Ciddiye alanın kendi alınganlığı ve sorunudur !.. Hayatın bildiğim en şüphesiz dersi "Ciddiye alır isen seninle bir güzel dalgasını geçer, dalgaya alırsan da seni çok ciddiye alır" !!!
19 Haziran 2015 Cuma
Bu adam ne diyor ? Emin Çapa
"Bu adam ne diyor?" diyebilirsiniz. Bizim millet zaten çokca der. Benim annem-babam bile diyor. "Amaaan oğlum benim ömrüm bitmiş, şurada 10 yıl daha yaşar mıyım bilmem" deyip geçiyor mesela :) Bir tek bu konuda da değil. Fakat öte yandan da sana sigortalı işe gir vs. diye akıl veriyor !.. E işte ben de "Sigorta migorta hak getire, şunun şurasında 15-20 yıl sonra zaten devlet emekli maaşını ödeyemez hale gelecek. Bilimsel olarak bu gerçek görünüyor" diyorum ! Evet, bu hep övünülen Türk nüfusunün çoğu genç, bu bizi çok güçlü yapıyor falan lafları vardı ya yıllardır yedirilen bize. Hah işte, o genç nüfus büyüdü ve orta yaşlara geldi. 15-20 yıl içinde de o genç nüfus yaşlı nüfus konumuna gelecek. Ne olacak ? Bu sefer denecek olan da "Türkiye'nin nüfusu çoğunlukla yaşlılardan oluşuyor" ! Bunun getirileri neler olacal ? Daha az genç ve çalışan nüfus yaşlı nüfusun ihtiyaçlarını karşılayamayacak. Ne bu ihtiyaçlar ? E çalışıp vergi ödüyecekler, o vergiler ile yaşlılara emekli maaşı ödeyecek devlet, yaşlıların sağlık giderlerini karşılayacak devlet !!! Gördün mü genç sen şimdi geleceğini az-biraz ?! Haa bu dediğim de sadece bir minik sonuç. Lütfen aşağıdaki videoyu izleyin. Zaten o gelecek olan gençlerin performansı dahi ihtimaller içindeki en ama en pozitif olabileceklerin bile imkansız olduğunu göreceksiniz. Bunu yapan da tam da bugünlerde 15-30 yaş arası çocuk sahibi olan ailelerin günlük ihtiyaçları için kendilerinin ve evlatlarının hayatlarını satmış olmalarıdır ! Nasıl satmak ? Hurafelere, ona buna inanıp kendini zerre geliştirmeyerek. Siyasilerin din sömürülerine alet olarak sattılar evlatlarının hayatlarını dahi. Söze gelince de "Oh evladım canım feda sana" !!!
İşte buyrun , izleyin...
9 Haziran 2015 Salı
Benim zamanımda...(Bir İstanbul hatırasıdır bu)
Benim zamanımda...
Otobüslerde tıka basa okula, işe gidip-gelir iken sadece kapının tepesinde bulunan "inecek var" düğmesine uzak düşenlerin inecekleri durağa yaklaşıldıkça yaşadıkları strese ortak olmuş bir vatandaşım. Bazen birisinin ricası üzerine o düğmeye basmak insana önemli bir iyilik yapmış hissi de verirdi !.. Bazen henüz duraktan kalkmış iken düğmeye basarak bütün inecekleri stresten kurtaranlardan olurdum. Bizim zamanımızda otobüs ile okula veya işe gitmek de apayrı bir işti. Körüklü otobüsleri ilk gördüğümüzde amma beğenmiştik. Ikarus marka hem de Made in Hungary !.. Türk malı değil ya, yeterliydi ortaokul çağımızda bizim için önemli derecede iyi bir şey olması için !.. Körüğün gerisinde birkaç sefer virajlarda savrulup da tutunacak bir dal aradığımızda anladık ki bu Hungary'de insanlar ya ahtapot gibi çok kollu yada çok güçlü tutuşa sahiplerdi. Belki de yeni otobüslerin kaptan pilot bölümüne oturan bizim ralli pilotu olamamış insanımızın sürüş kabiliyeti sebebi ile oluyordu bu ! Çok geçmeden körüklerin yırtılması sebebi ile körük altında kalmak zorunda olduğunuz durumlarda yağmurlu bir gün ise sabah duş almadan evden çıkmış olmanızı sorun etmenize gerek de kalmadığını öğretmişti bize bu otobüsler.
Bir İstanbul hatırasıdır...
___________ 30 Kasım 2013 - Şimdi, Naklen ________
Labels:
ikarus,
istanbul hatırası,
körüklü otobüs,
ortaokul,
otobüs
19 Mayıs 2015 Salı
Yapay şeyleri sevmiyormuş !..
Dedi ki,
Dedim ki,
Dedi ki,
Dedim ki,
Zevkliymiş bu photoshop. Yetenek olmasa da öğrenmeye devam.
Dedim ki,
Sonra da birileri çıkar der ki "Fotoğrafı makina çekmez, kullanan çeker" :) Bakarsın d-slr almış ama, lensi de almış bir de falan ! Hem böyle diyorsun hem de aldığın makinayı göklere çıkartıyorsun. Ne iş ? Dediğin mi yalan yaptığın mı ? Sonra bakıyorsun Photoshop'suz foto eksik gibi. E çünki dijital foto makinalarının sensörleri insan gözünün algıladığı kadar kontrast ve renk derinliğini algılayamıyorlar. En yakını -, 0 ve + pozlama telafileri ile bir sahneyi 3 kez fotolayıp Photoshop'ta HDR etmeden birleştirmek ile olabiliyor mesela gözümüzün gördüğüne... Ne oldu ? Makina çekmedi, sen de çekmedin, Photoshop yazılımı ile yapabildin !
Dedi ki,
" Photoshop fotoğrafçılık konusunda baya önemli. Fakat işlenecek fotoğrafın kalitesi de çok önemli. Ne kadar iyi çekersen fotoğrafı düzeltmek için o kadar az zaman harcıyorsun. En basitinden kadraja giren elektrik direği vs. silinmesi.
Ben en çok bu tür şeyler için istiyordum photoshop öğrenmeyi. Ve bir kaç basit manipülasyon. Daha ilerisi için yetenek ve yaratıcılık gerekiyor ki hem ben de o konuda pek yetenek yok, hem de sevmiyorum yapay şeyler."
Dedim ki,
" Fotoğraf makinası yapay, kullandığın araba yapay ve onu kullanacağın yollar yapay, evin yapay :) Şehir yapay, yiyecekler bile oldu yapay. Doğal ne kaldı ? Çevremizdeki ağaçları bile yapay yollar ile nakledip şehir düzenlemesi vb. yapıyoruz artık. Bugün "İstanbul'u seviyorum" diye söyleyenlerden kaçı acaba doğallığını, doğasını falan seviyor olabilir ? Kaldı mı ? Yapay olanı sevmemek bence bizi %99 çepeçevre sarmış bu yapay Dünya içerisinde %1'lik kalan doğallığı sevmek demek gibi bir şey. Bir gün bilimkurgu filmlerindeki gibi doğayı iyice tükettiğimizde mesela nelerin fotoğrafını çekebileceğiz ? Belki o zaman öyle yapay ortamlarda yaşayacağız ki, fotoğraf makinası denen şey çok değişik bir şey olacak. Mesela insanların, yaşlıların, görmüş olanların anılarındaki gördükleri o doğa, hayvan vb. görüntülerini anılarından fotoğrafa aktaran bir sistem olacak ! Belki de bir alet ile biz tümüyle bir fotoğrafı doğal olana birebir benzer şekilde hayal edip çıktısını alabileceğiz !.. Bugünün 3 boyutlu yazıcılarının çok çok daha gelişmiş halini düşün, çıktı der iken sadece karta basılmış bir şeyi de hayal etmeyelim hani. Dur daha da öteliyim, belki şu an bütün olup biten bir düşüncenin çıktısı !!! Ne bu böyle, amma çıkartırmış beee ;) "
Labels:
doğa katliamı,
doğal,
dümdüz,
düpdüz,
düzen düzene,
düzensizliğin düzeni,
düzlük,
düzük,
düzüş,
organik,
yapay
16 Mayıs 2015 Cumartesi
Köyden indim şehre ! Evet, ben de !..
Ben de biraz olsun çocukken köy ortamını şehirde yaşayabilmiştim.
İstanbul'a 45-50 yıl göçenlerin çoğu köyüne benzer bir ortam kurmaya
çalışmıştılar sanırım. Belki bu akım 25-30 yıl öncesine kadar da devam
etti. Sadece bizim sokak değil çevre 5-6 mahalle böyle idi. Herkesin
sebze ekili bahçesi, meyva ağaçları, kimilerinin bahçesinde tulumba,
tavuklar... yapabilenlerin inekleri falan da vardı.
Şu anda çok az da olsa yeşil alan kalan mahallemiz o zamanlar bomboş kır idi. Buralara arkamahalledeki Emine teyzemizin inekleri gelir idi, günlük yaşam alanları idi. Babam da ağabeyim ile bana günlük standart görevler vermişti. Birisi tulumbadan su çekip sebzeleri ve ağaçları sulamak ve bir diğeri de bu akşam üzeri bu ineklerin gübrelerini toplamak !!! Bizim için birer teneke kova ve ufak kürek de ayarlamıştı. Ne ise ki gübre bulmak sıkıntı olmadığından 3'er sefer yaptık mı ağabeyimle tamamdı. Sulama işi biraz vakit alıyordu, çünki tulumbadan el ile emmeli-basmalı çeker, elle taşır ve sulardık. O zamanlar arsa sınırları da pek önemsenmediğinden boş bölgeleri de sebze ektiğimiz bir dönem oldu. Kıvırcık salata, fasulye, hıyar ve domates ekimini bu sayede arttırıp yakınlarda kurulan 3 semt pazarında kiraladığımız tegahımızda bunları satmıştık ! Tabi çok kısa bir dönemdi. Hatırladığım kadarı ile 3 yıl yapmıştık. O zamanlar 9-12 yaşlarında falandım.
Tabi bu süreçte çocuk çocukluğunu yapmadan durur mu ? Kaytarmalar, kontrollerde işini yapmadığın görülünce babadan fırçayı yemeler... Bütün bunlar içinde hatırladığım en güzel anlardan birisi de evden görülen boş tarlada maç yaparken yorulduk mu veya devre arasında falan herkes bahçesine dalardı. Dalından organik domates, hıyarı yerdik ve de HIYAR derdik ! Sonraları kibarlaşıldı ve bu sebzenin adı oldu "salatalık" e nice sebze var salatalık, o bir genel addır, bir sebzenin adı değildir ki !.. Olmuş ise eriğimizi ceplerimize doldurur maça devam ederdik, kirazımızı avuçlar döke-saça yerdik... Bazen evden gelen yemek kokusunu takip edip acil annemizden ekmek arasına hazırlamakta olduğu etli yada kıymalı yemeğin harcından dolurmasını isterdik. Evde hiç durmazdık , biz sokakta büyüdük. Evde ancak hastalandık mı dururduk ki o bile zor tutardı bizi evde.
Uçurtma yapardık, çıtalı uçurtma !.. Misina alırdık, şansımıza boğazda yaşadığımızdan misinacılar bulunurdu hep. Saatlerce bir uçurtmanın altında onu izlediğimiz günleri anımsıyorum da ne acayip bir zevkmiş diyorum şimdi En son bir uçurtmam vardı, misinası kısa geliyordu. Daha yükseklere sal beni diye çırpınıyordu. Ben de gittim eklemek için yine misina aldım... 200 metrelik aldığım misina meğer bir yerinde kesikmiş. Uçurtma yükseldikçe ben ipi salıyorum. Öyle yükselmiş ki... mest olmuşum, sal babam sal göklere... Nasıl mutluyum !.. Derken bir an misina elimden yok oldu. Şokun böylesi... Uçurtma rüzgar ile gittiii gittiii gitti ve gözden kayboldu. Özgürlüğe uçuşunu seyretmek hiç de bir kuşunkini izlemek kadar keyifli olmamıştı tabi.
Şimdi zamanın köyden şehre inmişleri olsun, onların çocukları olan bizler olsun artık yüreklerimiz taşlaştı ! Yoksa bu şehir niye böyle betonlaştı !? Yüksek yüksek apartmanlardan bahçeye inip de bakım isteyen sebzeler ile kim uğraşacaktı artık ? Hem bizi evlerimize hapseden TV kanalları, internetli bilgisayar,tablet,cep telefonlarımız var artık !..
______ 16 Mayıs 2015 - by CiddiBiri _______
Şu anda çok az da olsa yeşil alan kalan mahallemiz o zamanlar bomboş kır idi. Buralara arkamahalledeki Emine teyzemizin inekleri gelir idi, günlük yaşam alanları idi. Babam da ağabeyim ile bana günlük standart görevler vermişti. Birisi tulumbadan su çekip sebzeleri ve ağaçları sulamak ve bir diğeri de bu akşam üzeri bu ineklerin gübrelerini toplamak !!! Bizim için birer teneke kova ve ufak kürek de ayarlamıştı. Ne ise ki gübre bulmak sıkıntı olmadığından 3'er sefer yaptık mı ağabeyimle tamamdı. Sulama işi biraz vakit alıyordu, çünki tulumbadan el ile emmeli-basmalı çeker, elle taşır ve sulardık. O zamanlar arsa sınırları da pek önemsenmediğinden boş bölgeleri de sebze ektiğimiz bir dönem oldu. Kıvırcık salata, fasulye, hıyar ve domates ekimini bu sayede arttırıp yakınlarda kurulan 3 semt pazarında kiraladığımız tegahımızda bunları satmıştık ! Tabi çok kısa bir dönemdi. Hatırladığım kadarı ile 3 yıl yapmıştık. O zamanlar 9-12 yaşlarında falandım.
Tabi bu süreçte çocuk çocukluğunu yapmadan durur mu ? Kaytarmalar, kontrollerde işini yapmadığın görülünce babadan fırçayı yemeler... Bütün bunlar içinde hatırladığım en güzel anlardan birisi de evden görülen boş tarlada maç yaparken yorulduk mu veya devre arasında falan herkes bahçesine dalardı. Dalından organik domates, hıyarı yerdik ve de HIYAR derdik ! Sonraları kibarlaşıldı ve bu sebzenin adı oldu "salatalık" e nice sebze var salatalık, o bir genel addır, bir sebzenin adı değildir ki !.. Olmuş ise eriğimizi ceplerimize doldurur maça devam ederdik, kirazımızı avuçlar döke-saça yerdik... Bazen evden gelen yemek kokusunu takip edip acil annemizden ekmek arasına hazırlamakta olduğu etli yada kıymalı yemeğin harcından dolurmasını isterdik. Evde hiç durmazdık , biz sokakta büyüdük. Evde ancak hastalandık mı dururduk ki o bile zor tutardı bizi evde.
Uçurtma yapardık, çıtalı uçurtma !.. Misina alırdık, şansımıza boğazda yaşadığımızdan misinacılar bulunurdu hep. Saatlerce bir uçurtmanın altında onu izlediğimiz günleri anımsıyorum da ne acayip bir zevkmiş diyorum şimdi En son bir uçurtmam vardı, misinası kısa geliyordu. Daha yükseklere sal beni diye çırpınıyordu. Ben de gittim eklemek için yine misina aldım... 200 metrelik aldığım misina meğer bir yerinde kesikmiş. Uçurtma yükseldikçe ben ipi salıyorum. Öyle yükselmiş ki... mest olmuşum, sal babam sal göklere... Nasıl mutluyum !.. Derken bir an misina elimden yok oldu. Şokun böylesi... Uçurtma rüzgar ile gittiii gittiii gitti ve gözden kayboldu. Özgürlüğe uçuşunu seyretmek hiç de bir kuşunkini izlemek kadar keyifli olmamıştı tabi.
Şimdi zamanın köyden şehre inmişleri olsun, onların çocukları olan bizler olsun artık yüreklerimiz taşlaştı ! Yoksa bu şehir niye böyle betonlaştı !? Yüksek yüksek apartmanlardan bahçeye inip de bakım isteyen sebzeler ile kim uğraşacaktı artık ? Hem bizi evlerimize hapseden TV kanalları, internetli bilgisayar,tablet,cep telefonlarımız var artık !..
______ 16 Mayıs 2015 - by CiddiBiri _______
Labels:
arsada maç,
eski mahalle,
internet yokken,
kendin ek kendin ye,
köy,
köylü,
organik tarım,
şehirdeki köylü,
tarlada maç
12 Mart 2015 Perşembe
Kök hücre ile Serebral korteks hasarı tedavi edilmiş !..
Serebral korteks hasarı kök hücre ile tedavi edildi
Fransız ve Belçikalı bilim insanları, ilk kez kez kök hücre tedavisi ile serebral korteksteki sinir hasarını onarmayı başardı.
Bilim insanları embriyonik kök hücrelerden elde edilen sinir hücrelerini yetişkin bir fareye naklederek hayvanın zedelenmiş, beyin kabuğu olarak da adlandırılan serebral korteksini tedavi etti.
Farenin zarar gören sinir hücrelerinin işlevini tekrar yerine getirmesi için ilk kez kök hücrelerin kullanıldığına dikkati çeken bilim adamları, sonuçların hücre tedavisi alanında atılmış dev bir adım olduğunu vurguladı.
-
Beyin ilginç bir organ. Fiziksel işlevini düzgün çalıştırması bir mesele iken daha önemli sorun ise içine konulan veriyi işleme ve sonuç verme şeklidir. Bilebildiğim kadarı ile insanın yaptığı hiçbir makina benzer bir şekilde çalışmaz. Şöyle, teknolojik veya mekanik bir araç ürettiğimizde o araç bozulmadığı sürece yapması beklenen işi yapar, görevini yapar. Bozulduğunda ise ya işlemez yada işleyişi bizi memnun etmemektedir artık, tamiri gerekir. Fakat beyin fiziksel olarak işleyişinde kusur olmamasına rağmen ortaya koyduğu sonuçların farklılığı kimi zaman bireysel olarak bizi, kimi zaman bir grubu, kitleleri, toplumları karşı karşıya getirir !.. Yani tıbben, fiziken işleyişi normal bir beyin insanı ve insanları son derece kötü felaketlere sürükleyebilir. Günümüz bilgisayarları ile kıyaslanamaz tamamıyla ama kısmen kıyaslar isek farklı yazılımlar ile ufak farklar yaratılarak insanların detayda ufacık tercih farklılıkları sebebi ile tercih ettiği teknoloji ürünlerini düşünür isek benzeşiyor gibi !.. Fakat insanın teknik ve teknolojik olarak ürettiği hiçbir şey insana zararlı değildir ! Ne zamana kadar ? Taa ki bu üretilen araçların arkasına kullanacak bir insanı koyana kadar. İşte o an tarihi yazıp bizi aydınlatan bir küçük kalem dahi silah olup bir diğer insanı öldürebilir !
"Beyin" nedir ? Bir görüşe dayandırır isek, evrimin ilk zamanlarında yer küreye ulaşmış olan asalak bir yaşam biriminin ele geçirdiği "insan" bedenini hakimiyeti altına alan parazit bir yaşam birimi midir ! ? Aslında insan yalnızlığna mı oynuyordur !.. Yani tek olmaya ? Niye böyle bir soru geliyor ? Çünki bu organizma "beyin" kendi türüne de yaşama hakkı vermiyor. Ancak çıkarları doğrultusunda, yerleşkesinin ihtiyaçlarını sağlayacak türdeşlerine süresini kendi belirlediği zaman dilimi içinde yaşam hakkı veriyor !.. Bilim diyor ki "Neandertal" (Ne an, dert al ! Yani adını bile hiç anma ne de dert al başına, işin mi yok arkadaş) insan türünü belki biz tarihin bir yerlerinde yok etmişiz ! Belki de o türe özel bir salgın bunu yapmış. Fakat günümüzde kendimizden bildiğimiz bir gerçek var ki işimize gelmeyen bir çok canlı türünü yeryüzünden sildik. E günümüzde, belki bugün yüzlerce insanı öldürdük ! Çok yakın tarih milyonlarcasına bunu yaptığımızı kanıtlayan filmler, dökümanlar, fotoğraflar ve canlı şahitleri ile dolu. Öbür yandan da işin içine uzay ve uzaylı vakasını katıverelim ve ortalık iyice karışsın !!! Dünyalı olarak Dünyalı olduğunu bildiğin halde başka türleri yok edebilen, soykırım yapabilen bir türüz. Farz edelim ki bu uzaylı tür filmlerdeki gibi gelmedi de barışçıl olarak temaslarda bulunmaya başladı. "Ey insan yatacak yerimiz yok Dünyanızda konaklamak istiyoruz" dedi ! Yaradılmışı Yaratan'dan ötürü seven insanlık ne iş ise "Hop arkadaş biz Dünya'yı kendimize yeterince dar ediyoruz zaten, sen de nereden çıktın şimdi?" der mi ? Düne kadar seni öldüren karşıt düşünce üreten beyin bu uzaylıyı,
İnsan - "Kanka yaa, bak gel sana ne diycem. Sen boşver sana öyle diyenleri. Gel, bizim ülkede epey boş yer var. Kaç kişiydiniz bakayım siz ?"
Uzaylı - "3 ana gemi, 8 kruvazör, 20 kaşif mmm hepsi hepsi nüfusumuz 230 milyon ve sabitledik" !!!
İnsan - "Gulp" yutkunur, yemedi, sayı çok ve der ki "Dur ben bi diğer kankaları arıyayım" :)
Yandaş ülkeler ile görüşür falan...
Görüşmeler esnasında uzaylı der ki "Siz neden kontrolsüz üreyip, kontrolsüz olarak da ürettiğiniz nesilleri katlediyorsunuz ? Biz kainatın sınırlarını çoktan gördük. 100 yıllık yaşam döngüsünün zaten yetersiz olduğu bir tür olarak kendimizi öldürmenin hiçbir faydası olmadığını siz Dünya'lıların yılı ile 30.000 yıl önce gördük. Öldürmek yerine kontrollü üremeyi bulduk ! Hem böylece sık ve toplu ölümler ile yaşanan duygusal-ruhsal acıları da minimuma indirmiş olduk. Irkımızın her bireyi varlığını kainatla uyumlu kılabilme aşamasını yaşamaktadır aslında bu hayat dediğiniz süreçte. Bizde böyle" dedi mi !..
Haydi ver cevabı !!!
İnsan - "Kanka sanki bize hakaret ettin gibi sezdim ben ama daha yeni geldin, bizi tanımıyorsun, şimdilik hoşgörümüzün ne denli geniş olduğunu göstereceğim. Haa ! Hem baksana bana bir sen, bizde Tanrı diye bir yaratıcıya inanış vardır. Dünya'nın neresine gidersen git insan ırkının büyük çoğunluğu bu inanca sahiptir. Al bak sana 3 kitap vereyim bir göz gezdir."
Uzaylı - "Peki öyle ise siz neye dayanarak bu Dünya'nın size ait olduğunu iddia ediyorsunuz ? Nasıl bir gerekçe ile bizi misafir, kendinizi mekan sahibi görüp inandığınızı iddia ettiğiniz Tanrı'nın yarattığı bizlerin Dünya'nız üzerinde hakkı olmadığını söyleyebiliyorsunuz ? "
İnsan - İnsana : "Ulan bunlar çok cin çıktılar arkadaş. 3-5 teknolojisini alır, Dünya'daki istemediğimiz tüm kıl insanları kolayca yok ederiz der iken bak sen görüyor musun elin Marsık uzayılsındaki lafları. Dilleri pabuç kadar"
-
Şimdi aklınızda birçok soru işareti belirdi mi acaba ? Şöyle birkaç örnekleme yapayım... "Neden karşıt düşüncedekilerin yok olmasını veya hiç olmamasını istiyorum?" , "Hiç şüphe etmediğim inancımın sadece insan ırkı ve Dünya gezegenini kapsadığını mı düşünüyorum?" , "Bilgi, bilim alanında çok daha ileri gittiğimizde ille de varlığımın çarelerini bulmuş olmama rağmen bu sebepler ile nihayetlenmesini kabul etmek ve bu süreç içerisinde türümün devamı için üremek aslı görevlerimden birisi midir?" , "Hatta kılıfına uydurulan gerekçeler ile kutsal ölümler ve öldürmeler ne denli inancımla örtüşüyor!" . Bak görüyor musun, taa yukarıda "Ne an dert al" demedim mi ben sana ? Andın ve aldın başına bir sürü dert işte.
________ 12 Mart 2015 - Her hakkım saklıdır ! _______
Fransız ve Belçikalı bilim insanları, ilk kez kez kök hücre tedavisi ile serebral korteksteki sinir hasarını onarmayı başardı.
Bilim insanları embriyonik kök hücrelerden elde edilen sinir hücrelerini yetişkin bir fareye naklederek hayvanın zedelenmiş, beyin kabuğu olarak da adlandırılan serebral korteksini tedavi etti.
Farenin zarar gören sinir hücrelerinin işlevini tekrar yerine getirmesi için ilk kez kök hücrelerin kullanıldığına dikkati çeken bilim adamları, sonuçların hücre tedavisi alanında atılmış dev bir adım olduğunu vurguladı.
-
Beyin ilginç bir organ. Fiziksel işlevini düzgün çalıştırması bir mesele iken daha önemli sorun ise içine konulan veriyi işleme ve sonuç verme şeklidir. Bilebildiğim kadarı ile insanın yaptığı hiçbir makina benzer bir şekilde çalışmaz. Şöyle, teknolojik veya mekanik bir araç ürettiğimizde o araç bozulmadığı sürece yapması beklenen işi yapar, görevini yapar. Bozulduğunda ise ya işlemez yada işleyişi bizi memnun etmemektedir artık, tamiri gerekir. Fakat beyin fiziksel olarak işleyişinde kusur olmamasına rağmen ortaya koyduğu sonuçların farklılığı kimi zaman bireysel olarak bizi, kimi zaman bir grubu, kitleleri, toplumları karşı karşıya getirir !.. Yani tıbben, fiziken işleyişi normal bir beyin insanı ve insanları son derece kötü felaketlere sürükleyebilir. Günümüz bilgisayarları ile kıyaslanamaz tamamıyla ama kısmen kıyaslar isek farklı yazılımlar ile ufak farklar yaratılarak insanların detayda ufacık tercih farklılıkları sebebi ile tercih ettiği teknoloji ürünlerini düşünür isek benzeşiyor gibi !.. Fakat insanın teknik ve teknolojik olarak ürettiği hiçbir şey insana zararlı değildir ! Ne zamana kadar ? Taa ki bu üretilen araçların arkasına kullanacak bir insanı koyana kadar. İşte o an tarihi yazıp bizi aydınlatan bir küçük kalem dahi silah olup bir diğer insanı öldürebilir !
"Beyin" nedir ? Bir görüşe dayandırır isek, evrimin ilk zamanlarında yer küreye ulaşmış olan asalak bir yaşam biriminin ele geçirdiği "insan" bedenini hakimiyeti altına alan parazit bir yaşam birimi midir ! ? Aslında insan yalnızlığna mı oynuyordur !.. Yani tek olmaya ? Niye böyle bir soru geliyor ? Çünki bu organizma "beyin" kendi türüne de yaşama hakkı vermiyor. Ancak çıkarları doğrultusunda, yerleşkesinin ihtiyaçlarını sağlayacak türdeşlerine süresini kendi belirlediği zaman dilimi içinde yaşam hakkı veriyor !.. Bilim diyor ki "Neandertal" (Ne an, dert al ! Yani adını bile hiç anma ne de dert al başına, işin mi yok arkadaş) insan türünü belki biz tarihin bir yerlerinde yok etmişiz ! Belki de o türe özel bir salgın bunu yapmış. Fakat günümüzde kendimizden bildiğimiz bir gerçek var ki işimize gelmeyen bir çok canlı türünü yeryüzünden sildik. E günümüzde, belki bugün yüzlerce insanı öldürdük ! Çok yakın tarih milyonlarcasına bunu yaptığımızı kanıtlayan filmler, dökümanlar, fotoğraflar ve canlı şahitleri ile dolu. Öbür yandan da işin içine uzay ve uzaylı vakasını katıverelim ve ortalık iyice karışsın !!! Dünyalı olarak Dünyalı olduğunu bildiğin halde başka türleri yok edebilen, soykırım yapabilen bir türüz. Farz edelim ki bu uzaylı tür filmlerdeki gibi gelmedi de barışçıl olarak temaslarda bulunmaya başladı. "Ey insan yatacak yerimiz yok Dünyanızda konaklamak istiyoruz" dedi ! Yaradılmışı Yaratan'dan ötürü seven insanlık ne iş ise "Hop arkadaş biz Dünya'yı kendimize yeterince dar ediyoruz zaten, sen de nereden çıktın şimdi?" der mi ? Düne kadar seni öldüren karşıt düşünce üreten beyin bu uzaylıyı,
İnsan - "Kanka yaa, bak gel sana ne diycem. Sen boşver sana öyle diyenleri. Gel, bizim ülkede epey boş yer var. Kaç kişiydiniz bakayım siz ?"
Uzaylı - "3 ana gemi, 8 kruvazör, 20 kaşif mmm hepsi hepsi nüfusumuz 230 milyon ve sabitledik" !!!
İnsan - "Gulp" yutkunur, yemedi, sayı çok ve der ki "Dur ben bi diğer kankaları arıyayım" :)
Yandaş ülkeler ile görüşür falan...
Görüşmeler esnasında uzaylı der ki "Siz neden kontrolsüz üreyip, kontrolsüz olarak da ürettiğiniz nesilleri katlediyorsunuz ? Biz kainatın sınırlarını çoktan gördük. 100 yıllık yaşam döngüsünün zaten yetersiz olduğu bir tür olarak kendimizi öldürmenin hiçbir faydası olmadığını siz Dünya'lıların yılı ile 30.000 yıl önce gördük. Öldürmek yerine kontrollü üremeyi bulduk ! Hem böylece sık ve toplu ölümler ile yaşanan duygusal-ruhsal acıları da minimuma indirmiş olduk. Irkımızın her bireyi varlığını kainatla uyumlu kılabilme aşamasını yaşamaktadır aslında bu hayat dediğiniz süreçte. Bizde böyle" dedi mi !..
Haydi ver cevabı !!!
İnsan - "Kanka sanki bize hakaret ettin gibi sezdim ben ama daha yeni geldin, bizi tanımıyorsun, şimdilik hoşgörümüzün ne denli geniş olduğunu göstereceğim. Haa ! Hem baksana bana bir sen, bizde Tanrı diye bir yaratıcıya inanış vardır. Dünya'nın neresine gidersen git insan ırkının büyük çoğunluğu bu inanca sahiptir. Al bak sana 3 kitap vereyim bir göz gezdir."
Uzaylı - "Peki öyle ise siz neye dayanarak bu Dünya'nın size ait olduğunu iddia ediyorsunuz ? Nasıl bir gerekçe ile bizi misafir, kendinizi mekan sahibi görüp inandığınızı iddia ettiğiniz Tanrı'nın yarattığı bizlerin Dünya'nız üzerinde hakkı olmadığını söyleyebiliyorsunuz ? "
İnsan - İnsana : "Ulan bunlar çok cin çıktılar arkadaş. 3-5 teknolojisini alır, Dünya'daki istemediğimiz tüm kıl insanları kolayca yok ederiz der iken bak sen görüyor musun elin Marsık uzayılsındaki lafları. Dilleri pabuç kadar"
-
Şimdi aklınızda birçok soru işareti belirdi mi acaba ? Şöyle birkaç örnekleme yapayım... "Neden karşıt düşüncedekilerin yok olmasını veya hiç olmamasını istiyorum?" , "Hiç şüphe etmediğim inancımın sadece insan ırkı ve Dünya gezegenini kapsadığını mı düşünüyorum?" , "Bilgi, bilim alanında çok daha ileri gittiğimizde ille de varlığımın çarelerini bulmuş olmama rağmen bu sebepler ile nihayetlenmesini kabul etmek ve bu süreç içerisinde türümün devamı için üremek aslı görevlerimden birisi midir?" , "Hatta kılıfına uydurulan gerekçeler ile kutsal ölümler ve öldürmeler ne denli inancımla örtüşüyor!" . Bak görüyor musun, taa yukarıda "Ne an dert al" demedim mi ben sana ? Andın ve aldın başına bir sürü dert işte.
________ 12 Mart 2015 - Her hakkım saklıdır ! _______
20 Şubat 2015 Cuma
Canlılar için doğada renklerin kodları vardır...
Canlılar için renklerin doğada anlamları vardır. Bu renk kodları
evrim süreci boyunca bilincimize kodlanmıştır. Geçenlerde fotoğraflarımı
beğenip arkadaş olarak beni ekleyen bir yabancının fotoğraflarında
"Siyah bayrak üzerine ortadoğu dillerinden biri ile yazılmış birşeyler,
fotoğraflarında simsiyahlar içinde insanlar görünce belki bu içgüdüsel
tepki ile içimden "Ne oluyor" dediğimi inkar edemem !.. Bunun üzerine "Tırstım Şimdi Yaa !.. Takip Ediliyorum !.."
diye yazdım :) Birisi de şöyle yazdı "Ne üzücü batının algı
politikasının bizimde içimize işlemesi" ! Bu kadar basit ve sığ mı idi o
bir anlık tepkim, sormak lazım insanın kendisine. Sordum ve bunları
dedi bana içimdeki çocuk...
"Siyasi olsun diye şey etmemiştim ama siyahi olduğu için siyasi de oluyor galiba mecburen.
Belki bazılarının istediği şekilde bilmediğimden o kültürü ve bildirildiği yönünden ve bir de son yıllarda sınırdan göçenler-geçenler hakkında hikayeleri ve refleks bir tepki olarak tırstım, o kadar. Fakat bunu çok derin şeylere bağlamadan dahi, birden yanınızda beliriveren ve epey farklı görünen biri olsa siz de benzer tepki verirsiniz sanırım.
Özgür kimdir, esir kimdir harbiden o da dipsiz kuyu belki ama esaretimizin dereceleri var tabi. Özgür de arkadaşlarımdan birisi ayrıca.
Bir de canlı doğasının içgüdüsel korunma yollarından birisini "Batı algısı" diye görmek de doğru gelmiyor bana. Kapalı şey bir diğer manada gizli şey, saklı şey... Siyah, karanlık, soğuk, tehlikeli, kötülüğü örterek görmemizi engelleyerek kötülüğe avantaj sağlayan (Misal gece gören avcılar gece göremeyenleri pek de güzel avlarlar doğada) ve içgüdüsel olarak gece göremeyen canlılarda geceye, siyaha, karanlığa dair canını koruma adına refleks tepki vardır, savaş sanatlarında Ay'sız gecelerin özel önemi vardır vb. Dahası da var ! Karadır bizi üzüntülere boğan trenin rengi türküde mesela, acılılarımızı ifade eder iken "karalar bağlarız" mesela !.. "Karadır Bu Bahtım Kara, Sözüm Kâr Etmiyor Yara Sen Düşürdün Beni Dara. Eyvah Eyvah Eyvah Ey" (Neşet Ertaş)...
Batı bunun neresinde ?
...ve hatta
Şeytan Bunun Neresinde?
Telli sazdır bunun adı
Ne ayet dinler, ne kadı
Bunu çalan anlar kendi
Şeytan bunun neresinde?
Abdest alsan aldın demez
Namaz kılsan kıldın demez
Kadı gibi haram yemez
Şeytan bunun neresinde?
Venedik'ten gelir teli
Ardıç ağacından kolu
Be Allahın şaşkın kulu
Şeytan bunun neresinde?
İçinde mi, dışında mı
Burgusunun başında mı
Göğsünün nakışında mı
Şeytan bunun neresinde?
Dut ağacından teknesi
Girişten bağlı perdesi
Behey insanın teres'i
Şeytan bunun neresinde?
Dertli gibi sarıksızdır
Ayağı da çarıksızdır
Boynuzu yok, kuyruksuzdur
Şeytan bunun neresinde?
Aşık Dertli
Beyaz, ışık, aydınlık, görülen ise tam tersi anlamlar taşır doğada. Güneş ! Bahar, Yaz, zenginlik, sıcaklık, görüş imkanı ve daha kolay canını koruyabilme imkanı, renk olarak da kiri çabuk göstererek temizlenme gereğini ve böylece pislikten uzak durarak hastalıklardan korunmayı kolaylaştırması, enerji ve yaşamın varlığının kainattaki en bilindik dildeki söylemidir ayrıca. Bir anda aklıma gelenler... Hangi batı ? Vahşi batı filmlerini ben de severek izlerdim bir ara, en çok da Red Kit çizgifilmini severdim, Daltonlardan Avarell'e benzediğim söylenirdi ! bir dönem sınıfta öyle uzun da değildim, 4'üz-3'üz-2'izlerden biri bile değildim hem, neden benzetirlerdi acaba !
Basit bir şekilde çok sık şunu da görebiliriz. Küçücük çocuk da kar kaplı bir manzarayı sevinçle izler. Soğuktur o ise ! Fakat karanlık bir gecede o küçücük çocuk yalnız kalmaktan korkar. Bunu da batı mı empoze eder daha doğru dürüst konuşamayan çocuğa?"
___________ 20.02.2015 - by Ciddi Biri _______
"Siyasi olsun diye şey etmemiştim ama siyahi olduğu için siyasi de oluyor galiba mecburen.
Belki bazılarının istediği şekilde bilmediğimden o kültürü ve bildirildiği yönünden ve bir de son yıllarda sınırdan göçenler-geçenler hakkında hikayeleri ve refleks bir tepki olarak tırstım, o kadar. Fakat bunu çok derin şeylere bağlamadan dahi, birden yanınızda beliriveren ve epey farklı görünen biri olsa siz de benzer tepki verirsiniz sanırım.
Özgür kimdir, esir kimdir harbiden o da dipsiz kuyu belki ama esaretimizin dereceleri var tabi. Özgür de arkadaşlarımdan birisi ayrıca.
Bir de canlı doğasının içgüdüsel korunma yollarından birisini "Batı algısı" diye görmek de doğru gelmiyor bana. Kapalı şey bir diğer manada gizli şey, saklı şey... Siyah, karanlık, soğuk, tehlikeli, kötülüğü örterek görmemizi engelleyerek kötülüğe avantaj sağlayan (Misal gece gören avcılar gece göremeyenleri pek de güzel avlarlar doğada) ve içgüdüsel olarak gece göremeyen canlılarda geceye, siyaha, karanlığa dair canını koruma adına refleks tepki vardır, savaş sanatlarında Ay'sız gecelerin özel önemi vardır vb. Dahası da var ! Karadır bizi üzüntülere boğan trenin rengi türküde mesela, acılılarımızı ifade eder iken "karalar bağlarız" mesela !.. "Karadır Bu Bahtım Kara, Sözüm Kâr Etmiyor Yara Sen Düşürdün Beni Dara. Eyvah Eyvah Eyvah Ey" (Neşet Ertaş)...
Batı bunun neresinde ?
...ve hatta
Şeytan Bunun Neresinde?
Telli sazdır bunun adı
Ne ayet dinler, ne kadı
Bunu çalan anlar kendi
Şeytan bunun neresinde?
Abdest alsan aldın demez
Namaz kılsan kıldın demez
Kadı gibi haram yemez
Şeytan bunun neresinde?
Venedik'ten gelir teli
Ardıç ağacından kolu
Be Allahın şaşkın kulu
Şeytan bunun neresinde?
İçinde mi, dışında mı
Burgusunun başında mı
Göğsünün nakışında mı
Şeytan bunun neresinde?
Dut ağacından teknesi
Girişten bağlı perdesi
Behey insanın teres'i
Şeytan bunun neresinde?
Dertli gibi sarıksızdır
Ayağı da çarıksızdır
Boynuzu yok, kuyruksuzdur
Şeytan bunun neresinde?
Aşık Dertli
Beyaz, ışık, aydınlık, görülen ise tam tersi anlamlar taşır doğada. Güneş ! Bahar, Yaz, zenginlik, sıcaklık, görüş imkanı ve daha kolay canını koruyabilme imkanı, renk olarak da kiri çabuk göstererek temizlenme gereğini ve böylece pislikten uzak durarak hastalıklardan korunmayı kolaylaştırması, enerji ve yaşamın varlığının kainattaki en bilindik dildeki söylemidir ayrıca. Bir anda aklıma gelenler... Hangi batı ? Vahşi batı filmlerini ben de severek izlerdim bir ara, en çok da Red Kit çizgifilmini severdim, Daltonlardan Avarell'e benzediğim söylenirdi ! bir dönem sınıfta öyle uzun da değildim, 4'üz-3'üz-2'izlerden biri bile değildim hem, neden benzetirlerdi acaba !
Basit bir şekilde çok sık şunu da görebiliriz. Küçücük çocuk da kar kaplı bir manzarayı sevinçle izler. Soğuktur o ise ! Fakat karanlık bir gecede o küçücük çocuk yalnız kalmaktan korkar. Bunu da batı mı empoze eder daha doğru dürüst konuşamayan çocuğa?"
___________ 20.02.2015 - by Ciddi Biri _______
29 Ocak 2015 Perşembe
Organ nakli, organ nakti. De get len ordan haydi !..
Kimisi "organ" ile ilişkiye girer !..
Kimisi "insan" ile !..
Organ ile ilişkiye giren bütün bir tatmine varamayacaktır. Bu sebeple bu tipler organ mafyası gibi organ-organ, oragan-buraya atlama peşindedirler. Asla tam anlamazlar, asla tamamlanamazlar. Aksine sürekli artan bir kirlenme ve suçluluk hissi içlerini kemirir. Günü geldiğinde sosyal çevreye uyum aldatmacası altında çoğunun yaptığı gibi bir "organ" ı göstermelik durak olarak hedefler. En nihayetinde bir dönem daha geldiğinde bu organ avcısı bazen ibadet kapılarını aşındırır ;)
Kimisi "insan" ile !..
Organ ile ilişkiye giren bütün bir tatmine varamayacaktır. Bu sebeple bu tipler organ mafyası gibi organ-organ, oragan-buraya atlama peşindedirler. Asla tam anlamazlar, asla tamamlanamazlar. Aksine sürekli artan bir kirlenme ve suçluluk hissi içlerini kemirir. Günü geldiğinde sosyal çevreye uyum aldatmacası altında çoğunun yaptığı gibi bir "organ" ı göstermelik durak olarak hedefler. En nihayetinde bir dönem daha geldiğinde bu organ avcısı bazen ibadet kapılarını aşındırır ;)
Labels:
ilişki,
ilişkiler,
organ avcısı,
organ mafyası,
organ nakli,
organik
Makul şüpheli sapık !..
"Makul şüphe" tanımı da son aylarda öğrendiğim bir tanımlama. Ben bu tanımı başka bir konuda kullanacağım.
Makul şüphe ile bana kendimi "cinsel sapık" olarak kabul ettirip bu sapıklığımın da suçunu kadında bulup cezasını kadına ödetmeyi haklı gören(ler)in düşünce şekli size normal geliyor mu ? Bu tarz düşüncenin diğer yandan mesela homoseksüelliğe dair benzer bir önlem almamasını nasıl açıklıyorlar acaba ? Mesela kadını kapattık bir güzel, oh kurtulduk, görünce oramız-buramız şekil değiştirmiyor ! Hatta göremiyoruz, çalışmasın, hele kapalı kapılar ardına ise eyvah eyvah !!! Hamile ise sokağa çıkmasın (Bu da nasıl bir sapıklık ise) , keyif ile kahkaha atarak gülmesin... (Nerede ise "Yahu şu kadın doğursa da sonra geberip gitse başımıza bela olmasa" istiyoruz gibi) ! E bu erkekler ? Plajlarda, haydi abartmayalım, günlük yaşamda giyimlerine falan hiç bir tahrik olmayı önleyici giyim şekli düşünülmüyor mu ? Ne yani kadın olmasın da erkek erkeğe sapıklıkları "makul şüpheli sapkınlık" kapsamına almıyorlar mı ? E peki kim bu pek ünlü homolar ? Modacısı, şarkıcısı vs. !.. Haa bunlar da görünebilen köy. Daha bunun son aylarda birkaç haberde rastladığım sokak köpeklerine tecavüz edenleri de var !!! Bu sapıklar var diye aynada kendini gördüğünde "Vay sapık vaaaay" ! demeni isteyen bir zihniyet...
Makul şüphe ile bana kendimi "cinsel sapık" olarak kabul ettirip bu sapıklığımın da suçunu kadında bulup cezasını kadına ödetmeyi haklı gören(ler)in düşünce şekli size normal geliyor mu ? Bu tarz düşüncenin diğer yandan mesela homoseksüelliğe dair benzer bir önlem almamasını nasıl açıklıyorlar acaba ? Mesela kadını kapattık bir güzel, oh kurtulduk, görünce oramız-buramız şekil değiştirmiyor ! Hatta göremiyoruz, çalışmasın, hele kapalı kapılar ardına ise eyvah eyvah !!! Hamile ise sokağa çıkmasın (Bu da nasıl bir sapıklık ise) , keyif ile kahkaha atarak gülmesin... (Nerede ise "Yahu şu kadın doğursa da sonra geberip gitse başımıza bela olmasa" istiyoruz gibi) ! E bu erkekler ? Plajlarda, haydi abartmayalım, günlük yaşamda giyimlerine falan hiç bir tahrik olmayı önleyici giyim şekli düşünülmüyor mu ? Ne yani kadın olmasın da erkek erkeğe sapıklıkları "makul şüpheli sapkınlık" kapsamına almıyorlar mı ? E peki kim bu pek ünlü homolar ? Modacısı, şarkıcısı vs. !.. Haa bunlar da görünebilen köy. Daha bunun son aylarda birkaç haberde rastladığım sokak köpeklerine tecavüz edenleri de var !!! Bu sapıklar var diye aynada kendini gördüğünde "Vay sapık vaaaay" ! demeni isteyen bir zihniyet...
Labels:
cinsel sapık,
gizle,
kadın,
makul şüphe,
ört,
sakla,
sapık,
yasak
16 Ocak 2015 Cuma
Popüler... Yani çoğunluğun beğendiği, kabullendiği, istediği !..
"Popülerlik" sebebi ile önümüze çıkan birçok şey için sanırım artık çok biliyoruz ki
çoğunluğun "iyi" dediği yada "doğrusu bu" dediği şey her zaman doğru
olanı göstermiyor. Bu sadece cahil toplumlarda kişinin düşünmeden, birey
olmak gibi bir gelişime ihtiyacı olmadan, öğrenmeden, kendisini
geliştirmeden en kısa yoldan kendisine toplum içinde makul bir yer
edinme çabasının sonucudur. Çoğunluğun yaptığını yaparak
yabancılaşmazsınız ve çoğunluk sizi otomatik kabul eder. Bu çoğunluk
sizi kabul ettikten sonra onlar sizin-siz onların yanlışlarını "doğru"
diye desteklersiniz. Bunun neticesinde bunu yapmayan(yoktur ya hoş) veya
çok daha az yapan toplumlar ilerler iken yapan toplum geriler.
İlerleyen süreçte gelinen yer toplumsal çöküş olur. Konu dışı gibi
görünebilir ama değil bence şimdi birkaç örnek vereyim. Son 5-6 günde
okuduklarımdan birkaçı...
-
* Bomba ihbarından valizde kadın cesedi çıktı. (Anne, eş, eski eş, eş ve çocukları, sevgili katliamı haberleri haftada 2-3 kez gördüğümüz bir şey)
* TFF eski başkanı Bıçakcı: 40’a yakın şehirde yasa dışı bahis oynatılıyor ! Kumar yani... ve diyor ki haberde lise öğrencisi çocuklar da oynuyor.
* Sevgilisiyle yaşayan polis olamaz! 2015 POMEM sonuçları bugün açıklanıyor. Üniversite mezunu adayların başvurabildiği POMEM’e girebilmek için karşı cinsle aynı evde yaşamıyor olmak gerekiyor. ( Sevme,sevgisiz polisler yarat, sonra emret ... Öte yandan tecavüz mağduru için dahi, sen doğur devlet bakar denmemiş miydi ! )
* Durun efendim, çaresi var bunun. Bak ne diyor? Git sen 6 yaşında çocukla evlen ! Bunu doğru kabul et ! ( Olay yaratacak fetva: 6 yaşındaki çocuk evlenebilir - Güncel Haberleri - Güncel Haber - Haber - Spor Haberleri- Sıcak haber - Yerel Haber )
* Yine özellikle 2014'te, son yıllarda şu "bonzai" olayını bilmeyen kalmış olamaz herhalde. İlköğretim düzeyine indiği söyleniyor. ( Kışlada bonzai alarmı - Milliyet.com.tr )
* Devlet Denetleme Kurulu raporlarına giren vatandaşın kimlik numaralarının çalınması skandalına bir yenisi daha eklendi. Çeteler, vatandaş adına ilaç yazıp devlete fatura etti. Güvenlik açığı vatandaşa 3 TL reçete, 5 TL muayene, en az 5 TL de ilaç parası olarak döndü. İlaçların terör örgütüne gönderildiği belirlendi.( Piekaka'ya Yazılan İlacın Faturasını Vatandaş Ödemiş )
*
Bunun daha üst seviyedeki hallerini hatırlatmaya hiç gerek yok. Velhasıl nedir görülen ? Sürüye katılıp kendisini güvende sananlar bu yanlışlar hakkında eleştiri de yapamadıklarından bu bir nevi desteklemek manasına da gelir. İşini iyi yapmayanları, iyi şeyler yapmak amacında olmayanları desteklemek bizi "iyi" mi yapar ? Hem de, üstelik "eleştirmek" yermek veya yok olsunlar amacı ile birine-birilerine yapılan bir düşünce hareketi değildir. Eleştiri değer verilen için yapılan bir harekettir. Öyle ki anne-baba da evlatlarını eleştirir iken onların tekrar aynı hatayı yapmaması için bunu yapar. Böylece hem evlat tekrar zarar görmez hem de anne-baba daha huzurlu bir yaşam sürer. Fakat toplum olarak o kadar cahilleşmeye koşarak gidiyoruz ki, eleştiri demek "yok olsun(lar)" demekmiş gibi görülüyor. Tartışma demek "kavga etmek" olarak görülüyor. O ise yaz şu google'a "Tartışma nedir" diye, bak sana ne güzel öğretiyor ne demek olduğunu ve hatta nasıl tartışılacağını. Tepeden tırnağa toplum yanlışa kendince haklı gerekçeler ile destek veriyor ise varılan ve de gidilecek olan noktada iyi birşeyler olması beklenemez herhalde. Değil mi ?
-
* Bomba ihbarından valizde kadın cesedi çıktı. (Anne, eş, eski eş, eş ve çocukları, sevgili katliamı haberleri haftada 2-3 kez gördüğümüz bir şey)
* TFF eski başkanı Bıçakcı: 40’a yakın şehirde yasa dışı bahis oynatılıyor ! Kumar yani... ve diyor ki haberde lise öğrencisi çocuklar da oynuyor.
* Sevgilisiyle yaşayan polis olamaz! 2015 POMEM sonuçları bugün açıklanıyor. Üniversite mezunu adayların başvurabildiği POMEM’e girebilmek için karşı cinsle aynı evde yaşamıyor olmak gerekiyor. ( Sevme,sevgisiz polisler yarat, sonra emret ... Öte yandan tecavüz mağduru için dahi, sen doğur devlet bakar denmemiş miydi ! )
* Durun efendim, çaresi var bunun. Bak ne diyor? Git sen 6 yaşında çocukla evlen ! Bunu doğru kabul et ! ( Olay yaratacak fetva: 6 yaşındaki çocuk evlenebilir - Güncel Haberleri - Güncel Haber - Haber - Spor Haberleri- Sıcak haber - Yerel Haber )
* Yine özellikle 2014'te, son yıllarda şu "bonzai" olayını bilmeyen kalmış olamaz herhalde. İlköğretim düzeyine indiği söyleniyor. ( Kışlada bonzai alarmı - Milliyet.com.tr )
* Devlet Denetleme Kurulu raporlarına giren vatandaşın kimlik numaralarının çalınması skandalına bir yenisi daha eklendi. Çeteler, vatandaş adına ilaç yazıp devlete fatura etti. Güvenlik açığı vatandaşa 3 TL reçete, 5 TL muayene, en az 5 TL de ilaç parası olarak döndü. İlaçların terör örgütüne gönderildiği belirlendi.( Piekaka'ya Yazılan İlacın Faturasını Vatandaş Ödemiş )
*
Bunun daha üst seviyedeki hallerini hatırlatmaya hiç gerek yok. Velhasıl nedir görülen ? Sürüye katılıp kendisini güvende sananlar bu yanlışlar hakkında eleştiri de yapamadıklarından bu bir nevi desteklemek manasına da gelir. İşini iyi yapmayanları, iyi şeyler yapmak amacında olmayanları desteklemek bizi "iyi" mi yapar ? Hem de, üstelik "eleştirmek" yermek veya yok olsunlar amacı ile birine-birilerine yapılan bir düşünce hareketi değildir. Eleştiri değer verilen için yapılan bir harekettir. Öyle ki anne-baba da evlatlarını eleştirir iken onların tekrar aynı hatayı yapmaması için bunu yapar. Böylece hem evlat tekrar zarar görmez hem de anne-baba daha huzurlu bir yaşam sürer. Fakat toplum olarak o kadar cahilleşmeye koşarak gidiyoruz ki, eleştiri demek "yok olsun(lar)" demekmiş gibi görülüyor. Tartışma demek "kavga etmek" olarak görülüyor. O ise yaz şu google'a "Tartışma nedir" diye, bak sana ne güzel öğretiyor ne demek olduğunu ve hatta nasıl tartışılacağını. Tepeden tırnağa toplum yanlışa kendince haklı gerekçeler ile destek veriyor ise varılan ve de gidilecek olan noktada iyi birşeyler olması beklenemez herhalde. Değil mi ?
Labels:
ahlak,
popüler,
sürü psikolojisi,
toplumsal çöküş
8 Ocak 2015 Perşembe
Ben de geldim, gidene kadar ne bulursam yiyim.
Sen istediğin kadar uzay teknolojisi yap. Bilmem rönesansından tut da
taa kuyruklu yıldıza araç indir... kim bunlar ?! Bana ne elin rönesansacam der iken kendini şaşırmışından, kuyruklu yıldıza da Ay'a indirdiği yalan olduğu iddia edildiği gibi araç indirenden !..
E peki bizden pay biçin. Sanatçının bile bizim gibi olanını seviyoruz. Bizi biraz yukarı çekmeye çalışanını, aydınlatıcı olanını değil. Yıllardır İppnahim Cartlıpes diye bir ameleyi büyük kitleler olarak sevmedi mi bu millet. Bir diğeri Firdun Taykor değil mi idi, ötekisi Korhan Kimcebay akil olmadı mı !.. Bunlar ile 2 nesil büyüdü. Öte yandan Fazıl Say, İdil Biret, Lara Ömeroğlu kimdir ve nedir ki bunlar. Sanatçı mı yani bunlar mesela. İş gösterişe geldi miydi küresel her markayı bil, paranı dök, havanı at amma iş sanata, bilime, felsefeye geldi mi yok "şu müzik türü bizim kültürümüze ait değil", "şu enstrüman bizim kültürümüzde yok", "şu felsefeci bilmem ne", "şu bilim adamı şöyle-böyle" de ! Var mı daha yavşağı "insan"dan ?
Niye ? işte bilimde, sanatta, felsefede, insan olmak adına her alanda istediğin kadar en iyisini yapan ol. Bunu halk içine sindirmiyor ise işte böyle 100'lerce, 1000'lerce yıllık çarpıtılarak ona öğretildiği tarihin intikamını alma hayali ile yanar-tutuşur. Şimdiki zamanın oyunu da "Ülke kurmacılık" ! Yıllarca yaşadıkları ülkeleri bölüp bölüp ülkecikler kuranların en büyük destekçileri oluyor bu intikam dolu azınlıklar. Bir insanı bilgi ile, bilgelik ile, iyi ruh ile donatmak çoook uzun ve zorlu bir iştir. O ise bir insanı bir ölüm canavarına çevirmek hem çok kısa süreli hem de diğerine oranla çok çok daha ucuz bir iştir. İcabında ver 13-15 yaşında çocuğa silahı bak nasıl katliam yapar. Fakat 20 yaşındaki gençleri, öğrencileri falan anne-babaları olarak bile adamdan saymayız pek, değil mi !.. 12-13 yıldır eğitim almaktadır ama nafile. Öte yandan 13 yaşında katliam makinası. Hangisi kolay ve ucuz ? Peki sen ucuz insan mı olmak istiyorsun ? Okuma-okutma, öğrenme-öğretme, dinleme, düşünme-düşünenlere düşman ol ! Örneğin görüyorsunuz meşhur terör grubuna USA'dan Avrupa'dan katılanlar olduğunu. Yıllardan beridir benzeri çok iyi bildiğimiz bir başka terör grubunda yaşanırdı. Şimdi bilim ve teknoloji ilerledi de bize kazandırdığı bir arabayı götürmek için nelerimizi satıyoruz hiç düşünüyor musunuz ? O benzin için ülkeler ne kanlı politikalar izliyor bilmiyor olamazsınız. Hatta USA bir ara bize Irak petrolünü Kürt bölgesinden gayri resmi alıyoruz diye hiç hoşlanmamıştı ! Kimden alıyorduk ? Yıllarca bizi öldürenlerden ! Belki de o benzin ile huzur içinde bir yerlere gidenlerin kimilerinin kardeşini, evladını katletmiş olanlardan ! "Yok ama benim sülalede çok şükür teröre kurban vermedik, o yüzden ben bu petrolü alıp arabam ile sefa sürer iken beni aynı kefeye koymayın" :o Nasıl ? Gördün mü canını, kanını, kardeşini, ileride evladına yada torununa sıkılacak kurşunları alabilsinler diye nasıl da satıyorsun ! Hatta vatanını nasıl da sattırıyorsun ?! İnsanlık ilerliyor mu yani şimdi ?! Bir Amerika'lı paralı askerleri bilmem nerede kendi keyfi-refahı için ölüyor ve insanlar öldürüyor diye gözlerini bile çevirmeyip bilmem instagram'da lüks yaşantı fotoları, selfie vb. fotoları paylaşırken neden o kanı bozuk, katil, vatan haini, insanlık haini kişilerin fotoğraflarını beğenip, izleyip hatta paylaşıyoruz ?! O-hohoho biz çok okuduk ve aydınladık işte böyle. Sistem bize güzel bir kariyer imkanı verdi. Paralandık, elimizi direk kana bulamadan böyle uzaktan uzaktan...
Aynada melek görüyorum diyorum da inanmıyorsunuz bana siz işte !!!
E peki bizden pay biçin. Sanatçının bile bizim gibi olanını seviyoruz. Bizi biraz yukarı çekmeye çalışanını, aydınlatıcı olanını değil. Yıllardır İppnahim Cartlıpes diye bir ameleyi büyük kitleler olarak sevmedi mi bu millet. Bir diğeri Firdun Taykor değil mi idi, ötekisi Korhan Kimcebay akil olmadı mı !.. Bunlar ile 2 nesil büyüdü. Öte yandan Fazıl Say, İdil Biret, Lara Ömeroğlu kimdir ve nedir ki bunlar. Sanatçı mı yani bunlar mesela. İş gösterişe geldi miydi küresel her markayı bil, paranı dök, havanı at amma iş sanata, bilime, felsefeye geldi mi yok "şu müzik türü bizim kültürümüze ait değil", "şu enstrüman bizim kültürümüzde yok", "şu felsefeci bilmem ne", "şu bilim adamı şöyle-böyle" de ! Var mı daha yavşağı "insan"dan ?
Niye ? işte bilimde, sanatta, felsefede, insan olmak adına her alanda istediğin kadar en iyisini yapan ol. Bunu halk içine sindirmiyor ise işte böyle 100'lerce, 1000'lerce yıllık çarpıtılarak ona öğretildiği tarihin intikamını alma hayali ile yanar-tutuşur. Şimdiki zamanın oyunu da "Ülke kurmacılık" ! Yıllarca yaşadıkları ülkeleri bölüp bölüp ülkecikler kuranların en büyük destekçileri oluyor bu intikam dolu azınlıklar. Bir insanı bilgi ile, bilgelik ile, iyi ruh ile donatmak çoook uzun ve zorlu bir iştir. O ise bir insanı bir ölüm canavarına çevirmek hem çok kısa süreli hem de diğerine oranla çok çok daha ucuz bir iştir. İcabında ver 13-15 yaşında çocuğa silahı bak nasıl katliam yapar. Fakat 20 yaşındaki gençleri, öğrencileri falan anne-babaları olarak bile adamdan saymayız pek, değil mi !.. 12-13 yıldır eğitim almaktadır ama nafile. Öte yandan 13 yaşında katliam makinası. Hangisi kolay ve ucuz ? Peki sen ucuz insan mı olmak istiyorsun ? Okuma-okutma, öğrenme-öğretme, dinleme, düşünme-düşünenlere düşman ol ! Örneğin görüyorsunuz meşhur terör grubuna USA'dan Avrupa'dan katılanlar olduğunu. Yıllardan beridir benzeri çok iyi bildiğimiz bir başka terör grubunda yaşanırdı. Şimdi bilim ve teknoloji ilerledi de bize kazandırdığı bir arabayı götürmek için nelerimizi satıyoruz hiç düşünüyor musunuz ? O benzin için ülkeler ne kanlı politikalar izliyor bilmiyor olamazsınız. Hatta USA bir ara bize Irak petrolünü Kürt bölgesinden gayri resmi alıyoruz diye hiç hoşlanmamıştı ! Kimden alıyorduk ? Yıllarca bizi öldürenlerden ! Belki de o benzin ile huzur içinde bir yerlere gidenlerin kimilerinin kardeşini, evladını katletmiş olanlardan ! "Yok ama benim sülalede çok şükür teröre kurban vermedik, o yüzden ben bu petrolü alıp arabam ile sefa sürer iken beni aynı kefeye koymayın" :o Nasıl ? Gördün mü canını, kanını, kardeşini, ileride evladına yada torununa sıkılacak kurşunları alabilsinler diye nasıl da satıyorsun ! Hatta vatanını nasıl da sattırıyorsun ?! İnsanlık ilerliyor mu yani şimdi ?! Bir Amerika'lı paralı askerleri bilmem nerede kendi keyfi-refahı için ölüyor ve insanlar öldürüyor diye gözlerini bile çevirmeyip bilmem instagram'da lüks yaşantı fotoları, selfie vb. fotoları paylaşırken neden o kanı bozuk, katil, vatan haini, insanlık haini kişilerin fotoğraflarını beğenip, izleyip hatta paylaşıyoruz ?! O-hohoho biz çok okuduk ve aydınladık işte böyle. Sistem bize güzel bir kariyer imkanı verdi. Paralandık, elimizi direk kana bulamadan böyle uzaktan uzaktan...
Aynada melek görüyorum diyorum da inanmıyorsunuz bana siz işte !!!
Labels:
2015 tatil,
eğitim,
instagram'ın en ateşlileri,
katil,
keyif,
petrol,
rahat,
seksi instagram kızları,
sexi instagram kızları,
sistem,
ucuz katil
10 Eylül 2014 Çarşamba
Bir uzaylı melezden atalarına durum raporu !
Zuzaylı istilası konulu filmlerde hep bu zuzaylıların acelesi oluyor. Kendi Dünya'larında bir haltlar etmişler de işte son günleri gelmiş acil iniş yapmak için iniş takımlarını biz insanlığın tam da orasına açıyorlar !!! Bizden teknolojik ve eşittir bilim vs. alanında çok ileride olan bu tipsizler(demiyelim haydi biz yine de, ne de olsa yaratılmışı severiz yaratandan ötürü) kendi gezegenlerinin sonunu iyi kestirememiş de bizim gezegende parkta oyun oynamaktan çişinin geldiğini son saniyelerde farkeden çocuklar gibi aceleci oluyorlar :)
Ya öyle değil ise peki ! Bu vatansız kalacak zavallı arkadaşlar(nerede ise ağlıyacağım, mendiliniz var mı?) 1.000 ana gemi ile 4 galakside fıldır fıldır radarları açıp bir sürü yaşanabilecek gezegen aramaya 1.000 küsür yıl önce başlamışlarsa ? Dünya'yı da çoktaaan keşfedip arada sırada "Kütahya Porselen" leri ile bize görünerekten bizi çok pis detaylıca incelemişler ise ? Ouch ! Korkuyorum anne :) Hatta bu incelemeler sonrası uzaylı-insan melezleri çoktaaan içimize karıştırdılar ise ? Bir de genellikle komiğime giden şey o kadar ileri bir medeniyet olmuş uzaylı arkadaşların kılık-kıyafeti mesele etmeleri olmuştur hep. Biz şuncacık "insan" halimizle biraz sancılı da olsa bu kılık-kıyafet meselesini çözme çabasındayız. Gerçi bizdeki tekstil bazında, benim uzaylılar için kast ettiğim bedensel-fiziksel görünümleri hakkında. Olayın ruh/beyin olayı olduğunu çoktan çözmüş olmaları gerekir. O sebeple de bugün aynaya baktığımda "Kahretsin bugün de ne kadar yakışıklı bir uzaylı meleziyim!" diyebilmem hiç de garip olmamalı :) Melezlikten kast hani pek uzun mazisi olmayan şu genlerle oynama, genetiği değiştirilmiş gıda misali insan tipli insanımsı melez. Bir senaryoda bu arkadaşların Dünya'da yaşayabilmesi için küresel ısınmaya ihtiyaçları vardı mesela. Koy arkadaş önemli pozisyonlara geniş geniş(genleri özel olarak işlenmiş =Genİş) insanlarını, ısıt Dünya'yı keyfine göre. Bütün bunların ötesinde bir de şöyle bir hikaye olabilir :) Sen her haltı ye, suçlu olarak da hiç olmayan bir "uzaylı" diye bir şey uydur. Arada sırada 3-5 Kütahya Porselen fırlat... Hani nerede ise "insan = meleklerden üstün" ama olmuyor işte. İlle tip tip uzaylılar olmalı ki mahvettiğimiz Dünya'mızı ırkçı bir gösteri ile onlara karşı savunaraktan mahv-ı perişan edişimize "Kendi malımız" diyerek haklılık getirebilelim :) O-hoo, daha ne entrikalar var bizde. Bizimle uğraşacak uzaylının alnını karışlarız biz ! :) Anagemi mana gemi göstermeler, şekil şekil bedenlerde sözde korkutma çabaları falan... Hele bir bakın, sadece okyanusların diplerine gömdüğümüz gemilerden ders alsanız size yeter. Biz insanlar ile uğraşılmaz !
Ne var ! Bana öyle alttan alttan kriptonit gösterme bak, o sandığın eleman uydurma. O kriptoniti alır kafana fırlatır da karpuz gibi yararım o kafanı !..
______ 10.09.2014 - CiddiBiri _____
Ya öyle değil ise peki ! Bu vatansız kalacak zavallı arkadaşlar(nerede ise ağlıyacağım, mendiliniz var mı?) 1.000 ana gemi ile 4 galakside fıldır fıldır radarları açıp bir sürü yaşanabilecek gezegen aramaya 1.000 küsür yıl önce başlamışlarsa ? Dünya'yı da çoktaaan keşfedip arada sırada "Kütahya Porselen" leri ile bize görünerekten bizi çok pis detaylıca incelemişler ise ? Ouch ! Korkuyorum anne :) Hatta bu incelemeler sonrası uzaylı-insan melezleri çoktaaan içimize karıştırdılar ise ? Bir de genellikle komiğime giden şey o kadar ileri bir medeniyet olmuş uzaylı arkadaşların kılık-kıyafeti mesele etmeleri olmuştur hep. Biz şuncacık "insan" halimizle biraz sancılı da olsa bu kılık-kıyafet meselesini çözme çabasındayız. Gerçi bizdeki tekstil bazında, benim uzaylılar için kast ettiğim bedensel-fiziksel görünümleri hakkında. Olayın ruh/beyin olayı olduğunu çoktan çözmüş olmaları gerekir. O sebeple de bugün aynaya baktığımda "Kahretsin bugün de ne kadar yakışıklı bir uzaylı meleziyim!" diyebilmem hiç de garip olmamalı :) Melezlikten kast hani pek uzun mazisi olmayan şu genlerle oynama, genetiği değiştirilmiş gıda misali insan tipli insanımsı melez. Bir senaryoda bu arkadaşların Dünya'da yaşayabilmesi için küresel ısınmaya ihtiyaçları vardı mesela. Koy arkadaş önemli pozisyonlara geniş geniş(genleri özel olarak işlenmiş =Genİş) insanlarını, ısıt Dünya'yı keyfine göre. Bütün bunların ötesinde bir de şöyle bir hikaye olabilir :) Sen her haltı ye, suçlu olarak da hiç olmayan bir "uzaylı" diye bir şey uydur. Arada sırada 3-5 Kütahya Porselen fırlat... Hani nerede ise "insan = meleklerden üstün" ama olmuyor işte. İlle tip tip uzaylılar olmalı ki mahvettiğimiz Dünya'mızı ırkçı bir gösteri ile onlara karşı savunaraktan mahv-ı perişan edişimize "Kendi malımız" diyerek haklılık getirebilelim :) O-hoo, daha ne entrikalar var bizde. Bizimle uğraşacak uzaylının alnını karışlarız biz ! :) Anagemi mana gemi göstermeler, şekil şekil bedenlerde sözde korkutma çabaları falan... Hele bir bakın, sadece okyanusların diplerine gömdüğümüz gemilerden ders alsanız size yeter. Biz insanlar ile uğraşılmaz !
Ne var ! Bana öyle alttan alttan kriptonit gösterme bak, o sandığın eleman uydurma. O kriptoniti alır kafana fırlatır da karpuz gibi yararım o kafanı !..
______ 10.09.2014 - CiddiBiri _____
22 Şubat 2014 Cumartesi
Dunning-Kruger etkisi !..
"Dunning-Kruger etkisi"
Eminim size de çok kereler rastladığınız birilerini anımsatacaktır !.. Bu nasıl bir şey ? diye kendinize sorduysaniz işte size cevabı burada !..
-Yetkin olmayan insanlar becerilerine aşırı değer biçme eğilimindedirler.
-Yetkin olmayan insanlar diğer insanlardaki gerçek beceriyi farkedememektedirler.
-Yetkin olmayan insanlar kendilerindeki yetersizliğin boyutunu görememektedirler.
-Eğer bu yetkin olmayan insanlar becerilerini geliştirmek üzere eğitilirlerse, geçmişteki eksikliklerini farkedip kabul etmektedirler.
Sonuç olarak insanlar, bir konu hakkında ne kadar az biliyorsa, o konu hakkındaki az olan bilgisi aslında ne kadar az bilgi sahibi olduğunu farketmesini engellediği gibi, sanki konuyla ilgili her şeyi biliyormuşcasına bir özgüven kazandırmaktadır.
-
Kaynak ve dahası:
Dunning-Kruger etkisi - Vikipedi
Eminim size de çok kereler rastladığınız birilerini anımsatacaktır !.. Bu nasıl bir şey ? diye kendinize sorduysaniz işte size cevabı burada !..
-Yetkin olmayan insanlar becerilerine aşırı değer biçme eğilimindedirler.
-Yetkin olmayan insanlar diğer insanlardaki gerçek beceriyi farkedememektedirler.
-Yetkin olmayan insanlar kendilerindeki yetersizliğin boyutunu görememektedirler.
-Eğer bu yetkin olmayan insanlar becerilerini geliştirmek üzere eğitilirlerse, geçmişteki eksikliklerini farkedip kabul etmektedirler.
Sonuç olarak insanlar, bir konu hakkında ne kadar az biliyorsa, o konu hakkındaki az olan bilgisi aslında ne kadar az bilgi sahibi olduğunu farketmesini engellediği gibi, sanki konuyla ilgili her şeyi biliyormuşcasına bir özgüven kazandırmaktadır.
-
Kaynak ve dahası:
Dunning-Kruger etkisi - Vikipedi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)