14 Eylül 2024 Cumartesi

Vaktin değeri, işgücü ve beyin göçü

Bunlar asla anlamıyorlar ve tartışmada şu hatanız var her zaman. Türkiye'de yaşayan Türk vatandaşı ile Almanya'da yaşayan Alman vatandaşı kıyaslanacak arkadaşlar. Neden hep Almanya'ya gitmiş olan orada aynı bizdeki gibi yabancıların durumunda olan insanlarla kıyaslanıyor Türkiye'de yaşayan Türk vatandaşı emekli ve asgari ücretliler? Neden bu tartışmalarda insanlarımız eşit konumdaki insanları kıyaslamıyorlar? Bi kere en baştan bu hatalı. Ben Türkiye'de yaşayan asgari ücretli Türk vatandaşı = Almaya'da yaşayan asgari ücretli Alman vatandaşı = hangisinin yaşam şartları daha insanca yaşamaya uygun ? Soru bu olmalı ama bizde hep Türkiye'den gitmiş olanlar. 

Bu orada ekmek, kahve vb. fiyatı şu kadar burada bu kadar da çok değişken ve artık insanlar doydu buna. Anlamak istemeyen gider her ülkedeki en lüks yada rezil yaşam olan bölgelere bakıp kıyaslar ve Türkiye'nin ne kadar harika olduğunu söyler. 

Bu yüzden bence Dünya çapında bu konuları ölçen ve her yıl yayınlayan her ülkenin anlaştığı ve bu verileri paylaştığı komisyonlar var. Bunlara inanmayıp da gidip zihninde GAVUR olarak gördükleri yerlerde yaşayanların bakış açıları asla objektif olamaz. Çünkü onlar asla hayata "insan" odaklı bakmıyorlar. "Sen gittin orada tuvalet temizledin" mi diyordu? Evet, Almanya işçi ihtiyacını karşılamak için o zamanlar Türkiye'den işçi aldı. Bunu böyle demek de tam insanlara hala GAVUR diye bakanların yapacağı iş. Peki son yıllarda Almanya veya Amerika vb. ülkeler tuvalet temizleyecek insanları mı alıyor yoksa çok üst düzey eğitimli ve üst seviye işlerde çalıştıracak insanlar mı alıyorlar? Eskiden işgücü göçü olmuş. Son yıllarda ise "Beyin göçü" oluyor. Farkı ve anlamını biliyorlar mı bunlar acaba? 

Yaşamın gerçeklerinden birisi de şudur her insanın yaşam alanında temizlik, giyim ve yemek gibi temel ihtiyaçları vardır. Her insan bu işler ile vaktini harcayarak zamanını daha değersiz bir şekilde değerlendirmeyebilir! Buradaki "değer" kişinin bilgi ve becerileri ile üretebildikleri ile ölçülür. Şahsın karakter olarak değer veya değersiz olduğu gibi yanlış anlamayın. Burada "değer" olarak ölçüsünü koyduğum şey 1 günde yapılan işin maddi ve manevi kişiye ve topluma fayda değeri. 

Şöyle örnek verelim, iyi bir mimar bir proje alır ve bunu 3 senede bitirdiğinde kazanacağı gelir bu mimarın mimarlık yapmayarak evinde oturup her gün yemek pişirme+ev temizliği+giysilerini yıkama vb. yapacağı işten çok daha fazla maddi kazanç sağlayacağı gibi üreteceği yapı da insanlık için bu temel ihtiyaçların üzerinde bir yapı olacak ve belki de uzun yıllar insanlara hizmet verecek bir şey üretecektir. Keza bilim adamları da bu şekilde. Şimdi bu eğitim seviyesinde olmayan bir insan fırsat bulabilir ise kendisini geliştirecek ama bu süreçte de elbette ki gerektiğinde bu insanların temel ihtiyaçlarını bir lokantada aşcı, garson vb. , bir AVM'de temizlik işcisi vb. olarak çalışacaklar. Bunları yaparken de kendilerini aşağılık ve ezik hissetmeyecekler. İşini doğru yapan hiçbir insan, insanlık onuruna yaraşır işlerden birisini yaparken üst düzey eğitimli herhangi birisinden aşağıda değildir. Bunu da idrak etmelidir insanımız artık. Sen belki 1 AVM'de bir fastfood veya lokantada senin yarın bir hastalıkta hayatını kurtarcak doktora yada ilacı bulacak insana o yemeği servis ediyorsun. Bu işleri "hayattaki görevleri paylaşım" olarak görmemiz lazım. Ne bu böyle "tuvalet temizliyordun" diye aşağılamak? Burada tecavüz ede ede öldürüyorlar çocukları sen ne diyorsun? Burada doğrayarak, yakarak, silahla vurarak öldürüyorlar anneleri, kadınları, doktorları, insanları.

Neticede işini iyi yapan herkes işini yaptığı yere, içinde bulunduğu topluma ve kendi şahsiyetine DEĞER katar. Bu nedenle birçok insan vardır bilim adamı veya zengin iş adamı değil, basit bir iş yapar ama mutludur. 

24 Temmuz 2024 Çarşamba

Haydi çocuk yapalım! Bir çocuk yetmez üç çocuk yapalım!..

 Çocuğunuzun "normal" olduğunu gösteren 3 temel işaret... 

 1. Sabahtan akşama kadar yaramazlıklar yapan bir çocuk anne-babasına göre normal olmayabilir; fakat gerçekte ise çocuğun bu hali normal olandır!.. 

2. Sürekli itiraz eden, kendisini ve düşüncelerini savunan, neyi ne zaman yapmak istiyor ise onu yapmak isteyen bir çocuk; hiçbir anne babanın işine gelmez. Aslında böyle bir çocuk özgüvenini ve kendisine ait düşüncelerni geliştiriyordur.(Eh eğer çocuklarınızla gün boyu birebir siz ilgileniyorsanız diyelim. Bazı aileler çocuklarına özel dersler aldırabiliyorlar. Spor, müzik vb. öğretmenleri onlarla ilgileniyor günün büyük kısmında) 

3. Akşama kadar bağırıp-çağıran duygu ve düşüncelerini, günlük aktivitelerde hislerini yüksek sesle dışavuran bir çocuk; ebevenylere zor bir çocuk gibi hissettirir; fakat bu durum çocuğunuzun gelişim sürecinin daha sağlıklı bir şekilde geçirmekte olduğunun işaretidir. Şunu unutmayın ki Dünya'ya getirdiğiniz bir ruh ve bir insan, bir şahıs ve onun bir karakteri olacak. Sizler de zamanında çocuktunuz. Bizzat siz bugün size zor günler yaşatan çocuğunuz gibi bir çocuk olmamışsanız bile etrafınızda sizden farklı çocuğunuza benzer çocuklar muhakkak görmüşsünüzdür. Çocuğunuzun gelişim sürecinde ona eşlik etmeye çalışın. Onun duygu ve düşüncelerine engel koyup gelişen karakterini ezmek için uğraşmayın!.. Elbette ki aşırı durumlar da olabilir, bu gibi durumlarda bazen çocuklar ilgi istiyor olabilir. Bazı durumlarda ise bir sorun olduğuna işaret edebilir tabi ki. Fakat günlük hayatımız bizi zorladığında çocuğumuzun bizim hayatımızı daha zorlaştırdığını düşünmeden önce ebeveyn olarak kendi günlük yaşantımızı da bir gözden geçirelim. 

 

Benim çevremde gördüğüm kadarı ile insanlarımızın ölçü ayarları da kaçmış. En basitinden bir yerde yemek yiyorsunuz, o gün yaşadıklarınızdan dolayı ve/veya eh iyi de bir para ödediyseniz, yanınızda da sizi mutlu eden birileri var ise yemeği aşırı överek "Çok güzeldi, harikaydı, müthişti" gibi aşırı yüksek ölçümler ile ifade edebiliyoruz. Benzer durumları satın alınan bir üründe yeni aldığımızda da yaşarız. Çünkü genelde alış-veriş de insanı mutlu eder, hele ki para biriktirip bir süredir almayı planladığınız bir şeyi aldıysanız... İşte böyle durumlarda da alış-veriş sonrası yaptığımız erken ürün yorumlarında da ayarsız ölçümlerimiz ile çok yüksekten ifadeler kullanıp "Harika bir ürün, yıllardır almadığıma pişmanım, şiddetle tavsiye ediyorum" gibi ifadeler kullanabiliyoruz. Anne-babalar da çoğu durumda kendilerini kültürel ve dini öğretilerin de etkisi ile çok yüksek bir konumdan çocuklarına bu perspektiften bakıyorlar. Kendimizi de çok abartmadan, çocuklarımızın yaramazlık ve itirazlarını da çok abartmadan daha ayarlı bir bakış açısı ile olayları ölçmemizi öneriyorum. Şunu da kabul ediyorum, günümüz ekonomik koşullarında çalışan anne-baba biraz da zeki, aktif bir çocuğun zorlayan şartlarında benim buradaki sözlerim hakkında "Sen ne bilirsin yaşadıklarımızı?" şeklinde tepki gösterebilirler. Ben çocuğa ebeveyn şiddetinin kabul gördüğü bir dönemde büyüdüm. Aşırıya gitmedikçe ebeveynlerin fiziksel, sözlü şiddetinin eğitim açısından uygun olduğunu ve uzun yıllar çevremde ve kardeşlerim üzerinde uygulandığını yaşayarak büyüdüm. Yaptığımız ne büyük kusurdu? Örnek vereyim, annemiz işten gelmiş, yemek yapmış ama o yemeğin tadını sevmiyoruz mesela ve nasıl sözlü şiddete maruz kalıyoruz! Birkaç sene sonra bu çocuk sırf annesini mutlu etmek için, sözlü veya fiziksel şiddete maruz kalmamak için sevmediği halde bu yemekleri yemek, istenen şeyleri yapmak zorunda kalıyor. Çünkü çocuk huzur ve ebeveynleri tarafından onaylanmak ve onları mutlu görmek istiyor!.. İlerideki yıllarda ise bu çocuk herhangi bir mobbing olayında, kendinden makam veya yaş olarak yüksek konumdaki bir insanın benzer şiddetine maruz kaldığında iş ortamında veya arkadaş ortamında, okulda istemediği halde bağzı saçma sapan şeyleri susup kabulleniyor! İşte bugünlerde koskoca kadınların-adamların aklınızın almadığı saçma sapan şeyleri nasıl kabul edip yaptıklarını sorup cevap bulamıyorsunuz ya? Onlar işte böyle ortamlarda çocukluk yaşamış insanlar olabilirler. Yine burada "olabilirler" diyorum. Ölçümü koyuyorum "Kesin benim dediğim gibi böyle ortamlarda büyümüş çocuklardır" diyemem, diyemeyiz. Çünki her çocuğun(insanın) bir arkadaş yada iş yerinde vs. denk geldiği aydınlatıcı bir insan sayesinde uyanış yaşama ihtimali de var olduğu gibi hayatını karartan birileri ile karşılaşma ihtimali de var. Hayat-yaşamak her an büyük rizkleri de taşıyor önümüze, yani çok güzel bir çocukluk gelişimi geçirmiş bir genç hayatının başka bir döneminde yıkıcı kırılmalar yaşamış da olabilir. Yargılamadan önce anlamaya, mümkün ise dinlemeye, öğrenmeye ve sonra bir kişi hakkında ölçüm yapmaya çalışmak en güzeli. Hepinize güzel günler geçirmenizi dilerim...

16 Temmuz 2024 Salı

ve geldik 50 senenin sonuna !..

Yarım asırlık yaşamımda hayatta kalma başarısını gösteren Annem ve Babam'a öncelikle teşekkür eder, saygılarımı sunarım... Bunu ayrı bir yere, şöyle önemli ve üst bir köşeye koyayım ilk önce. 

Bildiğim bazı arkadaşlarımın anne yada babaları benim yaşıma gelmeden çok daha önce ya hayatlarından çıkmış başka yerlere gitmiş yada vefat etmişler. Ben bu yönden çok daha şanslıyım. 

Zaman zaman annemden şöyle şeyler duyuyorum "Ben ölünce beni çok ararsın" bazen de "Geçen bir video gördüm çocuk anasının mezarına gitmiş ağlıyor, anne neredesin konuşacak kimse yok diyor". Şimdi bir ebeveyn ciddi bir sağlık sorumu olmayan 50 yaşını bitirmiş bir evladı için "Ben olmazsam bu salak yaşayamaz" diye bir duyguya sahip ise %100 başarısız bir anne-babadır. Ayrıca böyle şeyleri evladına söylemesi de bana göre hakarettir, aşağılamadır. Şöyle ki bu demek istiyor ki "Be aptal, ey beceriksiz ben olmasam sen yaşayamazsın" ! Gerçi ben bunu sözlü olarak veya ima edilerek yaşadım bu 50 yılın 40'ını. Bu düşünceye sahip olmak nasıl bir duygu halidir acaba? Neden bir anne 50 yaşına gelmiş oğlunu aşağılar, zavallı, beceriksiz bir göz ile görür? Benim de oğlum var üstelik benim yaşımın yarısına bile gelmemiş olduğu halde annesi ile birlikte ve tabi ki öğretmenleriyle arkadaşlarıyla birlikte oğlumun iyi yetiştiğini düşünüyor, hissediyor ve görüyorum. Yaşından eksik yapamadıkları yada abartabileceğim kadar yaşından büyük işler yaptığını söylemiyorum. Öyle bir bakış açım da yok. Niye bir insan önce kendisi olmaz da ürer ve tüm olmamışlık hali ile ürediği çocuklarına bütün ham, olmamış, eksik, yanlış bildiklerini zorla, hakaretlerle, şiddet ile, dayak ile öğretir ve bir de yıllar sonra karşısına geçip de kendisi ile hala bur şekilde seni acizmişcesine bensiz yapamazsın manasında aşağılar? Bu neyin böbürlenmesidir, neyin büyüklüğüdür? Ha yani bu da aynı şey, şu hikaye "Bilmem kim de olmasa Türkiye yıkılır, Türkiye kalmaz" bunun küçüğü işte, o kadar olamamış da bizimkisi de kendisini "Aile" çapında ailenin temel taşı ana kolonu gibi görüyor herhalde. E ne anladık senin O çok kızdığını söylediğin karaktere kızmandan? Hiçbir farkın yok. Zaten yok da bunun farkında değil. Bazen gösteriyorum ama o kadar gidik ki bunu görecek gibi olduğunda korkup bu sefer saldırarak konuyu rezilliğe devirip kaçıyor. Büyük ya ! Yani yaş olarak büyük ama hiç büyümemiş. 

Gelmiş bana 2024'ün cehennem sıcakları bir Temmuz gecesinde işte bilmem kimin dedikleri yalan imiş de ama niye işte kimseler de bu yalanlara rağmen bişey yapamıyormuş. Bunun üzerine şu hikayeyi anlattım, 

Muaviye'nin dişi deve olayı


Bana yıllarca yaptığım yada düşündüğüm her konuda aşağılar bir tavırla "Hııı evet bunca insan yanlış yapıyor/biliyor bir sen doğrusunu biliyorsun" diyen birisidir ayrıca kendisi. Bu hikayeyi anlattığımda anladı belki bilemem ama anladığını düşündüğümde de buraya da hafiften hatırlatma babında dokundum ve dedim ki "Ya, işte öyle herkesin dediği doğru oluyor, sen ben yapmadım diye yırtınsan da herkes senin için yaptı der ise yapmışsındır değil mi?" ! İşte böyle bir olmamışlık ile 50 sene geçirdik. 

Bugün ben nasıl şunun farkına varabiliyorsam, "Annem ve babam benim Dünya'ya gelmeme vesile olmuşlar, beni koruyup(nelerden o da şüpheli-bkz dip not),doyurup büyütmüşler. Yapabildikleri kadarıyla doğru bildiklerini bana öğretmişler." İnkar edilemez fiziksel gerçekler bunlar. Ben de baba oldum ve bu fiziksel gerçeklikleri yaşadım. Öyle ki bu fiziksel gerçeklik insanın evladı olduğunuda bir süre kendi gelişimi duruyor ve kendisi için yapacaklarını yapmayıp bütün imkanlarını evladına veriyor. Bu öncelikle müthiş bir "ZAMAN". Fakat ben sanmıyorum ki evladım için istediğim şeyleri yapmadıklarında onları garip ve aşırı duygusal şantajlar ile yaşamak istediklerinden ve yapmak istediklerinden alıkoymaya çalışayım. (NOT: Sağlıksız şeyler karşısında yapılabilir böyle şantajlar ona kabulüm, misal alkol bağımlısı bir çocuk oluyor ise "Git tedavi ol yoksa hakkımı helal etmem" derse bir anne haklı görebilirim çünkü ya kendi ya başkalarını da öldürebilecek durumlar doğabilir). Fakat biz o kadar gereksiz ve ufak olabilecek ve hatta bir kişinin kişilik gelişiminde kendi karar verip, o yolda yürüyüp, yaptıklarının sorumluluğunu taşıyacağı konularda bile böyle ebeveyn tarafından duygusal şantajlara maruz kaldık ki sanki kendileri mükemmel insanlarmış da, hiç hata yapmamışlar da bizi de hata yapmayan mükemmel çocuklar olarak yetiştirebileceklerine inanıyorlar, onları dinlersek mükemmel mutlu bir hayatımız olacağına inanıyorlar! Bu annelik-babalık olamaz. Git bir kil al, oyun hamuru al onu yoğur falan erkek mi kız mı ne istiyorsan ondan yap elinin altında dursun, zamanla beğenmediğin bir yeri olursa ıslat yumuşat uzat-büyüt-eğ-bük mutlu ol. Anne-babalık zihinsel engeli olmayan bir insana 50-55-60 sene hayatındaki kararlara gerektiğinde duygusal şantajlarla müdahale etmek değildir. En normal gününde bile işte böyle "Ben olmasam mahvolursun, yaşayamazsın, sürünürsün" anlamına gelebilecek ifadelerde bulunmak değildir. 

Benim en çok şaşırdığım durumlarımızdan birisi de benim bunu yıllar önce idrak etmiş olmama rağmen ve kendimi çok bilgili, eğitimli, feleğin çemberinden geçmiş biri olarak da görmememe rağmen fark etmişim ama benden 20 sene büyük olan ve bütün bu tavırları ile benden çok daha bilgili, tecrübeli, zeki ve üstün olduğunu iddia eden anne-baba konumundakilerin farkında olamamaları nedendir? Bu düşünceme, soruma bulduğum cevaplar var aslında. Şöyle ki, düşünmek ve akıl etmek neticesinde ne kadar çok bilmediğini fark edip de bilmek için çaba göstermek gerçekten uzun emek isteyen bir iştir. Bizimkiler bunu değil de hayatın fiziki hamallığını, ezberlerini ve tekrarlarını yüklenmeyi tercih etmişler böylece mal varlığı olarak sadece benden önce gelmiş olmanın avantajı ellerinde varken benim gibi evlatlarını bu mal varlıkları ile bile dövmüşler! Toplumumuz bu hikayelerle doludur, çok da şahsi ben anlattığım için benim başıma gelmiş gibi görmüyorum bu durumu bu yüzden. Yaşamın ezberlerini kabul ederek de düşünmek için beyinlerini kullanmamışlar. Onlar için "Ben çocukken, ben delikanlıyken, ben iş hayatımda... şu şu şunlar bana yapıldında gönlümün kırıldığını, kendime insanlık dışı muamele yapıldığını, çok yaralandığımı hissediyordum öyle ise ben bunları canımdan çok sevdiğim evlatlarıma yapmayayım, benim annem bilememiş gördüklerini tekrar etmektir zannetmiş bana uygulamış ama ben farkına vardım bu hatanın" diyememişler diye düşünüyorum. 

Ayrıca insanlar her kim olurlarsa olsunlar, hani kolayından farkı anlatmak amacıyla şimdi kullanacağım makamsal konum belirteçleri, işte misal Profesör bilmem kimin oğlu çok eğitimli ve bilgili olduğu için evladına her türlü baskı ile istediğini yaptırmakta haklı bir ebeveyndir çünkü o çok bilgilirid ama ilkokulu bitirememiş çıraklık yaparak koltuk döşemecisi olmuş benim babamın bana bildiklerini zor ile kabul ettirip doğruları bunlardır diye beni istediği gibi bir yaşama zorlamaya hakkı yoktur diyemeyiz. Her ikisinin de böyle bir zulüme hakları yoktur. Bunun farkında olamayıp ebeveyn görevlerini aşırılığa taşıyıp evlatlarımızı ve dolayısıyla toplumumuzu ezilmiş ve kırılmış ruhlu bir toplum yapıyorlar. Bu nedenle de toplumumuz buna benzer liderlere kolayca kapılıyor olabilirler hatta. Hatta bunun temelinde benzer bir korku yatıyor bile olabilir. 



Dip Not :
Bazen evladınızı korumak için evladınızın sosyal çevre ile uyumlu olması onun yaşadığı çevre tarafından yabancı görülmeyip dışlanmaması ve düşmanlaştırılmaması için evladınıza yanlış da olsa yaşadığınız toplumun kurallarını, kültürünü, dilini öğretirsiniz anne-baba olarak. Bunu da anlıyorum ama mesela günümüzde bazı farklı dilleri konuşanların bunları unutmadıklarını da görüyoruz. Bu hassasiyeti onlar dil konusunda yeni nesillerine aktarabilmişlerken bazıları bunu yapmamışlar, bu da bana ebeveyn korumak amacıyla bazen de bir evladı zehirleyebilir veya tümüyle kişliğini mahvedebilir/silebilir! durumlarının yaşandığı gerçeğini gösteriyor.



10 Haziran 2024 Pazartesi

Arabeskten Pop müziğe 70lerden 90lara gelmişinden geçmişine epistemolojik kopuş

 insan ve bütün memeliler oyun oynayarak ve taklit ederek öğrenirler ama nedense bize hep büyürken oyun oynamamamız ve taklit etmemizin de ne kadar çok ayıp olduğu söylendi ve yapmamız engellenilmeye çalışıldı hem de kimler tarafından? 

Mutluluğunu elinden almak isteyen annen ve baban ! 

🤩🤣 Bir de bunlar hala karşımıza çıkıp da "Bizim zamanımızda böyle değildi" diye sözüm ona kendi halleri ile övünüyor. 

Bir tanesi geçen gitmiş bir gavuristan memleketine şikayet ediyor "Çocuğumun dinlediği müzikten hiçbirşey anlamıyorum" diyerekten. Aklıma anne-babamın dinlediği müzikler geldi o an, mesela bir tanesini söyleyen özellikle belirteceğim LGBT'nin en eski Türkiye ana bayilerinden de birisi olan Bilen Ters Oy tarafından seslendirilen "Gö_ler kan ağlıyordu ben doğdum diye" falan şeklinde sözleri olan bir arabeks idi. Bir başkası da Ali Han mıydı O, diyordu ki "Bu kadın neden ağlıyor" şarkısında. Müslüm'ün konserlerinde jilet vakaları zamanlarında işte müslümün albümleri. Yani sanki ben sizin dinlediğiniz müsiği anladım da çok mu iyi oldu? Çok şükür ki sizi dinlemeyen gençler sağ-yesinde Komedi Dans Üçlüsü falan, ne bileyim Sez an Ak Zoo gibisinden efenime sööliyim Moğollar, Barış Manço'lar, Erkin Koray'lar (Burada da "Moğollar" diye başlayınca nedense otomatiğe bağlıyorsun ve peşinden sıraladığın birinci tekil şahısları da +lar +lur + lör diye çoğullaştırıyorsun... Hiç yakıştıramadım!.. 

 

Velhasıl = Well hazel 

Deme kist iyorum ki ne? Evvelsi gün yolda yürüyen 3 adet 60'lık adamın tesadüfen önüme düşmeleri sonucu duyduğum sohbetlerinden de anlaşılacağı üzere diyorlardı ki "Biliyor musun, Fatih Sultan Mehmed'in de annesi Kastamonu'lu imiş?" ve bunu duyan yanındaki arkadaşı da e okumuş etmiş adam tabi bilmemesine imkan yok ve şöyle dedi "Evet, evet" ! Ben ki yıllar boyunca ilk, orta, lise'ye kadar okumuş bir 40'ındalık olarak herşeyin farkında olduğumu zan eder iken o an bir uyanış yaşadım. Ya bana okul hayatımda öğretilenler yanlıştıysa? E, evet ! Sosyal medyada görmesem bu padişahların annelerinin isimlerini kaç nesil benim okulda aldığım eğitimde hiçbir padişahımızın annesinin isminin ve nereli olduğunu öğrenememiştim. Ne ise ki Facebok ve/veya twitter youtube gibi gavur yayınlarına inanmak konusundaki şüpheci yaklaşımım sayesinde ben önümde yürüyen bu 3 aydın kişinin dediklerine inanmayı o anda tercih ettim ve aydınlandım. Fakat hızımı keserek "Bu kadar aydınlanma yeter, bu ermiş kişiler şimdi bir de düz Dünya ve uzaya aslında hiç gidilmedi konularına da girerler ise ömrümü birkaç yalan ile tüketmişim" diye düşünür ve depresyona girerim korkusu bütün auroramı sardı ve işte o an adım sesleri gittikçe daha az duyulur oldu, renkler soluklaştı ve görüntü flulaştı. 

 

Hayat her gün yeni şeyler öğretmek için bizi beklerken her gün yaşamaya değer!

Kendinizi sevin, okşayın ! Fazla da abartmayın 😁 

 

NoT: Tüm hakları saksızdır hatta anglisaksondur saksozdur mitozdur mayozdur 

29 Mayıs 2024 Çarşamba

Toplumun tercihleri ve cehennemde kazanı başında zebani olmayan bir toplum olma nedeni

 


https://www.youtube.com/watch?v=BbrGx08df3M


Bizim toplumumuzun çoğunluğunun tercihi yüzünden seviye hep aşağı düşer. Çünkü çoğumuz tercihlerimizi "kendimiz gibi" lerden yana yaparız. Yapacağı iş, sanat konusunda iyi eğitim almış kişilere karşı kıskançlık hissi duyarız, bu aslında eziklikten gelir. Bu ayrıca "haset" duygusunu da doğurur. Fakat eğitimsiz ve hatta birçok kez düşe-kalka bir yerlere gelmiş olanlar, hatta rezillikler yaşamış olup ama maddi güç ile bu rezilliklerden de sıyrılmış olan, maddi güç ile bir nevi "zor" kullanarak da bir yerlere gelmiş olanları daha çok sever çoğunluk. Çünkü bu kişinin de kendisinden üstün olmadığını, aslında aynı rezil seviyede olduğunu ve sadece para kazanmanın yollarından birisini bulup bu durumda olduğunu bilir. Böylece O kişiye karşı çok hased hissi duymaz, rahat hisseder.

26 Mayıs 2024 Pazar

Teknoloji ve ölümden sonraki yaşam imkanlarına alternatif hayali dünyalar!

 

Herşey güzel de konuştuklarınız hep yazılanların kendinize göre kabul ettiğiniz sınırlar çerçevesinde yorumlamanızdan ibaret. 

Neden daha özgür bırakamıyorsunuz düşüncelerinizi? 

Sonuçta bu bir sohbet, bilgiler ışığında daha ileri yürümek gibi bir şey değil mi? 

Yani bu sohbet bir bakıma jimnastik gibi. Sözleriniz bir karar veya teşhis değil. Öyle ise daha öteye gidebilirsiniz. Tamam daha geniş çerçeveli alıyorsunuz konuları ama hep aynı sınırlar içinde oluyor. Belki son 10 senedir takip ettiğim şeylerin az/çok kapsamında olan şeyler. 

En nihayetinde "normal" bir insan belli bir yaştan sonra ne istiyor? "Normal" insan? Benim gördüğüm kadarı ile 1.kimseye yük olmamak 2.acı hissi duymamak 3.temel ihtiyaçlarının karışanması (yiyecek, giyecek, barınak ve hadi cinsel dürtüleri de katayım bedenliliğimizden dolayı şu an için). 

Belki, 4'üncü madde olarak da "insan sosyal bir varlıktır" diyebiliriz belki ama ben bundan şüpheliyim. Çünkü insanların birlikteliği "çoğunluk olamarı her zaman sapmalara yol açmış. Dolayısı ile günümüzde yaşanan teknolojik gelişmeler yapay zeka, robotlar, drone'lar sanal iletişim ortamlarında avatarlarımız ile insanlarla sosyalleşmeler. Bence belki de bütün bu hikayeler aslında tıpkı yüzüklerin efendisindekine benzer eski+daha eski insan hayali kurgular olabilir. Hani "Ben sanki gelmiş geçmiş en zeki yada en iyi hayalperest ve kurgu yazarı mıyım?" Yani , benden çok daha iyileri binlerce yıl önce de yaşamış olabilirler. Yukarıda saydığım kabaca "iyi insan olma" adımlarına ulaşmak bana göre bu en eski sistemlerde bile var olan bir ulaşılacak hedef. 

Onlar "Yapay zeka" ve "Yapay zekalı ROBOT" lar hayal edememiş yada hayal etmiş ama bunu o zamanın insanlarına anlatamamış olabilirler. Bize nasıl anlatılıyor mesela kabaca ana hatları ile "Bir yaratıcı var, görüp bildiğimiz ve göremeyip bilemediğimiz de herşeye hakim olan gücü yeten. (Mantıksal not: Yaratıcısı olduğumuz birçok şeye gücümüz yetmiyor, en azından kendi çapında yaratıcılık eseri olan bir yağlıboya tablo yapan bile tablosunda eksik yada kusur gördüğünde kolayca düzeltemiyor. Düşünce, plan ve uygulama süreci var. Biz buna evrim diyebiliriz belki!) Eskilerin düşüncelerinde hayallerindeki cennette bir insanın cennetinin her istediğinin olduğu, ona hizmet eden bir çok varlığın olduğu bir kişisel yapay ortama benziyor. Dini inançlar aslında insanları Dünya ve 5 duyu ile sınırlandırılmış bu bedensel yaşamdan çok farklı bir yaşama hazırlamak için anlattıkları ile bizim zihnimizi açmak istiyor gibi değiller mi? Tabi çoğu dini Dünyevi avantajlar için kullananlar her dini inananlarını korkutup günahlarından kurtulmaları, af dilenmesi veya belirtilen ibadet biçimlerine uyarak ölümden sonraki yaşamlarının rahatı için aktiviteler yapmalarını söyleyerek kendilerine bir sürü laf kalabalığı ile sosyal + politik ve maddi yüksek makamlar kurmuşlar. Mesela "Allah ile kul arasına kimse giremez" cümlesindeki durum da benim açımdan böyle bir duruma işaret eder. Giremez ama kul eğer aklını kullanmaz ise buraya aracı sokabilir. 

Yukarıdaki paragraflardan birisine gönüş yapacağım. Cennette mesela bize hizmet eden varlıklar olacak ise orada da köle, işçi, efendi vb. gibi sosyal sınıflar mı var olacak? Peki bir köle hangi haklı gerekçe ile hizmet ettiği efendisinin yerinde olmamayı kabul eder ve bunun memnuniyeti içinde cennet denen yerde ebedi yaşamını sürdürür? Yoksa burada anlatılan alem aslında öldükten sonra tamamen zihinsel ortamda bireyin kendi kapasitesine özel dizayn edilen (ve ama esnek) sanal özel alemlerden birtanesi midir? Bunu bu ölmüş insanın zihnine sunan da yapay zeka gibi bir şey midir? Yapay zekayı çok iyi idrak edemiyorsak bunu Matrix filmindeki insan çiftliklerinde makinelere bağlı rahim benzeri hücrelerde yaşayan ama kendilerini cennet gibi bir alemde yaşadıklarını düşleyen insanlar gibi de düşünebilirsiniz. 

 

 

 

 

13 Aralık 2023 Çarşamba

Gıda ışınlaması ile gıdalara uygulanan radyasyon hakkında detalı bilgi !

 Gıdalar uzun zamandır ışınlanıyor. Belki siz bunu "Yeşermeyen soğan" ve tohumlarını ekince bitki büyümeyen biberlerde falan rastlamış olabilirsiniz. İşte bu olay nedir ? 

EvrimAğacı detaylı bilgiler paylaşmış. Aslında bu linki burada paylaşmamın amacı kendime arşiv yapmak :)

 

https://evrimagaci.org/gida-isinlama-teknolojisi-besinleri-kontrollu-bir-sekilde-iyonize-radyasyona-maruz-birakmak-onlari-daha-guvenli-ve-saglikli-hale-getirebilir-mi-10031

 

Önemli bilgiler...

7 Kasım 2023 Salı

Memleket, toprakların, fabrikaların vs. hep satılmış da haberin var mı ?

Bugün Türkiye'nin sektördeki lokomotif kurumlarından Yıldız Holding ve Ülker Grubu borçlarını ödeyemediğinden dolayı %51 hisselerini İngiltere'ye sattılar.Bakın arkadaşlar son bir yılda tam 12 Bin Türk Firması ülkedeki faaliyetlerini durdurarak yatırımlarını yurtdışına kaydırdılar.Yine son bir yılda ihracat ve ithalat yapan tam 16.000 Türk Firmasının toplam dış borcu 350 milyar dolara çıktı,oysa 10 yıl önceki dış borçları ise sadece 30 milyar dolardı.Ayrıca yine son bir yılda 102 Bin Türk Şirketimiz iflasını açıkladı,210 Bin küçük esnaf ve işletmemiz ise ticari faaliyetlerini durdurarak kepenklerini kapattı.15 yıl önce ülkemizdeki banka hacizinden kaynaklı dosya sayısı 6 Milyon iken bugün bu rakam 25 Milyonu aştı.Şimdi önümüzde bizi bu yıl sonuna kadar ödememiz gereken 210 Milyar dolarlık bir dış borç faizi bekliyor,henüz 5 ay geçmesine rağmen bütçe açığımız 50 Milyar dolar,ayrıca birde bu yıl sonuna kadar ödenmesi gereken memur,emekli ve sosyal yardımlar için yaklaşık 40 Milyar dolarlık bir bütçeye daha ihtiyacımız var.Kısacası acil 300 Milyar dolar bulmamız gerekiyor.Yalnız geçtiğimiz yıla kadar başta Karadeniz ormanlarını satın alarak ülkemize sıcak para sokan Katar artık ülkemizden toprak satın alımını durdurdu,çünkü burada inşaata uygun coğrafi özelliklere sahip denize yakın bir ormanlık alan kalmadı artık.Dolayısıyla ülkenin yüksek para değerine sahip herhangi bir milli varlığı da kalmadı,işte bu yüzden Başbakanlık Özelleştirme Dairesi de kapatıldı sevgili arkadaşlar.Hükümetin şu andaki tek geliri ise halkı borçlandırarak bankalardan kazandığı faizler ve gıda,yakıt gibi yüksek zamlı ürünlerden alınan vergilerdir arkadaşlar.Fakat gelen bu para sadece devlet kurumlarının masraflarını karşılayacak kadardır,borçları ödeyecek kadar değil !.. Nitekim Rus doğal gazını Karadeniz'den geçirerek Avrupa'ya taşımak amacıyla alınması gereken 400 Milyon dolarlık bir bütçeyi dahi ülke olarak kasamızdan çıkartamadık,Rusya Dünya Bankasına kefil oldu ancak o şekilde zar zor kredi alabildik,düşününki ülkemizde teminat gösterebileceğimiz 400 Milyon dolarlık bir milli varlığımız dahi kalmamış !... Velhasıl seçimlerin bir an önce yapılmasının asıl sebebi de bizleri bekleyen bu ekonomik krizden önce AKP'nin son çıkış yolu olmasıdır,çünkü son kalan şeker fabrikalarından gelecek olan para bu seçimlerde kullanılacaktır.Şimdi turizmden de herhangi bir gelir beklemeyin,malum yanıbaşımız Rusya'da tam turizm sezonu ortasında Dünya Kupası Şampiyonluğu yapılıyor ve bu büyük kitleleri çeken organizasyon yaklaşık iki ay sürecek !... İşte bu istikrarsızlıklardan dolayı kesinlikle borçlanmamanız gerekiyor,özellikle banka borçlarından uzak durmanız son derece önemlidir.Çünkü borçlarınıza enflasyona göre zam yapılır,şu an ülkemizdeki %19 seviyesinde olan kredi-borç faizleri bir anda %700 seviyelerine fırlayınca inanın nefes dahi alamazsınız !.. Bakın ülkemizin ticari başkenti İstanbul Şehiridir,fakat bu şehirin yollarında gezen araçların tam %70'i bankalar tarafından kredi hacizlidir,ödeyemediğiniz taktirde el konulur,ayrıca olmayan aracınızın borcu da yine size kalır.Aynı şekilde gayrimenkullerde böyledir !.. Ben Yunanistan ekonomik krizini yakından bilen birisi olarak size sadece iki kelime söylemek istiyorum ''SAKIN BORÇLANMAYIN !''... Yunanistan şanslıydı arkasında Avrupa Birliği vardı,limanlarından fabrikalarına kadar kendi milli varlıkları vardı,tarım ve hayvancılık ihracatıyla,yüksek turizm cirosuyla kendisini kurtardı üstelik nüfusu da azdı.Fakat Türkiye'nin malesef böyle artıları yok arkadaşlar,bu sebepten sizin,ailenizin ve iş yerinizin daha uzun ayakta kalabilmesi adına üstüne basa basa tekrar söylüyorum ''SAKIN BORÇLANMAYIN !'' ...

Yazan: Barış Balcı

6 Kasım 2023 Pazartesi

Geçmiş karşımıza insanların içinde "3 çocuk büyütmek çok zor" diyor bir de!

 Sanki 6 kere hamile kal, 3'ünü canlı doğur, bir de 3 erkek doğurdum diye sosyal çevrede zamanında topluma şov yap diyen oğlundu, öyle mi ! E peki şimdi niye geçip karşımıza "3 çocuk büyütmesi çok zor" diyorsun. Biz yaptık mı? Biz çocuktuk, sadece kendi yaşadıklarımızdan ve özellikle de senin "1 çocuk daha yapın" diye aptallığını bize de bulaştırma çabalarına rağmen bizzat hayattan aldığımız kişisel dersimiz ile 2-3-4-5 çocuk yapmanın bir başarı olmadığını, ne anne-baba ve ne de çocuklar için asla bir başarı olamayacağını öğrendik çünkü. Eee peki sen niye öğrenmedin bunu? Şimdi buna da bahaneler bulacaksın. Sanki ortaçağda yaşamış gibi "bizim zamanımızda böyle şeyleri bilmiyorduk" gibi laflar ediyor. 

 

Peki neden çocukların suçlular? Sizi birşeylere inandırıp kurban olarak vermeniz için kendinizden daha çok "köle" üretin diye beyninizi yıkayanlara inandığınız için suçlu her zaman sizsiniz! Bundan zamane ....'ları gibi kaçamazsınız. Ürediğin için gurur duyuyordun ama zamanında. Sadece köle olarak ürettiğin kölelerinin sana kölelik etmediklerini gördüğünde ve etmeyeceklerini anladığında böyle döneklik yapıyor ve çocuklarınızı suçluyorsunuz işte!

 

Ben niye aynı bakış açısı ile 1 tek gün çocuğuma sizin çocuklarınıza ettiklerinizi etmedim? Ben üstün bir yaratık mıyım? Üstelik sizi dinleyen birisine göre ben çok kötü bir evladım, çok kötü bir insanım falan yani çünkü elaleme de çocuklarını böyle anlatıyorsun. Kendini yetiştirmemiş, gelişmemiş yazamayacağım rezil sıfatların yüzlercesini yıllar boyu benim için defalarca zaman zaman bana ve çoğu zaman da başkalarına benim hakkımda konuşurken söylemişsin ! Anne imiş, baba imiş vah be ne kutsal yaratıklar imiş ! Sanki bizi döven bunlar değildi çocukken. Neyse ki 16 yaşından sonra hacim olarak büyüdük de ancak kurtulabildik fiziksel şiddetten o da sadece!

 

Kendisini geliştirememiş, ayrıca büyüme çağında ruhen de derin yaralar almış, evlilik sürecinde de koca şiddetine maruz kalmış bu kölelerin hiçbirisi sağlıklı bireyler yetiştiremezler! Sakat ruhlar ancak sakat doğurdukları çocukların ruhlarını daha da sakatlaştırarak sakat bir toplum yaratırlar!

 

Siz bu ülkede her gün kaç kadının koca dayağına maruz kaldığını biliyor musunuz? Peki her gün kaç kız çocuğu anne ve babası tarafından sizce türlü aşağılama, hakaret ve dayak ile hemen her gün yüzleşiyordur? Bunlar da ileride işte annelerimiz oluyorlar. O evde her gün dayak veya rezil aşağılanmalar ile büyüyen o kızın abisi-kardeşleri de büyüyünce BABA falan oluyorlar. Bunlar da geçip karşımıza sanki müthiş huzurlu, bilgili, pedagog anne-babalar tarafından büyütülmüş insanlarmış gibi bir genç yaşadığı hayatı ve aile içi şiddet, baskı, insanlık dışı muameleleri anlattığında "anne-baba olmayan anlayamaz" diyorlar. Höttt ! Anne-Baba olmak senin insanlıktan çıkmanı, bir insana ki O "evladın" O'na insanlık dışı muamele yapmanı haklı mı kılıyor. Ne oluyorsun sen sex yapıp üreyebildiğini ispat ettiğin o evladın var diye onun üzerinde insanlık dışı herşeyi yapabilme hakkın mı oluyor. Evet, bir de bu var. "Dayak cennetten çıkmadır" derler ve döverler haklı da olurlar, kendilerini gayet de haklı bulurlar bu anne-baba denen hastalıklı türün birçok örneği! Böyle diyorum diye bana kızmayın. Vallahi gidin bir psikoloğa falan apaçık anlatın bu yaptıklarınızı bakın size ne diyecek. Anlatın böyle, "Ben çocuklarımı bilmem kaç yaşından bilmem kaç yaşına kadar dövdüm çünkü dayak cennetten çıkmadır, gücüm yetmediğinde ise iğrenç ve rezil hakaretlerim ile onları aşağıladım." sonra da iddia edin ki siz ruhen sağlıklı, aklen mantıklı düşünen anne-babaydınız da çocuğunuzun içine şeytan girmişti ne ise ki yıllar süren dayak ve aşağılamalarınız ile şeytandan kurtardınız çocuğunuzu! BRAVO !!!


He ya, çocuklar çok kötü... Anne ve babalar harika insanlardırlar. Anne-baba olmayan anlayamaz!

Ben babayım. Çocuk büyütmek kolay değil. Fakat zor diye de çocuğunuzu hayatınızı mahveden bir sorunmuş gibi bunu ona göstererek, bunun hıncını ondan çıkartarak yaptığın şey senin ne kadar kötü bir insan olduğunun kanıtıdır. Ben burada "Bakııın ben harika bir babayım" demiyorum. Bu lafları oradan algılamayın. Ben burada "Arkadaş anne-baba olmak sizi kutsal-ulvi bir insan üstü seviyeye falan çıkartmıyor. Sex yapıp ürüyorsunuz, olay bu kadar basit. Bunun yeryüzünde en ŞEN-Panze'den tut da kedi, köpek, koala, kanguru vs. her bir memeli bizim gibi yapıyor fakat hiçbirtanesinin evladına bizim gibi kötü davrandığını hiçbir belgeselde görmedim ben! Azıcık belgesel izleyin de hayvan olun hayvan, evlatlar ana-babalarından insan olmalarını istemiyor azıcık hayvan olun, yeter!

 

Yeri geldiğinde de O çocukları sosyal çevrende ve hatta Allah katında bile kendini yüceltmek ve övünmek için de kullanan sensin. Yahu ne kadar kötüsünüz var ya. "Çocuk yap Allah rızkını verir" dersiniz ondan sonra da yalanınız tutmadığı için gerçek hayatta çocuğunuzu normal şartlar altında yediremez, giydiremez, yaşatamazsınız! Bunun da suçunu çocuklara yüklersiniz. Hayatı sizin ile birlikte kayarken çocuğun siz kendinize göre hayatınızı planlarken "çocuk lan bu bunda beyin mi var ki" gibi yaşayarak çocuğa çocukluğunu da yaşatmazsınız. Üstelik de bunu en çok yapanlar da kendileri de çok zor koşullarda çocukluk yaşamış olanlardır!? 

 

Haa bu kadar mı? Değil !.. Sonra bir de üstün zekanız ile, üstün ruh halleriniz ile hepiniz bulunduğunuz insan çiftliklerinizde iyi/kötü sizi yönetenleri seçersiniz. Kendinizin ve evlatlarınızın geleceğini düşünerek. Sonra bir bakarsınız ki evladınız okurken, seyahat ederken vs. saçma sapan bir sebeple ölmüş. Aslında seçtiklerinizin yönetememe beceriksizlikleri yüzünden evladınız öldürülmüş. Farkına varabilen anne-babalardansanız eh biraz iyi. Kimisi var hala bunun farkında bile değil. Hadi yine burada size uyalım şimdilik ve diyelim ki "Eee kimin ne kadar yaşayacağını Allah bilir", yani mesela okulun asansörüne bakım yapılmamış, evladın da binmiş ve asansör köpmuş-düşmüş içinde evladın pelte olmuş ezilerek ölmüş, hiçkimsenin kusuru yok, Allah evladınıza bu kadar ömür biçmiş deyip geçeceksiniz değil mi? Bravo !.. Trene binmiş makinist işinin ehli değil yada tren raylarının bakımı yapılmamış, kaza oluyor evlatlarınız ölüyor hiçkimse kusurlu değil mesela! Hakikaten ya, kusurlu biri var ise O da senin o asansöre binen, o trene binen evladındır tabi , doğru YAA ! Peki, madem 20-22'sinde ölümüne sebep olacaksınız e bari bırakın da çocukluğunu yaşasın, olmaz mı? Yahu siz nasıl anne-babasınız? Anne-Baba olmayan anlamaz diyorsunuz. Siz nasıl unuttunuz çocukluğunuzu, size neler oldu böyle, işte söylüyorum olanı da bakma sen soruyormuşum gibi yazdığıma. Bütüüün suçu çocuğa at, zerre hayatından ders alma. Bu mu senin üstün zekan, işte dini inançlarının da sana öğrettiği yüce anne ve baba olma seviyen? Evlat olmak çoook ama çok zor. Ne dini inanç, ne sosyal çevre, ne de hiçbir yerde evladın kendisine kendisini "iyi" hissettirecek hiçbir cümle, söz, açıklama vs. ben görmedim. Vallahi garip ama bize bir tek bayram hediye eden bir adam var O da hiç gerçekten baba olmamış bir insan olan Mustafa Kemal Atatürk ! Bu da kendisini anne-baba diye öve öve göklere çıkartanlara, "anne-baba olmayan anlayamaz" diyenlere ibretlik bir ders olsun ! Beni organik annemden ve babamdan çok daha fazla sevdiğini gösteren ve bana en çok değer veren Mustafa Kemal Atatürk'e çok teşekkür ederim.

 

Geberesiye kadar dayaklar yediğini yıllarca bana anlatan bir anne... (Arkadaş manyak değil de nesiniz siz?) sıra kendisine geldiğinde (Üreme ve bu yol ile anne-baba olma sırası-fırsatı) çocukluğunda yaşadıkları sanki onu çok mutlu etmişcesine, Onun anne babasına öğrettikleri dini inanca göre "Dayak cennetten çıkmadır" ı aynen sıra kendisinde şimdi diye alıp benim üzerimde uyguluyor! ve bu çocuklara da buna rağmen bu insanlık dışı muameleyi yapan anne-baba'ya ölene dek borçlu olacaklarını anlata anlata bitiremiyorlar. Hadi yine biz şanssızlar içinde şanslıyız. Millet kızını zor ile istemediği adam ile evlendiriyor bir de. Bu toplum bunları yaşaya yaşaya kaç nesildir gidiyor da hala bu sapıtmış şeylerin peşine daha da manyakça takılıyor son yıllarda! 


 


. . .

 

 

 

 

3 Ekim 2019 Perşembe

Hiç Çocuk Sahibi Olmayan İnsanlar, Çocuklulara Göre Daha mı Mutsuz Oluyor ?

Eeeey gidi ey, sen şimdi bunu 3-5 çocuk sahibi olan 50-60-70'lerindekilere okut İntihar ettirir valla !..
. . .
Paralı , zengin işi çocuk. Kocaman evlerde, 1 yardımcı bir çocuk bakıcısı olunca tabi sen hayatını yaşarsın, çocuklu olmaktan da mutluluk duyabilirsin. Yoksa hayatın çocuk olduğu an buzluğa konmuş gibi. Hatta bitkisel bir yaşam bile 4 mevsimi senden aktif yaşıyor !..
Üremek yakında insanların terk edeceği bir olay olur bence. Yakın dediğim işte 2 nesil sonra. Üreyen çoğunluğun da zaten üreme sebebinin birbirini katletmek olduğu apaçık ortada günümüzde. Bugün dahi insanın üreme derdi aslında bizzat "Yaşlılığımda çocuklarım bana bakar" gibi olmasa da resmen devletler der ki 3-4 çalışan 1 emeklinin emeklilik masraflarını karşılamaktadır ! Yani insan türü bugün resmen kendini üretip evlatlarını sisteme köle-kurban edip dolaylı yoldan onların canıyla-kanıyla beslenme şeklinde yaşamaktadır !!! Hiç bir ebeveyn asla çocukları için öyle saçını-başını süpürge falan etmemiştir ! Yalanın en alasıdır ! Aksine her ebeveyn bizzat öz evlatlarını sisteme kurban etmiştir, zaten kurban etmek için üremiştir !!!

KAYNAK : 
https://seyler.eksisozluk.com/hic-cocuk-sahibi-olmayan-insanlar-cocuklulara-gore-daha-mi-mutsuz-oluyor 

Tabi şimdi yetişme tarzınız, inancınız, kültür dediğiniz bir sürü saçma ataerkil sosyal baskılar nedeni ile bu dediklerimi ve kaynaktaki verileri kabul etmeyeceksiniz, inkar edeceksiniz. Bu da normal. Çünki sizler bu toplumsal ve dini baskılarla formatlanmış, zihinleriniz buna göre şekillendirilmiş. Dolayısı ile de mesela çocuğun sünnet ediliyor, hiç gereksiz yere minicik bebeğin cerrahi operasyon geçiriyor ama sen bununla gurur falan duyabiliyorsun ?! Hal bu ki dininde böyle bir emir, zorlama yok ama işte toplumsal bir baskı sebebi ile aslında sen evladın için canını falan feda meda etmekten çok uzaksın. Hatta Mısır ve bazı Afrika ülkelerinde, Malezya'da mesela kadın sünneti de var !!! Orada kız çocuğu olan bir anne de mesela o çevrenin baskılarına ve inandığı müslümanlığa göre kız evladını sünnet ettiriyor !? Hani neden neyi nasıl yaptığını anlayabil diye bu örnekleri verdim. Dinin emretmiyor ama sen sosyal çevrede çoğunluğa uyup evlatlarını işte böyle feda ediyorsun. Hatta o toplum ve inancı evladını öldür dese öldürebilirsin ki zaten işte o toplumlardır bugün IRAK, SURiYE, LiBYA vb. gibi ülkelere teee kıtalar ötesinden askerlerini yollayıp insanları öldürtmek için o yöneten Trumph gibileri seçip bir de oralara yolladıkları evlatlarını işte sisteme kurban eden, sistem için evlatlarının binlerce kilometre uzakta belki de ömürlerince asla bilip tanıyamadan huzur içinde yaşayıp gidebilecekleri o insanları öldürten !? E hep de öldürmüyorlar tabi kendileri de ölüyorlar ?!