19 Eylül 2017 Salı

Dipsiz kuyuda kendilerini kaybeden erkekler ! Aldatma konusu tabi :)

Önce uzunca bir alıntı ile konuya girişgah yapacağım !..



Aldatma beraber olduğu bir insan varken bir başkasına hallenmek, o başkasıyla gönül ilişkisi kurmak ve dahi yatakta yuvarlanmak anlamına geliyor.
İlişkilerin bozulmasında en büyük etken, çeşitli hastalıklara davetiye çıkaran, aldatılanı hayattan soğutan aslında berbat ama yine de görece yaygın olan bu durumun nedenleri nedir? İnsanoğlu neden aldatır?
Tek eşlilik insanın genetik kodlarında yok mu? Susam sokağında dediği gibi “Gün güneşli insanlar çok eşli” mi? Gelin beraber bakalım…
İnternette aynısından milyonlarca bulunan bu fotoğraflar yüzünden üçlü koltuktan soğudum
Fareler ve insanlar ve diğer geni bozuklar…
Çok eşliliği ve aldatmayı anlamak için öncelikle doğadaki diğer canlılara bakmak lazım. Doğadaki tüm memelilerde monogami yani tek eşlilik oranı yalnızca %3. Bu kötü haber. Ama insan da tek eşli sayılıyor. O %3’ün içinde yani…
Yalnızca helaliyle hasbihal eden muhafazakar bir başka tür olan Tarla faresi
Bilim insanları fareler üzerinde araştırma yapmışlar. Tek eşli, tam bir aile babası olan tarla fareleri ile çok eşli taş üstünde ceviz kıran, birden çok hanım arkadaşıyla gününü gün eden dağ farelerini karşılaştırmışlar.
Tek eşli olarak bilinen tarla farelerinde Vazopresin ve Oksitosin hormonlarının bol miktarda bulunduğu gözlemlenmiş.
Sonra aynı bilim insanları ”bu tarla fareleri çok sümsük biz bunu değiştirelim” deyip hayvandaki vazopresin ile oksitosin hormonlarını bloke etmişler. Ve güzelim halim selim fareler twitter fenomeni abiler gibi her bulduğu karşı cinse yazmaya başlamış. Bir anda çok eşli olmuşlar.
Dur durak bilmeden aldatmışlar eşlerini. Daha sonra sonra bloke edilen hormonları tekrar verip eşleriyle ilişkiye girmelerini engellemişler. Hayvanlar, tek eşlilik hormonları tekrar gelince, ya eşimle olurum ya da bu önümdeki toprağa gider deyip kimselerle birlikte olmamışlar.
Ancak bu uygulamanın tersini dağ farelerine yapınca, yani o hayvanlara vazopresin ve oksitosin verince aynı sonucu alamamışlar. Dağ farelerinde bu hormonları algılayacak yani tam anlamıyla tek eşli yapacak reseptörleri de bulamamışlar. Alışmış kudurmuştan beter misali..
“Ne yapayım Özge, yaradan böyle yaratmış :(“
Evrimsel olarak erkeğin çok eşliliğinin türün devamı açısından avantajlı olduğunu varsayabiliriz. Şimdi erkek okurlarımız bu bilgiye yaslanıp soluğu pavyonda, barda almasın ama bütün memelilerde erkek yüzlerce olan tohumunu saçmaya meyillidir.
Bu avantaj erkeği aldatmaya daha meyilli hale getirmektedir. Kadının ise tek bir yumurtası vardır ve bir kere döllendi mi yaklaşık 1 yıl yeni bir yavru doğuramaz. Dolayısıyla evrimsel getirisi belirgin değildir.
Bu yüzden Kadının aldatması görece daha kompleks bir yapıya sahiptir. Yani erkek aldatırken daha çok seksin hazzının peşinden koşarken kadının aldatması daha duygusal tabanlı olabilir.
Ayrıca dopamin reseptörleriyle ilgili genler de tek eşli kalma konusunda belirleyicidir. Bu gen uzunsa kişiler aldatmaya daha meyilli olabilirler. Ancak daha çok erkekler aldatır demeyen çalışmalar da mevcut .

Yapılan bir araştırmaya göre AVPRIA isimli gen kişiyi aldatmaya meylettiriyor ki bu da kadınlarda daha baskın. Bu araştırmayı yapanlar Kadın aldatma oranının %40 olabileceğini de söylüyor. (Feminist ve profeminist okurları sinirden zıplattığım son iki paragrafı burada bitiriyorum. Beni doyasıya gömebilirsiniz serbest…)
“Unutma sevgilim evliler de sevebilir, unuttuğu duyguları yeniden tadabilir”
Bir araştırmaya göre çılgın gibi aşık olduğunuz zaman beyindeki üç ayrı bölge çok şiddetli şekilde aktive oluyor. Bunlar seks, romantik aşk ve ilişkiyi sürdürme güdüsü. Bu üçü her zaman aynı anda aynı kişi için aktive olmayabiliyor.
Yani biriyle uzun süreli beraberlik düşünürken diğeriyle sadece cinselliği düşünebiliyorsunuz. Uzun süren evliliklerde kaçamak yapılmasının sebebi bu olabilir. Hemen ikirciklenip partnerinize sarmayın. Çünkü her zaman böyle olacak diye bir kural yok. Hem eniştem efendi adamdır, üç beyin bölgesini birden ışıl ışıl yapıyordur o. Ben kefilim.
Aynı Arif Abi sonra da “sevdan yere batsın”, “başkasının oldun” falan diye şarkı yapmıştı. Ya ne olacağdı ağabey?
Bana çocukluğunuzdan bahsedin
Genleri, hormonları falan bir kenara bırakırsak, kültürel, gelişimsel, dini, maddi ve sosyal durumlar da aldatmanın nedeni olabiliyor. Misal çocukluk çağında ebeveynlerinin birbirlerini aldattığına şahit olan kişilerin bu durumu içselleştirdiği ve erişkinliklerinde partnerini aldatmaya meyilli olduklarını söyleyenler mevcut.
Yeni Freudçular, ailenin karşı cins üyesiyle ilgili kötü anıları olan (kayıp, boşanma, suistimal vs) çocukların ilerde o aile üyesi yerine partnerlerinden intikam alır gibi davrandıklarını da söylüyorlar. Bir de bir kez aldatan kuvvetle muhtemel yine aldatıyor. O yüzden unutma, affetme, kes gitsin..
Bu arada üçüncü kişi diye aratırken bir aldatma hikayesi olduğunu düşündüğüm
Yaşar Alptekin’in eşsiz taytı ve danslarıyla bezenmiş bu “Salıncakta Üç Kişi” adlı filmi izledim ve mest oldum.
Ayrıca erkekler yeni ve renkli bir seks partneri bulma adına aldatırken, kadınlar daha çok beğenilme takdir görme iç güdüsü ile aldatıyor. Ama tabii bunun tersi de mevcut.
Mesela benim gördüğüm bir erkek danışan, eşi kendisini hiç kıskanmıyor diye anlaştığı bir kadını el ele samimi şekilde, küçük bir Anadolu şehrinin en işlek yerinde bir aşağı bir yukarı gezdirmişti. “Bir tanıdık görsün de hanıma söylesin hanım beni kıskansın” istiyorum demişti. Böyleleri de var..
Bayram değil seyran değil eniştem kesin bi bok yedi
Yazının zerre bilimsel olmayan mesajına gelirsek: Seviyorsanıza aldatmayın la işte, daha ne mesajı olacak. Hormondur, reseptördür falan bunlar oynak zeminler, güvenip de iş yapmayın.
Ha baktınız hormon zaptedilir gibi değil, aklınız çok dışarı kayıyor o zaman da efendi gibi konuşun, bitirin öyle koşun başka dallara. Hadin iyi seneler şimdiden…
Alıntımızı aldık, okuduk, anladııık... (Keşke yazarını da bilseydim !.. Bilen var ise yorum kısmına yazar ise memnun oluruz.)

Şimdi ben ne diyorum ?
Genellikle benim gördüğüm erkek 1 tek kadın ile aldatmıyor. Ben de çoğunlukla "erkekler aldatıyor" diyorlar da bu erkekler "erkek erkeğe mi aldatıyor" arkadaş yahu diye düşünüyordum. Yani elbette aldatan kadın partner de var ki aldatabiliyorlar mantığı hemen ışıldıyor ama o kolay lokma. Erkek olarak sanırım biz çevremizde aldatan erkek, aldatan kadın, aldatılan kadın(bu en önemlisi) oranını çok daha iyi biliriz. Benim tanıdığım erkeklerden birkaç tanesinin evleninceye kadar sayamadığım, evlendikten sonra da çok yakın olmamamıza rağmen 2 elin parmağını geçen aldatmalarına tanıklığım olmuştur !.. Genellikle kadın aldatan kadın olmuyor bu ilişkilerde. Evli yada evsiz olsun bu ilişkilerde de kadın aldatılıyor. Sanırım erkek hani ilkel çağlarda kadın mağarada neslin devamı için çocuk büyütür iken erkekler de mamut peşinde (sözde, aslında öbür tarafta başka mağarada pompalı tüfek var, ee şey işte başka kadınlar) hikayesi de vardır ya... Yani işte erkekte belki de bu biçimde bir avcı yeteneği de var olabilir. Taş devrinde mağarayı üstüme yapcen mi umuduyla avlanan kadın bugün de gördüğünüz gibi TiVi programlarında 70'lik adamlara üstüme yapcen mi diye manyak fanteziler ile avlıycam derken av olmaya razı oluyorlar.

Zaten maksadı avlamak olanın avdan eli boş dönmesi onun için büyük bir hüsran da olmaz. Çünki olay onun için duygusal, ruhsal bir yön taşımıyor. O avlanıyor, onun için bu olay belki sonucunda avını ele geçiremese dahi heyecan, macera, adrenalin vs. içeren bir aksiyon oluyor. Hem ne de olsa bu onun için bir açıdan da spor gibidir !.. Avcılık yetisi olmayan ise üstüne yapılabilecek bir mağara peşindeki kadın umut ile, kimi zaman çok daha fazlası hayal ürünü ile aldatılıp karşı tarafca gereksinimi elde edildikten sonra "Oh ne de güzel avlandım, şimdi gidip sıradaki erkeğin avı olayım" gibi zıppkın gibi fişşek gibi daha zinde ve diri olamaz, yıkılır ! Erkek ise yıkılmaz tam tersi arşa değer poposu. Ancak tabi her ekrek de bu derece avcı değildir. Yani şimdi tutup da aşkından bütün ömrünü bir yas hayatı gibi yaşamış erkekleri de hiç yokmuş gibi konuşamayız. Bence bu olayın bir belirleyicisi de sosyal yapıdır. Gelenekler, kültür, inanç vb. Erkeğin fiziksel olarak güçlü yapısı nedeni ile asla kadınların erkeklerle eşit veya bunca zaman olduğunu birazcık da kadınlara verelim gibisinden kadınların daha yetkin olduğu bir sosyal ortam da hayallerin de ötesi imkansızdır. Dolayısı ile test edilebileceğini zannetmem.

E bunun yanı sıra da ama işte Haydar Dümenbaz gibi gibi veya tek başına da adamı günah keçisi yapmayalım... Türlü bilim adamıydı, haberdi falan gazete köşelerinde rastlamışsınızdır, sex konusunda erkek kadın kadar güçlü değildir !.. Ne bileyim işte kadın peşpeşe orgazm olabilirmiş de, bir diğer vaka da özellikle memleketimde derler ya bu erkeklerdeki erken orgazm meselesi yüzünden ömrünü 1 kere bile orgazmı tatmadan bitirmiş kadınlarımızın olabileceği !!! Düşünsene durumu... Empati yap bi, hadi tamam lan sana kıyak geçelim erkeksin diye yine biz, kadın yerine koymadan yap empatini :) Ergenliğe geldin, en azgın zamanlarındasın orgazm falan yok, tık yok aaabi, yaş geldi 20'leri geçti yok, 30'lar ömrün yarısı, yok, 50'ler abi vinç bozuldu mu ne !.. Ölüm döşeğindesin tık yok, olmamış-yaşamamışsın hiç. Hah şimdi bunu sen en sevdiklerin için en güzel duyguların ile iste, dile hatta dua et. De ki "Tanrım(özellikle bunu kullanıyorum ki :) yanlış anlaşılmasın) benim kızlarım ömürleri boyunca öyle bir yaşam sürsünler ki orgazm-morgazm nedir hiiiç bilemesinler. Ben kızlarımı o kadar çok seviyorum işte." E hiç uğraştırmayın kızları da üzmeyin hani ille mesele üremek ise tüp bebek ile spermi yumurtaya onu da rahime koyuyorlar ki. Yoksa yani kızların hiçbir şey anlamadıkları bir erkek organını görmek gibi özel hobileri yok. Eğer bu temel içgüdüden karşılıklı bir paylaşım çıkmıyor ise yani sen ne anlıyorsun erkek olarak ? Karşındakini ve hele hele ki sevdiğini söylediğin bir insanı mutlu etmediğin-edemediğin ve sırf kendini mutlu ettiğin ama onunla paylaştığın bir zaman dilimini sen nasıl "mutluluk" olarak tanımlayabilirsin ki ! ? 

Kadının yaşadığı aldatmadan tutun da şiddetin her türlüsünün temelinde bu erkek zihniyeti vardır. Kadın aslında erkek olmadığından asla da insan olamaz ! Erkeklerin çoğunda böyle bir içsel bakış açısı vardır. Delikanlı zamanlarında altında kadınları inletmek gibi bir misyonu olduğunu düşünen erkek evlenince birden bire evrim geçirir, hanımı için hani nerede ise tüp bebekle vereyim ben senin yumurtana spermi, ben sana öyle kötü şeyler yapamam aşkım, ne o öyle altımda zevkten orgazmlar olarak inlemeler falan aaa !.. Bak başı örtülü, güzelce de sünnetini bile olmuş gayet temiz nur yüzlü hanımımsın. :) Yani kadının öyle şeyler hissetmemesi gerek. Hatta birisinden duydum, belki birkaçı demiş bile olabilir Spermin iğrenç bir şey olduğunu ifade ediyorlar ! Tabi farklı şekilde. E herhalde ben de alın yemeklere sos olarak kullanın demiyorum !!! Arkadaş, o sperm ve karşıdaki eşinizin yumurtası sizin en öz ve en zerre boyuttaki en temiz, en arı-duru, en değerli parçanız ! Hatta işte o sperm gittiği yerden çocuğunuz olarak Dünya'ya gelir ise onu yıllar boyunca öpüyor, koynunuza sokuyor, sarılıyorsunuz ! Bu kadar manyaksınız işte yaa ! Sperm lan o sperm ! Tüü manyaklar, reziller, sapıklar sizi gidi... Gçeen gördüm, adam spermine Hakan ismini koymuş, çağırdı bi ne ise bana gösteriş yapacak işte "Bak dedi bu benim oğlum Hakan 3 yaşına girdi", e iyi-güzel-maşallah dememe kalmadı tuttu bu spermini yumuldu iştahla öptü !.. Ne imiş ? "Hakan" Tüü reziller !.. 
E peki ee n'olcak bu delikanlı avcı ve de inletici sportif güclü erkeğin gelecek yılları ?! Altadıcaaz kanka işte ;) Evde karımız 1-3-5 çocuk sperm nakli ile hamile kalaraktan. Kadın kadınlık nedir bilmeden fabrikada makinalardan sorumlu gözcü gibi mağarada mamut eti bekleyedursun. Biz de ne mamutlar buluruz kim bilir... İri göğüslü mü, koca kalçalı mı, ee yemekte salça...

Haaa aklıma gelmişken,
Jim Yolmaz da bir gösterisinde yaşadığı bir hikayesini anlatmıştı. Diyor ki 
- İşte yine bir gösterideyiz, hemen ön sıralarda bir çift... Dedim adama "Sevgiliniz mi ?
- Yo yoo evliyiz biz ! (dedi adam) !

Yani ? Evlendik sevgi-mevgi bitti o olaylar. İşte yerleştiriyorum bu doğuruyor, öyle bir makina. Baktım ki 1 damla iğrenç sperm bir yerine kaçmayıgörsün hemen çocuk doğuruyor. Ben de bu iğrençliği karıma yapamam dedim. Şimdi prezervatiflerim var, gidiyorum böyle iğrenç ama işte sevgi-mevgi ayaklarıyla başka kadınlara yerleştiriyormuş gibi yapıyorum ama tabi prezo ;) Kapiş ?




12 Eylül 2017 Salı

Evladım için canım feda diyen sahtekarlar !!!

Evladım için canım feda diyen sahtekarlar !!! Buyrun buyruuun, birkaç yıl sonra soracaklar size eğer sorabilecek bir beyin bırakılır ise...

Şöyle demiş,

On yaşında bir kız çocuğu babasıyım ve sosyalistim. Kızıma kıyamadığım için yıllardır özel bir okula haraç ödüyorum. Beklentim ne?
Temiz bir tuvalet, makul sayıda öğrencilerden oluşan bir sınıf, can güvenliği ve eğer denk gelirse uygar öğretmen ve yöneticiler bulmak karşımda. Amacım ne? AKP’nin cahil, kindar nesil yetiştirme sürecinden kızımı korumak.
Başarılı mıyım diye sorarsanız; ancak ‘eh’ diyebilirim. Para ödediğimiz ve semtimiz ağırlıklı laik kesimden oluştuğu için vaziyeti idare ediyoruz. Peki, çocuğumun/çocukların hakiki bir eğitim aldığına inanıyor muyum, derseniz; yanıtım net: Hayır!
Özel okullar nihayetinde ticari kurumlar ve hepsinin canı RTE’nin iki dudağı arasında. Üstelik veliler sanki bu memlekette yaşamaz gibi, hâlâ bilmem ne sınavında çocuğum nereyi kazanır türü gerzek bir sevdanın peşinden koşmakta.
Tüm milli eğitim müdürleri, bakanlık çalışanları, bakan, devlet siyasal İslamcı kadrolarla dolmuşken, sadece bayramlarda İzmir Marşı söyleyerek kendini cumhuriyetçi/laik sayan tipleri de anlamıyorum.
Sanıyorlar ki İngilizce öğrenince, renkli koridorlar olunca, yalandan bir çalgı tımbırdatılınca dünya ölçüsünde eğitim alıyorlar. Veli, öğretmen, yönetim, bakanlık ortak çalışmasıyla çocuklarımızın ruhu tecavüze uğruyor!
Zaman zaman eğitimci arkadaşlarla söyleşiyorum; artık öğretmen değersiz, hatta aşağılanır halde. Neden? Çünkü devlet kadrosunda iş bulmak neredeyse imkânsız! Özel okullar üç kuruş verip, öğretmenlerin haysiyetini satın almak istiyor.
Bir veli toplantısına katıldım, baktım öğretmen idareden aldığı talimat neyse, öyle konuşuyor. Veliler durumdan pek mutlu. Çocuğum kaç matematik sorusunu hızla çözer derdinde. Tutamadım kendimi, sordum:
“Peki ya çocuklarımızın ruhsal gelişimi, etik değerler konusundaki tutumunuz nedir?” diye. Bana bir mahlûkmuşum gibi baktılar… Akıllarına bile gelmemiş okulun böyle bir sorumluluğu olacağı…
Din dersleri başlıyor bu sene. Bir süre kızımı bu derse sokmayayım dedim. Kaldı ki saçmalıkları öğrenmenin hem yararı yok, hem de çocuklarda ruhsal yara açıyor. Soyut, kanıta dayanmayan ve korku içerikli söylemler çocukların gelişimini olumsuz engelliyor. Okul mecbur, müfredat denen yalanlar bildirisini öğrenciye dayatmak zorunlu.

Derse girmek istemeyen çocuk sınıftan çıkarılıyor. Bu durumda da, suçlu muamelesi görüyor ve yalnızlaşıyor. Zaten bizim ülke sürüden ayrılanı sevmez, yetmez gibi bir de damgalanmış oluyor çocuk. Bir baba bu riski almalı mı? Toplum bu cehaletle mücadele etmezken, çocuğunu öne atmalı mı? Zor soru… Şimdilik din öğretmeninin söylediklerini kötü masal olarak dinlemesini öneriyorum kızıma.
Devlet okullarının müdürleri çoğunlukla imam hatipli! Din dersi öğretmenleri de okulun ağası kıvamında. RTE’nin çizdiği kindar nesil projesine hizmet etmek için hababam çalışıyorlar. Evrim; dünyanın kabul ettiği, eleştirisini yapıp, geliştirdiği bir bilimsel veri…
Eğer din dersinde herifin teki “dünya düzdür” dese çocuğunuza, yaptırımı nedir sorarım size? Ya da herhangi bir tarih öğretmeni; tüm Ermeniler düşmandır, başları ezilmeli, dese ve çocuğunuz yarın bir komşu Ermeni çocuğa saldırsa suçlu kim söyler misiniz?
‘Kadınlar erkeğe hizmet etmelidir, en doğru eş erkeğin sözünü dinleyen, itaat edendir’ dese okul müdürü bayrak töreninde kim itiraz edecek peki? Ya da bir cuma, ders kesilip, haydi hep beraber mescide gidiyoruz namaz kılınacak talimatı verse bir öğretmen, hangi babayiğit sen ne yapıyorsun diyecek?
Çocuklarımız esir düşmüş durumda. Milli Eğitim Bakanlığı’nın zindanlarında inim inim inliyor. Biz, hayatta her şeyden çok evladımızı severiz diyen ana babalar, başımıza bir iş gelmesin diye boyun eğiyoruz. Soruyorum, buna sevgi denir mi? Dürüst olun, aynaya bakın, kaçınız görevinizi yerine getiriyorsunuz?
Çocuk eski etek, gömlek, pantolonla okula giderse bir şey yitirmez. Yılda bir ayakkabısı olursa eksik hissetmez kendini. Eğer onurunu koruyamazsa, soru sormaktan korkarsa, gericiliğe boyun eğerse köleleşir ve işte o zaman ona en büyük kötülüğü etmiş olursunuz. Bilgi nedir? Bu çağda her çocuk yabancı dil öğrenir. Ama eğer haysiyetli insan olma treni kaçarsa, sonra çok üzülürsünüz…
Bir çift söz de öğretmenlerimize… Üç kuruş maaş için kimseye boyun eğmeyin. Mesleğin büyüklerini anımsayın. Köy okullarında verilen aydınlanma mücadelesini okuyun, öğrenin. Siz sıradan bir meslek yapmıyorsunuz.
Çocuklarımızın ruhuna tecavüz edilirken sessiz kalmayın. Kendinizin ve mesleğinizin onurunu koruyun. Diyeceğim: Maskeli balo bitsin, hakikatimizle yüzleşelim. Pazartesi örgütlü biçimde ses verelim, çocuklarımızı cehaletin kucağına terk etmeyelim!
Enver Aysever

11 Eylül 2017 Pazartesi

Gücü olanın gücü yettiğine

Gücü olan gücünün yettiği kadarı ile güçsüze hükmettiği bir ünsanlıktır bu !..

Basit, aileden bakalım-başlayalım. 1 çocuk elbette ki ilk yıllarında korunmaya muhtaç ve "bilgi", "tecrübe" eksiği nedeni ile de kendi başına harekt etme ve doğru kararlar verebilmekten de yoksun. Fakat belli bir yaşa geldiğinde ebeveynlerinin eski moda tecrübelerinden daha iyi tecrübelere sahip bile olabiliyorlar. Buna karşın kendi kişiliği, isteği, yolu gereğince yaşantısını sürdürebilmesi için önce ekonomik güce ihtiyacı var. Gerçi ekonomik güç bile her daim kişiyi kurtaramayabiliyor.

Bu denk yaş ve ekonomik güce sahip insanlarda da olur. Bir örnek daha vereyim...
Evli eşlerden erkek genç yaşlarında memur olduğundan genç kız ile evlenir. Aileleri bunu uygun görür ve hatta memnun olur. Çünki kadın işsizdir, erkek işli ve ekonomik gücü elinde tuttğundan zamanın mevcut toplumsal yapısına göre erkek ailesi için de kız ailesi için de koşullar bu evlilik için çok idealdir !.. Zamanla erkek toplum erkeği olarak içer, gezer, aldatır bile ne de olsa "elinin kiridir". Kadın ne kadar çırpınsa da e kocanın O'na sağladığı bir ev, yiyecek vs. yuva ortamı vardır. Bir de duygusal bağ 2-3'de çocuk. Yine sosyal çevrenin zincire vurduğu o ne olur ise olsun analık durumu. Kadın dayaklar da yese, aldatılsa da, hatta herifin bulduğu fingirdek herifi terk ettiği durumlarda evdeki karı yedek cinsel ihtiyaç giderme aracı bile olur !.. İşte burada en iyi kadın eş, toplumun yazılı olmayan sosyal kurallarını sorgusuz kabul edip dizini kırıp evinde oturup yaşamını bu koşullar altında kocası ve çocuklarına kurban eden olacaktır !.. Yani kadından "insan" olmanın koşulları beklenmemektedir asla ! Hatta ve hatta an gelir bu çocuklar tarafından bile istenmez-beklenmez. Çünki eğer ki bu baba çok uçup da aileyi maddi yoksulluğa sürüklemez ise, tam tersi biraz orta ve üst seviye maddi kazanım sağlayabilir ise bu güç ile çocuklarını da tarafına alır büyük ihtimalle. Toplumda örnekleri doludur da bu nedenle "büyük ihtimalle" diye biliyorum.

Görüp-bildiğim odur ki, insan kendinden güçsüze, çaresize bir şekilde az yada çok adil davranamaz. Çoğunlukla maddi+manevi veya maddi yada manevi koşulları lehine kullanarak kendinden güçsüz veya manen aşağıda olan !!! (açıklarız) kişilere zor ile istediği gibi olma, istediğini yaptırma baskısını kurar !..
Manen aşağı olmak : Örneğin toplumumuzun genelinde inançla da desteklenir şekilde çocuklar babaya öf bile demeyeek, annelerin ise ayakları altında cennet, kendileri ise bu üstün yaratıklara zulüm olsun diye dünyaya gelmiş rezil yaratıklardır :) Ancak anne-babalarını koşulsuz itaat ile dinlerler ise belki uzun yıllar sonra insan olabileceklerdir. Canım bunu kendi yaşadıklarım öyle diye falan da çıkartmıyorum. Ben bana anlatılan benden önceki nesilden olanların hikayelerini de dinledim. Benden birkaç yaş büyük, birkaç yaş küçüklerin hikayelerini de dinledim-gördüm-şahit oldum falan.

Hatta aile içinde sevilen evlat olma durumu anne ve babanın kendisinden istediklerini ne denli kabul edip yapana daha çok olduğunu da görebilirsiniz. Yani "sevgi" de sevgi falan değildir. O şeyin adı istediklerimi yaptığından dolayı beni yormayandır.

E çıkıp gidelim aile dışı, akrabalık harici insan ilişkilerine. Toplumun her alanında temelde bu durum vardır. Ancak çok az insan sistemin bu hiyerarşik düzenini kabul etmez. Toplum da öylelerini hiç sevmez. Çünki önce evlatlara kötü örnek olup onları uyandırma tehlikesi yaratırlar. Sonra da zaten her türlü tehlikelidirler güçlü olan gücü ile bunları kontrol edip ezememektedir.

10 Eylül 2017 Pazar

Fahişe beyinler bakire bedenler arıyor...





Toplumun temel sorunu AiLE !.. Fukuşima Yayıncılık guburla sunar !..



Bence, bu yavşaklara yaptıklarının cezası bireysel ve toplumsal olarak verilmedikçe her biri dönüşümlü olarak mutluluk arayanları aldatıp mutsuz ediyorlar. İnsanlık bilmeyen, insan(ve hayvan) sevmeyi bilmeyen mutlu yada mutsuz da olamaz benim düşünceme göre. Onlar sadece kullanabildikleri süreç içinde kullanabildiklerinden zevk alırlar. Her ne şekilde kullanıyorlar ise bu kandırıp-inandırarak kullandıkları her canlıdan zevk alırlar. "İlahi adalet" de yoktur bence. Sadece gücü bunlarla uğraşmaya, vakti ve ömrünü de buna harcamaya çekinenlerin hayal ettiği bir şeydir o. Ben nice ömrü boyunca onlarca hayat karartmış 1 kişi bilirim. Gelmiş de artık 60-70'ine falan veya işte ölmüş te efendim öldü diye "Ah bak gördün mü ilahi adalet" :) Ulen sen de ölecen, hem de sürünmeyerek öleceğinin de asla garantisi yok !.. Fakat zavallım n'apsın işte çok acımış içi kim bilim kaç zaman, elinde olan-eline kalan da sadece bu. Yıllar önce bir haber okumuştum Amerika'da eş, sevgili, partner, arkadaş ne ise işte aldatan kişileri bir sitede ifşa ediyorlar. Apaçık isim-soy ad vermiyorlar ama hani yakinen tanıyabilecek kişilerin anlayabileceği şekilde ipuçları koyuyorlar. Bir nevi bu avcı sahtekarlardan halkın kendisini koruma çabası gibi bir şey. Fakat "hukuk" diye bir şey var, müthiş icat. Hayatından yıllar çalar falan gidemezsin de bu ömrümden şu kadar yıl çaldı diye. Ancak belki fiziksel bir şeyler çalar ise gidebilirsin. El alem de der ki "E mallık sende inanmasaydın, kanmasaydın" ! Yani mutlu olabileceğim umudu ile yalanda çok yetenekli birisi tarafından aldatılmak onun suçu değil temiz duygular ile bir insana güvenmek gibi iyi bir şey yapanda yine ! Toplumun bile bu kadar adisi içinde ilahi adaleti kim bulmuş ki biz bulalım ? 😉
Benim gördüğüm olay şu "Aile toplumun hayallerde ulaşmasını umduğumuz düzeyde insan olabilmesi yolundaki en büyük engeldir" !..
Belki çevrenizde birsürü bu dediğime örnek gerçek yaşanmış olay görmüşsünüzdür. Belki kiminde bizzat bulunuyorsunuzdur. Ben süper bir örnek vereyim. Bir zamanlar bir genç vardı. Kız arkadaşını öldürdü, kesip-parça parça valizlere tıkıp bir çöp konteynırına attı. Olay birkaç yıl mı sürdü ne en nihayetinde işte ailesinin de en azından bu suçlunun kaçması ve saklanmasına yardım ettiğini öğrendik. Tam anımsamıyorum ama işte babası yada bir akrabasının dahi o valizlerin taşınmasına yardım etmiş olabileceği falan ya söylendi ya doğrulandı mı ne idi. Dönemin emniyet müdürü mü ne kızın ailesine çok vahim imalarda bulunmuştu !.. Hukuk denen şey bu aileyi ne de güzel rahatlatmıştı anımsarsınız. Her ne ise, olayda asıl detay ailenin insanı öldürmeyi geç sapıkça öldüren, öldürdüktan sonra da hiç pişmanlık bile hissetmeyip saklanan-kaçan yaratığa "evlat" diye sahip çıkmaları. Tamam bu çok zirve bir örnek amma toplumda işte bunun küçük küçüklerinden bir sürü var. Her aile evladının irili ufaklı suçunu, günahını, pisliğini vs. saklama, koruma, savunma işini üstleniyor. Ne oluyor sonra ? Bütün pislikler ailenin maddi gücü kadarınca çevredeki insanlara kötülük yapıyor, yapmaya devam edebiliyor. Bir filmci vardı, oğlu arabasıyla polis otosuna çarpıp bir polisi öldürdüydü mesela ;) Ne oldu ona ? Aile imiş ! Aile insanlığın önündeki en büyük engeldir bence !..

Bakacak olursanız topluma... Herhalde bugün ben dediğim için görmeyeceksinizdir, toplumda doğru ve dürüst insanlar güçlü olamazlar. Çünki doğru ve dürüstlüğün yapısında adalet, eşitlik, paylaşma vb. gibi "iyi" ve "güzel" şeyler vardır. Bu da pislik, adilik, ahlaksızlık, şefersizlik, puştluk, kansızlık yapanların bu yaptıkları için birbirlerini destekleme, kollama, gözetme, sahiplenme vb. gibi güç birliği oluşturmaları karşısında oldukça güçsüz bireysel kolay lokma bir duruma sokar "doğru ve dürüst" olanları !.. Dolayısı ile bence bugün "3gen ficutlu atletik yapılı boğaz çocuğu" olarak demiyorum gücü elinde bulunduranların "doğru ve dürüst" birileri olması imkansıza yakın olmalıdır !.. Çünki karşıdaki sistemi yani zıttını kullananların zinciri hem daha sağlam ve hem de "doğru ve dürüst" olanların akıl ve zeka ile baş edemeyecekleri kadar entrikalarla dolu. Hem zaten "doğru ve dürüst" olmak biraz da saflaştırır insanı ! Evet, tam da o manada saf yani salak yani uyanık olmayan yani cin olmayan manasında diyorum. Neden ? Çünki doğru ve dürüst olmak kolaydır. Uzun vadeli çıkar hesapları gerektirmez. Bu çıkar hesapları için geleceğe yayılmış bir yol haritasını hafızada taşıyacak bir hafıza kapasitesi de gerektirmez. Doğru ve dürüst olan gördüğünü, öğrendiğini, bildiğini, yaptığını paylaşır-söyler ve insanlık o andan itibaren paylaşır faydasını bu eylemin. Elbette ki karşı taraftaki kötü, adi, ahlaksız, şerefsiz vb.'ler de bundan faydalanmaktadırlar üstelik ! Dolayısıyla bu yönden de doğru-dürütler dezavantajlı konumdadır.

Mutluluk...
Nedir benim anladığım şekilde tarifini de yapmak istedim.
Şimdi, şöyle bir örnekte mutluluktan söz edilemez. Birisinin insanları kandırma yeteneği, tatlı dili ve mevcut sistem çerçevesinde de koşulları iyi kullanmak gibi bir yeteneği var. Dolayısı ile bu kişi sosyal statü olarak-kariyer vs., maddiyat vb. de orta veya üstü bir düzeyde. Güzel de laf yapıyor demiştik. Sosyal çevrede ebeveynerin de evlatlarını önemli ölçüde maddi kaygılar ile yetiştirdiğini "Çulsuz, işsiz, evsiz, vb. de vb. adamı kim ister" şeklinde her türlü maddi durumu önemseyen beyin duşları ile büyütülen erkeğe "yemek, dikiş, bekaret, el değmemiş, ev işi bilen, hamarat vb." kız evlat. Yetiştiren aileler. Erkek ortamın tam bir orospusu olmak üzere hayatın içine atılır iken kız ise asla altın bile olmayan kafeslenmiş hallerde büyütülüyor. Tamam, nerde kaldı öyle kız. Eskiden çoktu ama yine de AZ denilecek kadar değil. Memleket 3 hadi 5 büyük şehirden ibaret değil. Ayrıca büyük şehirlerde de sadece dar çevrenizde gördüğünüz hayatlar yaşanmıyor. Ne aileler var, köy hayatını aynen büyük şehirde de sürdüren. Ne ise işte hayatın bir yerlerinde ve özellikle de daha gençlik aklı baştan almış zamanlarda 17-25 yaşları diyelim... Bu cinler büyük oranda erkek/kızı çok kolay avlıyor. Kız için genelde ilk kez olan bu avlanma erkek için ise bilmem kaçıncı avı olmak konumunda. Yani kız avlanışından habersiz olsa da anlar gibi olsa bile yaşanan olayın hormonal tansiyonundan dolayı kör oluyor. Erkek için ise bu olay artık saf bir zevke dönüşmüş halde. Hani nerede ise bir spor. Adrenalini hissetmek için yapıyor. Herşey çakana kadar ! Yok canım kıza değil, uçuyor ya o da adrenalinden yere çakana kadar :) Ehe, tamam kıvıramadım lafı. Velhasıl genel olarak böyle olsa da nadiren de kadının avcı olduğu durumlar vardır tabi. Esas konumuza gelecek olur isek burada güzel birşeylerin denk-eşit paylaşımı ile ortaya çıkacak olan bir mutluluk yoktur. Burada hedefini bilen, ne alacağını bilen, elde etmek istediği şeyi net şekilde gören avcı ile Dünya'dan bir haber başına gelecekleri tam anlamıyla salak salak avcısına gülümseyerek bekleyen bir av vardır. Olayın baştan-sona yaşanış sürecinde "avcı" için olay kedinin fare ile oynamasına benzer iken, "av" için ise olay yoğun, samimi duygu coşmasıdır. İki tarafın paylaştığı şey sadece olayların devam sürecidir-zamandır. Hiçbirisi için mutluluk yoktur ama av o süreçte bunu mutluluk olarak tanımlayabilir. Avcı ise bunu "mutluluk" diye tanımlıyor ise bile bu mutluluk değildir. Avcının yaşadığı zevktir, eğlencedir, heyecandır. Neden mutlu olamaz ? Çünki yaşadığı bir oyundur, roldür her adımı ve sonuçlarını az-çok bilir. Ancak 2 av birbiri ile tanışır ise ortaya bir şey çıkmaz. Bu 2 av da avlanmayı bekler, avlama becerileri olmadığından süreç bu yol kesişimini gittikçe mesafeyi açacak şekilde ilerleyecektir. En nihayetinde "av" olanlar sanıyorum ki mutluluğun ille de 1 insan tarafından kendilerine sağlanamayacağına ve/veya verilemeyeceğine inanırlar. Bunları da epey geçkin yaşlarda eğer açılabilirler ise size görebilirsiniz. Onlar için artık paranın da, ailenin de, bilmem özel birisinin de, aşkın da-meşkin de çok da bir önemi kalmamıştır.









 

16 Ağustos 2017 Çarşamba

Baba olmak - Part taym e lavır :)

Ben bu 1 tek çocuktan çok şey öğrendim annem-babamın neler yaşamış olabileceklerine dair !.. Ha bu çıkarımlarımın hiçbirisi pozitif şeyler de olmadı tabi ! Yani geleceğin de bence hiç parlak olmayacağına dair epeyce güçlü kanıtlarım var !.. Ben bir de bunun üstüne çok da güçlü olmayan duygusal yön mü diyim bağ mı diyim sana işte onu koyuyorum kendime özel. Çünki, ben 35 yaşımda evlendim. Aslında evlenmeyi de asla düşünmüyordum. Benim başımı yakan hatundur. Peşimi bırakmadı :) yoksa ben hanımla 3 ay kadar konuştum ve benim için bitmişti. Çünki uzun uzadıya konuşup bir şeyler hissedip-hissettirip insanların vaktini-zamanını çalmayayım düşüncesindeydim. Hatta ki işte sırf bu nedenle (tabi tek neden bu değil) hep uzaklardan birileri ile görüşmeyi tercih ettim. Hem uzak olunca işte sürekli-sık ve yüzyüze görüşme, yakın olma vs. da olamayacağından her 2 taraf için de muhabbet bir ilişkiye dönüşür ise sürdürmek zor olur ve aşk-meşk olayı ya olmaz yada olsa da fazla süremez diye düşünüyordum. Tabi bir diğer nedeni de benim yaşadığım hayat, işte çevre, o evlenmeden evvelki son dönem olaylar vs. Bir nevi kader ağlarını örmüş benim bunları yaşamam için sanki. Bir nevi test aslında bir açıdan da bakınca. Ne ise işte biz bir de oturduk ciddi ciddi bizim sonumuz ne olur ne diye aşk-meşk olayına giriyoruz ki biz diye konuştuk. E ben 35, hanım 33 yaşına gelmişiz, az değil geçmişiz birkaç felek çemberinden hani. Daha ilk kez kalbi pırpır etmiş kimseler değiliz. Benim en azından kendi adıma söyleyebileceğim bir "yaş tahta" olayı 35 yaş nedeni ile çocukluk dönemime ait bir çok detayı unutmuş yada unutmak istercesine anımsamamak üzere derinlere gömmüş olmammış. Bu anıları çocuğum olduğundan itibaren gün gün çatııır çatır anımsamaya başladım. Kimi zamanlarda resmen korkunç şeyler anımsadığım da oluyordu ! Evet, mesela ortalıkta unutulan ilaçları mama gibi komple yemen ve bunu ancak sen komaya girince görüp-farkeden anne-baba ile hastaneye taşınman. Ağabeyim bildiğin gaz lambasının gazını içmişti !.. Kardeşim 5 yaş ufaktır mesela onun bebekliğine ait anılarım çok daha nettir. İlk yürüme anları, kaç kere tepesi üstü yere çakılmaları, kendimden ilk okula başladığım zamandan tut tüm okul hayatım boyunca safkan sorun olan bir eğitim hayatım :) vb. milyonlarca ürkünç anı diyim ben sana. Şu an beni avutan tek bir şey var, sığınabildiğim tek şey 1 çocuğumuzun olması ! 

Mesela hiç düşündünüz mü bilmem... Neden aile olmak-kurmak istersiniz ? İlk akla gelen birkaç nedeni çok feci bence. Şöyle ki...
1. Neslin devamı ki bu aslında insan türü diye düşünmeyiz biz, bizim için soy, bir nevi işte ne ise senin sülalenin devamı gibidir. Soy adım devam etsin gibi ırkçılıktan bile daha anlamsız bir gerekçe :)
2. En içten hayvani duygularım ile üreme çağımda ben de neden yapmayayım ki ama !.. E tabi bunu yaparken de içinde bulunduğun toplumun kurallarına uymak zorundasın. Bak buna dikkatini çekmek isterim. Bir çoğunluğun sürdürdüğü ve genellikle de hiç sorup-sorgulamadan eskiler böyle yapmış diye kabul ettiği bir yazılı olmayan sosyal kurallar, bir çevre kalıbı, bir sınırlamalar bölgesine girmek. Öte yandan da bizlerin en ilerisi bile zanneder ki işte çift olarak biz eşler son derece özgür iradelerimiz ile birbirimizi tercih ettik :) He canım, onca kurallar altına girmeyi kabul ediyorsunuz amma o biçim de özgürsünüz ! Ben de Obama'yım ama Barracksız, onun bi kardeşi vardı ya O'yum işte :)
3. Kişisel yavşaklığımız, kibirimiz !.. Evet, olabilir... Hiç aklından geçmedi mi ? Mesela işte anne-babanın sen büyürken yaşam sürecin boyunca görmüş olduğun hataları. Bu hatalardan dersler çıkartman ve "Ben baba olur isem şunu-şunu-şunu yapmayacağım, şunu şöyle, bunu böyle yapacağım... Ben evladıma şöyle yapacağım..."  :) E be uyanık, senin şunun şurasında ömrün 35 yıllık, insan denen canlı türü yer yüzünde 40 bin mi - 50 bin yıl mı nedir üreyip aynı hikayeyi kendisine anlatıp da aynı haltları yiyip duruyor !!! Tamam hadi 40.000 yılı da aynı değildi de hiç olmaz ise belki 2 nesil geçmişine falan şahitsindir. E bundan da 1 daha gerisini de anlatılan hikayelerden bilirsin. Yani deden-toruna birşeyin pek de değişmediğini... Elbette kişilerin huyu-suyu vb. gibi şeylerde değişiklikler vardır ama genel olarak insan-aile-toplum-çocuk-anne ve baba olayı hiç öyle büyük değişimler göstermez. Hele bir de bunların sosyo-ekonomik olarak toplumsal katmanı da aynı çerçevede kalıyor ise çok daha benzerlik gösterir. Mesela kimisi için bekaret tapınağı vardır bu sosyo ekonomik sınıf katmanlarında ama kimisi için ise sanki o ülke, o toplum, o millet ve hatta o dinden değilmişcesine onun kabul etmek zorunda olduğu milyonlarca toplumsal kural yoktur !.. Adam(ve kadın, özellikle de kadın) sanki bu Yunan mitolojisindeki Tanrı'lar gibi yaşarlar. Onlara hiçbir kural işlemez bize işleyen !!!  Neden özellikle de kadın dedim ? Bakıyorsun mesela senin komşu kızı eğer ki bir erkek ile bir yerde görülsün !!! Eğer ki bunun o çevre kuralları dahilinde bir ön sözleşmesi yok ise o kızın dedikodusu "oropzu" olmasından dinen aforoz (ne ise bizde yok öyle bir şey ama işte lafta yok, a şey pardon uygulamada yok, lafta bal gibi de var) edilmesine falan varır. Fakat işte bu Eros bu çocuğu Tanrımsı toplum katmanındaki kadın/kız en çapkın benim diyen erkek kadar ilişki yaşar ama bu bizim toplum seviyesinden insanlar bile "oropsu" ediverdikleri komşularının kızına öldüresiye nefret ile bakarken bu Eros bu çocuğu tanrıcık kıza sevgi ile bakarlar !.. Üstelik komşu kızını sadece 1 erkekle o da yolda konuşurken görmüşüzdür. Bu Eros bu çocuğu tanrıcık kızı bilmem kaç tane ile bilmem nerelerde bikinilisinden tut da, sarmaşing çok feci dolaşing poziyonlarda defalarca görmüşüzdür ! Yetmez, birlikte tatillere gitmişlerdir, aynı evlerde-odalarda kalmışlardır bilmem kaçıncı sevgilileri ile haa... Demem o ki bu seviyedeki seviyesizler böyle de adi ve yavşaktırlar. Bunlara göre maddi bakımdan üst seviyelerdekilere dedikoduları vs. her türlü güçleri hiçbir etki edemeyeceğini çok iyi bildiklerinden "E napak bari biz de bunları sevek leyn" diye mi bakıyorlar nedir ! Fakat komşunun kızına gelince biz mahalle baskısı, kendi kurallarımız çerçevesinde, kendi sürüngen toplum seviyemizde istesek bu kızı öz kardeşine veya babasına, evlendiyse de eğer kocasına veya öz oğluna öldürtürüz bile oooğlum sen ne diyon !!! 


BAKINIZ : http://kadincinayetleri.org

Ha bir yandan da mesela kimsiniz efendim ? Diyelim kiee siz hani şu son birkaç yılda iyice de toplumsal güdükleşmenin, e şeyy kütükleşmenin, yok bu da değildi... toplumsal kutuplaşmanın taraflarından "i like to move it move it" laik, Atatürkçü, aydın (peh peeeh uçuyoruz tabi kendimize gelince böyle) tarafsınız. Kutbun zıttındakiler için zannediliyor ki siz şu Eros bu çocuğu tanrıcık kız/kadın gibi yaşıyor-yaşatılıyor. Yok öyle bir şey ki... Gayet iyi biliyorum, ben o laik toplum kurallarının genelinin hakim olduğu bir çevrede "erkek" eleman olarak büyüdüm. Yok öyle önüne gelen kızla yatıyorsun da her yere gidip kapanıyorsun da vs. falan da filan. Yani o kutuptakiler zaten hep sapıklar da bu konuda da çok feci sapkın bir bakış açısı ile bakıyorlar yıllardan beridir. Aman ne ise bu konuya da çok saplanmayalım. Ne de olsa bu da sürünün uydurduğu ve sırf insana yaşamı zıkkım etmek için kullanılan sürü-ngen kitlenin araçlarından birisi !!! Amman yanlış anlaşılmasın, kutubun öteki tarafı için de farklı kurallar aynı amaçlar ile kullanılmak üzere vardır çünki. Kullanılan araçlar farklı gibi görünse de aslında araçlar bile aynı olup farklı adlar takılmıştır ama bu araçlar ile kitlelere uygulanan şekilcilik, baskı ve zulüm çok benzeşir. Fakat ufak gibi görülen ama çok büyük bir fark yaratma potansiyeli olan bir fark var. O da açıklık ! Ne !!! Ne imiş o "açık" olan ?! Açık olan şu, ilişkilerin sosyal baskı sebebi ile gizlenerek ve saklanarak, olabilecek en küçük çevreler içinde yaşanmasına çaba gösterilmesine karşın açıklığın değerli görüldüğü bir sosyal ortamda kadının yada kızın(demek zorunda olmam da ne feci ya) erkek ile ilişkisini cümle aleme gösterebilmesi. Bu ne kazandırır bireylere, ailelere ve de o topluma ? Öncelikle toplumun elinden iğrenç ve rezil dedikodu yapabilme pisliğini alırsınız ! Çünki önce ilişkiyi yaşayanlar zaten bunu açıkca göstermektedir ki sonra aileleri de bilmektedirler ki buna rağmen eğer iğrenç ve rezil karakterliler dedikodu yapmaya kakışırlar ise yaptıklarının ne olduğu da açıkca böyle bir toplumda görülecektir !.. Öteki türlü küçük küçük kapalı-dar çevrelerde kalan ilişkilerin yaşanabildiği topluluklarda ise çok feci rezillikler çok rahatça çoğalabilmektedirler. Çünki, mesela, işte biri ile ilişki öncelikle o 2 kişi arasında gizli-saklı tutulmaya çalışılır. Sonra illa ki gizlenemez bu 2 kişinin çevrelerinden birileri yakalar, bunların türlü şantajlarına boyun eğmek zorunda kalınabilinir ! Enn ama en basitinden birinden hoşlandığı veya biri ile konuştuğu yakalanan kızın kız kardeşi dahi öyle bir toplumda minicik görülebilecek türlü şantajlar yapabilir !.. Bu da kardeş de olsalar, aile de olsalar 2 insan arasında rezil birtakım ilişkiler süreci yaratabilir.Hatta ve hatta açıklık eğer daha iyi kullanılabilse tercih eden topluluk tarafından bugün özellikle de erkek egemen toplumumuzda kadının özellikle erkek açısından cinsel ihtiyaç için kullanılan bir "şey" olmasının da önüne geçilebilir. Çünki açık ilişkilerde toplumun da gayet açıkca görebileceği üzere ilişkide ne türden olur ise olsun bir insanlık dışı muamele, adilik veya aldatma yapan olur ise bunu yapan toplum tarafından da bilinir. Topluluk karşısında rezil olan kişide gayet mümkündür karakter de yoktur, umursamayabilir amma topluluktaki bireyler için "ne mal olduğu ortaya çıkmış" olduğundan o kişi o çevrede ya barınamaz yada var ise yolu kusurunu düzeltmek zorunda kalır. Bunun olduğunu, yaşandığını gören topluluk üyeleri aynı durumda olmak istemeyeceklerinden de insanlar kadın/erkek, kadın ise kullanılacak bir ihtiyaç giderici, erkek ise çapkındır helaldir vb. rezillikler ile değil de "insan" olmanın güzelliğini, önemini ve değerini görürler.Tabi bir de çok önemli bir iskelet seviyesi var bu toplumsal oluşumun o da yapının minimum ayağında ailede anne-baba-çocuk ilişkisinde hiç kimsenin hiç kimsenin toplumun yapısını yıkabilecek hataları sırf aRH+ gibi saçma bir kan bağı sebebi ile affedilir görüp koruyucu davranmamasıdır. Benim hayatım boyunca gördüğüm kişilerin en saçma hatalarının defalarca tekrar edebilmelerindeki en büyük etken budur. Anne-babanın kusurlarına rağmen diyerek, evladımdır diyerek toplumu dinamitleyen kusurlarını görmezden gelmeleri veya işte "Benim oğlum çapkındır" gibisinden apaçıkca "cinsel sapkınlık" olan bir ruh hastalığını hoş görebilemeleridir !!! Oh ne ala "Benim oğlum çapkın" ama n'aapsın diye vatandaşın uyanamamış 5-10 kızı onun sapkın eğlencesi olsun !.. Ana - Baba, insan ol insan !.. Bir seninki "evlat" da ötekilerinki hep mi, sadece mi "kötü" ?!

Mutluluk nedir diye düşününce bazen "çok şey bilmemektir" gibiymiş geliyor bana. Galiba böyle bir laf da var mutluluk cehalettir gibi bir laf. Sanırım hani neden, niçin, nasıl diye sorgulamazsan hayatı ve hep önüne konulanı en az itiraz ile olduğu gibi kabul ederek yaşarsan mutlu olunuyor. Fakat o ne biçim bir cehalettir ki mesela ben sistemin ve toplumun bana dayattıklarını çocuğum yaşamasın isterim. Nasıl "Evlatlarım için canım feda" diyen milyonlarca anne-baba bugün sistemin kendi hayatlarını çalmasına ses etmediği gibi bir de evlatlarınınkini sisteme kurban etmeyi üstün başarı olarak görüp evlatlarına da böyle gösterip bir de ömür boyunca evlatlarını manevi yönden asla geri ödeyemeyecekleri ana-babaya borç altına sokuyorlar ! Bizim toplumumuzda insanlık çok acayip üstadım. Bizde evlat bir sorundur, öyle görülür, anne baba ise o sorunu çözmek için ömrünü feda etmiş kutsal kişiler olurlar. Öyle ya "Babaya öf denilmez" ve "Cennet anaların ayakları altındadır" !.. Sen nesin bir evlat olarak peki ? Sana bir hayat biçmiş olan ve bu hayatı yaşaman için başına getirdiği bu 2 askerin emirlerini yerine getirmekle yükümlü olan boş bir kutu gibisin. Eğer içinde bulunduğun toplumun işleyiş sistemine uymaz isen türlü irili-ufaklı kötü sıfatlarla yaftalanırsın. Şimdi ne eşlere ne de çocuklara herhangi negatif bir şey de yükleyemiyorum işte bu nedenlerle. Benim gördüğüm olay insanın birazcık dahi uyanabileninin kendi neslinin sürecinde çok geç bir evrede uyanabilmesinden dolayı insan türü sosyal yaşantı olarak felaket yavaş bir ilerleme gösteriyor. Hatta belki de ilerleyemiyor, çünki bu çok geç uyanışa kadar geçen süreçte harcanan vakit ilerleme ile kıyaslandığında gerilemeyi daha çok yaptığımıza işaret ediyor. Böyle olduğu için zaten teknoloji, bilim, tıp vs. alanlarda ne kadar çok bilgilenmiş olsak da süreklü mutsuz ve yalnızlaşan bir insan neslini görüyoruz özellikle son 3 neslini iyi bildiğimizi düşünerek. Hele ki bizim topluma bakarsak dehşet bir örnek teşkil ediyoruz bu konuda. Son yıllarda sistemin özellikle eğitim başta olmak üzere her alanda kötüye gitmesi, cehaletin toplum nazarında "ama samimi, içten, bizden biri" şeklinde algılanarak bilen, bilgilendiren, aydının terslenerek halktan uzaklaştırılması ile battıkça batıyoruz gibi görünüyor.

















6 Ağustos 2017 Pazar

Bir ağacın ettiğini edemez ama ağaç düşmanlığında bayrak yarışında 1 numara

Aslında oturup bir gün seyir etseler, o kadar açıkca görebilirler ki ağacın etkisini. 

Mesela tarlanın ortasında tek başına duran 1 adet ağaç sabahtan akşama kadar çevresi boyunca Güneş'ten faydalanıp oksijen üretirken bir de meyva da verebilmek gibi bir yeteneğe sahip. Fotosentez yaparak da karbondioksiti oksijene çeviriyor !.. Dolayısı ile çokca gördüğümüz insanların bir çoğundan çok ama çok daha fazla Dünya'ya ve insanlığa faydası vardır 1 tek ağacın. Tabi 3 çocuk üretin en az siz yine de. 3 tane sistem esiri, onlar esir olmadan evvel de büyüme süreçlerinde sizi sistemin kölesi etsinler tabi. Böylece en azından 2 nesillik insan ömürlerini sistem için kurban edin ! Bu yaşam süreçlerinde de tabi yaşam için barınak vs. derken daha nice ağaç katliamı da yapılır. Yakındır hayatta iken, ölmeden yer altına sığınıp ölmüş gibi yer altı tünelleri ve deliklerinde yaşamak zorunda kalması insanlığın. Benim tahminim torunlarımız böyle bir durumla karşı karşıya kalabilirler.

Ağaç konusuna dönelim. Çevreye ve haliyle bize faydaları bu kadar mı peki ? 
Hayır, o ağaç yine gün boyu Güneş olduğu sürece çevresi kadar alanı gölge yaparak yerin ısınmasına da engel oluyor !.. Ben bunu yaşayarak da görüyorum. 3 katlı evin 1'inci katına bahçedeki ağaçlar sabah 10'a kadar gölge yapıyorlar. Buna karşın 3'üncü kat ise sabah 06'dan başlayarak Güneş ışınları ile ısınmaya başlıyor. Sadece doğu yönünden 4 saat fazladan kızdırılan bir dairenin bir de batı yönünden 3-4 saat fazladan kızdırıldığını düşünün ! Haliyle 3'üncü katta klima bile fayda etmezken, 1'inci katta klimasızken bile daha serin. 

Peki bu zeki olduğunu iddia eden canlı türü ne diyor ? 
"E teknoloji ilerledi, paramız oldu kat kat evler diktik, arabalarımız var zarıl zurul fosil yakarız... N'olcak canım klima alırız tamam" ! 

Hepsi için ekstra ve sürekli bedeli artan şekilde para ödeyerek hem sisteme gittikçe daha bağımlı köleler olunuyor ve hem de buna karşın huzur-konfor-sağlık vs. gibi şeyler her geçen gün daha da kaybediliyor !!! Akıla bak, düşünebilen canlının yaptığına bak, zekaya bak Bizim kadar "İyi" düşünemediğini iddia ettiğimiz tüm canlıların hiçbirisi bu denli saçmalık içinde yaşamlarını çar-çur etmiyorlar.

Günümüzde bir ağacın verdiği yararı vermeyen ama ağaç düşmanlığında bayrak yarışında 1 numara olan nice insan mevcut. Bunlar direk eline testereyi, baltayı alıp ağaç kesenveya ateşi alıp orman yakanlar değil. Bunlar betonlaşmayı dolaylı yollardan destekleyen herkes. Bunlar acayip bir biçimde üretmeden para döngüsü ile ellerine para geçirmeyi bilen kimi kurnazların daha çok ve daha lüks arabalar alıp fosil yakıt tüketimini sadece Dünya'yı kirletmekle geçirdikleri bir yaşam sürecinde pislikten başka bir şey üretmeyenler !.. 

Bence bir bina inşaatı  ruhsatı verilirken metrekaresine göre bir kanun olmalı ve metrekare başına 1 adet gösterilen bir bölgeye ağaç dikilmesi kanunu olmalı.

25 Haziran 2017 Pazar

Beyin dediğini dinlersen...

" Bilim adamları 650 milion yıldır dünyanın sakini olan deniz anasının bu başarısını beyni olmayışına bağlıyormuş..."

*Alıntı kısmı bu kadardı, şimdi söz bende*
 - 
Bunun gerçek hikayesini ben size anlatayım...

Evrim sürecinde aslında bir dönemde insan türü beyinsizdi. Beyin tek başına farklı bir organizmaydı. Çevre koşulları zorlaşmaya başladığında, Dina-zor gelen beyine çok daha zor gelecektir elbette ki koruyucu bir kabuğu olmadığında. Beyin de bir kabuk arayışına girdi acilen ve etrafta gördüğü o çağda halen beyinsiz kalabilmeyi başarmış canlı türü olan "insan" türüne rastladı. Normalde "Bu organizmayı işgal etmiş olan bir beyin vardır kesin, şimdi onunla savaşmam gerekecek, haydi bismillah" diyerek insan beynine doğru ilerledi. Tabi mikro organizma bazında gerçekleşen bu ilerleyiş biraz zaman aldı. Bu yolculuğu esnasında da bünyedeki hücrelerin beyinsiz bir biçimde başıboş ve tümüyle bir kendini harcama şeklinde işleyişine bizzat tanık oldu. Kafa tası makamına geldiğinde bütün ölümcül silahları ile içeri girmişti ki o da ne burası boş !

Bu tür yalnız değildi... Bizim beyin ele geçirdiği insan bedeni ile hemen kendü türündekileri aradı, onlara bu yeni koruyucu kalkan yaşam alanını gösterdi. Onlar da insan denen türün boş tasına akın ettiler.

Günümüzde bu olayı çok farklı biçimde ifade ederler ama temelde aynı vakadır. "Allah akıl dağıtırken sen neredeydin" derler ya, işte bu ifadenin altında yatan tarihi gerçek budur.




Hikayenin devamında bünyeye yerleşen bu yeni organizmayı kabul etmeyen ve baş kaldıran (yoksa başka türlü mü tabir ediliyordu) bağzı "organ"izmalar da olmuş zaman içerisinde. Mesela bu vücudun müdürü benim diyen bildiğiniz oturma grubumuz. Çift yanaklı, kimi zaman gamzeli Çoğu zaman gök gürültülü ve parçalı bulutlu 💩 bir havası olsa da o gülünce bütün bünyenin de güldüğü herkesçe defalarca tecrübe edilmiştir  

1 Şubat 2017 Çarşamba

Yer altı kaynaklarımız - Mağduryum !..





Benim gördüğüm bir durum var... Toplumda yer edindiriyor çünki. Sürekli mağdur olarak ilgi odağı oluyorsun. Çevren de seni dikkatle dinliyor, hatta işte bu sosyal ağda da zaman zaman gördüüğümüz gibi hani Afrika'lı açlıktan ölmesine son saniyeleri kalmışın fotosunu paylaşıp altına "Halimize şükür" derler ya. İşte onun canlı ve anlık olarak yaşanmasını sağlıyor. Hatta bu durum toplumumuzda o kadar değer verilen bişi ki bakın yönetenler de sürekli mağdur ayaklarına yatarak kutu kutu pense. Nerde bu Safinaz'ın pabucu, pabucunun kutusu ?

Sonra,
Mutluluk gerçekten de değerli bir şey değildir ! Nerden mi çıkartıyorum ? Bakınız örnek yine buradan... Bir çok kez rastladım, siz de rastlamışsınızdır "Face'de hep mutlu, gülümseyen, eğlenceli vb. fotolarını paylaşıyorlar. Sanırsın ki hayat hep öyle geçiyor. Değil" gibi paylaşımlar da vardır. Yani mutluluk bi inandırıcı da değildir. İnanmak istemez insanlar başkalarının gerçekten de o kardeki veya videodaki an yada sürecikte dahi gerçekten mutlu olabildiklerine :) Yavşaktırız çünki biz. Gizliden gizliye hasedimizden kudurmuşuzdur. O kim ki, ne ki, ne yapmış ki de böyle mutlu olmayı hak etmiş. Ben mutsuzken O ne münasebetle ! Yalandır o rol yapıyordur !

Mağduriyet dipsiz maden gibidir. Mağduryum madeni ! Hani bir zamanlar paylaşırlardı ya "Türkiye'de Neptünyum madeni bilmem Dünya'daki %90 rezervmiş, eğer bi çıkartırsak bütün iç-dış hatta galaksiler arası UFO borçlarımızı bile öder üstüne Cennet'ten arsalar bile alabilirmişiz" gibi haberler ;) İşte bu "Mağduryum" yıllaaardır çıkartılıp kullanılan bir yer altı zenginliğimizdir aslında. Yersin çünki hep, hepimiz yeriz, illa ki yemişizdir.

20 Aralık 2016 Salı

Çocuklar ağladığında...

Bir acayip Dünya !.. Hele bir de çocukken mutlu olamamışsan vay haline. Peşi sıra manyak bir toplumun en iyisi altın kafesinde bülbül olmaktan öteye gidemezsin. Nicesinin kafesi teneke telden !.. Paslanıp dökülse dahi uçmaya ürker olmuş çoktan ! Zihinlere vurulmuş bu zincirlerden... görsel kafesler ancak birer süsten...
 
Birileri, ötekiler, başkaları için hep bir "iyi olma" yarışında harcanırken varlığın uyanamazsın bile. Kaldı ki uyanmak ister misin ? Uykun da hoş değil amma uyandığında göreceğin kabusla kıyaslarsan uyanmak istemezsin. Toplum rahatsızlığı bir çığ gibi her yeni nesli önüne katıp yok ederken seni de kapmıştır bile. İnancın onlarınki gibi yandan yemiş, ahlakın, karakterin, Dünya'ya bakış açın, ileride kuracağın aile yapın... hepsi ve herşeyin bu pislikle yıllarca yıkanmış. İnsan olmanın tüm güzellikleri ilk önce en yakınlarımız tarafından sistem adına ellerimizden zulümle alınmış. 3-5 kuruş kazanmak, o toplum içinde görüntüde bir kabul edilebilir yerde bulunmak adına hayatlarını satanlar tarafından senin bile dünün-günün ve geleceğin satılmış. Uyanmak ister misin hiç !
 
...ve o kadar çoklar ki !.. Onlar gibi olmazsan mutsuz olman için birlik olmuş iğrenç bir organizmanın yapışkan salyası gibidirler. Hepsinin senden evvel terk ettiği gibi sen de kendini terk etmemiş isen eğer hala anlarsın...
 
İnsan sosyal bir varlık değildir arkadaş !!! İnsan sosyal bir hastalıktır !.. Sosyalleştikçe bulaştırır rahatsızlığı. Hiçbir çoğulluğun er yada geç sapıtmadığına dair hiçbir tarihi kanıtınız var mıdır ? Çöken neden çöküyor , ayakta durmaktan yorulduğundan mı ? :) Yoksa çoğaldıkça ağırlaşan pisliği taşıyamadığından mı artık !..

Yer yüzü yaşamı formunda var olmuş tüm canlıların çocukları adına hepinizden alacağımız var. Uyanmaktan korkup feda ettiğiniz tüm masum canlar adına !

Sizi gidi ödlek ve satılmış ruhlar sürüsü ! Daha da halen karşımıza geçip tüm satılmışlığı ile caka satma hallerinle ancak rezilliğinin sergisini açmış bir kokuşmuşsun.

6 Aralık 2016 Salı

Herkesin istediği aynı delik !..

Kobay ettiler insanlığı da kendi rızası ile çaktırmadan şu sanal alemde Detaylara bakınız Al işte sana o süslü-püslü, takım elbise-kravat ile sanki üstün ırk olmuş gibi "cakass" atan insan türünün temelindeki durumu. Belki milyonların bir kalbi, bir ruhu değil de aynı deliği (! Evet, bu durumda buna ancak bu denir "delik" !) düşlediği bir kafatası içine tıkıştırılmış kıvrım kıvrım duran bir cinsel organdan ibaret "insan" türü.

Herkesin istediği 1 delik ! E zaten geberince gireceğimiz de 1 delik ! Tıpkı çıktığımızdakine benzer bir anlamda !!! Peki nedir bu "delik" li Dünya halleri ? Nedir bu "Deli"K ?!


Pornhub sahip olduğu verileri ilginç istatistiklere dönüştürerek paylaşmaya devam ediyor. Dünya üzerinde her gün milyonlarca kişinin ziyaret ettiği porno içerikli site…
aylakkarga.com