Hayretle ve gıpta ile bakıyorum çocuklarına "korkmayı" değil de "cesareti" öğretenlere. Bize korkmak öğretildi mesela ! Denize dahi gitmemiz engellendi anne-babamız tarafından. Oğlum gitme, boğulursun" iyi gitmedik ve 30'umuza geldik yüzme bilmiyoruz ve ne yazı ne de denizi severim bu yüzden :) Yıllarca her dönem yaşıtlarım eğlenir iken ben ayrık otu ! Korkak bir ayrık otu !.. Sadece bu mu ? Elbette değil. Hiçbir kararın onanmaz, hiçbir gelecek planın desteklenmez !.. Odanın badanasını yapacakken dahi sana "Evladım ne renk olsun istersin odan?" diye sorulmaz, düşünebildiğin akıllarından bile geçmiyordur kim bilir !.. 0-7 yaşını böyle geçirdikten sonra okula başlarsın. Okulda kendine "Ben tek başıma bu kalabalık ve yabancıların içinde ne yapabilirim" diye sorar, kendi çaresizliğinden korkarsın. Okulun ilk günü okul tuvaletine bile gidemezsin ! Eve dönüşte altına ettiğinde ise yıllar boyu bu bizzat senin şuçunmuş gibi yıllarca önüne açılıp açılıp alay edilen olursun !.. Sonra "Allah"tan korkmayı öğretirler. Öyle feci birşeydir ki "Allah" ne kadar yanlış gelir ise gelsin sana önce anne-baban, sonra büyüklerin ne derse desinler onların dediklerine uymalısın. Hele hele ki "anne-baba"ya ÖF bile diyemezsin. Onlar döver de söver de, bunları yaparken bir tek onların bu insani hisleri vardır ve haklarıdır ! Fakat sen sana bu yapılanlar karşısında sanki çocuk değil de ruhu alınmış bir bedenmişcesine hiç kızmaz, üzülmez, incinmezsin onlara göre. Bütüüün yanlışları sen yaparsın, bütün doğrular ise onlarındır hep ! 5-6-7 yaşında bir çocuğu döverek ve bunun anne-babanın hakkı, çocuğun da hak ettiğini bir de "Allah" a dayandırarak gösterir isen ne olur ? Var ise beynin sen verebilirsin cevabını.
Adamın birisi de çıkmış, diyor ki "Evladım doğru olduğuna inandığı şey için mücadele eder iken hapse bile girse ben onunla gurur duyarım, onu desteklerim" !!!
Bana göre "ana-baba" ile insan neslinin gelişimi son derece sakattır ve bu sebeple insan nesli zerre ilerleme gösterememektedir. O ise bugün Dünya'mızda her neresinde olursak olalım aklı normal işleyen herkesin kabul ettiği gerçek doğrular var. Buna rağmen halen Dünya'nın her coğrafyasında bambaşka sahte(uydurulmuş) doğular ile eğitilerek büyütülen nesiller var. Bu eğitimi veren anne-babalar ilk başta.
Bir gün toplu taşıma aracında gider iken araçta 4-5 yaşlarında çocuk ağlıyor. Anası da kızıyor niye ağlıyorsun diye. Ne ise 10 dakika falan sürdü, çocuk hep ağladı anası hep kızdı. İndim, peşimden de onlar inmiş, tabi ben hızlı yürüyorum ama son duyduğum sözler şöyle idi "Sen daha dur, eve gidelim ben senin ağzına nasıl sıçacağım göreceksin" diyen anne !!!
Ciddiye alanın kendi alınganlığı ve sorunudur !.. Hayatın bildiğim en şüphesiz dersi "Ciddiye alır isen seninle bir güzel dalgasını geçer, dalgaya alırsan da seni çok ciddiye alır" !!!
24 Eylül 2015 Perşembe
24 Ağustos 2015 Pazartesi
Ekmek yediğin kaba tükürme !..
2000'lerin başlarında dükkanı kapatıp bir dönem güvenlik sektöründe
çalışmıştım. Hala öyle midir bilmem, o zamanlar özel güvenlik
şirketlerinde önemli mevkilerde hep emekli askerler falan olurdu.
Güvenlik personeli de askerden yeni gelmiş ve de özellikle askerliğini
komando olarak falan yapmış ise kapışılırdı. Birey açısından geliri hiç
tatmin edici olmaması ve çalışma şartlarının ağır olması sebebi ile de pek kaliteli eleman bulunmazdı (Güvenlik hep oturur nasıl çalışma şartı ağır olur diyenlerdenseniz.
Ben bizzat tam 2 ay haftada 36 saat izin yaparak 12'şer saatlik sadece
geceleri çalışmıştım ki yalnız da değildim, vardiya var idi. Gece
uykusuzluğunun insan sağlığına kötü etkilerini de araştırınız). Ne ise
biraz yaptığınız işe dikkat ediyor iseniz böyle ortamda hemen fark
ediliyorsunuz. Kısa sürede bize de mevkiler verildi. Daha güzel yerlere
tayin edildik diyelim alengirli olsun. Vardık yetkili kişi olarak özel bir şirketin
güvenliğini sağlamaya. Şirket Amerikalı idi. Tabi bu süreçte iş
hayatımda gördüğüm en hızlı personel değişimi olan sektör de bu idi.
Hali ile çok kısa sürede çok değişik insanlar ile karşılaşıyorsunuz. Ne
ise bir ara bizim şirketin güvenlik personelinin bir haltlar
çevirdiğinden şüphe etmeye başladım ! 3 vardiya var idi ve 24
personelden güvenebileceğim bir tek kişi vardı. Haydi bir vardiyayı ben
takip ve kontrol edeyim de ötekileri nasıl ? Ne ise bu güvendiğim
arkadaş ile konuştum. Bazen de birisi ben şu gün gelemeyeceğim deyip bir
kişiyi vardiyasını değiştirmek durumunda kalıyorduk. Derken işte 2
aylık bir süreç içinde birkaç delil elde ettik. Artık şüphe edilecek
durum kalmamıştı. Güvenlikten sorumlu şirketin personeli güvenliğini
sağladığı şürketten birşeyler çalıyorlardı !.. En nihayetinde bir gün de
benim bilgisayar konularında tecrübeli olduğumu bildiklerinden bu
ekipten birisi bir gün bana dolaylı yoldan elinde çıkma bilgisayar
parçaları olduğunu, işte CD'ler falan olduğunu, bunların
çalışıp-çalışmadıklarını ve kaç para edebileceğini bakıp söylememi rica
etti ! Hani kör istedi bir göz Allah verdi 2 göz hesabı oldu. Tabi ki kabul
ettim. Ne ise bir gün vardiya bitiminde arkadaş beni evine götürdü. 4
koli dolusu bilgisayar aksesuvarları, donanım parçaları vb. 4 tane kasa
ki birisi Mac kasa idi. Onlarca orijinal lisansı ile birlikte Windows
işletim sistemleri ki birkaçı Windows server işlemi sistemi. Ne ise bu
güzel kanıtlardan birkaçını test edeyim diyerek aldım. Gerek
takiplerimizden olsun ve gerek bu deliller olsun hepsini uzunca bir
rapor yazdım gittim güvenlik şirketime. Personel müdürü ile kısa bir
görüşme yaptım, dedim ki benim önemli bir konuyu şirket sahibi ile
görüşmem gerek. Ne ise beklettiler 2 saat, yok imiş ofiste. Geldiğinde
görüştüm, raporu verdim, kanıtlarımı fiziksel olarak gösterdim. Gönül
rahatlığı ile de evime-işime döndüm. Bekliyorum ki en kısa sürede bu
elemanlardan temizlenir. Fakat 2 ay bekledim hiçbir şey olmadı ve çalma
süreci de devam etmekte. Ekibin sorumlusu da benim hani düşünün. Gerek
personeli olduğum güvenlik şirketi olsun ve gerekse sorumlu olduğumuz
şirket olsun bir öğrense direk ben güme giderim. Hali ile hiç rahat
olamıyordum. En nihayet bu güvendiğim arkadaşa dedim ki bizim şirket bu
olayı görmezden geldi. Durumu sormulusu olduğum şirket yöneticileri ile
görüşeceğim ! Arkadaş da "Bunu yaparsan burada çalışan 24 personelin de
ekmeği ile oynamış olabileceğini düşündün mü" dedi mi ?!! O-oo , ekmekle
oynamak, ekmek parası tanımı da geldi mi önüme ! Bu arada ne detaylar
konuştuk tabi. Hani mesela "Yahu bilmem nettiğimin Amerikan şirketini
biz mi koruyup-kurtarcaz, bırak en iyisini yapıyorlar belki de" gibi
bile bakmayı denedik. Fakat yapılan olayın şekli onursuz bir davranış ve
sorumlusu olacak kişi direk benim. Ne ise epey uzattım sanırım. En
nihayetinde özel şirketin yöneticilerinden birisinden randevu aldım.
Adama anlatmaya başladım ki hayretle film izler gibi dinlemeye başladı.
Eee!, sonra, vay anasını ! falan gibi tepkiler ile dinledi. 2 gün
geçmedi ve bu şirketin artık bizim güvenlik şirketi ile çalışmayacağı
bize iletildi !.. Yani ekmek yediğim kaba tükürdüm ve bir de o kadar
kişinin ekmeği ile de oynadım! 15 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen hayatımda çalıştığım yerlerden
dost edinmeme gibi bir prensibim olmasına rağmen bu iş yerinden
tanıdığım bir iş arkadaşım ile halen görüşürüz. Bu arkadaş ulusal bir
özel TV kanalında program yapımında kamera arkasında çalışıyor halen.
Bunu demem de şunun için, bazen kader sizi birisi ile çok acayip bir
yerde karşılaştırabilir. Bu yerin konumu sebebi ile insanları aşağı
görme gibi bir hataya düşmemeli. "Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz"
doğrusu olan ama çoğunun "Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz" diye
kullandığı tabir de doğruluğu olmayan saçma bir kalıp. Hatta o kadar
sapıtılmış ki bu saçma kalıp sebebi ile nicelerini görmüşümdür
kişilikleri sanki yokmuş gibi kendilerini yaptıkları iş, çalıştıkları
yer, mevki ve makam, üniforma, gelir, mal varlıkları ile tanıtırlar
sadece.
"Amacınız zarar vermek ise güce ihtiyacınız vardır. Diğer herşey için sadece SEVGİ yeterlidir" - Charlie Chaplin
Charlie Chaplin — 'You need Power, only when you want to do something harmful. Otherwise love is enough to get everything done.'
Demiş...
Biliyorum çok uzun oldu ama 4 dakika 11 saniyenizi de bu video için alabilir miyim ?
"Amacınız zarar vermek ise güce ihtiyacınız vardır. Diğer herşey için sadece SEVGİ yeterlidir" - Charlie Chaplin
Charlie Chaplin — 'You need Power, only when you want to do something harmful. Otherwise love is enough to get everything done.'
Demiş...
Biliyorum çok uzun oldu ama 4 dakika 11 saniyenizi de bu video için alabilir miyim ?
15 Ağustos 2015 Cumartesi
...ve insan bütün sahte yüzlerini döktü
"Para için yaşıyoruz, para için eğitim görüyoruz, para için meslek
ediniyoruz, para için çalışıyoruz, para için birbirimizi çiğniyoruz,
para için birbirimizi aldatıyoruz, para için savaşıyoruz.
Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine üstün olmayı koyduk. Üstün olmak için yaşıyoruz, üstün olmak için yarışıyoruz, üstün olmak için kendimizden başkasının aşağı olmasına çalışıyoruz.
Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve nefreti içimize çağırdık. Birbirimizden nefret ediyoruz nefretle yaşıyoruz, nefretle çalışıyoruz, nefretle dövüşüyoruz, nefretle öldürüyoruz. Para, üstün olmak ve nefret etmek hayatımızı dolduruyor.
Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine üstün olmayı koyduk. Üstün olmak için yaşıyoruz, üstün olmak için yarışıyoruz, üstün olmak için kendimizden başkasının aşağı olmasına çalışıyoruz.
Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve nefreti içimize çağırdık. Birbirimizden nefret ediyoruz nefretle yaşıyoruz, nefretle çalışıyoruz, nefretle dövüşüyoruz, nefretle öldürüyoruz. Para, üstün olmak ve nefret etmek hayatımızı dolduruyor.
Hayatımız da savaşlarla, dünyayı yağmalamakla, birbirimizi boğazlamakla
geçiyor. Sevginiz olmadıktan sonra daha çok paranız olsa, daha üstün
olsanız, daha çok toprağınız, eviniz arabanız, malınız olsa ne olur?"
Erdal Atabek
Ben...
...ve interneti yarattılar işte tam da bunun için. Face'den, instagram'dan, youtube'dan twitter'dan arada-sırada duygusal şeyler paylaşır-beğeniriz. Hiç yapmasak ve yapmayacağımızdan %100 emin olsak da ölmek üzere olan bir köpeği kurtaran 3-5 insanın videosunu beğenip-paylaşmış isek o kurtaranlar kadar merhametli, insani oluvermiyor muyuz ? ! Nefret, para, üstünlük vb. bunun neresinde şimdi ?
O ise az evvel çevremdekileri hiçe sayarak motorsikletimi carıl carıl bağartarak, yırtarcasına geçtim sokaktan ve evime girdim !.. Kapıcıya "sen ne zavallı bir tipsin" gibisinden bakış attım ve pek tatmin oldum. Hanıma kıl oldum, çocuğu payladım, peşi sıra face'den güzel bir "mutlu aile" paylaşımı yaptım, sevgiyi de-mutluluğu da-insanlığı da yaşayıverdim işte !..
Eskiden 2 yüzlü insanlardan korunmak için yalvarırken bir de baktık ki 200'lü insanlardan birisi olmuşuz ama hepimiz böyle olmuşuz. Normal diye kabul etmişiz böyle olunca da... Her gün ne kadar sıçıp-sıvamışım bütün insanlık namına her şeye kimse bilmez ki girerim face'ye paylaşırım 3-5 duyguseli paylaşımı olurum cennette kanepemde en rahat bir ben...
Erdal Atabek
Ben...
...ve interneti yarattılar işte tam da bunun için. Face'den, instagram'dan, youtube'dan twitter'dan arada-sırada duygusal şeyler paylaşır-beğeniriz. Hiç yapmasak ve yapmayacağımızdan %100 emin olsak da ölmek üzere olan bir köpeği kurtaran 3-5 insanın videosunu beğenip-paylaşmış isek o kurtaranlar kadar merhametli, insani oluvermiyor muyuz ? ! Nefret, para, üstünlük vb. bunun neresinde şimdi ?
O ise az evvel çevremdekileri hiçe sayarak motorsikletimi carıl carıl bağartarak, yırtarcasına geçtim sokaktan ve evime girdim !.. Kapıcıya "sen ne zavallı bir tipsin" gibisinden bakış attım ve pek tatmin oldum. Hanıma kıl oldum, çocuğu payladım, peşi sıra face'den güzel bir "mutlu aile" paylaşımı yaptım, sevgiyi de-mutluluğu da-insanlığı da yaşayıverdim işte !..
Eskiden 2 yüzlü insanlardan korunmak için yalvarırken bir de baktık ki 200'lü insanlardan birisi olmuşuz ama hepimiz böyle olmuşuz. Normal diye kabul etmişiz böyle olunca da... Her gün ne kadar sıçıp-sıvamışım bütün insanlık namına her şeye kimse bilmez ki girerim face'ye paylaşırım 3-5 duyguseli paylaşımı olurum cennette kanepemde en rahat bir ben...
9 Ağustos 2015 Pazar
Memleketin ve vatandaşın haline ekonomik bakış...
Memleketin hali, ekonomi ve vatandaşın haline dair bir ilginç bilgi... Şiddetle öneririm !..
http://riturkey.org/2015/05/ekonomi-kimin-icin-buyuyor-turkiyede-servet-bolusumu-adaletsizligi-k-murat-guney/
Ne olduğunu ve ne olacağına dair bundan güzel bir kaynak var mı ? Sağ-sol, ona-buna hiç laf etmeden, tamamen parasal durum ile ne olmuştur, ne olacak ise onu görüyoruz .
http://riturkey.org/2015/05/ekonomi-kimin-icin-buyuyor-turkiyede-servet-bolusumu-adaletsizligi-k-murat-guney/
Ne olduğunu ve ne olacağına dair bundan güzel bir kaynak var mı ? Sağ-sol, ona-buna hiç laf etmeden, tamamen parasal durum ile ne olmuştur, ne olacak ise onu görüyoruz .
8 Ağustos 2015 Cumartesi
Irkçılığın merkezi nerededir ?
Irkçılığın merkezi nerededir ? (Soru bu ve kendimce yanıtlar düşünmelerimdir. Bir karar ve/veya doğrusu dediğimdir manasında bir düşünce değildir)
Alıp başını gider bir "ırkçılık karşıtlığı" fakat bugünün Dünyasında milyonlarca çocuk açlıktan, cehaletten vs. ölür ve öldürülür iken ırkçılık karşıtı birisinin 1,2,3-5 çocuk sahibi olması acayip bir tezat bence. Bu en temel ırkçılık değil mi aslında ? Yani, "O varolan çocuklar ölsün-gebersin bana ne, ben kendi genimi, kanımı, ırkımı kopyalayacağım" demiyor ama bunu uygulamıyor mu ?!.. (Tabi soruyorum yani, yanlış düşünmüş de olabilirim pek ala)
İşte dediğim bireysel ırkçılığa örnek bir görüntü. Şimdi herkes biliyor ki oralarda bu çocuklar ya çok kötü koşullarda yaşıyorlar ya ölecekler yada çok kötü şartlarda yaşayabilen bir yere kadar büyüyüp böyle annesini gördüğümüz gibi ölecek. Biliyoruz değil mi ? ! Peki ne yapıyoruz "Vah zavallım deyip, peşi sıra 2-3 çocuk yapıp bunlar benim bu Afrikalı benim değil, n'apayım gebersin" !!!
Sonra sen de ki işte "Ben şu dine inanıyorum, en doğrusu, en iyisi, tek çaresi bu" oluyor mu çare ? Sonra de ki "Ben bilmem kimin, bilmem neyin torunuyum, şöyle büyük olacağız-böyle güçlü olacağız" oluyor mu çare ? Sonra de ki ben face'de orada-burada paylaştım, gösterdim hassasiyetimi, acı nedir gördüm ve anladım çok güzel, alın siz de bakın-görün ve anlayın" oldun mu çare !.. Yoksa sırf kendi haline şükretmek için bile şu insanları düşürdüğümüz bu durumu kendi anlık memnuniyetin için kullanmadığını mı söyleyeceksin !!! Yemedik ama !..
Alıp başını gider bir "ırkçılık karşıtlığı" fakat bugünün Dünyasında milyonlarca çocuk açlıktan, cehaletten vs. ölür ve öldürülür iken ırkçılık karşıtı birisinin 1,2,3-5 çocuk sahibi olması acayip bir tezat bence. Bu en temel ırkçılık değil mi aslında ? Yani, "O varolan çocuklar ölsün-gebersin bana ne, ben kendi genimi, kanımı, ırkımı kopyalayacağım" demiyor ama bunu uygulamıyor mu ?!.. (Tabi soruyorum yani, yanlış düşünmüş de olabilirim pek ala)
İşte dediğim bireysel ırkçılığa örnek bir görüntü. Şimdi herkes biliyor ki oralarda bu çocuklar ya çok kötü koşullarda yaşıyorlar ya ölecekler yada çok kötü şartlarda yaşayabilen bir yere kadar büyüyüp böyle annesini gördüğümüz gibi ölecek. Biliyoruz değil mi ? ! Peki ne yapıyoruz "Vah zavallım deyip, peşi sıra 2-3 çocuk yapıp bunlar benim bu Afrikalı benim değil, n'apayım gebersin" !!!
Sonra sen de ki işte "Ben şu dine inanıyorum, en doğrusu, en iyisi, tek çaresi bu" oluyor mu çare ? Sonra de ki "Ben bilmem kimin, bilmem neyin torunuyum, şöyle büyük olacağız-böyle güçlü olacağız" oluyor mu çare ? Sonra de ki ben face'de orada-burada paylaştım, gösterdim hassasiyetimi, acı nedir gördüm ve anladım çok güzel, alın siz de bakın-görün ve anlayın" oldun mu çare !.. Yoksa sırf kendi haline şükretmek için bile şu insanları düşürdüğümüz bu durumu kendi anlık memnuniyetin için kullanmadığını mı söyleyeceksin !!! Yemedik ama !..
Labels:
3 çocuk yapalım,
en doğru din,
ırkçılık,
insan israfı,
üreme
5 Ağustos 2015 Çarşamba
Adil "düzen" kimdir ?
Bunların temelinde "sevmeyi bilmemek" var bence. Çünki sevmeyi bilsen
sen seni sevmeyeni ve sevgi duymadığın ötekileri cinsel obje olarak da
görmezsin. Çünki o cinsel sapkın dürtüne göre sevmeden ve sevilmeden
hayal ettiğin durumda yapacağın şey apaçık "iğrençlik" olacaktır. Hali
ile iğrenç olsa dahi genelde milletimiz için "sevgi" karşılıklı olmak
zorunda olmadığından ! (ki işte tam da burda sapıklık doğuyor)
Uygulanabilir bir iğrençlik legal ve hatta erkek(ler) tarafından takdir
edilen bir davranış olmuş. Öyle ya "Milli olmak" gibi bir kavram var.
Hayatında ilk temas ettiği kadın anası ve o ki karşılıksız sevgisini
veriyor(normal olarak). Derken bu erkeğin hayatında ikinci temas ettiği
kadın para ile satın alıp sevgisiz bir olay ile oluyor !.. Yani erkeğin
sevmeye ve hele hele eşit şartlarda sevgi hissi paylaşmaya hiç ihtiyacı
olmadığını şartlar ona 0-16(18,20 siz kaç düşünürseniz) yaşları arasında
bizzat yaşatılarak kanıtlandırılıyor. Yaşamın devamında erkek(ler) her
türlü cinsel yoksunluk veya ihtiyaç durumunda sevgi şartı olmaksızın bu
iğrençliğin başrolünde yer bulmakta hiçbir sakınca görmüyorlar. Bu
temelin çıktılarından birisi olarak da her gördüğü kadın elbette onun
sapık düşüncelerinde malzeme, hedef, mağdur olabilecektir. Aslında ve
belki de bu sapmanın temelinde ana sevgisinde olabilir. Öyle ki ana her
şartta ve tüm kusurlarına rağmen çocuğunu "sever" !.. Çevrenizden,
haberlerden vs. epeyce görmüş olmalısınız bunca zamanda. Evladı katildir
ama anası hala bu sapık sevgi şekli nedeni ile onu koruma, saklama,
zarar görmemesi çabasındadır ! Kültürel, sosyal ve inanç bakımından
hayatı boyunca en büyük hatalardan birisi olduğunu bildiği şeyi evladı
yaptığında bu sapık sevgi yüzünden korunası bir suçlu oluvermiştir
anne(ve baba) bakımından !.. Hattası da var, beni şaşırtan bir noktadır
bu. Hukuk böyle bir durumdaki ebeveynleri evlatlarını korudukları için
suçsuz veya suç hafifletici durumda bile görür !.. O ise, tam tersine
belki de en temel azmettiricileri işte bu sapık sevgi temelini çocuğa
veren kişiler bunlardır !!! Bu anne ve baba içinde bulundukları toplumun
geleneksel yaşam şeklini kabullenerek (işte sosyal yapı, inanç şekli,
ahlaki değerleri vs.) kafalarını soktukları o çoğunluk(herkes böyle
yapıyor ama) bataklığında gördükleri "normal" yada "mutlu" rolündeki
insanlara uymak ile en başta bu bataklığı besler. Sonra yeni nesli
pislemekte bireysel görevlerini layıkı ile yerine getirirler !!! Hatta
ufacık yaşlarda "Göster amcalara pipini" diyerek erkeğin erkekliğinin
özelikle cinsel ve organsal yönü şişirilir. İnsan olması, diğerlerinin
de insan olduğu, sırf fiziki bazı farklar nedeni ile onların "başka" ve
"az yada çok" değerli olmadığı öğretilmez. Buna karşın tam aksine
"Yakışıklı, çapkın, kızlar seni kaçırmasın, çok can yakacak" vb. gibi
sözlerle de çocuk ergenlik çağına kadar da iyice saldıray mod aktive
edilerek gazlanır.
Barut fıçısı gibidir ama buna karşın yetiştirilen kızlara da benzer şekilde farklı fiziki yapısı ve özellikle cinsel kimliği, organsal farkı sürekli baskı yollu olarak işlenir. Günü geldiğinde de bu iki insan amma birbirlerini iki farklı cins olarak öğrenmiş olanlar ebeveynlerinin kontrolünün olmadığı ortamlardayüzyüze gelirler. Amiyane tabiri ile "Atlamak isteyen erkek" ile "Vermemek isteyen kız" düellosu başlar. Bir sürü etken girer burada devreye. Kişinin ailesinin öğretilerine ne kadar inanıp bağlandığı, kişinin bireysel inanç tarzı, kişinin toplumdan kendi süzgeçi ile edindiği doğru/yanlışlar, ekonomik şartlar, süreçteki ruhsal durum(ki bunda da aile yapısı etkendir). Bütün bu etkenler altında taraflar duygularını ifade edebilmeyi de başarabilirler tabi. Fakat erkek tarafının içinde yankılanan bir ses vardır yaşamı boyunca. O temelden gelen ekodur bu. Sevilmese de sevgiye layık olabilmiştir ve tekrar olabilir. Hatta normal bir ilişki içerisinde her insan gibi hata yaptığında bu hatasını düzeltme, hatasının sonuçlarını kabullenme gibi durumlara da girmek istemez. Çünki o her ne kadar yanlış yaptıysa da hayatının ilk kadını onu hep sevmişti. Hayatının ikinci kadını ise en büyük yanlışında ona ortak olmuştu(herkes için değil ama işte para verip birlikte olanlar da azımsanamaz). Suçlu vicdanının sesini bastırmak için arkadaş çevresine yönelir. Orada da kendisi gibileri görür. Hatta bir çoğu maskelidir. Daha düne kadar sevdiği kız hakkında ağza alınmayacak laflar duyar arkadaşlarından ama onlarla birlikte benzer ifadeleri kullanır, gülüp-geçer, belki birşeyler içer ! Bu süreçte cinsel ihtiyaç ve yoksunluk hissi doğduğunda gayet doğal olarak ücretini ödediği sevgisiz, iğrenç ve sapıkça bir yolu kullanır. Bunu yapmak için çevresinden yardım ve bilgi alabilir, alır ! Yaptıında yine çevresinden takdir görür !.. Olgunlaştığında bu suçlarına inanç, felsefi, ahlaki kılıflar da bulabilir. Mesela zamanı geldiğinde günahlarını affettirmek için inandığı dininin bazı ibadetlerini yerine getirir. Bu yaptığına "özgürlük" diyebilir.
Para ödeyerek değil de kandırarak cinsel amaçla kullanıp-bırakma yolunu da kullanabilir tabi sevgi eşitliğini öğrenememiş kişi. İmkanları dahilinde ekonomik, sosyal, sınıfsal, kişisel imkanlarını kullanarak da ona göre "karşı cinsi" ama aslında bir "insanı" aldatarak cinsel açlığını sapıkça giderebilir. Bu durumlarda da çoğunlukla ya anne-babanın hiç haberi yoktur yada haberi olsa da anne-baba erkek çocuğunun hatalarını görmez, Ona kusurlarını gösterip tekrar yapmaması yönünde öneriler sunmazlar ! Bir nevi sapığı besleyip-büyütmeye devam ederler. Tıpkı toplumsal olarak barındıkları o bataklıktakiler gibi. Hali ile bu kişilerin oluşturduğu toplumda inançlar da, ahlak da, sosyal yapı da sapmıştır. Hepsi uygun açıklamalar cımbız ile alınarak gerek kişisel ve gerekse toplum(çevre) nazarında haklı ve masuma çıkmak için kullanılır. Elbette ki çevre de bunu evvelce yaptığı için uygun görülür ve kabul görür.
Sebep ve kaynak :
http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ayse-arman_12/emzirmeyi-erotiklestirmek-bir-erkek-salakligi_29729215
Barut fıçısı gibidir ama buna karşın yetiştirilen kızlara da benzer şekilde farklı fiziki yapısı ve özellikle cinsel kimliği, organsal farkı sürekli baskı yollu olarak işlenir. Günü geldiğinde de bu iki insan amma birbirlerini iki farklı cins olarak öğrenmiş olanlar ebeveynlerinin kontrolünün olmadığı ortamlardayüzyüze gelirler. Amiyane tabiri ile "Atlamak isteyen erkek" ile "Vermemek isteyen kız" düellosu başlar. Bir sürü etken girer burada devreye. Kişinin ailesinin öğretilerine ne kadar inanıp bağlandığı, kişinin bireysel inanç tarzı, kişinin toplumdan kendi süzgeçi ile edindiği doğru/yanlışlar, ekonomik şartlar, süreçteki ruhsal durum(ki bunda da aile yapısı etkendir). Bütün bu etkenler altında taraflar duygularını ifade edebilmeyi de başarabilirler tabi. Fakat erkek tarafının içinde yankılanan bir ses vardır yaşamı boyunca. O temelden gelen ekodur bu. Sevilmese de sevgiye layık olabilmiştir ve tekrar olabilir. Hatta normal bir ilişki içerisinde her insan gibi hata yaptığında bu hatasını düzeltme, hatasının sonuçlarını kabullenme gibi durumlara da girmek istemez. Çünki o her ne kadar yanlış yaptıysa da hayatının ilk kadını onu hep sevmişti. Hayatının ikinci kadını ise en büyük yanlışında ona ortak olmuştu(herkes için değil ama işte para verip birlikte olanlar da azımsanamaz). Suçlu vicdanının sesini bastırmak için arkadaş çevresine yönelir. Orada da kendisi gibileri görür. Hatta bir çoğu maskelidir. Daha düne kadar sevdiği kız hakkında ağza alınmayacak laflar duyar arkadaşlarından ama onlarla birlikte benzer ifadeleri kullanır, gülüp-geçer, belki birşeyler içer ! Bu süreçte cinsel ihtiyaç ve yoksunluk hissi doğduğunda gayet doğal olarak ücretini ödediği sevgisiz, iğrenç ve sapıkça bir yolu kullanır. Bunu yapmak için çevresinden yardım ve bilgi alabilir, alır ! Yaptıında yine çevresinden takdir görür !.. Olgunlaştığında bu suçlarına inanç, felsefi, ahlaki kılıflar da bulabilir. Mesela zamanı geldiğinde günahlarını affettirmek için inandığı dininin bazı ibadetlerini yerine getirir. Bu yaptığına "özgürlük" diyebilir.
Para ödeyerek değil de kandırarak cinsel amaçla kullanıp-bırakma yolunu da kullanabilir tabi sevgi eşitliğini öğrenememiş kişi. İmkanları dahilinde ekonomik, sosyal, sınıfsal, kişisel imkanlarını kullanarak da ona göre "karşı cinsi" ama aslında bir "insanı" aldatarak cinsel açlığını sapıkça giderebilir. Bu durumlarda da çoğunlukla ya anne-babanın hiç haberi yoktur yada haberi olsa da anne-baba erkek çocuğunun hatalarını görmez, Ona kusurlarını gösterip tekrar yapmaması yönünde öneriler sunmazlar ! Bir nevi sapığı besleyip-büyütmeye devam ederler. Tıpkı toplumsal olarak barındıkları o bataklıktakiler gibi. Hali ile bu kişilerin oluşturduğu toplumda inançlar da, ahlak da, sosyal yapı da sapmıştır. Hepsi uygun açıklamalar cımbız ile alınarak gerek kişisel ve gerekse toplum(çevre) nazarında haklı ve masuma çıkmak için kullanılır. Elbette ki çevre de bunu evvelce yaptığı için uygun görülür ve kabul görür.
Sebep ve kaynak :
http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ayse-arman_12/emzirmeyi-erotiklestirmek-bir-erkek-salakligi_29729215
Labels:
aile,
ilişki,
kadın-erkek,
kültür,
milli olmak,
sevgi,
sistem,
sosyal çevre
29 Haziran 2015 Pazartesi
Irkçılık üzerine... Balıkçılık falan gibi bir şey değil ki bu !
Bu ırkçılık da harbi neden böyle kolayca sevilir aslında !!! Bence
kişisel eziklik duygusu temeline dayanır !.. Dikkat edin bunun en basit
düzeyde ve de en çok görüldüğü alan "Futbol takımı fanatikliği"
alanındadır. Bireysel ezik, bir gruba insanlık adına hiçbir pozitif
katkı sağlama gereği olmadan katılır. Ezik sırf karşı takımlar hakkında
ne kadar ateşli ve aşağılık olabilir ise dahil olduğu grup üyelerinin
çoğunluğu tarafından takdir görür !..
Bana göre tüm izole türleri zaman içinde sapkınlığa yönelir. İzole olması sebebi ile kendisinin saptığı yeri de göremez, idrak edemez. Önceki yüzyıla ve hatta bu yüzyıla da ulaşan ırkçılık akımlarında da bu hep böyle olmuştur. İnsan günümüzde de olduğu gibi geçmişte bu ırkçılık sebebi ile bir çok yetişkin beyini-düşünceyi katletmiştir. Bir yönden ırkçılık hayvanlarda görüp taklit ettiğimiz bir hareket tarzı da diyebiliriz. Öyle ya, bir çok hayvan türü büyük-küçük gruplar oluşturarak kendi yaşamının daha uzun sürmesini amaçlar. Binlerce balığı bir başka grup 5-10 bireyden oluşan balina ekibi çevirip topluca katleder. Gruba katılanlardan çoğu gider-azı kalır ama kalan azlar için grup onlara beklentilerini vermiştir ! Ölenler ise bir eleştiri yapabilecek durumda değillerdir artık. Ölenler adına da hayatta kalanlar konuşur ve ölenleri "Kahraman" ilan ederler :) Hatta öyledir ki ölen anası-babasıdır ve onu kahraman ilan eder çocuk(ları) !.. (Biz hayvan olmadığımızı, onlardan çok daha iyi-önde-ileri olduğumuzu iddia ettiğimiz için onların yaptıklarını yapmamamız gerekir. Değil mi ? Gerçi hiçbir hayvan israf etmez herhalde ! :) Yani aslında onların yaptığını yapmıyoruz. Biz onlardan çok daha beterini yapıyoruz, bizzat kendi türümüzü bile israf ediyoruz amma o bile yetmiyor)
O ise ırkçılık yapmasalar. Olmayan bir ırkın çoğu zaman sözde yaşam koşullarını daha iyileştirmek için öteki ırkları(grupları) yaşadıkları yerinden etmek, soyunu tüketmek vs. gibi bir durum da olmayabilir(Bu bilinç olsa öteki gruplar diye bir şey de olmayacağından). Zaten bilim bugün gen haritamızdan soyumuzun Afrika'dan geldiğini ve aslında kökümüzün aynı olduğunu söylüyor ! Fakat nedense bu gerçeğe inanmak yer yüzünde yaşayan milyar insanın işine hiç gelmiyor. Bu milyar koyun ! Bazı kurt yöneticiler tarafından birkaç ana gruba bölünmüş. Mesela birkaç din olarak. Mesela birkaç millet olarak ! Mesela birkaç da coğrafi sınırlar içinde ülke olarak !.. İşte bu tıpkı bir çiftçinin sürüsünü kontrol etmek için inşaa ettiği tarlanın çitlerine benziyor !.. Koyun sürüsü öyle güzel idare ediliyor ki bu çitler içinde beni sömüren çiftçi patronumdan başkası beni sömürmesin diye beni öteki çitlere düşman etmesini heves ve coşku ile bekliyorum ! Hatta çocuklarım katiyetle ve özellikle bu düşmanlık ile büyüsün diye o yönde eğitilmesini de istiyorum !!! Eğer ben ölmez de kahraman olmaz isem, çocuklarımdan birisi ölüp kahraman olabilsin diye ;) ! Bu şekilde ezik ve sürüye ait olmak zorunda eğitilmese idik belki ölmüşlerin tümü veya öleceklerin tümü bir Einstein olmayacaktı fakat öldürüp-ölürken olduğundan çok ama çok daha yararlı bir yaşamları olacaktı bugünün ve yarının insanları için.
Velhasıl sürünün bildiği güç olan maddi güç, para bu yönetenlerin elinde olduğu sürece onlar bu keyiften vazgeçmez. Gözleri doymaz. Dolayısı ile de sadece kasapta insan eti satılmıyor diye kendisini masum etçil sanan bugünün insanları aslında düpedüz birbirlerinin eti ve kanı ile yaşayan aptal sürüsüdür !..
Bir de bir çokları sanıyor ki "Bilim" insanlığı kurtaracak :) O bilime sen oturduğun yerden bir dirhem katkı-etki yapıyor musun ? Yapan birkaç koyun dahi ulaşılan bilimsel gelişimleri kendileri kullanamıyor. Sen sadece bilimin buluşlarından yönetenlerin sana rahat uyuman için verdiği oyuncaklar ile kandırılıyorsun. Esas bilimin ulaştığı son noktalar da her zaman onların hizmetindedir.
Basit ırkçılık konusunda hemen her yerde duyabileceğiniz bir söylem şöyledir, "Bilmem nereliler çok kötü, oranın insanı hiç yaramaz" vb. gibi. Zerre beyni olan birisi bunu diyene şunu soramaz mı ? Bu sapkın düşünceleri kabul etmeden önce kendisine de soramaz mı ? "E peki madem oranın insanları çok kötü, yaramaz vs. peki neden onlar birbirini bu kötülükleri içinde mahvedip yok olup yitip gitmiyorlar da bizden iyi durumdalar ve buna karşın üstün olduğunu söylediğin bizlerin bu hali nedir" !!!
Tarihe baktığımızda nice kanlı savaşlar görürüz. Savaşlar sürecinde ölen binlerden sonra kazanan tarafın kaybeden taraftan öldürdüğü başka binler gelmiştir. Fakat bunca katliama rağmen insan nüfusu arttıkça artmıştır. Bunu yapan kim ? Sen-ben(Sen derken hani illa ki karşı cins olarak ;) ) !.. Yani apaçık görülüyor ki ölüp-öldürmen için senden üremeni isteyen bir sistem var. Tavuk çiftliğindeki tavuklardan ne farkın var ? Her gün yumurtla ve evlatlarını birileri yesin. Sen önüne konan yemin keyfini sürüyorsun ya, gerisini boşver !!!
Bir de şöyle düşünelim... Bugün insanlığın elinden bütün silahları alınsa. Bir güç olsa bizi öldürecek iğne bile bulunmaz konuma soksa. Sizce insan türü için Dünya'da tehlike olabilecek bir canlı türü var mıdır ?! Acaba böyle bir durumda herhangi bir başka canlı türü bir günde trafik kazası, iş kazası, savaş, ürettiğimiz çevresel zehir ile birbirimizi öldürmemiz vb. gibi sebeplerden daha çok fazla ve hızlı yok edebilir mi ?! Silahları kimin için üretiyoruz yani ? Birbirimizi katletmek için. Ne büyük salaklıktır ki nice insan var ülkesinin sahip olduğu askeri güç ile övünür-gurur duyar. Zannetmektedir ki salak bu silahlar ile kendinden birileri kendi ırkının mevcut ve gelecek nesillerinin yaşamını koruyacak ve sürdürecektir. O ise sistemin uydurduğu ve onu inandırdığı öyle bir ırk yok. Alenen insan-insana öldürme için üretilir bu teknoloji oyuncakları da. Ha kimisi bazen doyamaz, gider ne biliyim göle konan ördeği 30-50 metreden saniyede 500km/h ile giden bir silahın kurşunu ile katleder, buna da spor falan der !
-
http://t2174a.blogcu.com/turk-irkinin-fiziksel-ozellikleri/13287301
Bana göre tüm izole türleri zaman içinde sapkınlığa yönelir. İzole olması sebebi ile kendisinin saptığı yeri de göremez, idrak edemez. Önceki yüzyıla ve hatta bu yüzyıla da ulaşan ırkçılık akımlarında da bu hep böyle olmuştur. İnsan günümüzde de olduğu gibi geçmişte bu ırkçılık sebebi ile bir çok yetişkin beyini-düşünceyi katletmiştir. Bir yönden ırkçılık hayvanlarda görüp taklit ettiğimiz bir hareket tarzı da diyebiliriz. Öyle ya, bir çok hayvan türü büyük-küçük gruplar oluşturarak kendi yaşamının daha uzun sürmesini amaçlar. Binlerce balığı bir başka grup 5-10 bireyden oluşan balina ekibi çevirip topluca katleder. Gruba katılanlardan çoğu gider-azı kalır ama kalan azlar için grup onlara beklentilerini vermiştir ! Ölenler ise bir eleştiri yapabilecek durumda değillerdir artık. Ölenler adına da hayatta kalanlar konuşur ve ölenleri "Kahraman" ilan ederler :) Hatta öyledir ki ölen anası-babasıdır ve onu kahraman ilan eder çocuk(ları) !.. (Biz hayvan olmadığımızı, onlardan çok daha iyi-önde-ileri olduğumuzu iddia ettiğimiz için onların yaptıklarını yapmamamız gerekir. Değil mi ? Gerçi hiçbir hayvan israf etmez herhalde ! :) Yani aslında onların yaptığını yapmıyoruz. Biz onlardan çok daha beterini yapıyoruz, bizzat kendi türümüzü bile israf ediyoruz amma o bile yetmiyor)
O ise ırkçılık yapmasalar. Olmayan bir ırkın çoğu zaman sözde yaşam koşullarını daha iyileştirmek için öteki ırkları(grupları) yaşadıkları yerinden etmek, soyunu tüketmek vs. gibi bir durum da olmayabilir(Bu bilinç olsa öteki gruplar diye bir şey de olmayacağından). Zaten bilim bugün gen haritamızdan soyumuzun Afrika'dan geldiğini ve aslında kökümüzün aynı olduğunu söylüyor ! Fakat nedense bu gerçeğe inanmak yer yüzünde yaşayan milyar insanın işine hiç gelmiyor. Bu milyar koyun ! Bazı kurt yöneticiler tarafından birkaç ana gruba bölünmüş. Mesela birkaç din olarak. Mesela birkaç millet olarak ! Mesela birkaç da coğrafi sınırlar içinde ülke olarak !.. İşte bu tıpkı bir çiftçinin sürüsünü kontrol etmek için inşaa ettiği tarlanın çitlerine benziyor !.. Koyun sürüsü öyle güzel idare ediliyor ki bu çitler içinde beni sömüren çiftçi patronumdan başkası beni sömürmesin diye beni öteki çitlere düşman etmesini heves ve coşku ile bekliyorum ! Hatta çocuklarım katiyetle ve özellikle bu düşmanlık ile büyüsün diye o yönde eğitilmesini de istiyorum !!! Eğer ben ölmez de kahraman olmaz isem, çocuklarımdan birisi ölüp kahraman olabilsin diye ;) ! Bu şekilde ezik ve sürüye ait olmak zorunda eğitilmese idik belki ölmüşlerin tümü veya öleceklerin tümü bir Einstein olmayacaktı fakat öldürüp-ölürken olduğundan çok ama çok daha yararlı bir yaşamları olacaktı bugünün ve yarının insanları için.
Velhasıl sürünün bildiği güç olan maddi güç, para bu yönetenlerin elinde olduğu sürece onlar bu keyiften vazgeçmez. Gözleri doymaz. Dolayısı ile de sadece kasapta insan eti satılmıyor diye kendisini masum etçil sanan bugünün insanları aslında düpedüz birbirlerinin eti ve kanı ile yaşayan aptal sürüsüdür !..
Bir de bir çokları sanıyor ki "Bilim" insanlığı kurtaracak :) O bilime sen oturduğun yerden bir dirhem katkı-etki yapıyor musun ? Yapan birkaç koyun dahi ulaşılan bilimsel gelişimleri kendileri kullanamıyor. Sen sadece bilimin buluşlarından yönetenlerin sana rahat uyuman için verdiği oyuncaklar ile kandırılıyorsun. Esas bilimin ulaştığı son noktalar da her zaman onların hizmetindedir.
Basit ırkçılık konusunda hemen her yerde duyabileceğiniz bir söylem şöyledir, "Bilmem nereliler çok kötü, oranın insanı hiç yaramaz" vb. gibi. Zerre beyni olan birisi bunu diyene şunu soramaz mı ? Bu sapkın düşünceleri kabul etmeden önce kendisine de soramaz mı ? "E peki madem oranın insanları çok kötü, yaramaz vs. peki neden onlar birbirini bu kötülükleri içinde mahvedip yok olup yitip gitmiyorlar da bizden iyi durumdalar ve buna karşın üstün olduğunu söylediğin bizlerin bu hali nedir" !!!
Tarihe baktığımızda nice kanlı savaşlar görürüz. Savaşlar sürecinde ölen binlerden sonra kazanan tarafın kaybeden taraftan öldürdüğü başka binler gelmiştir. Fakat bunca katliama rağmen insan nüfusu arttıkça artmıştır. Bunu yapan kim ? Sen-ben(Sen derken hani illa ki karşı cins olarak ;) ) !.. Yani apaçık görülüyor ki ölüp-öldürmen için senden üremeni isteyen bir sistem var. Tavuk çiftliğindeki tavuklardan ne farkın var ? Her gün yumurtla ve evlatlarını birileri yesin. Sen önüne konan yemin keyfini sürüyorsun ya, gerisini boşver !!!
Bir de şöyle düşünelim... Bugün insanlığın elinden bütün silahları alınsa. Bir güç olsa bizi öldürecek iğne bile bulunmaz konuma soksa. Sizce insan türü için Dünya'da tehlike olabilecek bir canlı türü var mıdır ?! Acaba böyle bir durumda herhangi bir başka canlı türü bir günde trafik kazası, iş kazası, savaş, ürettiğimiz çevresel zehir ile birbirimizi öldürmemiz vb. gibi sebeplerden daha çok fazla ve hızlı yok edebilir mi ?! Silahları kimin için üretiyoruz yani ? Birbirimizi katletmek için. Ne büyük salaklıktır ki nice insan var ülkesinin sahip olduğu askeri güç ile övünür-gurur duyar. Zannetmektedir ki salak bu silahlar ile kendinden birileri kendi ırkının mevcut ve gelecek nesillerinin yaşamını koruyacak ve sürdürecektir. O ise sistemin uydurduğu ve onu inandırdığı öyle bir ırk yok. Alenen insan-insana öldürme için üretilir bu teknoloji oyuncakları da. Ha kimisi bazen doyamaz, gider ne biliyim göle konan ördeği 30-50 metreden saniyede 500km/h ile giden bir silahın kurşunu ile katleder, buna da spor falan der !
-
http://t2174a.blogcu.com/turk-irkinin-fiziksel-ozellikleri/13287301
19 Haziran 2015 Cuma
Bu adam ne diyor ? Emin Çapa
"Bu adam ne diyor?" diyebilirsiniz. Bizim millet zaten çokca der. Benim annem-babam bile diyor. "Amaaan oğlum benim ömrüm bitmiş, şurada 10 yıl daha yaşar mıyım bilmem" deyip geçiyor mesela :) Bir tek bu konuda da değil. Fakat öte yandan da sana sigortalı işe gir vs. diye akıl veriyor !.. E işte ben de "Sigorta migorta hak getire, şunun şurasında 15-20 yıl sonra zaten devlet emekli maaşını ödeyemez hale gelecek. Bilimsel olarak bu gerçek görünüyor" diyorum ! Evet, bu hep övünülen Türk nüfusunün çoğu genç, bu bizi çok güçlü yapıyor falan lafları vardı ya yıllardır yedirilen bize. Hah işte, o genç nüfus büyüdü ve orta yaşlara geldi. 15-20 yıl içinde de o genç nüfus yaşlı nüfus konumuna gelecek. Ne olacak ? Bu sefer denecek olan da "Türkiye'nin nüfusu çoğunlukla yaşlılardan oluşuyor" ! Bunun getirileri neler olacal ? Daha az genç ve çalışan nüfus yaşlı nüfusun ihtiyaçlarını karşılayamayacak. Ne bu ihtiyaçlar ? E çalışıp vergi ödüyecekler, o vergiler ile yaşlılara emekli maaşı ödeyecek devlet, yaşlıların sağlık giderlerini karşılayacak devlet !!! Gördün mü genç sen şimdi geleceğini az-biraz ?! Haa bu dediğim de sadece bir minik sonuç. Lütfen aşağıdaki videoyu izleyin. Zaten o gelecek olan gençlerin performansı dahi ihtimaller içindeki en ama en pozitif olabileceklerin bile imkansız olduğunu göreceksiniz. Bunu yapan da tam da bugünlerde 15-30 yaş arası çocuk sahibi olan ailelerin günlük ihtiyaçları için kendilerinin ve evlatlarının hayatlarını satmış olmalarıdır ! Nasıl satmak ? Hurafelere, ona buna inanıp kendini zerre geliştirmeyerek. Siyasilerin din sömürülerine alet olarak sattılar evlatlarının hayatlarını dahi. Söze gelince de "Oh evladım canım feda sana" !!!
İşte buyrun , izleyin...
9 Haziran 2015 Salı
Benim zamanımda...(Bir İstanbul hatırasıdır bu)
Benim zamanımda...
Otobüslerde tıka basa okula, işe gidip-gelir iken sadece kapının tepesinde bulunan "inecek var" düğmesine uzak düşenlerin inecekleri durağa yaklaşıldıkça yaşadıkları strese ortak olmuş bir vatandaşım. Bazen birisinin ricası üzerine o düğmeye basmak insana önemli bir iyilik yapmış hissi de verirdi !.. Bazen henüz duraktan kalkmış iken düğmeye basarak bütün inecekleri stresten kurtaranlardan olurdum. Bizim zamanımızda otobüs ile okula veya işe gitmek de apayrı bir işti. Körüklü otobüsleri ilk gördüğümüzde amma beğenmiştik. Ikarus marka hem de Made in Hungary !.. Türk malı değil ya, yeterliydi ortaokul çağımızda bizim için önemli derecede iyi bir şey olması için !.. Körüğün gerisinde birkaç sefer virajlarda savrulup da tutunacak bir dal aradığımızda anladık ki bu Hungary'de insanlar ya ahtapot gibi çok kollu yada çok güçlü tutuşa sahiplerdi. Belki de yeni otobüslerin kaptan pilot bölümüne oturan bizim ralli pilotu olamamış insanımızın sürüş kabiliyeti sebebi ile oluyordu bu ! Çok geçmeden körüklerin yırtılması sebebi ile körük altında kalmak zorunda olduğunuz durumlarda yağmurlu bir gün ise sabah duş almadan evden çıkmış olmanızı sorun etmenize gerek de kalmadığını öğretmişti bize bu otobüsler.
Bir İstanbul hatırasıdır...
___________ 30 Kasım 2013 - Şimdi, Naklen ________
Labels:
ikarus,
istanbul hatırası,
körüklü otobüs,
ortaokul,
otobüs
19 Mayıs 2015 Salı
Yapay şeyleri sevmiyormuş !..
Dedi ki,
Dedim ki,
Dedi ki,
Dedim ki,
Zevkliymiş bu photoshop. Yetenek olmasa da öğrenmeye devam.
Dedim ki,
Sonra da birileri çıkar der ki "Fotoğrafı makina çekmez, kullanan çeker" :) Bakarsın d-slr almış ama, lensi de almış bir de falan ! Hem böyle diyorsun hem de aldığın makinayı göklere çıkartıyorsun. Ne iş ? Dediğin mi yalan yaptığın mı ? Sonra bakıyorsun Photoshop'suz foto eksik gibi. E çünki dijital foto makinalarının sensörleri insan gözünün algıladığı kadar kontrast ve renk derinliğini algılayamıyorlar. En yakını -, 0 ve + pozlama telafileri ile bir sahneyi 3 kez fotolayıp Photoshop'ta HDR etmeden birleştirmek ile olabiliyor mesela gözümüzün gördüğüne... Ne oldu ? Makina çekmedi, sen de çekmedin, Photoshop yazılımı ile yapabildin !
Dedi ki,
" Photoshop fotoğrafçılık konusunda baya önemli. Fakat işlenecek fotoğrafın kalitesi de çok önemli. Ne kadar iyi çekersen fotoğrafı düzeltmek için o kadar az zaman harcıyorsun. En basitinden kadraja giren elektrik direği vs. silinmesi.
Ben en çok bu tür şeyler için istiyordum photoshop öğrenmeyi. Ve bir kaç basit manipülasyon. Daha ilerisi için yetenek ve yaratıcılık gerekiyor ki hem ben de o konuda pek yetenek yok, hem de sevmiyorum yapay şeyler."
Dedim ki,
" Fotoğraf makinası yapay, kullandığın araba yapay ve onu kullanacağın yollar yapay, evin yapay :) Şehir yapay, yiyecekler bile oldu yapay. Doğal ne kaldı ? Çevremizdeki ağaçları bile yapay yollar ile nakledip şehir düzenlemesi vb. yapıyoruz artık. Bugün "İstanbul'u seviyorum" diye söyleyenlerden kaçı acaba doğallığını, doğasını falan seviyor olabilir ? Kaldı mı ? Yapay olanı sevmemek bence bizi %99 çepeçevre sarmış bu yapay Dünya içerisinde %1'lik kalan doğallığı sevmek demek gibi bir şey. Bir gün bilimkurgu filmlerindeki gibi doğayı iyice tükettiğimizde mesela nelerin fotoğrafını çekebileceğiz ? Belki o zaman öyle yapay ortamlarda yaşayacağız ki, fotoğraf makinası denen şey çok değişik bir şey olacak. Mesela insanların, yaşlıların, görmüş olanların anılarındaki gördükleri o doğa, hayvan vb. görüntülerini anılarından fotoğrafa aktaran bir sistem olacak ! Belki de bir alet ile biz tümüyle bir fotoğrafı doğal olana birebir benzer şekilde hayal edip çıktısını alabileceğiz !.. Bugünün 3 boyutlu yazıcılarının çok çok daha gelişmiş halini düşün, çıktı der iken sadece karta basılmış bir şeyi de hayal etmeyelim hani. Dur daha da öteliyim, belki şu an bütün olup biten bir düşüncenin çıktısı !!! Ne bu böyle, amma çıkartırmış beee ;) "
Labels:
doğa katliamı,
doğal,
dümdüz,
düpdüz,
düzen düzene,
düzensizliğin düzeni,
düzlük,
düzük,
düzüş,
organik,
yapay
16 Mayıs 2015 Cumartesi
Köyden indim şehre ! Evet, ben de !..
Ben de biraz olsun çocukken köy ortamını şehirde yaşayabilmiştim.
İstanbul'a 45-50 yıl göçenlerin çoğu köyüne benzer bir ortam kurmaya
çalışmıştılar sanırım. Belki bu akım 25-30 yıl öncesine kadar da devam
etti. Sadece bizim sokak değil çevre 5-6 mahalle böyle idi. Herkesin
sebze ekili bahçesi, meyva ağaçları, kimilerinin bahçesinde tulumba,
tavuklar... yapabilenlerin inekleri falan da vardı.
Şu anda çok az da olsa yeşil alan kalan mahallemiz o zamanlar bomboş kır idi. Buralara arkamahalledeki Emine teyzemizin inekleri gelir idi, günlük yaşam alanları idi. Babam da ağabeyim ile bana günlük standart görevler vermişti. Birisi tulumbadan su çekip sebzeleri ve ağaçları sulamak ve bir diğeri de bu akşam üzeri bu ineklerin gübrelerini toplamak !!! Bizim için birer teneke kova ve ufak kürek de ayarlamıştı. Ne ise ki gübre bulmak sıkıntı olmadığından 3'er sefer yaptık mı ağabeyimle tamamdı. Sulama işi biraz vakit alıyordu, çünki tulumbadan el ile emmeli-basmalı çeker, elle taşır ve sulardık. O zamanlar arsa sınırları da pek önemsenmediğinden boş bölgeleri de sebze ektiğimiz bir dönem oldu. Kıvırcık salata, fasulye, hıyar ve domates ekimini bu sayede arttırıp yakınlarda kurulan 3 semt pazarında kiraladığımız tegahımızda bunları satmıştık ! Tabi çok kısa bir dönemdi. Hatırladığım kadarı ile 3 yıl yapmıştık. O zamanlar 9-12 yaşlarında falandım.
Tabi bu süreçte çocuk çocukluğunu yapmadan durur mu ? Kaytarmalar, kontrollerde işini yapmadığın görülünce babadan fırçayı yemeler... Bütün bunlar içinde hatırladığım en güzel anlardan birisi de evden görülen boş tarlada maç yaparken yorulduk mu veya devre arasında falan herkes bahçesine dalardı. Dalından organik domates, hıyarı yerdik ve de HIYAR derdik ! Sonraları kibarlaşıldı ve bu sebzenin adı oldu "salatalık" e nice sebze var salatalık, o bir genel addır, bir sebzenin adı değildir ki !.. Olmuş ise eriğimizi ceplerimize doldurur maça devam ederdik, kirazımızı avuçlar döke-saça yerdik... Bazen evden gelen yemek kokusunu takip edip acil annemizden ekmek arasına hazırlamakta olduğu etli yada kıymalı yemeğin harcından dolurmasını isterdik. Evde hiç durmazdık , biz sokakta büyüdük. Evde ancak hastalandık mı dururduk ki o bile zor tutardı bizi evde.
Uçurtma yapardık, çıtalı uçurtma !.. Misina alırdık, şansımıza boğazda yaşadığımızdan misinacılar bulunurdu hep. Saatlerce bir uçurtmanın altında onu izlediğimiz günleri anımsıyorum da ne acayip bir zevkmiş diyorum şimdi En son bir uçurtmam vardı, misinası kısa geliyordu. Daha yükseklere sal beni diye çırpınıyordu. Ben de gittim eklemek için yine misina aldım... 200 metrelik aldığım misina meğer bir yerinde kesikmiş. Uçurtma yükseldikçe ben ipi salıyorum. Öyle yükselmiş ki... mest olmuşum, sal babam sal göklere... Nasıl mutluyum !.. Derken bir an misina elimden yok oldu. Şokun böylesi... Uçurtma rüzgar ile gittiii gittiii gitti ve gözden kayboldu. Özgürlüğe uçuşunu seyretmek hiç de bir kuşunkini izlemek kadar keyifli olmamıştı tabi.
Şimdi zamanın köyden şehre inmişleri olsun, onların çocukları olan bizler olsun artık yüreklerimiz taşlaştı ! Yoksa bu şehir niye böyle betonlaştı !? Yüksek yüksek apartmanlardan bahçeye inip de bakım isteyen sebzeler ile kim uğraşacaktı artık ? Hem bizi evlerimize hapseden TV kanalları, internetli bilgisayar,tablet,cep telefonlarımız var artık !..
______ 16 Mayıs 2015 - by CiddiBiri _______
Şu anda çok az da olsa yeşil alan kalan mahallemiz o zamanlar bomboş kır idi. Buralara arkamahalledeki Emine teyzemizin inekleri gelir idi, günlük yaşam alanları idi. Babam da ağabeyim ile bana günlük standart görevler vermişti. Birisi tulumbadan su çekip sebzeleri ve ağaçları sulamak ve bir diğeri de bu akşam üzeri bu ineklerin gübrelerini toplamak !!! Bizim için birer teneke kova ve ufak kürek de ayarlamıştı. Ne ise ki gübre bulmak sıkıntı olmadığından 3'er sefer yaptık mı ağabeyimle tamamdı. Sulama işi biraz vakit alıyordu, çünki tulumbadan el ile emmeli-basmalı çeker, elle taşır ve sulardık. O zamanlar arsa sınırları da pek önemsenmediğinden boş bölgeleri de sebze ektiğimiz bir dönem oldu. Kıvırcık salata, fasulye, hıyar ve domates ekimini bu sayede arttırıp yakınlarda kurulan 3 semt pazarında kiraladığımız tegahımızda bunları satmıştık ! Tabi çok kısa bir dönemdi. Hatırladığım kadarı ile 3 yıl yapmıştık. O zamanlar 9-12 yaşlarında falandım.
Tabi bu süreçte çocuk çocukluğunu yapmadan durur mu ? Kaytarmalar, kontrollerde işini yapmadığın görülünce babadan fırçayı yemeler... Bütün bunlar içinde hatırladığım en güzel anlardan birisi de evden görülen boş tarlada maç yaparken yorulduk mu veya devre arasında falan herkes bahçesine dalardı. Dalından organik domates, hıyarı yerdik ve de HIYAR derdik ! Sonraları kibarlaşıldı ve bu sebzenin adı oldu "salatalık" e nice sebze var salatalık, o bir genel addır, bir sebzenin adı değildir ki !.. Olmuş ise eriğimizi ceplerimize doldurur maça devam ederdik, kirazımızı avuçlar döke-saça yerdik... Bazen evden gelen yemek kokusunu takip edip acil annemizden ekmek arasına hazırlamakta olduğu etli yada kıymalı yemeğin harcından dolurmasını isterdik. Evde hiç durmazdık , biz sokakta büyüdük. Evde ancak hastalandık mı dururduk ki o bile zor tutardı bizi evde.
Uçurtma yapardık, çıtalı uçurtma !.. Misina alırdık, şansımıza boğazda yaşadığımızdan misinacılar bulunurdu hep. Saatlerce bir uçurtmanın altında onu izlediğimiz günleri anımsıyorum da ne acayip bir zevkmiş diyorum şimdi En son bir uçurtmam vardı, misinası kısa geliyordu. Daha yükseklere sal beni diye çırpınıyordu. Ben de gittim eklemek için yine misina aldım... 200 metrelik aldığım misina meğer bir yerinde kesikmiş. Uçurtma yükseldikçe ben ipi salıyorum. Öyle yükselmiş ki... mest olmuşum, sal babam sal göklere... Nasıl mutluyum !.. Derken bir an misina elimden yok oldu. Şokun böylesi... Uçurtma rüzgar ile gittiii gittiii gitti ve gözden kayboldu. Özgürlüğe uçuşunu seyretmek hiç de bir kuşunkini izlemek kadar keyifli olmamıştı tabi.
Şimdi zamanın köyden şehre inmişleri olsun, onların çocukları olan bizler olsun artık yüreklerimiz taşlaştı ! Yoksa bu şehir niye böyle betonlaştı !? Yüksek yüksek apartmanlardan bahçeye inip de bakım isteyen sebzeler ile kim uğraşacaktı artık ? Hem bizi evlerimize hapseden TV kanalları, internetli bilgisayar,tablet,cep telefonlarımız var artık !..
______ 16 Mayıs 2015 - by CiddiBiri _______
Labels:
arsada maç,
eski mahalle,
internet yokken,
kendin ek kendin ye,
köy,
köylü,
organik tarım,
şehirdeki köylü,
tarlada maç
12 Mart 2015 Perşembe
Kök hücre ile Serebral korteks hasarı tedavi edilmiş !..
Serebral korteks hasarı kök hücre ile tedavi edildi
Fransız ve Belçikalı bilim insanları, ilk kez kez kök hücre tedavisi ile serebral korteksteki sinir hasarını onarmayı başardı.
Bilim insanları embriyonik kök hücrelerden elde edilen sinir hücrelerini yetişkin bir fareye naklederek hayvanın zedelenmiş, beyin kabuğu olarak da adlandırılan serebral korteksini tedavi etti.
Farenin zarar gören sinir hücrelerinin işlevini tekrar yerine getirmesi için ilk kez kök hücrelerin kullanıldığına dikkati çeken bilim adamları, sonuçların hücre tedavisi alanında atılmış dev bir adım olduğunu vurguladı.
-
Beyin ilginç bir organ. Fiziksel işlevini düzgün çalıştırması bir mesele iken daha önemli sorun ise içine konulan veriyi işleme ve sonuç verme şeklidir. Bilebildiğim kadarı ile insanın yaptığı hiçbir makina benzer bir şekilde çalışmaz. Şöyle, teknolojik veya mekanik bir araç ürettiğimizde o araç bozulmadığı sürece yapması beklenen işi yapar, görevini yapar. Bozulduğunda ise ya işlemez yada işleyişi bizi memnun etmemektedir artık, tamiri gerekir. Fakat beyin fiziksel olarak işleyişinde kusur olmamasına rağmen ortaya koyduğu sonuçların farklılığı kimi zaman bireysel olarak bizi, kimi zaman bir grubu, kitleleri, toplumları karşı karşıya getirir !.. Yani tıbben, fiziken işleyişi normal bir beyin insanı ve insanları son derece kötü felaketlere sürükleyebilir. Günümüz bilgisayarları ile kıyaslanamaz tamamıyla ama kısmen kıyaslar isek farklı yazılımlar ile ufak farklar yaratılarak insanların detayda ufacık tercih farklılıkları sebebi ile tercih ettiği teknoloji ürünlerini düşünür isek benzeşiyor gibi !.. Fakat insanın teknik ve teknolojik olarak ürettiği hiçbir şey insana zararlı değildir ! Ne zamana kadar ? Taa ki bu üretilen araçların arkasına kullanacak bir insanı koyana kadar. İşte o an tarihi yazıp bizi aydınlatan bir küçük kalem dahi silah olup bir diğer insanı öldürebilir !
"Beyin" nedir ? Bir görüşe dayandırır isek, evrimin ilk zamanlarında yer küreye ulaşmış olan asalak bir yaşam biriminin ele geçirdiği "insan" bedenini hakimiyeti altına alan parazit bir yaşam birimi midir ! ? Aslında insan yalnızlığna mı oynuyordur !.. Yani tek olmaya ? Niye böyle bir soru geliyor ? Çünki bu organizma "beyin" kendi türüne de yaşama hakkı vermiyor. Ancak çıkarları doğrultusunda, yerleşkesinin ihtiyaçlarını sağlayacak türdeşlerine süresini kendi belirlediği zaman dilimi içinde yaşam hakkı veriyor !.. Bilim diyor ki "Neandertal" (Ne an, dert al ! Yani adını bile hiç anma ne de dert al başına, işin mi yok arkadaş) insan türünü belki biz tarihin bir yerlerinde yok etmişiz ! Belki de o türe özel bir salgın bunu yapmış. Fakat günümüzde kendimizden bildiğimiz bir gerçek var ki işimize gelmeyen bir çok canlı türünü yeryüzünden sildik. E günümüzde, belki bugün yüzlerce insanı öldürdük ! Çok yakın tarih milyonlarcasına bunu yaptığımızı kanıtlayan filmler, dökümanlar, fotoğraflar ve canlı şahitleri ile dolu. Öbür yandan da işin içine uzay ve uzaylı vakasını katıverelim ve ortalık iyice karışsın !!! Dünyalı olarak Dünyalı olduğunu bildiğin halde başka türleri yok edebilen, soykırım yapabilen bir türüz. Farz edelim ki bu uzaylı tür filmlerdeki gibi gelmedi de barışçıl olarak temaslarda bulunmaya başladı. "Ey insan yatacak yerimiz yok Dünyanızda konaklamak istiyoruz" dedi ! Yaradılmışı Yaratan'dan ötürü seven insanlık ne iş ise "Hop arkadaş biz Dünya'yı kendimize yeterince dar ediyoruz zaten, sen de nereden çıktın şimdi?" der mi ? Düne kadar seni öldüren karşıt düşünce üreten beyin bu uzaylıyı,
İnsan - "Kanka yaa, bak gel sana ne diycem. Sen boşver sana öyle diyenleri. Gel, bizim ülkede epey boş yer var. Kaç kişiydiniz bakayım siz ?"
Uzaylı - "3 ana gemi, 8 kruvazör, 20 kaşif mmm hepsi hepsi nüfusumuz 230 milyon ve sabitledik" !!!
İnsan - "Gulp" yutkunur, yemedi, sayı çok ve der ki "Dur ben bi diğer kankaları arıyayım" :)
Yandaş ülkeler ile görüşür falan...
Görüşmeler esnasında uzaylı der ki "Siz neden kontrolsüz üreyip, kontrolsüz olarak da ürettiğiniz nesilleri katlediyorsunuz ? Biz kainatın sınırlarını çoktan gördük. 100 yıllık yaşam döngüsünün zaten yetersiz olduğu bir tür olarak kendimizi öldürmenin hiçbir faydası olmadığını siz Dünya'lıların yılı ile 30.000 yıl önce gördük. Öldürmek yerine kontrollü üremeyi bulduk ! Hem böylece sık ve toplu ölümler ile yaşanan duygusal-ruhsal acıları da minimuma indirmiş olduk. Irkımızın her bireyi varlığını kainatla uyumlu kılabilme aşamasını yaşamaktadır aslında bu hayat dediğiniz süreçte. Bizde böyle" dedi mi !..
Haydi ver cevabı !!!
İnsan - "Kanka sanki bize hakaret ettin gibi sezdim ben ama daha yeni geldin, bizi tanımıyorsun, şimdilik hoşgörümüzün ne denli geniş olduğunu göstereceğim. Haa ! Hem baksana bana bir sen, bizde Tanrı diye bir yaratıcıya inanış vardır. Dünya'nın neresine gidersen git insan ırkının büyük çoğunluğu bu inanca sahiptir. Al bak sana 3 kitap vereyim bir göz gezdir."
Uzaylı - "Peki öyle ise siz neye dayanarak bu Dünya'nın size ait olduğunu iddia ediyorsunuz ? Nasıl bir gerekçe ile bizi misafir, kendinizi mekan sahibi görüp inandığınızı iddia ettiğiniz Tanrı'nın yarattığı bizlerin Dünya'nız üzerinde hakkı olmadığını söyleyebiliyorsunuz ? "
İnsan - İnsana : "Ulan bunlar çok cin çıktılar arkadaş. 3-5 teknolojisini alır, Dünya'daki istemediğimiz tüm kıl insanları kolayca yok ederiz der iken bak sen görüyor musun elin Marsık uzayılsındaki lafları. Dilleri pabuç kadar"
-
Şimdi aklınızda birçok soru işareti belirdi mi acaba ? Şöyle birkaç örnekleme yapayım... "Neden karşıt düşüncedekilerin yok olmasını veya hiç olmamasını istiyorum?" , "Hiç şüphe etmediğim inancımın sadece insan ırkı ve Dünya gezegenini kapsadığını mı düşünüyorum?" , "Bilgi, bilim alanında çok daha ileri gittiğimizde ille de varlığımın çarelerini bulmuş olmama rağmen bu sebepler ile nihayetlenmesini kabul etmek ve bu süreç içerisinde türümün devamı için üremek aslı görevlerimden birisi midir?" , "Hatta kılıfına uydurulan gerekçeler ile kutsal ölümler ve öldürmeler ne denli inancımla örtüşüyor!" . Bak görüyor musun, taa yukarıda "Ne an dert al" demedim mi ben sana ? Andın ve aldın başına bir sürü dert işte.
________ 12 Mart 2015 - Her hakkım saklıdır ! _______
Fransız ve Belçikalı bilim insanları, ilk kez kez kök hücre tedavisi ile serebral korteksteki sinir hasarını onarmayı başardı.
Bilim insanları embriyonik kök hücrelerden elde edilen sinir hücrelerini yetişkin bir fareye naklederek hayvanın zedelenmiş, beyin kabuğu olarak da adlandırılan serebral korteksini tedavi etti.
Farenin zarar gören sinir hücrelerinin işlevini tekrar yerine getirmesi için ilk kez kök hücrelerin kullanıldığına dikkati çeken bilim adamları, sonuçların hücre tedavisi alanında atılmış dev bir adım olduğunu vurguladı.
-
Beyin ilginç bir organ. Fiziksel işlevini düzgün çalıştırması bir mesele iken daha önemli sorun ise içine konulan veriyi işleme ve sonuç verme şeklidir. Bilebildiğim kadarı ile insanın yaptığı hiçbir makina benzer bir şekilde çalışmaz. Şöyle, teknolojik veya mekanik bir araç ürettiğimizde o araç bozulmadığı sürece yapması beklenen işi yapar, görevini yapar. Bozulduğunda ise ya işlemez yada işleyişi bizi memnun etmemektedir artık, tamiri gerekir. Fakat beyin fiziksel olarak işleyişinde kusur olmamasına rağmen ortaya koyduğu sonuçların farklılığı kimi zaman bireysel olarak bizi, kimi zaman bir grubu, kitleleri, toplumları karşı karşıya getirir !.. Yani tıbben, fiziken işleyişi normal bir beyin insanı ve insanları son derece kötü felaketlere sürükleyebilir. Günümüz bilgisayarları ile kıyaslanamaz tamamıyla ama kısmen kıyaslar isek farklı yazılımlar ile ufak farklar yaratılarak insanların detayda ufacık tercih farklılıkları sebebi ile tercih ettiği teknoloji ürünlerini düşünür isek benzeşiyor gibi !.. Fakat insanın teknik ve teknolojik olarak ürettiği hiçbir şey insana zararlı değildir ! Ne zamana kadar ? Taa ki bu üretilen araçların arkasına kullanacak bir insanı koyana kadar. İşte o an tarihi yazıp bizi aydınlatan bir küçük kalem dahi silah olup bir diğer insanı öldürebilir !
"Beyin" nedir ? Bir görüşe dayandırır isek, evrimin ilk zamanlarında yer küreye ulaşmış olan asalak bir yaşam biriminin ele geçirdiği "insan" bedenini hakimiyeti altına alan parazit bir yaşam birimi midir ! ? Aslında insan yalnızlığna mı oynuyordur !.. Yani tek olmaya ? Niye böyle bir soru geliyor ? Çünki bu organizma "beyin" kendi türüne de yaşama hakkı vermiyor. Ancak çıkarları doğrultusunda, yerleşkesinin ihtiyaçlarını sağlayacak türdeşlerine süresini kendi belirlediği zaman dilimi içinde yaşam hakkı veriyor !.. Bilim diyor ki "Neandertal" (Ne an, dert al ! Yani adını bile hiç anma ne de dert al başına, işin mi yok arkadaş) insan türünü belki biz tarihin bir yerlerinde yok etmişiz ! Belki de o türe özel bir salgın bunu yapmış. Fakat günümüzde kendimizden bildiğimiz bir gerçek var ki işimize gelmeyen bir çok canlı türünü yeryüzünden sildik. E günümüzde, belki bugün yüzlerce insanı öldürdük ! Çok yakın tarih milyonlarcasına bunu yaptığımızı kanıtlayan filmler, dökümanlar, fotoğraflar ve canlı şahitleri ile dolu. Öbür yandan da işin içine uzay ve uzaylı vakasını katıverelim ve ortalık iyice karışsın !!! Dünyalı olarak Dünyalı olduğunu bildiğin halde başka türleri yok edebilen, soykırım yapabilen bir türüz. Farz edelim ki bu uzaylı tür filmlerdeki gibi gelmedi de barışçıl olarak temaslarda bulunmaya başladı. "Ey insan yatacak yerimiz yok Dünyanızda konaklamak istiyoruz" dedi ! Yaradılmışı Yaratan'dan ötürü seven insanlık ne iş ise "Hop arkadaş biz Dünya'yı kendimize yeterince dar ediyoruz zaten, sen de nereden çıktın şimdi?" der mi ? Düne kadar seni öldüren karşıt düşünce üreten beyin bu uzaylıyı,
İnsan - "Kanka yaa, bak gel sana ne diycem. Sen boşver sana öyle diyenleri. Gel, bizim ülkede epey boş yer var. Kaç kişiydiniz bakayım siz ?"
Uzaylı - "3 ana gemi, 8 kruvazör, 20 kaşif mmm hepsi hepsi nüfusumuz 230 milyon ve sabitledik" !!!
İnsan - "Gulp" yutkunur, yemedi, sayı çok ve der ki "Dur ben bi diğer kankaları arıyayım" :)
Yandaş ülkeler ile görüşür falan...
Görüşmeler esnasında uzaylı der ki "Siz neden kontrolsüz üreyip, kontrolsüz olarak da ürettiğiniz nesilleri katlediyorsunuz ? Biz kainatın sınırlarını çoktan gördük. 100 yıllık yaşam döngüsünün zaten yetersiz olduğu bir tür olarak kendimizi öldürmenin hiçbir faydası olmadığını siz Dünya'lıların yılı ile 30.000 yıl önce gördük. Öldürmek yerine kontrollü üremeyi bulduk ! Hem böylece sık ve toplu ölümler ile yaşanan duygusal-ruhsal acıları da minimuma indirmiş olduk. Irkımızın her bireyi varlığını kainatla uyumlu kılabilme aşamasını yaşamaktadır aslında bu hayat dediğiniz süreçte. Bizde böyle" dedi mi !..
Haydi ver cevabı !!!
İnsan - "Kanka sanki bize hakaret ettin gibi sezdim ben ama daha yeni geldin, bizi tanımıyorsun, şimdilik hoşgörümüzün ne denli geniş olduğunu göstereceğim. Haa ! Hem baksana bana bir sen, bizde Tanrı diye bir yaratıcıya inanış vardır. Dünya'nın neresine gidersen git insan ırkının büyük çoğunluğu bu inanca sahiptir. Al bak sana 3 kitap vereyim bir göz gezdir."
Uzaylı - "Peki öyle ise siz neye dayanarak bu Dünya'nın size ait olduğunu iddia ediyorsunuz ? Nasıl bir gerekçe ile bizi misafir, kendinizi mekan sahibi görüp inandığınızı iddia ettiğiniz Tanrı'nın yarattığı bizlerin Dünya'nız üzerinde hakkı olmadığını söyleyebiliyorsunuz ? "
İnsan - İnsana : "Ulan bunlar çok cin çıktılar arkadaş. 3-5 teknolojisini alır, Dünya'daki istemediğimiz tüm kıl insanları kolayca yok ederiz der iken bak sen görüyor musun elin Marsık uzayılsındaki lafları. Dilleri pabuç kadar"
-
Şimdi aklınızda birçok soru işareti belirdi mi acaba ? Şöyle birkaç örnekleme yapayım... "Neden karşıt düşüncedekilerin yok olmasını veya hiç olmamasını istiyorum?" , "Hiç şüphe etmediğim inancımın sadece insan ırkı ve Dünya gezegenini kapsadığını mı düşünüyorum?" , "Bilgi, bilim alanında çok daha ileri gittiğimizde ille de varlığımın çarelerini bulmuş olmama rağmen bu sebepler ile nihayetlenmesini kabul etmek ve bu süreç içerisinde türümün devamı için üremek aslı görevlerimden birisi midir?" , "Hatta kılıfına uydurulan gerekçeler ile kutsal ölümler ve öldürmeler ne denli inancımla örtüşüyor!" . Bak görüyor musun, taa yukarıda "Ne an dert al" demedim mi ben sana ? Andın ve aldın başına bir sürü dert işte.
________ 12 Mart 2015 - Her hakkım saklıdır ! _______
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
