sonra öldürmeye devam eder !.. Hafızasının dolmak bilmez bir kapasitede kin ve nefret alabildiğini söylemiştik. 
Öyle görünüyor ki bütün bu sosyalleşme sürecini yaratanlar tahminim minimum 2 süper rahatsızdır. Bunlar sürekli birbirini her türlü aldatmaktan dolayı bir gün "E yeter artık" dememişler mühakkak, doyabileceği bir şey değil çünki !.. Olay sıkılma safhasına varmış "Ulen hep sana atlıyorum, bir de sırf aldatayım diye olmayan birilerini hayal ediyorum, hayalimde onlara atlıyorum" :) Karşıdan da aynı tepki gelince "Gel bir şu mağardan çıkalım, belki başka deliklerde delikli deliksiz bizim gibi sıkılmış rahatsızlar vardır" demiş olabilirler ;)
Koca bir parantesi kapatalım ve şöyle de bir bakalım,
Görüleceği üzere insanın sosyalliği kullanabilenler için bir hazinedir. Her türlü sosyalleşmeden bu durumdan faydalanmasını bilen bir azınlık kendisine türlü şekillerde büyük faydalar sağlamaktadır. Bunun yanı sıra sosyal çoğunluk ise kullanılmakta, sömürülmekte, mağdur edilmektedir ! Buna rağmen çoğunluğa verilen en temel dürtülerden "korku" sayesinde azınlığın çoğunluğu sömürüsü daimi kılınır !.. Her türlü inançsal, kültürel, sosyal ve hatta kanuni kural sömürülecek çoğunluk için "Bakın sizi koruyoruz" diye bağıran dev hoparlörler gibilerdir. O ise yaptıkları sadece kuru gürültüdür !!! Sadece kümeste yada ahırda yumurtanız-sütünüz-etiniz-canınız ne zaman sıra size gelecek ise o zamana kadar kendinizi en iyi biçimde besleyip hazır etmeniz için size söylenen bir ninnidir bu ve UYURSUNUZ ! UYUYORSUNUZ !.. 

Devam... 
Peki çözüm ?! şeklinde bir soru getirir isek...
 
çözümü konusunda kendimce birkaç yol düşündüm ama bunlar günümüzde insan toplulukları için çok acayip gelecektir. Fakat, tahminime göre en az 2 nesil sonra, en çok 100 sene sonrasında koşullar ya düşündüğüm şekillere benzer biçime getirilecek yada insanlar bazı ciddi mecburiyetler karşısında tahminlerime benzer yollara yönelecek. Günümüzde aile sistem için yetişkin bireylerin sistemin kölesi, bir minik çarkı olması için kullanılan temel birim durumundadır. Çocuk yapmış olan kocaman yetişkinlerin yapmamış olanları 5-6 yaşlarındaki çocuklar gibi (şişko, 4 göz, sırık, sıska, çilli, çöp adam vb.) aşağılamalarına herhalde hepimiz defalarca şahit olmuşuzdur. Yani en basitinden okul eğitimi almış, çocukluk, blu, gençlik çağlarını geçmiş olgun insan bile aslında bu 5 yaşında çocuk seviyesinde karakterde olabiliyor. Tıpkı bu biçimde insanların fiziksel farkları ile alay edip, hor görüp, aşağılayabiliyorlar. Öte yandan sistemin sömüremediği insanları nasıl çöp gibi umursamadığı, açlıktan yok olup, kokuşup-çürüyerek yok oluşlarını onlarca yıldır seyreyleriz ! Örnek Afrika'da çocukların durumu. İnsan sosyalleşmesi öyle de bencildir ki işte ırkçılık ve hatta kan davası temeli gizlice altında yatmaktadır. Üreyemediği için aşağılanan, hor görülen bir adam ve kadın açlıktan ölmesi muhtemel çocuğun bakımını üstlense dahi "Kendi çocuğu değil" düşüncesi ile bu kişiler halen aşağıda görülür !.. Bu ve benzer detaylara bakılacak olunur ise "üreme" sosyal toplumda insan ırkının devamı ve ilerlemesi temelinden de uzaklaşmıştır aslında. Üremeyi insan sapkın yollarına ulaşmak için bir araç durumuna getirmiştir. Bir örnek de belki günümüzde çok olmasa da işte aile serveti dağılmasın, ele gitmesin diye akraba evlilikleridir. Sonucunda da çeşitli engelli nesillere ulaşılacağı bilinmesine rağmen önemli olanın "insanlık" olmadığı açıktır. Bu dediklerimi de sadece yurdum sınırları içinde olarak söylemediğimi belirteyim. Mesela anımsadığım kadarı ile kimi yabancı kraliyet ailelerinde zamanında benzer evlilikler ile üreme yapılmış ve engelli nesiller olmuş. Sanırım bizdeki en bilindik vakalardan biri büyük bir holdingimizin sahibinin çocuğunun durumu örnek verilebilir. İşte tam da bu noktada inanç yeri geldiğinde o biçim işlevsel ve kullanışlı oluverir ki !.. Afrikalı açların fotoğraflarını paylaşıp "Halinize şükredin" diyerek başkasının acısından kendimize mutluluk payı çıkartmamız bile mümkün olabilir !!! Veya "Onlar için dua ediyoruz" ;) Günümüzde bir çokları için gösteri şeklini alan HAC olayında birçok kurbanın leş olarak heba edildiği bilgisine de ulaşabilirsiniz mesela. Burada yanlış anlaşılmamak için belirtmek isterim ki bu örnek dinimiz ile ilgili herhangi negatif bir bilgi vermek için kullanılmadı. Hepimizin kabul edeceği üzere inancının gereklerini en doğru şekilde yerine getirme çabasında olan nice insan da vardır. Fakat, işte sosyalliğin dolayısı ile çoğunluğun hareket yönüne kapılıp istemediğiniz bir yönde ilerleyip istemediğiniz bir konuma gelebilirsiniz. Buna da biraz eğlenceli bir örnek olarak şunu verebiliriz sanırım. Hani çok kalabalık bir durağa otobüs gelir de kendinizi kalabalığın içine bırakırsınız ve döne döne kalabalık sizi otobüsün içine taşıyıverir. Bilmem hiç başınıza geldi mi ama ben birçok kez yaşadım. Hatta öyle bir an gelir ki bu sosyal yapının gittiği yönü beğenmeyip o otobüsten inmek isteseniz de bu işin çok zor olduğunu da bizzat yaşadım. Birkaç kez ineceğim durağı kaçırdığım olmuştur.

Günümüzde bilim genetik olarak hepimizin kökenini bulabilmektedir. 


Nasıl, ne kadar dar görüşlü ırkçılar olduğumuza dair bir kanıtı da sizlerle paylaşayım...  Göreceğiniz üzere aslında hepimiz aynı köklere bağlı olmamıza rağmen yine de çok yüksek oranda insan çiftleri garip bir ırkçılık sebebi ile tüp bebek, yapay rahim vb. gibi yöntemler ile ille de kendilerinin sperm ve yumurtalarından oluşmuş bir çocuk için büyük masraflar yapmaktadırlar. Elbette ki sistem bu ırkçı yetişkinleri de sömürmek için ellerini ovuşturarak beklemektedir ! Bu iki ırkçı anne-baba adayı sosyal çevrenin kendilerine aşıladığı ırkçı temeller ile sisteme kendilerini kurban ederlerken mevcut uzaktaki türdeşlerinin sistem tarafından çöpe atılmasına destek verirler !!! O ise doğurulmuş ve kötü şartlarda yaşamak zorunda olan nice çocuktan kan, gen,ırk vb. olarak hiçbir farkımız yoktur !.. Yani eğitimli, büyümüş, olgun, aklı başında diyebileceğimiz insanlar ve hatta sorsanız ırkçılıktan nefret ettiklerini ifade edeceklerinden emin olduklarım bunun ne olduğunu dahi idrak edememiş olarak ırkçılık yapmaktadırlar aslında !.. İşte size bunu yapan sosyalleşmenizdir, en temelinde de en küçük sosyal yaşam birimi ailedir !.. Eminim sizler de şu gerçeği izleyip bittiğinde dahi yine de kendi vücut kimyasallarınız ile meydana gelecek bir çocuk istemeye devam edeceksinizdir :) "İnsan" ın bir tek kimyasal bir organik yapıdan ibaret et parçası olmadığına sığınacaksınız. Hatta nice türlü gerekçeler bulabileceksiniz. Yeri geldiğinde inancınızı bile buna alet edebileceksiniz ! Örnek her bedene ruh üflendiğini, her ruhun farklı olduğu çok kullanışlı olacak bir ırkçılık dayanağınız olabilir. Fakat hiçbir ruhun özellikle "kötü" yada "iyi" olarak üflendiğine dair bir kanıtımız yoktur diye biliyorum.
 

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Kaç han kaçana... Hanlar size canlar size...

Hayat kaçırdı beni !.. Adam bile değildim henüz ki "Adam kaçırma" vakası dahi olamamıştım. Bir çocuk kaçırıldı ve bir çocuk kaçtı !..

Yaşı kaçtı ! ?
 
Ben de anımsamam ya, saymayı bile bilmezken... Sen bulur isen ölç bendeki çocuğun yaşını... Her niye ise o da ? Aklı yaşında değildi ki hiç oysa...
 
Can verdi !.. Can vardı... Can KAÇTI !?
 
Ad verdi, adaydı, adımdı "ÇOCUK" !..
 
Hayat dadandı bir çocuk yüreğine ! Kim mi yaptı ?!
 
Utanmadan bir de ha !..
 
Bu bir ihbardır  ;)  İhbar ediyorum sizi...
 
Tabi ya, kime ? O kaçırıldığım, kaçtığım yerlerde var ya bir ben amma işte sen nereden bileceeen...

Uykumdu kaçan, amma bendim uykumda kaçan.

Sen yapınca bu Dünya'yı ateşler saçan...

Bugünlerde değil elbet amma bir gün elbet sorar bu can.