20 Ekim 2017 Cuma

Bu da benim futuristik hikayem !..



Göremeyeceğiz o zamanı ya, geberip gideceğiz!

Şöyle bi icat edemediler hala kendimizi bir çip yada sanal alemde sanal bir karaktere kompile yükleyebileceğimiz bir teknolojiyi. Yaşlanmıyorsun, ölmüyorsun vs. uykuyudu vs. gibi şeylere ihtiyaç yok, okul-mokul-iş vb. yok sadece bilgiye ulaşıyorsun. İstersen manyak gibi dizikolik, istersen üstünebaşına yapan koca programı fanatiği oluyorsun. Hobi, zevk falan diyolar... yada işte robotlara iş yaptırıyorsun bilim adamı olarak mesela bir ışık demeti olarak türünü evrenin her tarafına ışınlıyorsun !.. 

"E ışınladın da ne oldun orada bir ışık demeti olarak mesela bir yaprağı aydınlattın, yaprakten sektin parladın falan ne oldu yani, neye yaradı bu !"
İşte sipsi beğinli damacana ağazlı asansörde tecavüz edilesi birinin size söyleyebileceği bir cevap örneği !.. 

Bi kere bu dizi mizi, evlendirmeci falan değil de bilgiye aç zihinlerin edinebileceği bilgiyi düşünün hele. Biliyorsunuzdur belki derlerdi ki internetten her şey yapmayı öğrenebilirsiniz. İşte ışık demeti olarak evrenin en balta girmemiş galaksilere gidip oradaki canlı türlerini hack'leyebileceksin. Yani bir nevi onun ruhuna gireceksin ! Oradaki bir dinozorumsu yaratık olacaksın, zorumsu da olsa, zorla da olsa, zoruna da gitse olabileceksin ama işte ! Kimileri 40 huri 72 huri diye ömür boyu hiçbir şey yapmayıp sadece şeyini sıvazlamış, ölüm döşeğinde bile sıvazlar iken... Sen... hani ille de onların anlattığı ve anladığı gibi pornografik anlatım isterler ise dinozor bünyesine girmiş barrack ebadı ortama insan vücudunun 3 katı olan bir canlı olup orgazmın aletsel büyüklüğü 6.5 olan depremler yaratarak sevişebilmenin keyfini yaşayacaksın belki de !.. 

Tabi evrim diye bir şeyin olmadığını da idrak ve ispat bu bir açıdan. Öyle ki günümüz insan bilgisi evrimin olmadığını ve bu nedenle evrilmemiz gerektiğini !.. Çünki her canlı ve bitkinin genetiği ile oynadık kendimizinki onların bu zor ile evrilmesine uyum sağlayamadı haliyle. Bize hormonlu ve genetiği bozulmuş gıdaları uygun biçimde işleyebilecek yeni bir sindirim sistemi lazım olmuştur artık. On yıllardır ilaç sanayisinin sömürüsü ile parasal olarak soyguna uğradık yetmedi bir de hastalıklarımız katlanarak arttı ! Dolayısı ile insanın da genetiği ile oynanmak zorunluluğu doğmuştur çoktaaaan !.. 

Yok efendim "insan Tanrıcılık oynar mıymış !" falan... Saçmalığın daniskası ! Belki yüz yıldır yer yüzünden kaç canlı türünün kökünü kuruttu insanlık ?! E hani insan tanrıcılık oynamamalıydı ! Ne oldu ? Dibinin keyfine geldi miydi canlı türlerinin kökünü kazıyorsun evrenden amma buraya gelince bu ne cacık ? ! Kaldı ki Tanrı'nın verdiği iradeye göre bunlar olabilecek şeyler ise Tanrı da müsade etmiş demek olabilir ! Ne yani bugüne kadar hep Dünya'daki sorunları boynuzlu, kırmızı ve kuyruklu şeytan mı ortaya çıkıp da bizzat yaptı ? Yoo, hepsini yapan biz insan türüydük. Sadece şimarıklığımı tavan yaptığı için hiçbir hatamızı kabul etmiyoruz, "Ben yapmadım şeytan yaptı" diye suçu ona atıyoruz. Evet şeytan dedi canla başla çalış, "iş hayatı acımazısdır, yükselmek istiyorsan duygularından sıyrılmasını bileceksin" ! Hee, sonra ez-sömür-acımasızca insanların sırtından yüksel, köşe dön, para cukkala bir de senin gibilerin senin için ormanı katlederek yaptığı en lüks yerlerde 2 de yetmez 4-5 daire falan al. Çek altına da en fosil yakan carbon salan arabalardan en azından 2 tane şöyle ! "Dur ulan bu kadar da göze batmayalım arada bir şöyle yardım kuruluşlarına falan 3-5 birşeyler bağışlıyayım !". Ooo, vay ! Demek ki sensin, şeytan değil, gayet de bilinçli ve planlısın hani Allah'ın gözünü boyama çabasında da. Haa ama ne, bize geldimiydi "Satranç günah" !.. "Saçının teli görünmeyecek, zina ile eşit" !.. "Bak iş bulmuşsun, maaşı az-çalışma saatleri çok-ağır iş falan demeyeceksin, şükredeceksin patronuna da Allah'ına da sana rızk kapısı açmış" heee

Tee yıllar önce söylemiştim. Bu yıl Eylül 2017'de mi ne TV'de bir programda konuşmacılardan birisi aynısını söyledi, "Her canlı ölümü tadacaktır" demek o andan itibaren herşey bitecek ve devamı yok demek değil. Zaten değil, Allah ölümden sonraki yaşam hakkında da bilgiler veriyor. Peki tam da işte orada bir paralel ölüm sonrası yaşam şekli gibi düşünün ! İnsan icadı ve konunun huri ile falan da hiç alakası yok. Zaten de saçma. Bir şeyi 5-15 cm. organdan hissetmek nedir ! O şey olabilmeyi veriyor ise insan icadı paralel öbür dünya !? Nasıl mı ? İşte DNA'da ne imiş, atom altı her şeyin yapısını değiştirip bunu sapıttırıp mutantlatştırmak olarak da düşünebileceğimiz gibi elbette ki kayıt aldına alınmış ve yok olan her canlı türünün ve şeyin tekrar canlandırılması şeklinde de düşünebiliriz. İşte burada devreye tıpkı kimi reenkarne hikayelerinde falan duyduğumuz gibi tercihen kobra vücudunda Dünya yaşamına gönderilmek yada güvercin formunda dönüp en büyük hazzınızın insan tepesine sıçmak olduğunu hayal edin !.. 

Karikatüristler aslında kimsenin pek ciddiye alıp da keşfedemediği en iyi futuristlerdir !..  Bakınız,




7 Ekim 2017 Cumartesi

Her türlü teknolojiyi yakalayacak hızlı araçlarımız var !..

Demiş böyle...
"Her türlü teknolojiyi yakalayacak Güneş enerjisiz, çok silindirli fosil yakıtlı o biçim araçlarımız var"

Bize her türlüsü değil de bence "Son" olanı, yani "Son teknoloji" lazım. Yoksa her türlü teknolojinin eskisini yakalamak zaten kolay. Onlar eski, yaşlı ve de hızlı da değiller. O nedenle yakalamak da kolay. Ben de bunun üzerine gittim "Son teknoloji" ile bir löportaj yaptım !.. İşte bu löportajımı yayınlıyorum aşağıda...

Önce giriş,

Teknolojiyi yakalamak niye ? O yani bi kaçmış, uzaklara, fark atmış da işte yakalayacak da gücümüz var amma şimdilik onun gibi ödlek ile uğraşacak değiliz !.. Geçen gittim ben bunu bir de "Teknoloji" tarafından dinleyeyim dedim. "Aga" dedim !.. "Hele bir de bakayım sen bana neden biz seni yakalamaya çalışıyoruz da sen de hep kaçıyorsun ? Az bir dursan, bi soluklansan n'oolur ?"

AraşDurmacı KazDeCi olarak bunları sormak zorundaydım yani...

Dedi ki "Şimdi görüyoruz bağzı yerlerde böyle seçim falan gibisinden eğlenceli şeyler ile işte birilerini seçiyor halk görüntüde.

Dedim "Olmaz öyle Geniş ve yuvarlak laflar, neresi o bağzı yerler ?"

"Kuzey Kore" dedi.
"Haa iyiymiş, bizde yok yani" dedim bir rahat nefes aldım münasip bir yerimden ;)

"Ne ise işte, seçimden sonra görüyoruz ki bunlar evrim yok diye yırtınsalar da evrimin en hızıplısını bizzat kendileri şlak diye (o bildiğimiz el hareketini de baya iyi ve volümlü yapıyor bu arada belirteyim) kendileri gösteriveriyorlar."

Tabi ben de bu arada "Harbi öyle, Vuay Kim vuaay" diyorum.

"İşte sonra düşün bu bıngıldak şimdi Nükleyer mi yemez mi nükleğer mi eğmez mi böyle füzeler fırlatmaca falan. Oldu mu sana fırlak !"

Dedim "Hakketende dediğiniz gibi"
Dedi "Hop ! Ne keteni ?
Dedim "Hoplama dingil kırarsın , kim demiş keteni ?
Dedi "Hakketende" dedin sen !
Dedim "O lafın gelişi yoksa keten kumaş değil"

Böyle de bir anlık beyin fırtınası yapmışız Sn.Teknoloji ile

Sonra dedi ki eccük hayal et şimdi siz teknolojiyi yakalamışsınız. Koymusşunuz "jim eat" "FAK"ıf'larına falan teknolojiyi orada bir dizi jinsel "is this mear" dan geçirmişsiniz yıllar boyunca !.. Zaten elinizde "Son teknoloji" yok ama yakalamış olduğunuz bazı çok da eski olmayan "Teknoloji"ler var. Soydaşlarımı çok kötü emelleriniz için kullandığınızı biliyorum !..

Dedim "Atma şimdi ! Sanki seni iyi emeller için kullanan bir ülke-millet vs. and the vb. var da bize gelince bunu diyorsun ! Çakacam ağzına elimin tersi ile şimdi bak, doğru konuş !"






4 Ekim 2017 Çarşamba

Sosyal gruplar ile sapıtarak sosyalleşen tür !.. Haybunlar cehennemi 5 goyyimde yerleri eş !..

Hayatta bazı yerlerde öyle garip kurallara rastlarız ki zaman zaman... Bu kurallar sanki "Ben-biz yapamıyoruz öyle ise sen de YAPMA" kuralları gibidir ! Bunu bir tek fotoğraf konusu için demiyorum. Yaşanılan toplumun yazılı olmayan kurallarından tutun da devletlerin resmi kanunlarında bile böyle garip kurallar bulabilirsiniz. Sonra da denir ve de kabul edilir ki "İnsan sosyal bir varlıktır" !.. O ise ne denilir mesela "Tamam sosyalim amma özelime geldi mi asosyalim, toplumla paylaşmam" , özgürlüğün ve insan haklarının daha iyi uygulandığı söylenen medeni toplumlarda da bu cümle daha bir görüntüde kabul görürmüş gibidir. Bu da bir nevi bireyin "Sosyalliğin zaman ve derecesini ben kendim belirlerim" demesine benzer. Hatta bunu ben şunu demesine bile getiriyorum, "Sosyal falan değilim, ancak istediğimi alacak kadar-alana kadar sosyalleşirim, gerisine karışamazsın ve seni ilgilendirmez" 
 
Yani ? Fotoğraf yarışmaları gibi ortamlarda sosyal faaliyetlere girince alacağını almak için onların saçma kurallarına uyarsın, alamayınca da bana ne o grupların kendi uydurduğu sosyal kurallardan diyebiliyoruz. Bu birçok alanda önümüze çıkar. Hatta bir fıtıkbol takımınının taraftar grubu içerisinde de böyle durumlar ve benzer kurallar vardır. Çoğunluğun ve hatta ülke sosyal yapısının resmi kanununda bile işte %99'u müslüman olma sebebiyle de bu grubun yaptığı birçok şey kabul görülmez amma grup kendi sosyal kanunlarına göre bambaşkalaşır. Küfür etmek de mesela grubun en olağan ve hatta olmazsa olmaz yazılı olmayan kanunlarından birisidir. Ayarı kaçmış derecede abartı ile fanatiği olduğuna sözde sevgi beslemek.

Bu gruplaşmaların bir türü de hemşehricilik, topraaam ayaklarında olur. Zaten bunun haricinde coğrafyalara göre de sosyal yapının az veya çok fazla değişen yazısız/yazılı kuralları vardır. Bir örnek de bu konuda vereyim. "Beşik kertmesi" ! Bu olayda ebeveynler gerek maddi ve gerekse de farklı çıkarlar için evlatlarının "birey, şahıs, insan, karakter, ruh" yapılarını yokmuş gibi görür-kabul ederler ve bu 2 insanın ileride nasıl insanlar olup ne gibi hayaller, umutlar vs. taşıyacaklarını umursamazlar. Hatta ebeveynler için bu 2 canlının 1 tek önemli özelliği vardır ve bu da fiş ile priz ile benzer olan durumlarıdır. O ona takılır, o ona uyar, o ona göredir işte bundan ötesi de gereksiz detaydır. Örnek işte...


Son olarak "görsel sanatlar" topyekün bizim toplumda yasak olması lazım sanırım. . .

3 Ekim 2017 Salı

Doğal düşmanlarımızdan en tehlikelisi "İnsan"

"98 99 yıllar da şunu derlerdi öğretmenler 'Teknoloji mümkün olan en küçük ebatlarına indi artık büyüyecek küçük kalabilen herşey daha pahalı olacak' " bunu dediler ise o hoo o zamanlar CPU'lar tek çekirdekti, şimdi aynı ebatlardaki CPU zarına 6-8 çekirdek + 12mb. cache bellek vs. sığıyor. mimari de 2000'de 0.13 mikron iken şimdi 0.14 nanometre, 100 katı mı ne ufaldı. Evet, 100 nanometre = 0.1 mikron ediyormuş ! Dur bak, 0.14 nanometre şu an son çıkan CPU'lar yani oha falan oldum yani 1000 katından da daha fazla ufalmış cPU mimarisi.



Daha da uflacak da işte var da henüz yaygınlaşmadı nanbotlar ile insanlar tedavi edilecek falan daha. Daha ileride fotoğraf çekmek de safkan bir hobi olacak böyle makinalar ile eminim. Çünki bu tip makinalar tümden böyle nostalji-klasik falan olacak. Biyonik göz/gözlük gibi şeyler ile yazılım yetenekleriyle vs. makinalar senin deklanşöre basman bile gerekmeden 7/24 her şeyi 1000K çözünürlükte kayıt edecek de... Şahsına özel yapay zekan seni o kadar iyi tanıyacak ki, bunca kayıtlı veri arasından senin kişiliğine göre olanları ayıracak, sana en sonunda bir ufak eleme sunumu yapacak.Hani günümüzde 4K video falan 4K Ultra HD TV'ler falan var.


Bu kadar veri nerede saklanacak ? Bu bulut depolama servisleri var ya... İleride işte bunlara da direk beynimizden hiç kesintisiz bağlı olacağız. Özel hayat olmayacak ! İnsan(lar) 1 bireyinden milyarına 1 organizmayı oluşturan hücrelermiş gibi yaşayacaklar. Bir nevi bilgiye erişim yolu ile bilgeliğe erişilecek ve bu nedenle de gelecek olan geleceği isteyerek kabul edeceğiz. 

Şöyle bir düşünün bakalım. Özel hayat diye tutturup da direttiğimiz şey ile istediğimiz aslında nelerdir ? N'aparsın özel hayatta da kimse görmesin, izlemesin ve bilmesin özel hayatımı istersin ? ! Fakat çoook ama çok ilginçtir ki bu "insan" eğer iyi bir şey yapar ise de "Amanın ! Çok iyi bir şey yaptım ben herkes bana baksın, beni görsün, beni bilsin, beni dinlesin" derdiyle feci çırpınır ! Değil mi ? Demek ki bu "özel hayat" denen şeyde bir yavşaklık var yani ;)

İnsan birey olarak kendisi seçtiği veya tanımadan genellediği bazı farklı insanlardan üstün görmek, üst konumda olmak vb. gibi günümüzdeki rezillikleri bir "Çalıştım ve başardım, hak ettim" biçiminde algılamayacak. Günümüz insanının yaptığı en geri ve cahilce ırkçılıklarından birisidir bu aslında amma henüz benim bildiğim hiçbir Dünya ülkesi bunu bu şekilde görmez-göstermez-açıklamaz. Çünki mevcut sistem tavşan beyinli insanın önünde havucu koşturarak peşinden koşmasını, sistemin istediği hedeflere varmasını ve varanın vardığı yere göre 1-3-5-100 havuç ile ödüllenmesi temelindedir. Mevcut sistemlerde sistemin kurallarına itaat edeni yükseltme-yüceltme gibi bir işlevi de yoktur. Tam aksine mevcut sistemler sistemin kurallarına itaat edenleri sınırlı bölgeler-dereceler içerisinde yükseltirken sistem kurallarına uymayanlar yüceltilir ! Bakınız devrimciler, çok ilginç gelebilir ama yasadışı her türlü kötüler !.. Dahiler, ki onların yükselme ve yücelmeleri de diğer maddi yükselenlere göre çok farklıdır. 

Günümüzde insanlar mevcut sistem (Aslında bence 1 tek sistem var ama işte ufak farklılıklar ile sanki birkaç sistem varmış gibi de görülüyor.) in öğrettiğinden farklı bir yaşam biçimi olabileceğini hayal etmekten bile korkuyorlar. İnsanların çoğu o kadar boş ki ! Yani o kadar cahiller ki, sistemin onları soktukları kalıplar-sınıflar-yerler-görevlerin onları koruduğunu hatta  hatta akıl sağlıklarını ve yaşam süreçlerini koruduğunu bile düşünüp sisteme güveniyorlar. 

Peki ne bu sisitem dediğim ? Aslında gördüğünüz herşey, bütünü. Bunda aile, okul-eğitim, iş-gelir, hukuk-kanun, ahlak-kültür vs. vb. hepsi var. 

"Sen de işte şu gördüğün kalem pilsin" diyeyim de tam olsun ha :)


Mesela ben müslümanım. Allah tektir ve ondan başka ilah yoktur. Hz. Muhammed (S.A.V.) Allah'ın peygamberidir. Diğer peygamberleri, melekleri ve kitaplarını kabul ederim. Fakat bazı uç örnekler vereceğim şimdi... Örnek bir haberde imam öz kardeşi ile ensest ilişki yaşıyor ve hamilelik durumu vs. oluyordu. Buna karşın da bir "ateist" ömrü boyunca bunun yakınından geçmeyecek çok düzgün bir hayat sürüyor olabilir, sürmüş olabilir. Günümüzde de olduğu gibi evvelce çok daha güçlü bir kılıf olan inancın görselleştirilmesi insan neslinin en tehlikeli belalarından birisi olmuş. Biliyorsunuz Avrupa'lı nice bilim adamı özellikle kilise tarafından hayatları zulüme çevrilimiş veya öldürülmüştür. Ne ise ki zor da olsa anlamışlar, insanların dini inançlarının onların kimliğini göstermediğini !.. Hatta bunun çoğu zaman iyi olmayan birşeylerin maskesi olarak kullanıldığını !.. Verdiğim örnek gibi değişik epeyce bulunabilir. Bir dini inanış biçimini gösteriş malzemesi olarak kullananların hiç şüphesiz bir aldatma-gizleme derdi olduğu ortadadır. Buna karşın benim gördüğüm ve biraz da tahmin ettiğim kadarı ile mesela ateist bu sebeple çoğu dini inançlıdan daha dürüst ! Çünki ennn ama en azından ateist kediyi tekmelemediğinde, köpeğe tecavüz etmediğinde, öz kardeşini namus vb. diye katletmediğinde, yıllarca dövdüğü karısı neden ondan ayrılıyormuş diye öldürmediğinde, geneleve vs. gidip gidip tövbe edip veya işte camii'ye gidip günah çıkartmadığında !.. 60 sene her türlü pisliği yapıp da ulen geberip gidecez zaten kuşum da uçmuyor diye korkusundan dinini ve Allah'ını anımsamadığında... Rüşvet almadığında, haramı pek zevkli bulmadığında herhangi bir inanandan çok daha temiz-dürüst-namuslu ve de karakterli bir insandır. 

Evvelce belki 2-3 yazımda sözünü ettiğim bir sistem var. İnsanı tüm canlılardan farklı kılan özelliklerinden en önemlisi bence yazma-konuşma. Yazma daha önemli bunlar içinde de. Çünki mesela bir buğday neslinin yok olmaması için tohum verir. O tohumda bazı temel bilgiler vardır bir nevi öz kopyasıdır ve kopya uygun ortamı bulunca önceki nesli mümkün olan en iyi biçimde tekrarlamak üzere kodlanmıştır. İnsanın konuşma-yazma becerisi işte burada onu öne çıkartmıştır. İlk UGH'cada taşa çiviyle kakan adam henüz beşikteki çocuklarına kakarak yazar(Yok çocuklarına kakmıyor, çocukları için tablete kakıyor manyamayın 2 dakka), "Ugh ki ne ugh, hep ugh tek hug" yani Türkçe meali "Dün dere kenarına gittim her zamanki gibi sıçacaktım, e her yerede sıçmışım az ötede mayınsız bir yere gidem dedim gıçıma oradaki bir otu sürüp sildim de bütün gün götüm yana yana kaşındı ! O otun adı ISIRGAN imiş, rengi şöyle, şekli böyle" ! Çocuk büyüdü, geldi 12 yaşına UGH'çayı öğrendi. Taş tabletten okudu. Gitti baktı harbiden de babası yıllarca o dere kenarında mayın döşenmemiş yer bırakmamış. Tebrik etti ! Yok o değil, işte Allah bir kitap yolladı 1400 sene evvel, bugün okuyorsun sana diyor ki mesela "çalma, zina yapma, hak yeme, iftira atma, dedikodu yapma". Okuyorsun veya okuma ! Okumana gerek yok ki %99'unun müslüman olduğu veya %1'inin de ateist olmadığı(muhakkak) bir toplumda Kuran okumadan da dinin en temel ve büyük günahlarını çevresinden öğrenir bir insan eğer gerizekalı değil ise. Fakat ne yapar ? Çevre, topluluk, sosyal yapı öyle sapıtmıştır ki !.. Yerine göre aşağılanmamak, hor görülmemek için, yabancılaştırılmamak için falan bu topluluğa uyum sağlar-uyar. Yani sapar, yani sapıtır ! Kılıf aramasına bile gerek yoktur çevresi ona bir sürü kılıfı bedave verir. "Yav şu fahişe ile zina yaptım amma e napacaz herkes yapıyor !" , "Ya rüşveti aldık amma e almayan mı var?", "Şunu çaldık amma arkadaş bunlar da vatandaştan çalmıyor mu sanki, hepsi vergi kaçırıyor bu şirketlerin" gibi gibi !.. N'ooldu sana cicim şimdi, ha ? UGH'çayı öğrenen 20.000 yıllık "Aman Ne an dart el ki O" dediğin kıllı goril bozması senden daha akıllı çıktı !.. Ütelik O babasının yazdığını okudu da öğrendi. Sen Allah dediğin ve sözde hiç şüphesiz inanman gerekenin sana söylediklerinden hiçbir şey öğrenmedin ! Acaba zannediyor musun ki "Aga boşversene TÖVBE kaısı her zaman açık, ederiz 60,65'lere geldi mi yaş" entrikanı Allah da bu niyetini bilmeyecek ve kabul edecek ?! ;) Zaten Allah neden "Ne an dar el" e kitap ve peygamber yollamamış ? Bakmış bunlar böyle sapıtacak kadar çok şey öğrenmemiş, saftirik insan aşamasındalar. Birbirlerini bile dinliyorlar diye. Ne zaman ki insanların gelmiş geçmiş en HOMO SAPiEN - isme de bak hani "ibne sapıyon işte" der gibi değil mi ? Homo sapıyon !.. gelmiş, haa demiş sanki Allah, bu insanın mayası sonunda ortaya çıktı şimdi ben buna bi ayar çekeyim.

Ha bu Avrupalının zamanında bilim adamlarına ettikleri zulümler konusu var ya...
Bizde de örneğin Piri Reis'in idamını okuyun. 
Her ne ise, bu konuların vıdı vıdısı bitmez. Taraf tutanlar her zaman olduğu gibi her ince detayı cımbız ile alır tarafına kullanır. Neticede olan laf uzar, sonuç değişmez. 





29 Eylül 2017 Cuma

Cadı tırnak modası ! Ne bu saçmalık yahu ?

Bu kadınlarda resmen cadı gibi tırnak modası mı ne olmuş !
Belki çoktan var da ben soğşıl mediayı pek sıkı tapik etmediğimden ancak uyanmış olabilirim. Fakat herhalde bu cadı tırnağını güzel diye, güzel görünmek için falan yapıyorlar !
Öyle değil mi ?
E peki kime ?
Erkeklere mi ?
Öyle ise bu cadı tırnakları beğenen erkekler kim yahu bi bize göstersinler bilen var ise veya kendileri kim ise çıkıp desin ki "Bu cadı tırnaklarını çok beğeniyorum ben" !..

Godumun sıırları, bi düşük bel ile donları düşer gıçlarının çatalı görünür, bi cadı tırnakları falan. İşte hep bunlar üzünden deprem oluyor. Fay hattı "Hay ben sizin..." der gibi Bi nevi diş siniri zıplaması gibi Dünya'nın sinir zıplaması da bu fay hattı işte. " 'Fay ben', sizin !.." diyor özetle.

40 senedir şu Dünya'da yaşarım. Bunun 22-24 yılını kendimi bilerek yaşadım diyelim. 

Arkadaş bunca yıldır bir moda vakası var sorma gitsin. 
İşte şu Fikk-Toria Zekrets'iydi bilmem Val ennn tino Rossi'si (futbolcu muydu lan yoksa bu) , Armani ile Rossi mi ne vardı vs. aman işte her ne ise bilen bilir... Mesle o değil. Bunlar böyle müthiş, böyle moda dünyasını hop oturtup hop kaldıran tipler ama hala bir kadın/bir adam bir iş yaparken eğildi mi, çömeldi mi böööyle jartdanak gıçının çatalına kadar görünüyor ! Acaba diyorum bu moda tasarımcılarının en mşhurları hep homojüksiel diye mi yoksa özellikle bu durumu sorun değil de tam aksine bir güzellik olarak görüp düşük bel falan diye de bir tür icat etmişler ki "Gıçının delüünü göremiyok çatalı görmek-göstermek bize yetmiyor" manifestosu ile mi yapmışlar !..

27 Eylül 2017 Çarşamba

Elindeki imkanları sırf birilerini rahatsız etmek için kullanan melekler !!!

Elindeki imkanları sırf birilerini rahatsız etmek için kullanan melekler var bu Dünyada !.. Evet, mesela bunların en meşhurları da en yakınınızdakilerdir !

Anneleriniz !..

Ev tel ve cep telleri ile 7/24 sizin zavallı birer pislik ve hatta vicdansız suç makinası olduğunuza inandıklarından sizi sürekli ararmak-dürtmek-komutlar vermek-icabında duygu sömürüsü ile ezmek-yetmedi olmadık şeyden cımbız ile laf seçip bambaşka kurgular yaratıp ağlayarak kırılma ihtiyacını da sizden gidererek mağdur olmak ve sizden bu şekilde de faydalanabilmek !..

Şimdi zamanımızda bir de bazı yeni modelleri whatsapp, internet, facebook vs. gibi yollardan da bunları yapabiliyorlar. Çok kanaldan 7/24 taarruza altında bir yaşam. Geçen aklıma geldi, acaba ben niye onların yaptığı gibi hiçbir kimseye yapmıyorum !? Mesela kardeşlerimden birine yada hepsine böyle her iletişim kanalından ulaşmayı deneyerek yakaladım mı şöyle yap-böyle et, eğer ki de meşgul ise falan ulaşamaz isem de arkasından vay adi açmadı falan gibi düşünmek :) Kardeşler olmasa arkadaşlardan birilerine falan böyle davranmak. Niye yok ? Yapanda bunu yaptıran şey ne ? Acaba kendilerini harbi kurtarıcı, melek, en doğru, en iyisini bilen falan mı zannettiklerinden ?! 

26 Eylül 2017 Salı

Gençler, çocuklar bir bakın derim buraya !..


Eee anne-baba oldum diye o insanın bir mal-eşya imiş gibi tüm haklarına ve her şeyine sahip olduğunu zannedenlere gelsin !.. Gerçi çocuk nedir ki tüm varlığı ile ömrü boyunca aile için bir gösteriş yapma aracı !.. Vallai and the billai öle bişi :) Öyle iyi, başarılı falan olacaksın ki işte bu anne-baba da "Ben yaptım bunu işte, bu benim" falan diye gurur duyacak, hava atacak falan da filaaan... Gerçi öte yandan da ömrünü çocuk olduğu andan itibaren sistemin kullanacağı yeni pili doldurmak için harcayacaksın anne-baba olarak. Sonra da pili doldurunda sistem onu senden alacak, kullanacak ama sen bu süreçte bu kadar vakit, emek, maddiyat, para ile ölçülemez şeyler verip-kaybedeceksin ! Herşey bir yana bir de yakında bunu öğrenecek "canını feda edeceğin" yalanını yıllarca yüzüne baka baka söylediğin evladını sisteme kurban ederken bile gurur duyacaksın :p Hele 3-5 tane yaparsan var ya öf öf bazı gavur memleketlerindeki gibi devlet yardımı henüz olamasa da toplumsal anlamda "Vuay be" şeklinde övgü alabilirsin. Aslında çocuklarına açıkca demeden yaptığın ise şudur ; "Sizden 5 tane yaparak her birinizi bir diğeriniz ile sistem açısından daha da değersizleştirebilmenin haklı gururunu yaşıyorum çocuklar !!! Haa bunu da rezil bir "kan" ve "ırkçılık" zihniyeti ile yapar anne-babalar :) Çünki aynı kandan, aynı anne-babadan değil ise ötekilerin hepsi "EL" dir !.. El'e güvenmemek öğretilir-aşılanır çocuklara. Kardeşe güvenilir. Sonra bakarsın Türk toplumunda güvensizlik son derece yüksektir. Öte yandan kan ile, aynı anne-babadan olmak ile insan iyi ve güzel olmuyormuşu da yaşayarak öğrenmiştir pek de güzel annen-baban aslında amma katiyen bu tecrübelerini ne yaşamlarına ve ne de çocuklarına aktarıp lafta canlarını feda edeceklerini iddia ettikleri evlatlarının da aynı batak içinde kalmalarını sağlarlar ! Hatta bu canlarını hemencik feda edebilen ve üreme çağına erişmiş cinsler tecrübelerini size atasözleri ile bile aktarırlar zaman zaman. Örneğin "Kardeş kardeşi BIÇAKLAR sonra dönüp kucaklar" ! Öhü öhü ühü ay ne duykusal bir yaknaşımdır bu bele Ya Reppim. İşte kardeş yine de yaa görüyor musun ?

Soğşıl media tabi ne sandın !.. 

https://www.mynet.com/ebeveynler-dikkat-sosyal-medyada-cocugunun-fotografini-paylasana-hapis-cezasi-geliyor-1209052-mykadin

Burada da böyle bir haber var. Haşşırtdanak !..  


 

19 Eylül 2017 Salı

Dipsiz kuyuda kendilerini kaybeden erkekler ! Aldatma konusu tabi :)

Önce uzunca bir alıntı ile konuya girişgah yapacağım !..



Aldatma beraber olduğu bir insan varken bir başkasına hallenmek, o başkasıyla gönül ilişkisi kurmak ve dahi yatakta yuvarlanmak anlamına geliyor.
İlişkilerin bozulmasında en büyük etken, çeşitli hastalıklara davetiye çıkaran, aldatılanı hayattan soğutan aslında berbat ama yine de görece yaygın olan bu durumun nedenleri nedir? İnsanoğlu neden aldatır?
Tek eşlilik insanın genetik kodlarında yok mu? Susam sokağında dediği gibi “Gün güneşli insanlar çok eşli” mi? Gelin beraber bakalım…
İnternette aynısından milyonlarca bulunan bu fotoğraflar yüzünden üçlü koltuktan soğudum
Fareler ve insanlar ve diğer geni bozuklar…
Çok eşliliği ve aldatmayı anlamak için öncelikle doğadaki diğer canlılara bakmak lazım. Doğadaki tüm memelilerde monogami yani tek eşlilik oranı yalnızca %3. Bu kötü haber. Ama insan da tek eşli sayılıyor. O %3’ün içinde yani…
Yalnızca helaliyle hasbihal eden muhafazakar bir başka tür olan Tarla faresi
Bilim insanları fareler üzerinde araştırma yapmışlar. Tek eşli, tam bir aile babası olan tarla fareleri ile çok eşli taş üstünde ceviz kıran, birden çok hanım arkadaşıyla gününü gün eden dağ farelerini karşılaştırmışlar.
Tek eşli olarak bilinen tarla farelerinde Vazopresin ve Oksitosin hormonlarının bol miktarda bulunduğu gözlemlenmiş.
Sonra aynı bilim insanları ”bu tarla fareleri çok sümsük biz bunu değiştirelim” deyip hayvandaki vazopresin ile oksitosin hormonlarını bloke etmişler. Ve güzelim halim selim fareler twitter fenomeni abiler gibi her bulduğu karşı cinse yazmaya başlamış. Bir anda çok eşli olmuşlar.
Dur durak bilmeden aldatmışlar eşlerini. Daha sonra sonra bloke edilen hormonları tekrar verip eşleriyle ilişkiye girmelerini engellemişler. Hayvanlar, tek eşlilik hormonları tekrar gelince, ya eşimle olurum ya da bu önümdeki toprağa gider deyip kimselerle birlikte olmamışlar.
Ancak bu uygulamanın tersini dağ farelerine yapınca, yani o hayvanlara vazopresin ve oksitosin verince aynı sonucu alamamışlar. Dağ farelerinde bu hormonları algılayacak yani tam anlamıyla tek eşli yapacak reseptörleri de bulamamışlar. Alışmış kudurmuştan beter misali..
“Ne yapayım Özge, yaradan böyle yaratmış :(“
Evrimsel olarak erkeğin çok eşliliğinin türün devamı açısından avantajlı olduğunu varsayabiliriz. Şimdi erkek okurlarımız bu bilgiye yaslanıp soluğu pavyonda, barda almasın ama bütün memelilerde erkek yüzlerce olan tohumunu saçmaya meyillidir.
Bu avantaj erkeği aldatmaya daha meyilli hale getirmektedir. Kadının ise tek bir yumurtası vardır ve bir kere döllendi mi yaklaşık 1 yıl yeni bir yavru doğuramaz. Dolayısıyla evrimsel getirisi belirgin değildir.
Bu yüzden Kadının aldatması görece daha kompleks bir yapıya sahiptir. Yani erkek aldatırken daha çok seksin hazzının peşinden koşarken kadının aldatması daha duygusal tabanlı olabilir.
Ayrıca dopamin reseptörleriyle ilgili genler de tek eşli kalma konusunda belirleyicidir. Bu gen uzunsa kişiler aldatmaya daha meyilli olabilirler. Ancak daha çok erkekler aldatır demeyen çalışmalar da mevcut .

Yapılan bir araştırmaya göre AVPRIA isimli gen kişiyi aldatmaya meylettiriyor ki bu da kadınlarda daha baskın. Bu araştırmayı yapanlar Kadın aldatma oranının %40 olabileceğini de söylüyor. (Feminist ve profeminist okurları sinirden zıplattığım son iki paragrafı burada bitiriyorum. Beni doyasıya gömebilirsiniz serbest…)
“Unutma sevgilim evliler de sevebilir, unuttuğu duyguları yeniden tadabilir”
Bir araştırmaya göre çılgın gibi aşık olduğunuz zaman beyindeki üç ayrı bölge çok şiddetli şekilde aktive oluyor. Bunlar seks, romantik aşk ve ilişkiyi sürdürme güdüsü. Bu üçü her zaman aynı anda aynı kişi için aktive olmayabiliyor.
Yani biriyle uzun süreli beraberlik düşünürken diğeriyle sadece cinselliği düşünebiliyorsunuz. Uzun süren evliliklerde kaçamak yapılmasının sebebi bu olabilir. Hemen ikirciklenip partnerinize sarmayın. Çünkü her zaman böyle olacak diye bir kural yok. Hem eniştem efendi adamdır, üç beyin bölgesini birden ışıl ışıl yapıyordur o. Ben kefilim.
Aynı Arif Abi sonra da “sevdan yere batsın”, “başkasının oldun” falan diye şarkı yapmıştı. Ya ne olacağdı ağabey?
Bana çocukluğunuzdan bahsedin
Genleri, hormonları falan bir kenara bırakırsak, kültürel, gelişimsel, dini, maddi ve sosyal durumlar da aldatmanın nedeni olabiliyor. Misal çocukluk çağında ebeveynlerinin birbirlerini aldattığına şahit olan kişilerin bu durumu içselleştirdiği ve erişkinliklerinde partnerini aldatmaya meyilli olduklarını söyleyenler mevcut.
Yeni Freudçular, ailenin karşı cins üyesiyle ilgili kötü anıları olan (kayıp, boşanma, suistimal vs) çocukların ilerde o aile üyesi yerine partnerlerinden intikam alır gibi davrandıklarını da söylüyorlar. Bir de bir kez aldatan kuvvetle muhtemel yine aldatıyor. O yüzden unutma, affetme, kes gitsin..
Bu arada üçüncü kişi diye aratırken bir aldatma hikayesi olduğunu düşündüğüm
Yaşar Alptekin’in eşsiz taytı ve danslarıyla bezenmiş bu “Salıncakta Üç Kişi” adlı filmi izledim ve mest oldum.
Ayrıca erkekler yeni ve renkli bir seks partneri bulma adına aldatırken, kadınlar daha çok beğenilme takdir görme iç güdüsü ile aldatıyor. Ama tabii bunun tersi de mevcut.
Mesela benim gördüğüm bir erkek danışan, eşi kendisini hiç kıskanmıyor diye anlaştığı bir kadını el ele samimi şekilde, küçük bir Anadolu şehrinin en işlek yerinde bir aşağı bir yukarı gezdirmişti. “Bir tanıdık görsün de hanıma söylesin hanım beni kıskansın” istiyorum demişti. Böyleleri de var..
Bayram değil seyran değil eniştem kesin bi bok yedi
Yazının zerre bilimsel olmayan mesajına gelirsek: Seviyorsanıza aldatmayın la işte, daha ne mesajı olacak. Hormondur, reseptördür falan bunlar oynak zeminler, güvenip de iş yapmayın.
Ha baktınız hormon zaptedilir gibi değil, aklınız çok dışarı kayıyor o zaman da efendi gibi konuşun, bitirin öyle koşun başka dallara. Hadin iyi seneler şimdiden…
Alıntımızı aldık, okuduk, anladııık... (Keşke yazarını da bilseydim !.. Bilen var ise yorum kısmına yazar ise memnun oluruz.)

Şimdi ben ne diyorum ?
Genellikle benim gördüğüm erkek 1 tek kadın ile aldatmıyor. Ben de çoğunlukla "erkekler aldatıyor" diyorlar da bu erkekler "erkek erkeğe mi aldatıyor" arkadaş yahu diye düşünüyordum. Yani elbette aldatan kadın partner de var ki aldatabiliyorlar mantığı hemen ışıldıyor ama o kolay lokma. Erkek olarak sanırım biz çevremizde aldatan erkek, aldatan kadın, aldatılan kadın(bu en önemlisi) oranını çok daha iyi biliriz. Benim tanıdığım erkeklerden birkaç tanesinin evleninceye kadar sayamadığım, evlendikten sonra da çok yakın olmamamıza rağmen 2 elin parmağını geçen aldatmalarına tanıklığım olmuştur !.. Genellikle kadın aldatan kadın olmuyor bu ilişkilerde. Evli yada evsiz olsun bu ilişkilerde de kadın aldatılıyor. Sanırım erkek hani ilkel çağlarda kadın mağarada neslin devamı için çocuk büyütür iken erkekler de mamut peşinde (sözde, aslında öbür tarafta başka mağarada pompalı tüfek var, ee şey işte başka kadınlar) hikayesi de vardır ya... Yani işte erkekte belki de bu biçimde bir avcı yeteneği de var olabilir. Taş devrinde mağarayı üstüme yapcen mi umuduyla avlanan kadın bugün de gördüğünüz gibi TiVi programlarında 70'lik adamlara üstüme yapcen mi diye manyak fanteziler ile avlıycam derken av olmaya razı oluyorlar.

Zaten maksadı avlamak olanın avdan eli boş dönmesi onun için büyük bir hüsran da olmaz. Çünki olay onun için duygusal, ruhsal bir yön taşımıyor. O avlanıyor, onun için bu olay belki sonucunda avını ele geçiremese dahi heyecan, macera, adrenalin vs. içeren bir aksiyon oluyor. Hem ne de olsa bu onun için bir açıdan da spor gibidir !.. Avcılık yetisi olmayan ise üstüne yapılabilecek bir mağara peşindeki kadın umut ile, kimi zaman çok daha fazlası hayal ürünü ile aldatılıp karşı tarafca gereksinimi elde edildikten sonra "Oh ne de güzel avlandım, şimdi gidip sıradaki erkeğin avı olayım" gibi zıppkın gibi fişşek gibi daha zinde ve diri olamaz, yıkılır ! Erkek ise yıkılmaz tam tersi arşa değer poposu. Ancak tabi her ekrek de bu derece avcı değildir. Yani şimdi tutup da aşkından bütün ömrünü bir yas hayatı gibi yaşamış erkekleri de hiç yokmuş gibi konuşamayız. Bence bu olayın bir belirleyicisi de sosyal yapıdır. Gelenekler, kültür, inanç vb. Erkeğin fiziksel olarak güçlü yapısı nedeni ile asla kadınların erkeklerle eşit veya bunca zaman olduğunu birazcık da kadınlara verelim gibisinden kadınların daha yetkin olduğu bir sosyal ortam da hayallerin de ötesi imkansızdır. Dolayısı ile test edilebileceğini zannetmem.

E bunun yanı sıra da ama işte Haydar Dümenbaz gibi gibi veya tek başına da adamı günah keçisi yapmayalım... Türlü bilim adamıydı, haberdi falan gazete köşelerinde rastlamışsınızdır, sex konusunda erkek kadın kadar güçlü değildir !.. Ne bileyim işte kadın peşpeşe orgazm olabilirmiş de, bir diğer vaka da özellikle memleketimde derler ya bu erkeklerdeki erken orgazm meselesi yüzünden ömrünü 1 kere bile orgazmı tatmadan bitirmiş kadınlarımızın olabileceği !!! Düşünsene durumu... Empati yap bi, hadi tamam lan sana kıyak geçelim erkeksin diye yine biz, kadın yerine koymadan yap empatini :) Ergenliğe geldin, en azgın zamanlarındasın orgazm falan yok, tık yok aaabi, yaş geldi 20'leri geçti yok, 30'lar ömrün yarısı, yok, 50'ler abi vinç bozuldu mu ne !.. Ölüm döşeğindesin tık yok, olmamış-yaşamamışsın hiç. Hah şimdi bunu sen en sevdiklerin için en güzel duyguların ile iste, dile hatta dua et. De ki "Tanrım(özellikle bunu kullanıyorum ki :) yanlış anlaşılmasın) benim kızlarım ömürleri boyunca öyle bir yaşam sürsünler ki orgazm-morgazm nedir hiiiç bilemesinler. Ben kızlarımı o kadar çok seviyorum işte." E hiç uğraştırmayın kızları da üzmeyin hani ille mesele üremek ise tüp bebek ile spermi yumurtaya onu da rahime koyuyorlar ki. Yoksa yani kızların hiçbir şey anlamadıkları bir erkek organını görmek gibi özel hobileri yok. Eğer bu temel içgüdüden karşılıklı bir paylaşım çıkmıyor ise yani sen ne anlıyorsun erkek olarak ? Karşındakini ve hele hele ki sevdiğini söylediğin bir insanı mutlu etmediğin-edemediğin ve sırf kendini mutlu ettiğin ama onunla paylaştığın bir zaman dilimini sen nasıl "mutluluk" olarak tanımlayabilirsin ki ! ? 

Kadının yaşadığı aldatmadan tutun da şiddetin her türlüsünün temelinde bu erkek zihniyeti vardır. Kadın aslında erkek olmadığından asla da insan olamaz ! Erkeklerin çoğunda böyle bir içsel bakış açısı vardır. Delikanlı zamanlarında altında kadınları inletmek gibi bir misyonu olduğunu düşünen erkek evlenince birden bire evrim geçirir, hanımı için hani nerede ise tüp bebekle vereyim ben senin yumurtana spermi, ben sana öyle kötü şeyler yapamam aşkım, ne o öyle altımda zevkten orgazmlar olarak inlemeler falan aaa !.. Bak başı örtülü, güzelce de sünnetini bile olmuş gayet temiz nur yüzlü hanımımsın. :) Yani kadının öyle şeyler hissetmemesi gerek. Hatta birisinden duydum, belki birkaçı demiş bile olabilir Spermin iğrenç bir şey olduğunu ifade ediyorlar ! Tabi farklı şekilde. E herhalde ben de alın yemeklere sos olarak kullanın demiyorum !!! Arkadaş, o sperm ve karşıdaki eşinizin yumurtası sizin en öz ve en zerre boyuttaki en temiz, en arı-duru, en değerli parçanız ! Hatta işte o sperm gittiği yerden çocuğunuz olarak Dünya'ya gelir ise onu yıllar boyunca öpüyor, koynunuza sokuyor, sarılıyorsunuz ! Bu kadar manyaksınız işte yaa ! Sperm lan o sperm ! Tüü manyaklar, reziller, sapıklar sizi gidi... Gçeen gördüm, adam spermine Hakan ismini koymuş, çağırdı bi ne ise bana gösteriş yapacak işte "Bak dedi bu benim oğlum Hakan 3 yaşına girdi", e iyi-güzel-maşallah dememe kalmadı tuttu bu spermini yumuldu iştahla öptü !.. Ne imiş ? "Hakan" Tüü reziller !.. 
E peki ee n'olcak bu delikanlı avcı ve de inletici sportif güclü erkeğin gelecek yılları ?! Altadıcaaz kanka işte ;) Evde karımız 1-3-5 çocuk sperm nakli ile hamile kalaraktan. Kadın kadınlık nedir bilmeden fabrikada makinalardan sorumlu gözcü gibi mağarada mamut eti bekleyedursun. Biz de ne mamutlar buluruz kim bilir... İri göğüslü mü, koca kalçalı mı, ee yemekte salça...

Haaa aklıma gelmişken,
Jim Yolmaz da bir gösterisinde yaşadığı bir hikayesini anlatmıştı. Diyor ki 
- İşte yine bir gösterideyiz, hemen ön sıralarda bir çift... Dedim adama "Sevgiliniz mi ?
- Yo yoo evliyiz biz ! (dedi adam) !

Yani ? Evlendik sevgi-mevgi bitti o olaylar. İşte yerleştiriyorum bu doğuruyor, öyle bir makina. Baktım ki 1 damla iğrenç sperm bir yerine kaçmayıgörsün hemen çocuk doğuruyor. Ben de bu iğrençliği karıma yapamam dedim. Şimdi prezervatiflerim var, gidiyorum böyle iğrenç ama işte sevgi-mevgi ayaklarıyla başka kadınlara yerleştiriyormuş gibi yapıyorum ama tabi prezo ;) Kapiş ?




12 Eylül 2017 Salı

Evladım için canım feda diyen sahtekarlar !!!

Evladım için canım feda diyen sahtekarlar !!! Buyrun buyruuun, birkaç yıl sonra soracaklar size eğer sorabilecek bir beyin bırakılır ise...

Şöyle demiş,

On yaşında bir kız çocuğu babasıyım ve sosyalistim. Kızıma kıyamadığım için yıllardır özel bir okula haraç ödüyorum. Beklentim ne?
Temiz bir tuvalet, makul sayıda öğrencilerden oluşan bir sınıf, can güvenliği ve eğer denk gelirse uygar öğretmen ve yöneticiler bulmak karşımda. Amacım ne? AKP’nin cahil, kindar nesil yetiştirme sürecinden kızımı korumak.
Başarılı mıyım diye sorarsanız; ancak ‘eh’ diyebilirim. Para ödediğimiz ve semtimiz ağırlıklı laik kesimden oluştuğu için vaziyeti idare ediyoruz. Peki, çocuğumun/çocukların hakiki bir eğitim aldığına inanıyor muyum, derseniz; yanıtım net: Hayır!
Özel okullar nihayetinde ticari kurumlar ve hepsinin canı RTE’nin iki dudağı arasında. Üstelik veliler sanki bu memlekette yaşamaz gibi, hâlâ bilmem ne sınavında çocuğum nereyi kazanır türü gerzek bir sevdanın peşinden koşmakta.
Tüm milli eğitim müdürleri, bakanlık çalışanları, bakan, devlet siyasal İslamcı kadrolarla dolmuşken, sadece bayramlarda İzmir Marşı söyleyerek kendini cumhuriyetçi/laik sayan tipleri de anlamıyorum.
Sanıyorlar ki İngilizce öğrenince, renkli koridorlar olunca, yalandan bir çalgı tımbırdatılınca dünya ölçüsünde eğitim alıyorlar. Veli, öğretmen, yönetim, bakanlık ortak çalışmasıyla çocuklarımızın ruhu tecavüze uğruyor!
Zaman zaman eğitimci arkadaşlarla söyleşiyorum; artık öğretmen değersiz, hatta aşağılanır halde. Neden? Çünkü devlet kadrosunda iş bulmak neredeyse imkânsız! Özel okullar üç kuruş verip, öğretmenlerin haysiyetini satın almak istiyor.
Bir veli toplantısına katıldım, baktım öğretmen idareden aldığı talimat neyse, öyle konuşuyor. Veliler durumdan pek mutlu. Çocuğum kaç matematik sorusunu hızla çözer derdinde. Tutamadım kendimi, sordum:
“Peki ya çocuklarımızın ruhsal gelişimi, etik değerler konusundaki tutumunuz nedir?” diye. Bana bir mahlûkmuşum gibi baktılar… Akıllarına bile gelmemiş okulun böyle bir sorumluluğu olacağı…
Din dersleri başlıyor bu sene. Bir süre kızımı bu derse sokmayayım dedim. Kaldı ki saçmalıkları öğrenmenin hem yararı yok, hem de çocuklarda ruhsal yara açıyor. Soyut, kanıta dayanmayan ve korku içerikli söylemler çocukların gelişimini olumsuz engelliyor. Okul mecbur, müfredat denen yalanlar bildirisini öğrenciye dayatmak zorunlu.

Derse girmek istemeyen çocuk sınıftan çıkarılıyor. Bu durumda da, suçlu muamelesi görüyor ve yalnızlaşıyor. Zaten bizim ülke sürüden ayrılanı sevmez, yetmez gibi bir de damgalanmış oluyor çocuk. Bir baba bu riski almalı mı? Toplum bu cehaletle mücadele etmezken, çocuğunu öne atmalı mı? Zor soru… Şimdilik din öğretmeninin söylediklerini kötü masal olarak dinlemesini öneriyorum kızıma.
Devlet okullarının müdürleri çoğunlukla imam hatipli! Din dersi öğretmenleri de okulun ağası kıvamında. RTE’nin çizdiği kindar nesil projesine hizmet etmek için hababam çalışıyorlar. Evrim; dünyanın kabul ettiği, eleştirisini yapıp, geliştirdiği bir bilimsel veri…
Eğer din dersinde herifin teki “dünya düzdür” dese çocuğunuza, yaptırımı nedir sorarım size? Ya da herhangi bir tarih öğretmeni; tüm Ermeniler düşmandır, başları ezilmeli, dese ve çocuğunuz yarın bir komşu Ermeni çocuğa saldırsa suçlu kim söyler misiniz?
‘Kadınlar erkeğe hizmet etmelidir, en doğru eş erkeğin sözünü dinleyen, itaat edendir’ dese okul müdürü bayrak töreninde kim itiraz edecek peki? Ya da bir cuma, ders kesilip, haydi hep beraber mescide gidiyoruz namaz kılınacak talimatı verse bir öğretmen, hangi babayiğit sen ne yapıyorsun diyecek?
Çocuklarımız esir düşmüş durumda. Milli Eğitim Bakanlığı’nın zindanlarında inim inim inliyor. Biz, hayatta her şeyden çok evladımızı severiz diyen ana babalar, başımıza bir iş gelmesin diye boyun eğiyoruz. Soruyorum, buna sevgi denir mi? Dürüst olun, aynaya bakın, kaçınız görevinizi yerine getiriyorsunuz?
Çocuk eski etek, gömlek, pantolonla okula giderse bir şey yitirmez. Yılda bir ayakkabısı olursa eksik hissetmez kendini. Eğer onurunu koruyamazsa, soru sormaktan korkarsa, gericiliğe boyun eğerse köleleşir ve işte o zaman ona en büyük kötülüğü etmiş olursunuz. Bilgi nedir? Bu çağda her çocuk yabancı dil öğrenir. Ama eğer haysiyetli insan olma treni kaçarsa, sonra çok üzülürsünüz…
Bir çift söz de öğretmenlerimize… Üç kuruş maaş için kimseye boyun eğmeyin. Mesleğin büyüklerini anımsayın. Köy okullarında verilen aydınlanma mücadelesini okuyun, öğrenin. Siz sıradan bir meslek yapmıyorsunuz.
Çocuklarımızın ruhuna tecavüz edilirken sessiz kalmayın. Kendinizin ve mesleğinizin onurunu koruyun. Diyeceğim: Maskeli balo bitsin, hakikatimizle yüzleşelim. Pazartesi örgütlü biçimde ses verelim, çocuklarımızı cehaletin kucağına terk etmeyelim!
Enver Aysever

11 Eylül 2017 Pazartesi

Gücü olanın gücü yettiğine

Gücü olan gücünün yettiği kadarı ile güçsüze hükmettiği bir ünsanlıktır bu !..

Basit, aileden bakalım-başlayalım. 1 çocuk elbette ki ilk yıllarında korunmaya muhtaç ve "bilgi", "tecrübe" eksiği nedeni ile de kendi başına harekt etme ve doğru kararlar verebilmekten de yoksun. Fakat belli bir yaşa geldiğinde ebeveynlerinin eski moda tecrübelerinden daha iyi tecrübelere sahip bile olabiliyorlar. Buna karşın kendi kişiliği, isteği, yolu gereğince yaşantısını sürdürebilmesi için önce ekonomik güce ihtiyacı var. Gerçi ekonomik güç bile her daim kişiyi kurtaramayabiliyor.

Bu denk yaş ve ekonomik güce sahip insanlarda da olur. Bir örnek daha vereyim...
Evli eşlerden erkek genç yaşlarında memur olduğundan genç kız ile evlenir. Aileleri bunu uygun görür ve hatta memnun olur. Çünki kadın işsizdir, erkek işli ve ekonomik gücü elinde tuttğundan zamanın mevcut toplumsal yapısına göre erkek ailesi için de kız ailesi için de koşullar bu evlilik için çok idealdir !.. Zamanla erkek toplum erkeği olarak içer, gezer, aldatır bile ne de olsa "elinin kiridir". Kadın ne kadar çırpınsa da e kocanın O'na sağladığı bir ev, yiyecek vs. yuva ortamı vardır. Bir de duygusal bağ 2-3'de çocuk. Yine sosyal çevrenin zincire vurduğu o ne olur ise olsun analık durumu. Kadın dayaklar da yese, aldatılsa da, hatta herifin bulduğu fingirdek herifi terk ettiği durumlarda evdeki karı yedek cinsel ihtiyaç giderme aracı bile olur !.. İşte burada en iyi kadın eş, toplumun yazılı olmayan sosyal kurallarını sorgusuz kabul edip dizini kırıp evinde oturup yaşamını bu koşullar altında kocası ve çocuklarına kurban eden olacaktır !.. Yani kadından "insan" olmanın koşulları beklenmemektedir asla ! Hatta ve hatta an gelir bu çocuklar tarafından bile istenmez-beklenmez. Çünki eğer ki bu baba çok uçup da aileyi maddi yoksulluğa sürüklemez ise, tam tersi biraz orta ve üst seviye maddi kazanım sağlayabilir ise bu güç ile çocuklarını da tarafına alır büyük ihtimalle. Toplumda örnekleri doludur da bu nedenle "büyük ihtimalle" diye biliyorum.

Görüp-bildiğim odur ki, insan kendinden güçsüze, çaresize bir şekilde az yada çok adil davranamaz. Çoğunlukla maddi+manevi veya maddi yada manevi koşulları lehine kullanarak kendinden güçsüz veya manen aşağıda olan !!! (açıklarız) kişilere zor ile istediği gibi olma, istediğini yaptırma baskısını kurar !..
Manen aşağı olmak : Örneğin toplumumuzun genelinde inançla da desteklenir şekilde çocuklar babaya öf bile demeyeek, annelerin ise ayakları altında cennet, kendileri ise bu üstün yaratıklara zulüm olsun diye dünyaya gelmiş rezil yaratıklardır :) Ancak anne-babalarını koşulsuz itaat ile dinlerler ise belki uzun yıllar sonra insan olabileceklerdir. Canım bunu kendi yaşadıklarım öyle diye falan da çıkartmıyorum. Ben bana anlatılan benden önceki nesilden olanların hikayelerini de dinledim. Benden birkaç yaş büyük, birkaç yaş küçüklerin hikayelerini de dinledim-gördüm-şahit oldum falan.

Hatta aile içinde sevilen evlat olma durumu anne ve babanın kendisinden istediklerini ne denli kabul edip yapana daha çok olduğunu da görebilirsiniz. Yani "sevgi" de sevgi falan değildir. O şeyin adı istediklerimi yaptığından dolayı beni yormayandır.

E çıkıp gidelim aile dışı, akrabalık harici insan ilişkilerine. Toplumun her alanında temelde bu durum vardır. Ancak çok az insan sistemin bu hiyerarşik düzenini kabul etmez. Toplum da öylelerini hiç sevmez. Çünki önce evlatlara kötü örnek olup onları uyandırma tehlikesi yaratırlar. Sonra da zaten her türlü tehlikelidirler güçlü olan gücü ile bunları kontrol edip ezememektedir.

10 Eylül 2017 Pazar

Fahişe beyinler bakire bedenler arıyor...





Toplumun temel sorunu AiLE !.. Fukuşima Yayıncılık guburla sunar !..



Bence, bu yavşaklara yaptıklarının cezası bireysel ve toplumsal olarak verilmedikçe her biri dönüşümlü olarak mutluluk arayanları aldatıp mutsuz ediyorlar. İnsanlık bilmeyen, insan(ve hayvan) sevmeyi bilmeyen mutlu yada mutsuz da olamaz benim düşünceme göre. Onlar sadece kullanabildikleri süreç içinde kullanabildiklerinden zevk alırlar. Her ne şekilde kullanıyorlar ise bu kandırıp-inandırarak kullandıkları her canlıdan zevk alırlar. "İlahi adalet" de yoktur bence. Sadece gücü bunlarla uğraşmaya, vakti ve ömrünü de buna harcamaya çekinenlerin hayal ettiği bir şeydir o. Ben nice ömrü boyunca onlarca hayat karartmış 1 kişi bilirim. Gelmiş de artık 60-70'ine falan veya işte ölmüş te efendim öldü diye "Ah bak gördün mü ilahi adalet" :) Ulen sen de ölecen, hem de sürünmeyerek öleceğinin de asla garantisi yok !.. Fakat zavallım n'apsın işte çok acımış içi kim bilim kaç zaman, elinde olan-eline kalan da sadece bu. Yıllar önce bir haber okumuştum Amerika'da eş, sevgili, partner, arkadaş ne ise işte aldatan kişileri bir sitede ifşa ediyorlar. Apaçık isim-soy ad vermiyorlar ama hani yakinen tanıyabilecek kişilerin anlayabileceği şekilde ipuçları koyuyorlar. Bir nevi bu avcı sahtekarlardan halkın kendisini koruma çabası gibi bir şey. Fakat "hukuk" diye bir şey var, müthiş icat. Hayatından yıllar çalar falan gidemezsin de bu ömrümden şu kadar yıl çaldı diye. Ancak belki fiziksel bir şeyler çalar ise gidebilirsin. El alem de der ki "E mallık sende inanmasaydın, kanmasaydın" ! Yani mutlu olabileceğim umudu ile yalanda çok yetenekli birisi tarafından aldatılmak onun suçu değil temiz duygular ile bir insana güvenmek gibi iyi bir şey yapanda yine ! Toplumun bile bu kadar adisi içinde ilahi adaleti kim bulmuş ki biz bulalım ? 😉
Benim gördüğüm olay şu "Aile toplumun hayallerde ulaşmasını umduğumuz düzeyde insan olabilmesi yolundaki en büyük engeldir" !..
Belki çevrenizde birsürü bu dediğime örnek gerçek yaşanmış olay görmüşsünüzdür. Belki kiminde bizzat bulunuyorsunuzdur. Ben süper bir örnek vereyim. Bir zamanlar bir genç vardı. Kız arkadaşını öldürdü, kesip-parça parça valizlere tıkıp bir çöp konteynırına attı. Olay birkaç yıl mı sürdü ne en nihayetinde işte ailesinin de en azından bu suçlunun kaçması ve saklanmasına yardım ettiğini öğrendik. Tam anımsamıyorum ama işte babası yada bir akrabasının dahi o valizlerin taşınmasına yardım etmiş olabileceği falan ya söylendi ya doğrulandı mı ne idi. Dönemin emniyet müdürü mü ne kızın ailesine çok vahim imalarda bulunmuştu !.. Hukuk denen şey bu aileyi ne de güzel rahatlatmıştı anımsarsınız. Her ne ise, olayda asıl detay ailenin insanı öldürmeyi geç sapıkça öldüren, öldürdüktan sonra da hiç pişmanlık bile hissetmeyip saklanan-kaçan yaratığa "evlat" diye sahip çıkmaları. Tamam bu çok zirve bir örnek amma toplumda işte bunun küçük küçüklerinden bir sürü var. Her aile evladının irili ufaklı suçunu, günahını, pisliğini vs. saklama, koruma, savunma işini üstleniyor. Ne oluyor sonra ? Bütün pislikler ailenin maddi gücü kadarınca çevredeki insanlara kötülük yapıyor, yapmaya devam edebiliyor. Bir filmci vardı, oğlu arabasıyla polis otosuna çarpıp bir polisi öldürdüydü mesela ;) Ne oldu ona ? Aile imiş ! Aile insanlığın önündeki en büyük engeldir bence !..

Bakacak olursanız topluma... Herhalde bugün ben dediğim için görmeyeceksinizdir, toplumda doğru ve dürüst insanlar güçlü olamazlar. Çünki doğru ve dürüstlüğün yapısında adalet, eşitlik, paylaşma vb. gibi "iyi" ve "güzel" şeyler vardır. Bu da pislik, adilik, ahlaksızlık, şefersizlik, puştluk, kansızlık yapanların bu yaptıkları için birbirlerini destekleme, kollama, gözetme, sahiplenme vb. gibi güç birliği oluşturmaları karşısında oldukça güçsüz bireysel kolay lokma bir duruma sokar "doğru ve dürüst" olanları !.. Dolayısı ile bence bugün "3gen ficutlu atletik yapılı boğaz çocuğu" olarak demiyorum gücü elinde bulunduranların "doğru ve dürüst" birileri olması imkansıza yakın olmalıdır !.. Çünki karşıdaki sistemi yani zıttını kullananların zinciri hem daha sağlam ve hem de "doğru ve dürüst" olanların akıl ve zeka ile baş edemeyecekleri kadar entrikalarla dolu. Hem zaten "doğru ve dürüst" olmak biraz da saflaştırır insanı ! Evet, tam da o manada saf yani salak yani uyanık olmayan yani cin olmayan manasında diyorum. Neden ? Çünki doğru ve dürüst olmak kolaydır. Uzun vadeli çıkar hesapları gerektirmez. Bu çıkar hesapları için geleceğe yayılmış bir yol haritasını hafızada taşıyacak bir hafıza kapasitesi de gerektirmez. Doğru ve dürüst olan gördüğünü, öğrendiğini, bildiğini, yaptığını paylaşır-söyler ve insanlık o andan itibaren paylaşır faydasını bu eylemin. Elbette ki karşı taraftaki kötü, adi, ahlaksız, şerefsiz vb.'ler de bundan faydalanmaktadırlar üstelik ! Dolayısıyla bu yönden de doğru-dürütler dezavantajlı konumdadır.

Mutluluk...
Nedir benim anladığım şekilde tarifini de yapmak istedim.
Şimdi, şöyle bir örnekte mutluluktan söz edilemez. Birisinin insanları kandırma yeteneği, tatlı dili ve mevcut sistem çerçevesinde de koşulları iyi kullanmak gibi bir yeteneği var. Dolayısı ile bu kişi sosyal statü olarak-kariyer vs., maddiyat vb. de orta veya üstü bir düzeyde. Güzel de laf yapıyor demiştik. Sosyal çevrede ebeveynerin de evlatlarını önemli ölçüde maddi kaygılar ile yetiştirdiğini "Çulsuz, işsiz, evsiz, vb. de vb. adamı kim ister" şeklinde her türlü maddi durumu önemseyen beyin duşları ile büyütülen erkeğe "yemek, dikiş, bekaret, el değmemiş, ev işi bilen, hamarat vb." kız evlat. Yetiştiren aileler. Erkek ortamın tam bir orospusu olmak üzere hayatın içine atılır iken kız ise asla altın bile olmayan kafeslenmiş hallerde büyütülüyor. Tamam, nerde kaldı öyle kız. Eskiden çoktu ama yine de AZ denilecek kadar değil. Memleket 3 hadi 5 büyük şehirden ibaret değil. Ayrıca büyük şehirlerde de sadece dar çevrenizde gördüğünüz hayatlar yaşanmıyor. Ne aileler var, köy hayatını aynen büyük şehirde de sürdüren. Ne ise işte hayatın bir yerlerinde ve özellikle de daha gençlik aklı baştan almış zamanlarda 17-25 yaşları diyelim... Bu cinler büyük oranda erkek/kızı çok kolay avlıyor. Kız için genelde ilk kez olan bu avlanma erkek için ise bilmem kaçıncı avı olmak konumunda. Yani kız avlanışından habersiz olsa da anlar gibi olsa bile yaşanan olayın hormonal tansiyonundan dolayı kör oluyor. Erkek için ise bu olay artık saf bir zevke dönüşmüş halde. Hani nerede ise bir spor. Adrenalini hissetmek için yapıyor. Herşey çakana kadar ! Yok canım kıza değil, uçuyor ya o da adrenalinden yere çakana kadar :) Ehe, tamam kıvıramadım lafı. Velhasıl genel olarak böyle olsa da nadiren de kadının avcı olduğu durumlar vardır tabi. Esas konumuza gelecek olur isek burada güzel birşeylerin denk-eşit paylaşımı ile ortaya çıkacak olan bir mutluluk yoktur. Burada hedefini bilen, ne alacağını bilen, elde etmek istediği şeyi net şekilde gören avcı ile Dünya'dan bir haber başına gelecekleri tam anlamıyla salak salak avcısına gülümseyerek bekleyen bir av vardır. Olayın baştan-sona yaşanış sürecinde "avcı" için olay kedinin fare ile oynamasına benzer iken, "av" için ise olay yoğun, samimi duygu coşmasıdır. İki tarafın paylaştığı şey sadece olayların devam sürecidir-zamandır. Hiçbirisi için mutluluk yoktur ama av o süreçte bunu mutluluk olarak tanımlayabilir. Avcı ise bunu "mutluluk" diye tanımlıyor ise bile bu mutluluk değildir. Avcının yaşadığı zevktir, eğlencedir, heyecandır. Neden mutlu olamaz ? Çünki yaşadığı bir oyundur, roldür her adımı ve sonuçlarını az-çok bilir. Ancak 2 av birbiri ile tanışır ise ortaya bir şey çıkmaz. Bu 2 av da avlanmayı bekler, avlama becerileri olmadığından süreç bu yol kesişimini gittikçe mesafeyi açacak şekilde ilerleyecektir. En nihayetinde "av" olanlar sanıyorum ki mutluluğun ille de 1 insan tarafından kendilerine sağlanamayacağına ve/veya verilemeyeceğine inanırlar. Bunları da epey geçkin yaşlarda eğer açılabilirler ise size görebilirsiniz. Onlar için artık paranın da, ailenin de, bilmem özel birisinin de, aşkın da-meşkin de çok da bir önemi kalmamıştır.