20 Aralık 2016 Salı

Çocuklar ağladığında...

Bir acayip Dünya !.. Hele bir de çocukken mutlu olamamışsan vay haline. Peşi sıra manyak bir toplumun en iyisi altın kafesinde bülbül olmaktan öteye gidemezsin. Nicesinin kafesi teneke telden !.. Paslanıp dökülse dahi uçmaya ürker olmuş çoktan ! Zihinlere vurulmuş bu zincirlerden... görsel kafesler ancak birer süsten...
 
Birileri, ötekiler, başkaları için hep bir "iyi olma" yarışında harcanırken varlığın uyanamazsın bile. Kaldı ki uyanmak ister misin ? Uykun da hoş değil amma uyandığında göreceğin kabusla kıyaslarsan uyanmak istemezsin. Toplum rahatsızlığı bir çığ gibi her yeni nesli önüne katıp yok ederken seni de kapmıştır bile. İnancın onlarınki gibi yandan yemiş, ahlakın, karakterin, Dünya'ya bakış açın, ileride kuracağın aile yapın... hepsi ve herşeyin bu pislikle yıllarca yıkanmış. İnsan olmanın tüm güzellikleri ilk önce en yakınlarımız tarafından sistem adına ellerimizden zulümle alınmış. 3-5 kuruş kazanmak, o toplum içinde görüntüde bir kabul edilebilir yerde bulunmak adına hayatlarını satanlar tarafından senin bile dünün-günün ve geleceğin satılmış. Uyanmak ister misin hiç !
 
...ve o kadar çoklar ki !.. Onlar gibi olmazsan mutsuz olman için birlik olmuş iğrenç bir organizmanın yapışkan salyası gibidirler. Hepsinin senden evvel terk ettiği gibi sen de kendini terk etmemiş isen eğer hala anlarsın...
 
İnsan sosyal bir varlık değildir arkadaş !!! İnsan sosyal bir hastalıktır !.. Sosyalleştikçe bulaştırır rahatsızlığı. Hiçbir çoğulluğun er yada geç sapıtmadığına dair hiçbir tarihi kanıtınız var mıdır ? Çöken neden çöküyor , ayakta durmaktan yorulduğundan mı ? :) Yoksa çoğaldıkça ağırlaşan pisliği taşıyamadığından mı artık !..

Yer yüzü yaşamı formunda var olmuş tüm canlıların çocukları adına hepinizden alacağımız var. Uyanmaktan korkup feda ettiğiniz tüm masum canlar adına !

Sizi gidi ödlek ve satılmış ruhlar sürüsü ! Daha da halen karşımıza geçip tüm satılmışlığı ile caka satma hallerinle ancak rezilliğinin sergisini açmış bir kokuşmuşsun.

6 Aralık 2016 Salı

Herkesin istediği aynı delik !..

Kobay ettiler insanlığı da kendi rızası ile çaktırmadan şu sanal alemde Detaylara bakınız Al işte sana o süslü-püslü, takım elbise-kravat ile sanki üstün ırk olmuş gibi "cakass" atan insan türünün temelindeki durumu. Belki milyonların bir kalbi, bir ruhu değil de aynı deliği (! Evet, bu durumda buna ancak bu denir "delik" !) düşlediği bir kafatası içine tıkıştırılmış kıvrım kıvrım duran bir cinsel organdan ibaret "insan" türü.

Herkesin istediği 1 delik ! E zaten geberince gireceğimiz de 1 delik ! Tıpkı çıktığımızdakine benzer bir anlamda !!! Peki nedir bu "delik" li Dünya halleri ? Nedir bu "Deli"K ?!


Pornhub sahip olduğu verileri ilginç istatistiklere dönüştürerek paylaşmaya devam ediyor. Dünya üzerinde her gün milyonlarca kişinin ziyaret ettiği porno içerikli site…
aylakkarga.com

28 Ekim 2016 Cuma

Norveç'te mafya elemanı olup da hapise düşmek !..

Filmde mafya elemanları araba içinde beklerlerken az ileride bir kadın köpeğini tuvalet için çıkartmış. Kakasını yapınca da poşetle topluyor. Yeni eleman "Lanet olsun, şuna baksana resmen topluyor, ne yapıyor onunla" deyinde eski eleman "Burada böyle, herkes yapıyor" diyor ve yanındakine soruyor...
a- Dişin hala ağrıyor mu ?
b- Evet
a- Neden dişçiye gitmiyorsun ?
b- Vakit mi var !
a- Hiç Norveç'te hapise girdin mi ?
b- Henüz değil.
a- Girsen şaşırıp kalırsın... Ben girdim, sıcak servis edilen enfes yemekleri var. Çalışınca puan falan kazanıyorsun. Herkes iyi ve nazik davranıyor. Gardiyanlar rahatsız etmiyor. Mahkumlar bile iyi, kavga, tecavüz falan gibi olaylar hiç olmuyor.
b- Tecavüz yok, gardiyanlar rahatsız etmiyor, Haydi oradan !!!
a- Modern toplum burası !
:)
Medeniyet var. Ben bütün dişlerimi yaptırdım , bak...
b- Hapiste mi ?
a- Evet...

23 Ekim 2016 Pazar

Kaç para ? Her şeyin bir fiyatı vardır !..

Ne güzel lan !.. Paran var ise, işte laf çevirmeyi de biliyorsan sapıklığın adı "şehvet kurbanıyım" :)

Bak sen şu işe yahu bir de "kurban" olmuş zavallı !.. E bu savunmayı bütün pedofili vs. sapıkları da emsal olarak kullansın madem ? Onlar da herhalde barsak enfeksiyonu kurbanı değiller. Bir zamanlar da bir başkası "Benim libidom yüksek" diyordu. Yani sapık değilsen öyle "Vay seni gidi alllçak libidolu pislik" gibi aşağılayıcı bir şekilde bile bakabilir hani :)


Benim anladığım kadarı ile şunca yıllık yaşamımdan böyleleri insan sevemediğinden böyledir. Elde edene kadar seviyormuş rolünü iyi yaparlar. Hatta işte ne biliyim sıradaki avları köpek mi seviyor, anında köpek sever oluverirler. Kedi mi seviyor, sevme rolünü iyi yaparlar. Onlar için olay bir nevi entrika yolu ile karşısındaki insanın et parçası olarak elde edilmesidir. Toplumsal ve inanç yönünden hiçbir kural böyleleri için bir çerçeve oluşturamaz. Onlar zaten gayet açık gördüğünüz üzere bütün resmi, dini yada toplumsal kuralları sadece işlerine geldiğinde avlarını tuzağa düşürmek için kullanırlar. En basitinden iş-kariyer mesela en önemli kullandıkları unsurlardır. Hatta takım elbise veya bunun gibi üniforma vs. dahi bu amaçları için kullanıdıkları birer araçlarıdır.
Kişisel gelişim, eğitim sürecinde insanın geliştirlme çabası ve süreci, kişinin kendini eğitmesi şöyle bir olay değildir... "Ben şunu bunu okudum, şu diplomayı(ları) aldım, bak böyle eğitimliyim" ama bunun yanı sıra da "Hukuki, toplumsal ve inanç bakımından hiçbir kuralı iplemem ! Bireye, insana saygı duymam, işime geldiği gibi insanı kullanır, harcarım !" ... "E ne var canım bunda, işime geldiğinde de çokca duyduğum ve bildiğim gibi ya böyle laflar ederim ya işte tövbe ederim falan hooop bitti-gitti". Düşünsenize sizin yada evladınızın hayatını karartan birisi bir kurallar çerçevesinde "tövbe" ediyor ve sizin de inancınız gereği sizden çok öte bir makam tarafından kabul edilme ihtimalı de var ! Yani bitti olay. Sonraki sabah falan aynı kişi ile yüzyüze geliyorsunuz böyle bir yaşam devam ediyor ;) Böyle bir hukuk sistemi gelse kime güzel olurdu ?! Değişik olan sadece kıyafetler. İçine giren sapıklar hep aynı ! "Ye kürküm ye" demiş, sen o kadar sığında kalmışsın ki eşeğe ters bindi diye gülüp geçmişsin. Normal bir insanın şükredeceği şey öyle gösterildiği gibi bir deri-bir kemik Afrikalı çocuğun fotoğrafına bakıp "Ohh halime 1000 şükür", bir evsiz, bir mağdur, bir zavallı, bir garibana bakıp da "Halime şükür" olmamalıdır. Tam aksine şükür etmeyi bildiğine göre inandığı o temelleri düşünüp bu haldeki insanları görünce kendisinden utanması gerekir. Umursamadığı, görmezden geldiği, bencilliği ve göstermelik inancı sebepleri ile !.. Tabi, insan öyle bir mahluktur ki muhtaç olanın muhtaciyetini asla tamamıyle gidermek de istemez. Yoksa nasıl kullansın biri ötekini ? Zannetmektedir ki mecbur kalmasa, olmasa benim için ne sebeple herhangi bir yararlı şey yapsın !? O ise iyilik kısa vadede bencileyin, kişisel geri dönüşü olmaması gereken bir harekettir. Fakat zamane insanları öyle şaşmışlar ki anlık kişisel çıkarları gerektirdiğinde bir başkasına iyilik adı altında apaçık insanlık zararına, suç olacak şeyler bile yapabilir olmuşlardır. Bu suç her alanda suç olarak apaçık belirtilmiş olsa da o an için o ikili arasında yararlı bir çıkar ilişkisi olduğunda rezillikler bile "iyilik" adıyla anılır. Örneğin bir mesaj döner sosyal medyada Müslüman iş adamı Çin'e korsan ürün yaptırır, orada yemek yerken yemeğin helal olup olmadığını sorgular ! Yaa...

Sonra hangisi olur ise olsun. Dini inanç çoktandır şöyle bir şey olma halinde değildir artık...
Hani örnek olarak dinimizi verelim, Hz.Muhammed(S.A.V.)'e Allah Kuran'ı indirirken, tamamlandığında falan müslüman olan insanlar bu dini henüz öğrenmekte olduklarından bilmediği konularda hatalar yapmışlardır doğal olarak. Hatta belki birkaç nesil sonrasında dahi okuyamamak gibi sebeplerle müslümanlığı bilmiş-tanımış ve kabul etmiş ama detayları ile öğrenememiş insanlar bilemedikleri konularda hatalar yapmış olabilirler. Öğrendiklerinde tövbe ederler ki gayet mantıklı bu durum. Fakat gelmişsin 1.000 küsür sene geçmiş. Artık Kuran'a ulaşamamak gibi bir imkansızlık kalmamış. Hatta o kadar ki her dilde çevirileri yapılmış. Nesiller boyu müslüman toplumlarda artık okunarak, yaşanarak kültürlerinin temeli haline gelmiş. Böyle bir durumda şimdi bir müslüman kişi Kuran okumadı ise dahi, ailesinden, yaşadığı toplumdan hemen hemen bütün günahları öğrenebilir. İşte halen bu koşullar içinde dönüp-dönüp aynı günahları işlemek ve sonrasında "tövbe etmek" herhalde ancak kişinin kendisini kandırmasıdır. Başka bir şey olabileceğini zannetmem. Bir de çok iyi muhasebeciler var. İşte günahları yapar yapar ve koşar camiiye. Çok görmüşsünüzdür 60 yaşına kadar her haltı yer, bir bakarsın ki 60'larında falan takmış takkeyi camii kapılarından ayrılmaz. Hani zannedersin ki Kuran, Peygamber bu herif 60'ına geldiğinde gelmiş Dünya'ya, İnsanlığa !.. Hepinizin ömrünüzün 40 senesi boyunca işlediğiniz günahlar nerede ?! İşte bu günahlarınız sebebi ile nice ziyan hayatlardan oluşmuş kirlettiğiniz bir toplum bırakıyorsunuz !..

21 Eylül 2016 Çarşamba

BOKsan BOKuz yaşına da gelsen BOK taşıyacaksın !..

Hani bir sözümüz vardır. Kızınca falan veya birisinin yapıp da yapınca zarar gördüğü durumlarda falan özellikle de çocuklara söylenir "BOK VAR da .... yaptın, ettin" gibi.

İşte BOKtan bir konu ve BOKa batmış bir konu ile yine buradayım. Gerçi BOKsuz olmak mümkün mü hiç !?

Peki, bokalım o zaman ne imiş ? Şöyle,

OK senin içinde var. Değil yüreğinin, aklının-mantığının da, etkilenip yoluna, elinden tutup her nereye gidiyorsan o boku içinde oralarada taşıyan da götüren de sensin !

BOK çuvalı !!!

BOK var ve her zaman var olacak. BOK yaşamın en temel elemanlarından birisidir. Yok öyle yiyip yiyip de zıçmamak !

Süreç içinde bünyede bok taşımadan yaşamak.Aklın-yüreğin boka batmasın da, bok bok yolunda şahsiyetine bulaşmadan gitsin de...

3 gün zıçma da görelim, bokunu özlersin. Ah bi çıksa da kah pudink-kah browni kek kıvamında kahverenginden sarı ve yeşile varan renk tayfında !.. Şu organın müdür olduğunu hepimiz öğrendik dersin beyin olarak dahi !.. 

Yıllardır gördün şimdi niye inkar ediyorsun ? Git bir aynada kendine iyice BOKuver ! Peşi sıra doktora git, çünki ya alzaymır oldun yada pislikolocik olarak kendini inkara yelteniyorsun. İşte esas BOKtan durum da budur.

1 Ağustos 2016 Pazartesi

Ha sosyal, hass... sosyal

"Eş eşi terapi eder... Ya da terapiye muhtaç eder" - Uzman Pedagog Dr. Adem Güneş 'in bu sözünü görünce birşeyler demek istedim ben de...

İşte şöyle,

Varlığı ile yokluğu aynı oranda %50 iyi yada %50 kötü duruma sokabilir. Seçim sizin, bir eş edinerek terapiye muhtaç olmak mı ! Bir eş edinmeyerek terapiye muhtaç olmak mı !.. Veya bir eş edinip terapi ihtiyacı yaratıp ondan terapi beklemek mi !? Yoksa bir eş edinmeyip terapi ihtiyacı meydana getirmeyerek birisinden bir beklenti içinde bulunmamak mı   ? Bence, temelinde insan asosyal ve/veya yalnız yaşaması gereken bir türdür ! Fakat, geliştiğini iddia ettiğimiz beynimizin bazı zevkler konusunda aşırıya kaçan bağımlılıkları nedeni ile "sosyal olmak" bir zorunlulukmuş gibi gösterilegelmiştir. En basitinden temek gereksinimlerden birisi "üreme" konusunun hiçbir canlı türünde insanlarda olduğu gibi delilik ötesi abartıldığını göremezsiniz mesela !.. "Sevmek" içinde sonsuz entrikanın döndürüldüğü sosyal bir dolandırıcılık alanıdır. Hiçbir canlı üremek için eşi olacak türdeşini insanlarda olduğu şekilde aldatarak üremeyi hak etmez ! 
Yine bu sebeple hiçbir canlının üreme öncesi eşi olabilecek türdeşlerini sadece anlık zevkleri için aldatıp gecelik ilişkiler yaşamak gibi bir sahtekarlığı yoktur !.. Sözde "korunma", "daha kolay temel ihtiyaçları sağlayabilme" ve "güvenlik" gibi gerekçeler ile sosyalleşmeyi bir çare olarak keşfettiğini zanneden insan türü aslında bu yol ile her an için aralarından birilerinin yapabileceği her türlü sahtekarlık için diğerlerinin bu sahtekarlar için hemen yanı başında avlanabileceği kalabalık olmuşlardır !!! Doğanın yada Yaradanın diğer hiçbir canlıda olduğu gibi insan türüne vermediği renkli tüyler, şahane bir ses ile ötme, akıllara durgunluk veren kur dansları vb. gibi özellikleri olmayan ve hatta çıplakken aslında hiç de öyle çarpıcı albenisi olmayan bu türün hastalıklı beyni türünü koruma ve savunma gerekçeleri ile gelişmiş beynini de türüne karşı kullanır. En basitinden aldatmalarda şantajlar diyelim. Daha gelişmiş hallerinde silahlı, savaşlı ortamlarda insanların yaptığını binyıllardır bildiğimiz rezillikler !.. 
Teknoloji çağında ise bilim ve teknolojinin başdöndüren hızına yetişemediğimizi zannederken aslında insan türü bunu da çok başarılı bir biçimde türüne karşı kullanmayı başarmaktadır. Telefonla dolandırıcılıklar, sanal sosyal ağlardaki gibi ortamlarda aldatmalar, maddi ve manevi dolandırıcılıklar vb. sosyal bir tür olduğu iddia edilen insana ait "olağan" hallerdir. Küme küme bölünerek farklı din, dil, ırk, coğrafya, kültür vb. gibi ayıraçlar ile her bir ayrı kümenin kendisini diğerlerinden üstün gördüğü bu bölük sosyal insan toplulukları kendi içlerinde türlü batakları farklı seviyelerde yaşamaktadırlar. Kimisinde uyuşturucu rezilliği daha yüksek olabilirken kimisinde inançsal dolandırıcılık, bir başkasında ahlaki yozlaşma vb. Bazı temel farkların coğrafi çerçevedeki topluluğun icat ettiği kanunlar sebebi ile daha iyi olduğu söylenebilir. Fakat böyle bir yerde dahi ikili ilişkilerden tutun da bir çok alanda sahtekarlık düzeyinin ne oranda olduğunu pek de net şekilde "Evet, daha iyi" olarak tanımlayamayız. Çünki refah seviyesi = hayatı daha düzgün yaşayabilmek değildir !.. Refah seviyesi insanların sadece temel ihtiyaçlarını ve güvenliğini daha iyi sağlayabilen ortamlar için kullanılır. Tabi detayda farklı bölümler de söylenebilir ama ana yönleri bunlar. 
Peki insan neden böyledir ? Halk arasında "Rahat batması" denen şey aslında hafiften dokunur konuya ama tam değil. Tam olarak ifadesi bu durumun "insanın rahatsız bir canlı" olmasıdır ! :) Öyle büyüktür ki bu rahatsızlığı belki milyonlarca yıl önce evcilleştirdiği ve %100 kendi çıkarına hizmet ettirdiği, varlığını insan varlığına adamış bir çok türü yeri geldiğinde asla onun kadar rezil olamayacağı halde kendi türdeşini aşağılamak için ismen kullanır !!! Köpek der mesela, inek der, öküz der, eşek der... der de der !.. Bir tanesi kadar insanlığa fayda etmiş midir O ise ? Peki insanı bu denli şimartan, ...ünü kaldırtan nedir ?! İlk nedeni hiç anmayalım burada, hepiniz direk bunu bilmişsinizdir herhalde. Bana göre en önemli sebeplerden birisi de hafızasıdır !.. Fakat, hafızası da o denli sapık işlemektedir ki örneğin yaşam alanını işgal ettiği bir dağ arslanı ondan birisine saldırdığında hafızası sayesinde bu türe karşı savaş açar ve soyunu tüketebilir. Sanki Yaratıcı Dünya'daki ona el pençe hizmet etmeyecek olan diğer tüm canlıları insan uğraşsın, iş olsun, sıkılmasın, bunları temizlesin diye yaratmış ! :) Dolayısı ile hafızası intikam ve kine o denli açık bir ceptir ki dolup taşmak bilmez, bitmez. Kendi türüne mensup birey, topluluk ve hatta ülkelere kadar büyüyebilecek kin-nefret hafızaları olabilir insan türünün. Not : Bakınız istediğiniz kadar yakın ve uzak tarih ! :) 

Şimdi size birisi diyecek ki bu türden birisi ile anlaşırsanız hayatınız cennete döner, harika olur ;) Sosyalleşin, üreyin !.. Önce 2'li olun, peşi sıra 3,4,5... derken dede-nene vs. 
Bir örnek... Delikanlı ve kız evlenecekler... sosyalleşmenin türlü evrimlerini geçirmiş günümüz toplumlarında bu süreçte 1001 türlü saçma kural ve detay vardır. Örneğin evlenen çiftlerin bu durumu görmemişliğin imkanlar dahilinde zirvelerine ulaşması için gösterecekleri çaba sosyal çevre tarafından memnuniyet ile, sayğı ile, eğlenilerek, hatta çevre tarafından da geline ve damada direk para takmak gibi rezil bir davranış ile onore edilmektedir :) Kabul edilir mantığı da "E düğün yapalım, davetlilerden masrafını çıkartırız" hatta nicesinin masrafı çıkartmaktan öte bu olayı kar ile kapattığı da bilinir. Vah zavallı güvercin, erkeği guk gu gurrr guk gu gurrr yaparak dişinin etrafında boğazını şişire şişire kaç gün dolansın, yaptıklar 2 dakikalık bir çiftleşme ve 2 yumurta !.. Ne rezil, ne değersiz, ne şerefsiz, inançsız vs. vb. en kötü varlıklar bu güvercinler !!! Ölsünler ya şuracıkta hemen aaa ! Kültürsüz, eğitimsiz, cahil güvercinler işte. Hem zaten bana ne yumurta verir, ne eti bir şeye benzer, aa yettiler gerçekten de soyunu kurutmak lazım bu güvercinlerin !.. Ne ise, onca rezillikten birkaç yıl sonra bu delikanlı ve genç kızımız anlaşamaz falan. Derken boşuna mı delikanlı dedik sandınız ? ! Herif çeker bıçağı doğrar 3 çocuğununu anasını sokak ortasında. Çıkartırlar kanun karşısına, yaratık "namusum" der makam hafifletici neden sayar, 10 yıl yatmaz, çıkar ve çıktıktan sonra öldürmeye devam eder !.. Hafızasının dolmak bilmez bir kapasitede kin ve nefret alabildiğini söylemiştik. 
Öyle görünüyor ki bütün bu sosyalleşme sürecini yaratanlar tahminim minimum 2 süper rahatsızdır. Bunlar sürekli birbirini her türlü aldatmaktan dolayı bir gün "E yeter artık" dememişler mühakkak, doyabileceği bir şey değil çünki !.. Olay sıkılma safhasına varmış "Ulen hep sana atlıyorum, bir de sırf aldatayım diye olmayan birilerini hayal ediyorum, hayalimde onlara atlıyorum" :) Karşıdan da aynı tepki gelince "Gel bir şu mağardan çıkalım, belki başka deliklerde delikli deliksiz bizim gibi sıkılmış rahatsızlar vardır" demiş olabilirler ;)
Koca bir parantesi kapatalım ve şöyle de bir bakalım,
Görüleceği üzere insanın sosyalliği kullanabilenler için bir hazinedir. Her türlü sosyalleşmeden bu durumdan faydalanmasını bilen bir azınlık kendisine türlü şekillerde büyük faydalar sağlamaktadır. Bunun yanı sıra sosyal çoğunluk ise kullanılmakta, sömürülmekte, mağdur edilmektedir ! Buna rağmen çoğunluğa verilen en temel dürtülerden "korku" sayesinde azınlığın çoğunluğu sömürüsü daimi kılınır !.. Her türlü inançsal, kültürel, sosyal ve hatta kanuni kural sömürülecek çoğunluk için "Bakın sizi koruyoruz" diye bağıran dev hoparlörler gibilerdir. O ise yaptıkları sadece kuru gürültüdür !!! Sadece kümeste yada ahırda yumurtanız-sütünüz-etiniz-canınız ne zaman sıra size gelecek ise o zamana kadar kendinizi en iyi biçimde besleyip hazır etmeniz için size söylenen bir ninnidir bu ve UYURSUNUZ ! UYUYORSUNUZ !.. 

Devam... 
Peki çözüm ?! şeklinde bir soru getirir isek...
 
çözümü konusunda kendimce birkaç yol düşündüm ama bunlar günümüzde insan toplulukları için çok acayip gelecektir. Fakat, tahminime göre en az 2 nesil sonra, en çok 100 sene sonrasında koşullar ya düşündüğüm şekillere benzer biçime getirilecek yada insanlar bazı ciddi mecburiyetler karşısında tahminlerime benzer yollara yönelecek. Günümüzde aile sistem için yetişkin bireylerin sistemin kölesi, bir minik çarkı olması için kullanılan temel birim durumundadır. Çocuk yapmış olan kocaman yetişkinlerin yapmamış olanları 5-6 yaşlarındaki çocuklar gibi (şişko, 4 göz, sırık, sıska, çilli, çöp adam vb.) aşağılamalarına herhalde hepimiz defalarca şahit olmuşuzdur. Yani en basitinden okul eğitimi almış, çocukluk, blu, gençlik çağlarını geçmiş olgun insan bile aslında bu 5 yaşında çocuk seviyesinde karakterde olabiliyor. Tıpkı bu biçimde insanların fiziksel farkları ile alay edip, hor görüp, aşağılayabiliyorlar. Öte yandan sistemin sömüremediği insanları nasıl çöp gibi umursamadığı, açlıktan yok olup, kokuşup-çürüyerek yok oluşlarını onlarca yıldır seyreyleriz ! Örnek Afrika'da çocukların durumu. İnsan sosyalleşmesi öyle de bencildir ki işte ırkçılık ve hatta kan davası temeli gizlice altında yatmaktadır. Üreyemediği için aşağılanan, hor görülen bir adam ve kadın açlıktan ölmesi muhtemel çocuğun bakımını üstlense dahi "Kendi çocuğu değil" düşüncesi ile bu kişiler halen aşağıda görülür !.. Bu ve benzer detaylara bakılacak olunur ise "üreme" sosyal toplumda insan ırkının devamı ve ilerlemesi temelinden de uzaklaşmıştır aslında. Üremeyi insan sapkın yollarına ulaşmak için bir araç durumuna getirmiştir. Bir örnek de belki günümüzde çok olmasa da işte aile serveti dağılmasın, ele gitmesin diye akraba evlilikleridir. Sonucunda da çeşitli engelli nesillere ulaşılacağı bilinmesine rağmen önemli olanın "insanlık" olmadığı açıktır. Bu dediklerimi de sadece yurdum sınırları içinde olarak söylemediğimi belirteyim. Mesela anımsadığım kadarı ile kimi yabancı kraliyet ailelerinde zamanında benzer evlilikler ile üreme yapılmış ve engelli nesiller olmuş. Sanırım bizdeki en bilindik vakalardan biri büyük bir holdingimizin sahibinin çocuğunun durumu örnek verilebilir. İşte tam da bu noktada inanç yeri geldiğinde o biçim işlevsel ve kullanışlı oluverir ki !.. Afrikalı açların fotoğraflarını paylaşıp "Halinize şükredin" diyerek başkasının acısından kendimize mutluluk payı çıkartmamız bile mümkün olabilir !!! Veya "Onlar için dua ediyoruz" ;) Günümüzde bir çokları için gösteri şeklini alan HAC olayında birçok kurbanın leş olarak heba edildiği bilgisine de ulaşabilirsiniz mesela. Burada yanlış anlaşılmamak için belirtmek isterim ki bu örnek dinimiz ile ilgili herhangi negatif bir bilgi vermek için kullanılmadı. Hepimizin kabul edeceği üzere inancının gereklerini en doğru şekilde yerine getirme çabasında olan nice insan da vardır. Fakat, işte sosyalliğin dolayısı ile çoğunluğun hareket yönüne kapılıp istemediğiniz bir yönde ilerleyip istemediğiniz bir konuma gelebilirsiniz. Buna da biraz eğlenceli bir örnek olarak şunu verebiliriz sanırım. Hani çok kalabalık bir durağa otobüs gelir de kendinizi kalabalığın içine bırakırsınız ve döne döne kalabalık sizi otobüsün içine taşıyıverir. Bilmem hiç başınıza geldi mi ama ben birçok kez yaşadım. Hatta öyle bir an gelir ki bu sosyal yapının gittiği yönü beğenmeyip o otobüsten inmek isteseniz de bu işin çok zor olduğunu da bizzat yaşadım. Birkaç kez ineceğim durağı kaçırdığım olmuştur.

Günümüzde bilim genetik olarak hepimizin kökenini bulabilmektedir. 


Nasıl, ne kadar dar görüşlü ırkçılar olduğumuza dair bir kanıtı da sizlerle paylaşayım...  Göreceğiniz üzere aslında hepimiz aynı köklere bağlı olmamıza rağmen yine de çok yüksek oranda insan çiftleri garip bir ırkçılık sebebi ile tüp bebek, yapay rahim vb. gibi yöntemler ile ille de kendilerinin sperm ve yumurtalarından oluşmuş bir çocuk için büyük masraflar yapmaktadırlar. Elbette ki sistem bu ırkçı yetişkinleri de sömürmek için ellerini ovuşturarak beklemektedir ! Bu iki ırkçı anne-baba adayı sosyal çevrenin kendilerine aşıladığı ırkçı temeller ile sisteme kendilerini kurban ederlerken mevcut uzaktaki türdeşlerinin sistem tarafından çöpe atılmasına destek verirler !!! O ise doğurulmuş ve kötü şartlarda yaşamak zorunda olan nice çocuktan kan, gen,ırk vb. olarak hiçbir farkımız yoktur !.. Yani eğitimli, büyümüş, olgun, aklı başında diyebileceğimiz insanlar ve hatta sorsanız ırkçılıktan nefret ettiklerini ifade edeceklerinden emin olduklarım bunun ne olduğunu dahi idrak edememiş olarak ırkçılık yapmaktadırlar aslında !.. İşte size bunu yapan sosyalleşmenizdir, en temelinde de en küçük sosyal yaşam birimi ailedir !.. Eminim sizler de şu gerçeği izleyip bittiğinde dahi yine de kendi vücut kimyasallarınız ile meydana gelecek bir çocuk istemeye devam edeceksinizdir :) "İnsan" ın bir tek kimyasal bir organik yapıdan ibaret et parçası olmadığına sığınacaksınız. Hatta nice türlü gerekçeler bulabileceksiniz. Yeri geldiğinde inancınızı bile buna alet edebileceksiniz ! Örnek her bedene ruh üflendiğini, her ruhun farklı olduğu çok kullanışlı olacak bir ırkçılık dayanağınız olabilir. Fakat hiçbir ruhun özellikle "kötü" yada "iyi" olarak üflendiğine dair bir kanıtımız yoktur diye biliyorum.
 

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Kaç han kaçana... Hanlar size canlar size...

Hayat kaçırdı beni !.. Adam bile değildim henüz ki "Adam kaçırma" vakası dahi olamamıştım. Bir çocuk kaçırıldı ve bir çocuk kaçtı !..

Yaşı kaçtı ! ?
 
Ben de anımsamam ya, saymayı bile bilmezken... Sen bulur isen ölç bendeki çocuğun yaşını... Her niye ise o da ? Aklı yaşında değildi ki hiç oysa...
 
Can verdi !.. Can vardı... Can KAÇTI !?
 
Ad verdi, adaydı, adımdı "ÇOCUK" !..
 
Hayat dadandı bir çocuk yüreğine ! Kim mi yaptı ?!
 
Utanmadan bir de ha !..
 
Bu bir ihbardır  ;)  İhbar ediyorum sizi...
 
Tabi ya, kime ? O kaçırıldığım, kaçtığım yerlerde var ya bir ben amma işte sen nereden bileceeen...

Uykumdu kaçan, amma bendim uykumda kaçan.

Sen yapınca bu Dünya'yı ateşler saçan...

Bugünlerde değil elbet amma bir gün elbet sorar bu can. 

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Türk kahvesi Türkiye üretimi kahve çekirdeği midir ? Bilginiz olsun diye...


"Türk kahvesi" denince Türkiye üretimi kahve çekirdeğinden falan sananlar olabilir belki !.. 
 
Buradan da bakınız : http://chartsbin.com/view/40147
 
 
Şaşıran çok olmuş da paylaşayım dedim.

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Büyüklük ve/veya çoğunluk ile övünmemek gerek

Volkswagen'in araçların egzoz emisyon değerleriyle oynadığı gerekçesiyle ABD'de yaklaşık 15 milyar dolar cezaya çarptırıldığını herhalde duymayanınız kalmamıştır. Şimdi bir de Almanya'da ceza geliyormuş. Bu bir araba üreticisi ama değil mi ?

Samsung ve LG idi sanırım yıllar önce LCD panel fiyatlarını anlaşmalı olarak yüksek tutarak piyasada fiyat şişirmesi yapmış ve haksız kazanç elde etmişlerdi. Tabi bu nedenle de ceza almışlardı.

Daha çok duyulan ve bilinen ise iPhone patent sebepli Apple'ın Samsung'a açtığı davada kazanması ve Samsung'un 1 milyon euro cezayı Apple'e ödemesidir sanırım.

Bunlar benim zaman içinde rast geldiğim birkaç örnektir. Kasıtlı bir markayı göstermek amacım yok. Asıl amacım büyüklüğün getirdiği kirlenmeyi göstermek. Toplumun birey-birey kendi destekleri ile yarattıkları devler büyüklükleri içinde türlü kirli yollara da sapabiliyorlar. Bu sadece bu alanda, elektronik malzeme üreten markalarda olmuyor elbette.




Sünnet ettirmek ile ilgili bilgiler...

Çocuklarınızı sünnet ettirmeden önce bir düşünün...

https://sunnetinzararlari.wordpress.com/2015/08/19/sunnet-cok-zararli-bir-operasyondur-ve-cocuk-haklarina-aykiridir/

"Hazreti Muhammet’in Müslümanlarca uyulması gerekli sayılan davranışlarıyla şu ya da bu konuda söylemiş olduğu sözlerin tümü, Hazreti Muhammet’in koyduğu kurallar ve Müslümanlara gösterdiği yol."

Sünnet "FARZ" değildir. Yani yapılması dinimizce zorunlu olan uygulamalar değildir. Sünnet'e uyarsanız sevab kazanırsınız amma uymazsanız günah kazanmazsınız. Diğer bir yönden ise sünnet olduğu konusu şüpheli bir şeyi yapıyorsanız muhakkak bunun sebebi ile sevap değil, günah kazanırsınız. 
Bakınız : 
95:4 Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
Hatta bu alıntıma da inanmayıp kendiniz bakınız şuradan,
http://www.kuranmeali.org/95/tin_suresi/4.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx

Kuran'dan... Şeytan'ın Allah'ın yarattığını değiştirteceği üzerine...
http://www.kuranmeali.org/4/nisa_suresi/119.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx

Okuyun, öğrenin, bilin ve bilginiz ile düşünün. Allah hiçkimseye Kuran'ı "O okusun size anlatsın" diye seçmedi. Allah Kuran'ı tam da sana gönderdi. Öyle ise oku, öğren, bil, düşün. O, ben, şu-bu ne diyora bakma.

27 Haziran 2016 Pazartesi

Şehirli miyim ? Köylü müyüm ?!

Valla şehire gelip de şehirli mi olduk ? Bizim çocukluğumuzda "Yaz tatili" demek köyümüze gitmek demekti. Dedemizi, ninemizi görmekti. Amcalar, amcaoğulları, halalar, teyzeler, sülalenin en uzak kuzenleri ile tanışmak, oynamak demekti. Küme, pestil yemek, hakiki tereyağı, peynir, yumurta, zeytin ve bal ile kahvaltı yapmak demekti. Göç ve gurbet sebebi ile kendi doğup büyüdüğü yere "Turist" olmuş anne-babalarımızın, onların ana-babalarının hasreti ile köklerine bir ay olsun dönmek demekti. İlginçti, şehir bizi, sistem bizi büyük şehre göçe zorlar iken bize ne barınak ne de iş sunmuyordu. E sokaklarda yaşanıp aile mi kurulurdu ? Hem de üstelik 3 çocuk istenirken !!! Yaptık-yıktılar, yıkıntılarından tekrar diktik yine yıktılar !.. Onlar yıktıkça biz yıkılmadık daha dik durduk. Hiç sevmedik ki hem biz şehiri ?! Ne ise ki yine de o köylü ana-babalarımız yıkıntılardan dikilen evlerinin etrafına ağaçlar dikti, sebzeler ekti, tavuklar, keçiler, hindiler, ördekler, inekleri bile olan komşularımız vardı. Bizim gibi, coğrafi bölge "şehir" yaşam alanları ise "küçük köy kopyaları" olan komşularımız. Bahçemizdeki kuyuyu da 2 komşumuz gelip açmıştı. Düşünebiliyor musunuz ki Allah'ın yer altından verdiği suyu bir insan olarak hiç kimseye borçlanmayarak kullanabiliyordunuz. Oyuna geldiler "OY"un var dediler, "OY"na dediler, önce zorla sürdükleri yetmezmiş gibi, sonra defalarca yıktıkları evimizi bize büyük bir şey yapıyorlarmış gibi "2 OY" a veriverdiler ! Apartmanlar yoktu etrafımızda, AVM'ler falan hiiiç, hatta medeniyete uzaktık bile. Ne bir otobüs vardı 3 km. mesafeden yakından geçen ne de bir minibüs. Okula giderken kış vakti yağmur-kar, dere-tepe kayıp düşüp üstüm-başım çamur olup da kaç kere yarı yoldan eve döndüğümü bilirim. Bir de çeteleşen sokak köpeklerine iyi kulak kabartman gerekirdi. Okul bitti mi oynayacak yerimiz de çoktu. Evin önü-sağı-solu tarla gibi boştu. Mahallenin çocukları ile mendil kapmaca, kurtarmaç, saklambaç, misket, çivi, ip atlama hatta seksek bile oynardık ! Kendimizi "O kız" ve "Ben erkeğim" diye ayırmazdık. Biz çocuktuk ve oynayarak mutlu olmak, etrafımızdakileri de mutlu görmek istiyorduk. Mahallemizin en iyi futbolcularından birisi de kızdı zaten. Hatta O'nun erkek kardeşi daha zayıf bir oyuncu olduğundan yedekte beklerdi !.. Bitlenmiştik de bitlerimizi bile paylaşmıştık :) Nice yaz koşturup oynamaktan yorulunca bahçemizdeki tulumbanın buz gibi suyunda serinlemiştik. Anamıza ekmek arası salça sürdürür veya yemek harcı koydurur, bahçeden de bir HIYAR yada domates kopartıp oyuna kaldığımız yerden devam ederdik. Sucuk, salam, sosis ne idi bilmezdik sonradan öğrendik. Uzak komşuların meyva ağaçlarına dalardık ! Gazoz kapakları ile kaldırımlara tebeşir ile yılan çizer "YILAN" oynardık. Kapakları dizer avuç içi kadar bir mermer taş ile onlaru vurarak kazanma oyunu oynardık. Mahallenin ortasındaki koca ağacı ev gibi bilirdik. Yaz akşamları marketten değil, kuruyemişçiden çekirdeklerimizi alıp ağaca çıkar ateşböceklerinin ışıltıları, ağustos böceklerinin şarkıları eşliğinde sohbet ederek, paylaşarak çıtlata çıtlata yerdik. Komşunun hindilerine "Kabaramazsın kel Fatma annen güzel sen çirkin" deyip kızdırıp kabartırdık :p Oğlakların o zıpırlıklarına katılır onlarla tepişirdik, "Gıt gıt gıdaak" ı duyunca "Gıt gıt gıdak, gıt gıt gıdak yumurtam sıcak, inanmazsan gel de bak" diyerek kümese gider folluktan sıcacık yumurtaları toplardık. Hangi şehir, nerede şehir ?! Köpeğimiz kedimizi tanırdı, onlar bile birbiri ile oynardı, kedimiz tavuklarımızı-civcivlerini tanırdı onlarla hiç uğraşmazdı !.. Bir tek siyah bir horozum vardı, O hiç küçük kardeşimle anlaşamazdı bahçede kovalar dört döndürürdü. Mecbur yakalar kapatırdım :)
Sonra ne oldu ise, yıllar sonra yine "OY"una geldiler, "OY"un var dediler, "OY"unu ver dediler, 1 kat daha yapar olduk. Betona, çimentoya, harca bulanarak topraktan yükseldik, uzaklaştık !.. Yükseldikçe sanki kaçıyormuşuz gibi kaçınılmaz sondan ! Belki de "köylülükten" !.. Betonumuz çoğaldıkça çevremiz kurudu. Gün-gün, ay-ay, yıl-yıl kurudu, kurudu, kuruduk... Oyun oynadığımız yerlere de betonlar dikildi, ekemez olduk, marketler geldi ayağımızın dibine, gitmesi kolay-alması kolay hatta öyle ki pişirmesi bile kolay şeyler icat oldu. Biz şehirli olmayı hiç istedik mi acaba ? 1 "OY"unda birer "OY"unla bir de baktık ki asla yüzünü görmediğimiz birilerinin işçileri olmuştuk. Hatta anne-babalarımız bizi iyi birer işçi olalım diye okutur, nasihatler eder olmuşlardı !!! Köyde özgürlükten şehirde köleliğe gıdım gıdım verip kepçe kepçe alanlar en nihayetinde ana-babalarımızın ve evlatlarının "CANLARINI" alarak bizi BETONLU - ŞEHİRLİ yaptılar. Şimdilerde 3'üncü nesili yaşayan köylü insanımızın şehirli torunları artık tamamen birer köle olmuş durumdalar. KÖYLÜ'nün, KÖY'ümün nesini sevmiyim, nesini hor göreyim ?

18 Haziran 2016 Cumartesi

Doyumsuz ruhlar

Denir ki "Ruh bedene üflenmeden evvel cenneti görmüştür". Öyle ise hiçbir ruhun açlığından söz edilemez. Olay ruh açlığı değil. Olay ruhunu satmış isen (belki Şeytan'a, belki şeytanın elçilerine) artık senin olmayan bir şeyi asla doyuramayacağın, ve ruhsuz kalan o bedeni hiçbir şeyin doyuramayacağı gerçeğidir.

17 Haziran 2016 Cuma

Zorla hobi sahibi oldunuz mu hiç ?

Zorla hobiniz oldu mu ? Benim olmuştu !.. Ortaokul (vardı o zaman tabi) zamanında aile olmanın kazandırdığı güzellik sayesinde anne-babamın bir nevi 2'inci baba yetkilerini verdiği hatta zaman zaman gerçek babadan öte aşırılıkları olan benden 2 yaş büyük ağabeyimin kendi hobisi kısa süre sonra benim sorumluluğum olan bir hobiye dönüşmüştü. Hem de çok kısa sürede. Çünki yetkileri nedeni ile istediğini yapabilen aile büyüğümüz okulunda arkadaşlarından görmüş-etmiş akvaryum alınacak deyiverdi bir gün. Bir de öyle bir durumdu ki bir dediği ikiletilmezdi. E alındı ufak bir akvaryum. Şimdilerde fiyatları nasıldır bilemiyorum ama o camdan ve alüminyum çerçeveli akvaryumlar harbi sağlam fiyatlı şeylerdi. O nedenle de ilk akvaryumumuz 40 cm. falandı yanlış anımsamıyorsam. Tabi bütün bu kararlar alınırken "ben" diye bir aile üyesinin düşünebilen bir varlık olduğuna dair en ufak bir idrak görülmüyor diğer aile bireyleri arasında. O (büyük ağabeyim) düşünüyor, karar veriyor, söylüyor ve alınıyor-yapılıyor istediği. Tabi kendisi yatılı lisede okuduğu için de hafta içi yok, kimi zaman hafta sonu olmadığı da oluyor. Hali ile evdeki bu akvaryum hobisi ile en çok ve de asıl ilgilenecek olan kişi o anda "düşünebilen" bir varlık olduğu sadece bu çerçevede kabul gören BEN birden bire böyle bir hobi sahibi yapılmış bulunuyorum.

Fazla detaya girmek ve sizleri sıkmak istemiyorum da... Fakat görüyor musunuz o hep göklere çıkartılan ve kutsanan "AiLE" kavramı aslında içerisinde kişiye, kişiliğe, haklara, özgürlüğü geçelim zaten de bireyin yaşama bakış açısı, zevkleri, bireysel hobisi olabilme ihtimali vb. hiçbir şekilde aile içindeki otorite sahibi yetkili yönetici kişilerin akıllarına gelmiyor. Bildiğiniz bir esir kampı gibi. "Sana ekmeğini veriyoruz ya", "Seni bu yaşa biz getirdik ya", "Bak, babasız-anasız yetim veya piç ne hallerde yaşıyorlar" , "Haline şükret, sus!" , "O senin ağabeyin" , "Zaten bugüne kadar ne yaptın ki doğru-dürüst !"

Garip gelebilir belki kiminize... Dönüp baktığımda onca yıl evimizi-odalarımızı hep kendimiz el birliği ile boyadık. Tabi bu boya yapma sürecinde genellikle de evin süslü ve en üst yöneticisi olan büyük ağabeyip yoktu. E bir miktar haklı gerekçeler ile bunu da hiç büyütmeyeceğim elbette, merak etmeyin :) Fakat 1-2 senede bir odaları boyardık.Çünki sobalı oldu mu boyalar çok daha kısa sürede kirleniyor. Bir keresinde de birisi de sormadı ki "Evladım burada sen de, siz de yaşıyorsunuz ve hatta boyama aşamasında da yardım ediyorsunuz, ne renk boyayalım bir fikriniz-zevkiniz var mı ? Söyleyin bakalım..." demedi !.. Hani sorulsa ne olurdu ? Acaba "Bence zift rengi simsiyah olsun !" mu derdim ? Hiç sanmam, hem asıl olay sor ve bu benim istediğim renge boya demek de değil. En azından hani "Bak biz seni de bir birey olarak ve de düşünceleri, fikirleri, zevkleri, görüşleri olan birisi olarak görüyor ve soruyoruz" gibisinden bana bu aile içinde bir birey ve insan olduğumu hissettirin ve çok daha önemlisi bunun idrakında olduğunuzu göreyim.

Ne ise !.. Akvaryum alındı, birkaç balık alındı, yemi vs. konuldu... Görevli ben de nasıl bakım yapacağına dair brifing alıp görevime başladım. İlk zamanlarda komple akvaryumdaki 5-6 balık ölerek bitiyordu !!! Sonra ilaç-milaç aldık falan ama düşünsenize hem görevli olarak üstüne rapor vermek bir yana büyük bir sorumluluk, hem de insan olarak gözünün önünde alıp-getirip ölümlerine neden olunmasında da önemli aktörlerden birisisin !.. Aslında daha küçükken benim ilk evcil hayvanım bir akrabamızdan isteyip aldığım tavşandı. O tavşan ölünce günlerce ağlamıştım ve de tekrar öyle hayvan falan alıp bakımını üstlenmek istememiştim. Akvaryum olayı ise çok daha ağır ve zor oluyordu. Çünki hayvan suda, su ısısını onların doğal yaşam alanlarına uygun tutman lazım, para yok otomatik ısıtıcı alamamışız !.. Ne olacak ? Görevli sık sık kontrol edecek, ısı kritik seviyeye gelir ise ısıtıcının "otomatiği" olarak devreye girecek ! Böyle birkaç yıl geçti. Belki 2 belki 3 yıl ! Bü süreçte tahminim 100 kadar balığın ölümünde zorla, ilk elden, azmettiricilerim nedeni ile katili oldum !!! Bir gün bir baktım artık bu konuda soran-eden yok ! Bıraktım anında akvaryum olayını son ölen balıkla birlikte. Oh beydi hem de ne OH !.. Fakat artık nasıl bir ruh haliydi ise, nasıl işlemiştiyse birkaç ay sonra kendi kendime akvaryum kurup balık bakmak istedim !!! Çünki onca yıllık süreçte bu zor ve baskı rejiminde belki mecburen ve belki garip bir ters bağlantı ile ya başarmak istediğimden yada o sessiz hayvanlardan bir özürmüşcesine öldürmeden yaşatabilmeyi yapabileceğimi görmek istiyordum. Daha büyük bir akvaryum aldım ve yöneticimin emri altında iken kendisinin asla onaylamadığı bir tür balık aldım. 5 tane aldım 2 tanesini kaybettim ama kalan 3'ünü de üretmeyi başardım ki bunlar yumurtlayan cins idi. 200 küsür yumurta !.. Yavruların yumurtalarından çıkmaya başladığı gün askere gittim ! Asla zor ile bakacansın-edeceksin demediğim küçük kardeşimden rica ettim. "Bakmak istersen bakabildiğin kadar bak, eğer isteyen birilerini bulursan da ver" dedim. Hatta bir komşumuzun oğlu ile konuşuyorduk da o istemişti, yavrular biraz büyüyünce ona birkaç tane verecektim. Bu arada eş zamanlı olarak da bahçemizde 3-5 tavuk 1-2 horozlu bir başka hobim daha vardı. Süreç içerisinde 9 tavuk nüfusuna ulaştığım oldu. Hatta mahalledeki komşular bana "Günlük yumurta verirsen bize senden satın alırız" deyince "A-aa ! neden olmasın, ben de bu para ile tavuklarıma yemlerini alırım" demiş ve de yapmıştım. Babam da tavukları çok sevmişti, bahçe işleri ile uğraşırken bir yandan da tavuklar babama eğlence ve arkadaşlık ediyorlardı. Hatta ben tavuklara isim vermedim hiç babam her birine isim bile takmıştı, beni geçmişti !.. Askere giderken de tavuklar hakkında hiçbir şey söylememe gerek yoktu, çünki annem de dahil babam da bu çok verimli evcil hayvanları benden çok sevmişlerdi ;) Yine bunlarla birlikte babamın hiç eksik etmediği bir köpek bakma alışkanlığı nedeni ile bir sokak köpeği yavrusunu alıp-büyütmüştük. Bu köpek o zamana kadar alıp-büyüttüğümüz 4'üncü yavruydu aslında. Yani bir nevi ev hayatımız mikro çapta hayvanat bahçemsi haldeydi. Hatta bir ara arkadaşlarımdan birisinin de "ortak olalım" önerisi ile güvercinlerim de oldu. Yine bir süre bıldırcın baktım ama tür ve alaka çoğalınca onları öldürmeden sattım. Yine güvercinleri de ortağım olan arkadaşıma vermiştim. Bir ara da 5-6 aylık bür dönem anneme bir arkadaşı kedisi yavrulayınca bir yavrusunu vermiş, o gelmişti !.. Evde büyütülmüş genç kediyi biz bahçeye yani bir nevi sokağa bıraktık ! "Annem eve hayvan alınmaz" kanunu olan bir annedir. Kedimiz kayboldu, bulamadık. Tahminim çevreye uyum sağlayamadı ve ya öldürüldü yada belki de uyum sağladı ama başka yerlere gitti şeklinde. Fakat öldürülmesi de büyük olasılık çünki muhit öyle tenhaydı ki, ben okula giderken bile 5-7'şer elemanlık sokak köpeği çeteleri sabahların köründe zaman zaman karşınıza çıkıp sizi kovalayabiliyorlardı da !.. Bizim bahçe dediğimiz yerin de öyle telli melli köpek falan giremeyecek bir hali hiç yoktu. Öyle göstermelik kazıklar ile belirlenmiş her yeri açık bir bahçe işte. Zaten ilkokul son ve ortaokul yıllarında bir görevimiz de(ağbim gidene kadar onun da görevi idi) bahçe sınırına diktiğimiz kavak fidelerini arka mahalledeki inek sürüsü otlamaya geldiğinde nöbet tutup bizim ağaçları yememeleri idi !.. Bunun yanı sıra da her gün bu fideleri ve bahçe içerisindeki meyva ağaçlarını tulumbadan su çekip sulamamız da bir diğer görevimizdi. Tek şansımız (şans mı artık) etraf boştu ve evimizin önünde ya maç yapardık yada misket falan oynardık da mahalle çocukları ile çok uzağa gitmediğimizden bir gözümüz bahçede oyunumuzu da oynayabilirdik böylece.

Bütün bunların ötesinde de evde aile içinde anne-baba arasında bir sevgi kırıntısı göremezdik. O ne demek hatta, kavgalar, tartışmalar, babadan aşağı gücü yetenin yettiğine uyguladığı şiddet ve baskı !..

Taa o zamanlar kendi kendime "Yahu tamam hepsini anladım da neden 3 çocuk !?" sorusunu sorar olmuştum. Çünki hadi ağabeyime epey yetki verilmiş ve o kendisini de bir nevi koruyabiliyordu ve lise döneminde de epey kurtardı. Peki küçük kardeşim ?! Ona da ben, hani şu yukarıda aile içinde nasıl bir konumu olduğunu gördüğünüz BEN yapabildiğim kadar kalkan olmaya çalışıyordum. Bir çok sıkıcı ev işinde ona kardeşime "Hadi yeter sen git oyna ben yaparım" demişimdir.

Askerden geldim, büyüdüm ve büyümekle beraber hayatın, çevrenin ve ailemin beklentileri karşısında daha da korktum açıkcası. Öyle ya, bizde hele ki 20 sene evvel askerden geldin miydi artık varsa askerden önce çırakıkla vb. öğrendiğin bir sanat devam edersin yoksa bir işe girersin ve yuvanı kurarsın olayı gayet doğaldır. Fakat ben bir aile görmüşüm, bir ailede büyümüşüm ki her detayını sorgulamışım. Çevre, toplum, yaş, insanın doğası vb. gibi bütün kalıpların beni önce bir kıza kötü davranmayı makul gösterebilmesini ve sonra da olacak çocuklarıma iyi bakamama, onlara şiddet uygulama, bireysel benliklerini geliştiremeyecek bir ortam sunup süreç içinde yaşatmama hangi haklı gerekçe bulunabilirdi ki ! ! ! İlginç bulurum, askerlik beni ailemin büyüttüğü 20 yıllık süreçten çok ama çok daha hızlı ve iyi bir şekilde Dünya'yı gösteren bir çevde olmuştur. En öncelikli faydası askerde 20 yıl ailem tarafından hiçbir konuda fikri sorulmayan, yaptıklarım ile memnun olunmayan birisiyken askerde birkaç başarı elde ettim ! Sonra orada benim bilgimden ve vizyonumdan çoook daha eksi durumda o kadar çok insan gördüm ki tam anlamıyla hayretler içinde kalıyordum. Yıllar sonra askerlik sürecimdeki olayları ve insanları daha uzaktan görebildiğimde bambaşka şeyleri de analiz edebiliyordum. Mesela benden çok daha eksi durumda birey olamamış kişiler sırf birilerinden önce askere gelmiş olmaları sebebi ile hiçbir bilgisi olmamalarına rağmen askerde küçük birer krarllık kurabiliyorlardı ! İçlerine insanlık doldurulamamış bu yaratıklar ellerine fırsat geçtiğinde din bile onlar için asla sınırları aşılmaz-esnetilmez bir kalıp olmayabiliyordu ve etrafındakilere inanılmaz zulümler yapabiliyorlardı. Bilirsiniz işte, illa ki duymuşsunuzdur. Herif bildiğin maldır ama sırf senden 3 ay, 6 ay önce geldiği için seni komutanının bile yapmayacağı bir eylemle zedeleyebilir. Hayvana bile vurulmaz ya hoş ama böyleleri kendini savunmaya dahi hak tanınmamış bir alt devresini esas duruşta durdurup tekme-tokat, kafa-göz dövebilir !!! Bu şiddet sırasında da 20 sene içinde kulaklarınızda hiç yankılanmamış küfür ve hakaretleri duyabilirsiniz. Bütün bunlarla birlikte de der ki bu kişi ve bunun gibiler "Askerlik Peygamber ocağıdır" ! ! ! Yıllaaar yıllar sonra benden epey ufak bir iş arkadaşım askere gitti-geldi de anlattıklarına inanamadım. Çünki "Askerde dayak kalkmış olm, yok öyle kimse kimsele şiddet uygulayamıyor" demişti. Gerçi öyle bir ortamda bunun sıfırlanabileceğini hiç sanmam ama çok çok azaltılmış olabilir, umarım.

Derken işte toplumu, saçma kalıplarını, işine geldiğinde bu toplumun bireylerinin en ama en tepede gördükleri "Din" kalıplarını bile kendilerine göre esnetebildiklerini, hiçbir kimsem olmadan neler başarabileceğimi vb. görmüş birisiydim. Bir de buna o çok kutsal "aile" içinde geçirdiğim 20 yılı ekleyince...

Bu arada çok önemli olduğunu düşündüğüm bir noktaya değinmek istiyorum. Bizde genellikle "şükret, sabret, Allah büyüktür" şeklinde yaşanan sıkıntılara karşı bir şey yapmamak, çözüm yolları aramamak, düşünmemek için bir sistem oturtulmuştur !!! Şükretmek iyidir amma şükrederken de çareler ve çözümler üretmek için Allah insana düşünebilme ve de o ölçüde özgür irade de vermiştir. Çoğu kaderin çizili bir yol ve asla değiştirelemeyeceğini söyleyebilir ama gerçekte kendileri de bunun böyle olmadığını gayet iyi bilirler ki her an birey yaşadığı süreçte çok ciddi farklılıklar yaratabilme potansiyeline sahiptir. Hem de en kara cahilinden, en eğitimisiz, görmemişinden tutun da işte en enine kadar herkese bence özgür iradesi ile koşulları değiştirme imkanı tanınmıştır Allah tarafından. Bunu bilip, farkında olup,uyanıp sistemi kullanan ve suyun başına oturanların keyiflerini kaçırmamak için de bize "sabır", "şükür" ve "Allah büyüktür" verilmiş !.. O ise Allah'ın büyüklüğü senin zulüme karşı oturup beklemekte değil, aksine Allah'ın büyüklüğü işte tam da bu zulüm ve haksızlıklara karşı sana verdiği aklı kullanmandadır. Mesela ben yapabildiğim kadarı ile askerde devrecilik sırası bana be bizim devrelere geldiğinde devreciliği kaldırdım ! Çavuştum da, devrem arkadaşlarla da konuştum. Mesela öyle garip şeyler oluyordu ki, yemek vakti yemekhaneye önce üst devreler girer, onlar yemeğini yiyip bitirmeden alt devreler giremezdi bile ! Düşünsenize, gözünüzün önünde birileri sıcak sıcak yiyor, çoğunluk iste dışarıda seyredip bekliyor ve burasına "Peygamber Ocağı" diyen de bu zulmü yapanların bizzat kendileri oluyor !!! Ben ve arkadaşlarım sağolsun kabul ettiler ve bu rezillikleri kendi dönemimizde kaldırdık. Hiç unutmam İzmir'li bir çavuş arkadaşım da en az benim kadar bu konuda sağlam ve dikkatli davrandı. Bilmem bilir misiniz, bilenleriniz vardır çavuş olarak ben nöbetten muaftım. Haa her yerde böyle midir bilemem orasını da. Benim usta birliğimde böyle idi ama ben bölük yazıcısına gider bana nöbet yazmasını isterdim. Hatta kar-kış tipi altında dahi "3-5 nöbeti bana yaz devrem" dediğim çok olmuştur. Elbette zaten het gün nöbete çıkamıyordum ve bu nedenle de hiç değil ise imkanım olduğunu 3-5 nöbetinde bir başkası uyusun, ben zaten ondan çok bu saatlerde uyuyabileceğim diye düşünüyordum. Bir keresinde nöbetçi subay devriyesinde beni nöbette görünce şaşırdı "Senin ne işin var burada ?" dedi hayretle. Ben de "Komutanım arkadaşımız rahatsızlanmış onun yerine nöbete ben geldim" dedim. Ne ise, konuyu askerlik hikayesine çevirmeyeyim. Öyle olduğunu düşündürttüysem affola. Amacım yanlış ve hatta sapkın kalıpları "kültür" vs. diye benimsemenin her geçen gün toplumu daha rezil bir seviyeye geri çekeceğini göstermek idi.

Şu an yazmaktan da yoruldum bunları. Çünki eş zamanlı olarak o kadar çok şey aklıma geliyor ki seçip, eleyip bir de uygun dille yazmaya çalışmak gerçekten esas yorucu olan kısmı. Yoksa yazma eylemi hiç yorucu değil. Maksadım ve dileğim umarım gören ve anlayan 3-5 kişiye olsun bir şeylere bir de böyle bakmasını gösterebilmek. Elbette istemeden ve herşeyin en iyisini elbette bilemeyen bir insan evladı olarak kusur da etmiş olabilirim. Anlayışınıza ve hoşgörünüze sığınıyorum. Allah hepimize zihin açıklığı versin. Zihinlerimizi bizden eskilerin keyfi için koyduğu saçma kurallar ile hapsetmeyelim inşallah... Sayı ve sevgilerimle...

6 Haziran 2016 Pazartesi

Herkes bunu görmeli ve göstermeli !..

Bilim bugün şaşmaz biçimde DNA analizi ile tüm soyunuzun dibini size gösterebiliyor. Bu mümkün iken dinler ve dinleri kullananlar, ırkçılar ve irkçılığı kullananlar size farklı olduğunuzu ve birbirinizi öldürmenizi, öldürürken ölmenizi emrediyor ve bu kana doymaz keyif düşkünleri için yaşamlarınızı feda ediyorsunuz !!!

https://seyler.eksisozluk.com/dnalarina-gore-irk-testi-yapi…

Bunu kendiniz için, evlatlarınız için ve de inandığınız için de izleyin, okuyun. Çünki bize ilk emri "Oku" !..
Kendinizi ve geleceğiniz olan evlatlarınızı kana susamış keyif düşkünü kan emen vampir yönetimlere kurban etmemek için uyanın !..

23 Mayıs 2016 Pazartesi

Sanata içsel bir açıdan bakış ile dışavurum

Ünlü Alman ressam Göte Türkiye'ye gelmiş !..
Hikaye bu ya...
Neden gelmesindi, bir dönem onca Helga-Melga vakası yaşamışız, ne bileyim Ottoman zamanı boğazlardan geçirip Rus'ları bombalattırmışız gemilerine... Yani bir Göte gelmesi mi çok saçma olacak şu durumda ?!
 
Gelmiş işte Göte !..
Tabi bir de sembolik olarak bir aileyi ziyaret etmek varmış programda. Varmış gitmiş ailenin evine kapıda zili çalmış. Ailenin çocuğu heyecan içinde beklemekteymiş,hali ile koşmuş kapıyı açmış. İçeriden anne-baba sormuş "Oğlum kim geldi" ? Cevap yok, tekrar anne baba koro halinde sormuşlar çocuğa yine cevap yok. Derken anne kalkıp varmış kapıya ve kapıda beklenen misafiri ve çocuğunu da dona kalmış olarak görünce "Bey, göte gelince çocuk dona kalmış" demiş !..
 
Fotoşap, badi, bodi, akıllı bodik , SiDi, PiSi , Bil Ey Sıteyşın, Filipis'ler içinden en pisini ben aldım !.. Fişer pırayz ile şişer pırayz, Vaybır, Vassab, Soni Erikzon başladı yeni sezon Prizon !
 
Alafranga kenefte ıkınırken "diz üstü bilgisayar" ımız ile internette sörfmenin keyfini bize yaşatan möhendiz, teknoloci ve sayın tıst'lara teşekkür ederiz amma günümüz teknolocisi artık tablet kullanırken boylu boyunca uzanmış halde iken de kenefsel ihtiyaçlarımızı giderebileceğimiz bir gubur dizaynı ihtiyacı doğurmuştur. Yüzükoyun, yüzüstü ve her türlü sayding poziyşında tablet kullanımı esnasında da zaruri dışkı atımlarımızın en konforteybıl şekilde yapılabilmesi için öncelikle iç-visreli bilim adamlarını ve cinsiyet ayrımcılığı yapmamak adına her türden bilim adamını, ırkçılık yapammak adına da kızıl, esmer, sarışın, kumral, zenci, asyalı vb. bilim insanını göreve çağırıyorum.

23 Şubat 2016 Salı

Ne kanunlara kalmışız da kendimizi güvende sanarak kurban olmayı beklemekteyiz !

Ne kanunlara kalmışız da kendimizi güvende sanarak kurban olmayı beklemekteyiz !
 
Bu kanunların hali nedir ? Bir rahatsız ayrıldığı eşini yada ayrılma safhasındaki eşini öldürüyor. 1-3 çocuğun annesi kadını öldürüyor ! Mahkeme "Ağır tahrik indirimi" falan buluyor. Peki arkadaş o 1-3 çocuğun hiç mi söz hakkı yok ? O kadının kardeşleri yok mu, o kadının anası-babası yok mu ? Onlar insan değil mi ? Hiçbirşey hissetmezler mi ! Bu rahatsız 1 çocuğun hayatındaki en değerli insanı ellerinden alıyor. Bir ana-babanın canından can yok ediyor ! Bir kardeşin yarısını yok ediyor ! Yani olan 1 tane 1 tek kadını öldürmek değil. Bir ömür boyu bu 1-3 çocuk bu yapılanı her an yaşayacak. Diğer yandan bir başka sapık bir genç kıza, bir kadına tecavüz ediyor. O insanın ailesi yok mu ? Anası-babası-kardeşleri-kocası-çocukları, bunca insanın hayatını mahvediyor bir sapık mahkemeye çıkıyor "Hafifletici sebepler" bulunuveriyor !!! İşte ne bileyim "Ağır tahrik" bulunuyor ! Bu hasta insanların yaptıkları sanki 1 kişiye mi yapılıyor ? Bu kadarcık olayın çapını göremeyen kanun ve kanun adamlarına kalmış masum insanların hayatları.

Demokrasi falan diğerleri ne yapmışlar ? Halk kendi kendini yönetiyormuş ! Halk resmen kendisini mahvedecekleri seçmekten başka bir şey yapmıyor. Ha öteki bi sistem daha iyidir falan manasına da gelmesin. Yok ki öyle bir sistem. Böyle kitle yönetim sistemleri olmaz. Bir kere bence bütün Dünya halkı hepsini yıkacak. Koyacaksın adım adım temeli, Dünya'nın kanunu olacak. Günümüzde her ülke adı altında çitlerle çevrilmiş alanda koyun sürüsü gibi mezba sıramızı bekleyenler gibi duracağımıza hiç değilse gerçekten insanlar evlatları için böyle bir fedakarlık yapmalı. Canını vermeden üstelik. Atacaksın sırtından parazit siyasileri. Getireceksin sana bilim ile binlerce yıldır yüzbinlerce kez denenmişlerden kanun koyacak kişileri.

İnsanları "millet millet", "din din", "dil dil" bölüp ahırlara tıkmış yiyen bir parazit yaşam türü var. Onlar için ahlak vs. hiç önemli değil. Şu evinde oturan öncelikle anne-babalar bunu görebilse. Öyle ömür boyu evlatlarının yüzlerine "Ah ben senin için saçımı süpürge ettim, canım feda" yalanlarını bıraksalar. Yetmemiş hala her millet belki 10'larca kez bir coğrafyada benzer şekilde ülke adı altında yerler kurmuş. Kraldı, padişahtı halkları sömürmüş. Şimdi de ne büyük değişiklik 1 baş ve etrafındakiler yemiyor da halkın sütünü-etini, koyuyorlar senato-meclis vsi bir yer 300-500 tanesi, 2 de baş altı sıra birkaç baş. Halk bu çok başlı canavar ne zaman kurban ister ise evlatlarını kurban ediyor ! Ne büyük değişik bir sistem olmuş ama değil mi ? 

Bakıyorum da aynı çok tanrılı mitolojik zamanda yaşıyor aslında hala insanlık. İsimleri değişmiş, işleyiş tıpkısı ! Sadece o görünmez-bilinmez bir sürü tanrı yerine kendilerine ete-kemiğe bürünmüş bir sürü tanrı uydurmuşlar ! Böylece onların yalanlarına daha bir kolay inanır olmuşlar !..

  

28 Ocak 2016 Perşembe

Dünya tecavüz haritası !..

Dünya tecavüz haritası böyle imiş... Günceldir...


Weighted Relative International Rape Scale
1. en az, 10 en çok vaka olan yerler.

5 Ocak 2016 Salı

Kadın-erkek eşitliği "adet" olarak, eşitsizliği sosyal olarak ! E netice ?!



http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=18619
2014 verilerine göre 100 kişiden 50 si erkekmiş. Peki bir erkek 18-28(Ergenlikten evleneceği yaşa kadar yani) yaşları arasında diyelim ki 3 farklı kız ile ilişki yaşadı. Ne oldu ? 100 insanımız içindeki 1 erkek 50 kızın 3'ü ile birşeyler yaşadı. 10 erkek ? 30'u ile !!! 16 erkek 48 kız ile ilişki yaşadı. E kalan 34 erkeğe ne oldu ? Onlar 29'ine kadar abazan olarak 3 ayaklı bir acayip tür olarak mı yaşadılar.Yoksa ! Dilim varmıyor, zuhehehe !!! Peki ayrıca ortalama 18-28 yaş arasındaki erkek dediğim kişiler bu 10 yıllık süreçte 3 farklı kız ile mi ilişki yaşamışlardır ?.. 

Öyle ise bu resmi ve gerçek kanıtlar bize bambaşka bir şeyi de açıkca gösteriyor. Hele ki bu 100 kişi içindeki 50 kızımızdan birkaçı bu süreçte hiçbir ilişki yaşamamış ise ! Haydi diyelim ki 20 tanesi böyle. Kalır 30 kız 50 erkek !.. Gerisini sen bir hesapla.

 
Tabi bir de Türkiye'de evlenme yaşı ortalaması da bu konu ile çok ilgili. Ona da bakalım,
http://www.istatistikleri.org/nufus/evlenme-bosanma/turkiye-istatistikleri-ortalama-evlenme-yasi-2001-2014/
Yani 18-28 yaşı örneklemem çok da yanlış değilmiş !.. Hatta 18'i yüksek bile tutmuş olabilirim. Değil mi ?!

18+ konusuna temas !..

Bir de şu 18+ uyarısı yok mu !?
Hani sanki 18+ olunca sorumluluğunun bilincinde olduğundan dolayı bu uyarından sonra olacaklara karşı bilinç olarak korumalılar da... Len yeryüzündeki tüm rezillikler 18+ olanlardan gelmiş. 18-'lerin hepsi melek değil ama oran bakar isek kanımca %80'i daha masumdur 18+'lardan. Gerçi adil bir kıyas olmaz tabi. Ortalama ömrü 60 yıl kabul etsek 18+'larda olanlar 3'te 2 daha uzun yaşamış olanlar olacak ! Fakat, e hani çok yaşayınca bilgi, tecrübe falan da artıyordu ?! Ne ayak ? Yeri geldi mi 18-'lere çocuk muamelesi yapıp "Sen bilmezsin" demesini biliyorlar. Bence 18+ uyarısı olan herşey 18 yaş üstüne yasaklama manasına çevirilmeli. Sapıtıyorlar çünki , bilmemezliklerine, çocukluklarına falan da veremiyorsun. Bilerek, kasıtlı, isteyerek sapıtıyorlar ! Bir de Dünya'yı büsbütün boka çevirip 18-'lerede saf yalan sıçıyorlar "Canım feda" falan gibisinden. Yahu bu kadar da çocuğun gözünün içine baka baka yalan yaşanmaz ki !.. 

Evet, kahvemi içtim !