Sanal çağda sanal biri... Hacklenebilinen, virüs ve troyan'ların cirit attığı, kişilerin her türlü yalan, aldatma ve hileyi kullanabildiği bir ortamda biz neden bir yerlere üye olur iken gerçek bilgilerimizi veririz ! ? Gizli sorulara verilen cevaplarınızın doğru olmasındaki sorununuz nedir mesela ? Yoksa vereceğiniz yalan cevabı hatırlayamamak korkusu mu !.. Öyle ya yalan söylemek cesaret, beceri ve güçlü de bir hafıza ister. Yoksa foyanız çok çabuk ortaya çıkacaktır. Dürüst olmak kolaydır ve basittir ! O sebeple de toplumların geneli orta zeka seviyesinde olduğundan ( !!! ) yalancılık çok kötü bir şey olarak tanımlanmış, ahlak kuralları içinde sağlam bir yer edinmiştir. Fakat kurallar aşılmak için olagelmiştir insanın varlığından beri. Ancak bu kurallar yine toplumun genelini oluşturan orta zeka seviyesindekiler için kabul edilir olmuştur. Tabi onlara(kendimize) :) haksızlık etmeyelim. Bizim de kendi çapımızda aştığımız kurallarımız oluyor. Bu kurallar da en çok ikili ilişki, sevgi-aşk ve cinsellik konularındaki kuralları aşmak konusunda oluyor. Yani o da aslında zekamızdan değil kontrol edemediğimiz üreme hormonları-organları yüzünden !!! Yani bu da sayılmaz aslında ama sayalım bari yoksa durumumuz çok vahim.
Ne ise, işte eğer bir kaç siteye üyeliğiniz var ise hepsine doğum gününüzü farklı girdi iseniz bunlar size o tarihte dğum günü kutlama e-postası atıyorlar. Bir bakıyorsunuz doğum gününüz kutlanmış ummadık ve olmadık bir günde. Hem bir anlık sevinmece, hem bir anlık şaşırmaca, hem bir güzellik.
Ciddiye alanın kendi alınganlığı ve sorunudur !.. Hayatın bildiğim en şüphesiz dersi "Ciddiye alır isen seninle bir güzel dalgasını geçer, dalgaya alırsan da seni çok ciddiye alır" !!!
10 Kasım 2013 Pazar
5 Kasım 2013 Salı
Katılım, ekleme, interaktif şiir bulamacı !..
Şiirin sahibini aramadım. Facebook'ta birisi paylaşmış. Ben de neden olmasın dedim...
-
HAYAT;
- Benden katılım -
HAYAT ;
Bazen seyretmektir geçip giderken birilerinin hayatları film şeridi gibi önünden !..
...ve aslında Hayat hep bayattır ! :p
İlk kez yaşadıklarını insanlık binlerce kez yaşayıp cilt cilt kitaplara dökmüştür.
...ve sen çıkagelip her şeyi yeni keşfediyormuş hevesi ile bir de mısralara döşenip keşfini paylaşmaya kalkarsın ! Hatta coşku ile belki :)
O ise boy boy niceleri usulca uzanmaktadır... HAYAT'tan alabildiği kadarı ile derslerini alıp teneffüse çıkmış olanlar ;)
HAYAT : "Haa Yat" tır, yatırır :)
________ Şimdi(05.11.2013 - 13:50) by Ciddi Biri ______
-
HAYAT;
Seni kaç kişinin aradığı,
Kiminle çıktığın ya da evli olduğun değildir.
Kimlerin seni sevdiği,
Hangi sporu yaptığın da değildir.
Hayat;
Ayakkabıların, saçın, derinin rengi de değildir.
Nerede yaşadığın veya işin de değildir.
Girmeyi başardığın okullar da değildir.
Hayat;
Notlar, para, üniforma, beyaz önlükler ve giysiler hiç değildir.
Hayat;
Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
Kendin için neler hissettiğindir.
Güven, mutluluk, şefkattir.
Arkadaşlarına destek olmak ve
Nefretin yerine sevgiyi koymaktır.
Hayat;
Kıskançlığı yenmek,
Önemsemeyi öğrenmek ve
Güven geliştirmektir.
Ne dediğin ve ne demek istediğindir.
İnsanların sahip olduklarını değil, kendilerini olduğu gibi görmektir.
Her şeyden önemlisi,
Başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemektir.
HAYAT;
HERŞEYE RAĞMEN SEVMEK VE SEVİLMEKTİR...
___________ Şimdilik Anonim ______
- Benden katılım -
HAYAT ;
Bazen seyretmektir geçip giderken birilerinin hayatları film şeridi gibi önünden !..
...ve aslında Hayat hep bayattır ! :p
İlk kez yaşadıklarını insanlık binlerce kez yaşayıp cilt cilt kitaplara dökmüştür.
...ve sen çıkagelip her şeyi yeni keşfediyormuş hevesi ile bir de mısralara döşenip keşfini paylaşmaya kalkarsın ! Hatta coşku ile belki :)
O ise boy boy niceleri usulca uzanmaktadır... HAYAT'tan alabildiği kadarı ile derslerini alıp teneffüse çıkmış olanlar ;)
HAYAT : "Haa Yat" tır, yatırır :)
________ Şimdi(05.11.2013 - 13:50) by Ciddi Biri ______
26 Ağustos 2013 Pazartesi
Orhun Yazıtları'nda "Tanrı" ve "Türk" kelimeleri !..
Sene 732 - 735 !..
Çünkü Oğuz Ata’mızın duasıdır…
Bilge Kağan’ın duasıdır…
Tanrı ve Türk kelimeleri binlerce yıl evvel taşlara kazınmıştır!
Tanrı Türkçe bir kelimedir…
Yaratıcıyı simgeler!
Tanrı tektir, yaratıcımızdır.
Biz Türk’üz Tanrının dünyadaki kılıcıyız.
Neden mi?
Atalarım Tanrının varlığını daha kitaplar ve peygamberler gelmeyen kavimlerden çok önce biliyor inanıyorlardı.
Türk ve Türkçe düşmanı yobazlara kanıp, okuyup araştırmadan Türkçe düşmanlığı yapmayalım.
- - - - - - - - - - - -
Satmışız !.. Dinden dönmüşüz !!! Onu geç , hani dinden dönmeyi, aslımızdan da dönmüş Arap manyağı olmuşuz. Türklüğümüzden dönüşümüzün yazılı-resmi tarihi kanıtıdır Osmanlı İmparatorluğu bir bakıma. Çünki dil, gelenek ve kıyafet tarzı İslam ile birlikte Araplaşmıştır. Türk kültüründen uzaklaşılmıştır. O zaman da bu Arap'lar işi çok iyi kıvırıyorlamış kanımca. Bize Arap alfabesini çok iyi geçirmişler. Zaten alfabe geçti mi, dil de geçirilmiş oluyor. Ondan sonra zaten gerisi çok kolay gelir ki gelmiş. Şimdi bir de olaya şöyle bakılabilinir. Tanrı aynı Tanrı ise, sonuçta inandığını bilen Tanrı aynı olduğundan Tanrı açısından bir problem yok gibi. Fakat Tanrı bu sürece şöyle bakabilir mi acaba ?! E bana inanıyordun, yine bana inanıyorsun, okuduğun kitabımda sana şu dil, şu kıyafet, şu kültüre ait ol diye bir şey mi söylemişim !? Bu soruya cevap vermeyi düşünmeyi denemek bile hata. Deneyince de Türk'ün ne büyük hata ettiğini görebilir Türk. Öyle ise şu durumda Tanrı bu Türk'ün cezasını veriyor olamaz mı !? Türk evli olduğu kadına "Hanım" diyen "Han"ların olduğu kültürden bugün gelmiş kadına tıpkı Arap'larda olduğu gibi hayvandan da aşağı bir seviyede değer verir hale gelmiştir. Allah kadına böyle bir yer belirtmediği halde bu Araplar tarafından saptırılmış dine inanarak sapmış Türk'lüğün başına ne gelse müstehak değil midir şimdi ?
-
Kaynak : Türklerin İslamiyete Girişi Dört Halife'den sonraki Emevi hanedanlığı döneminde İslamiyet daha çok Arap milliyetçiliği ekseninde gelişmekte olan bir dindi. Emevilerin Arap milliyetçisi yönetimi halk arasında huzursuzluğa neden oluyordu. Fetihlere devam edilmekle beraber misyonerler dışında diğer milletleri müslümanlaştırmaya yönelik bilinçli bir politika izlenmiyordu. İslam Devleti yeni fetihlerle oldukça genişlemiş, Maveraünnehir'e kadar ulaşmıştı.
Çünkü Oğuz Ata’mızın duasıdır…
Bilge Kağan’ın duasıdır…
Tanrı ve Türk kelimeleri binlerce yıl evvel taşlara kazınmıştır!
Tanrı Türkçe bir kelimedir…
Yaratıcıyı simgeler!
Tanrı tektir, yaratıcımızdır.
Biz Türk’üz Tanrının dünyadaki kılıcıyız.
Neden mi?
Atalarım Tanrının varlığını daha kitaplar ve peygamberler gelmeyen kavimlerden çok önce biliyor inanıyorlardı.
Türk ve Türkçe düşmanı yobazlara kanıp, okuyup araştırmadan Türkçe düşmanlığı yapmayalım.
- - - - - - - - - - - -
Satmışız !.. Dinden dönmüşüz !!! Onu geç , hani dinden dönmeyi, aslımızdan da dönmüş Arap manyağı olmuşuz. Türklüğümüzden dönüşümüzün yazılı-resmi tarihi kanıtıdır Osmanlı İmparatorluğu bir bakıma. Çünki dil, gelenek ve kıyafet tarzı İslam ile birlikte Araplaşmıştır. Türk kültüründen uzaklaşılmıştır. O zaman da bu Arap'lar işi çok iyi kıvırıyorlamış kanımca. Bize Arap alfabesini çok iyi geçirmişler. Zaten alfabe geçti mi, dil de geçirilmiş oluyor. Ondan sonra zaten gerisi çok kolay gelir ki gelmiş. Şimdi bir de olaya şöyle bakılabilinir. Tanrı aynı Tanrı ise, sonuçta inandığını bilen Tanrı aynı olduğundan Tanrı açısından bir problem yok gibi. Fakat Tanrı bu sürece şöyle bakabilir mi acaba ?! E bana inanıyordun, yine bana inanıyorsun, okuduğun kitabımda sana şu dil, şu kıyafet, şu kültüre ait ol diye bir şey mi söylemişim !? Bu soruya cevap vermeyi düşünmeyi denemek bile hata. Deneyince de Türk'ün ne büyük hata ettiğini görebilir Türk. Öyle ise şu durumda Tanrı bu Türk'ün cezasını veriyor olamaz mı !? Türk evli olduğu kadına "Hanım" diyen "Han"ların olduğu kültürden bugün gelmiş kadına tıpkı Arap'larda olduğu gibi hayvandan da aşağı bir seviyede değer verir hale gelmiştir. Allah kadına böyle bir yer belirtmediği halde bu Araplar tarafından saptırılmış dine inanarak sapmış Türk'lüğün başına ne gelse müstehak değil midir şimdi ?
-
Kaynak : Türklerin İslamiyete Girişi Dört Halife'den sonraki Emevi hanedanlığı döneminde İslamiyet daha çok Arap milliyetçiliği ekseninde gelişmekte olan bir dindi. Emevilerin Arap milliyetçisi yönetimi halk arasında huzursuzluğa neden oluyordu. Fetihlere devam edilmekle beraber misyonerler dışında diğer milletleri müslümanlaştırmaya yönelik bilinçli bir politika izlenmiyordu. İslam Devleti yeni fetihlerle oldukça genişlemiş, Maveraünnehir'e kadar ulaşmıştı.
24 Ağustos 2013 Cumartesi
Günümüz vahşi sistemindeki yerin !.. Pil bile değilsin !!!
İnsan öncelikle para için çalışmamalı !.. Dünya kaynakları adil
paylaşılsa hiç kimsenin başkaları tarafından bu kadar çalıştırılarak
ömürlerinin sömürülmesi gerekmez. Fakat her insandaki aç gözlülük, hırs
bu konuyu görmezden gelmemizi sağlar. Mevcut para babaları da bizi bu
sebeple "gazlar" ve de kullanırlar. Bence insan sabit bir yerde
durmamalı bile. Bugün Afrika'lı açlar yarın gezegenin en refah
yerlerinde olmalı, oradakiler de Afrika'lıların yerinde. İnsan da
sürekli hareket halinde, göçebe olmalı. Hem böylece hep düşman
belletilen "yabancı", "öteki dinden", "derisinin rengi farklı" olanların
da canavar değil hepimiz gibi insan olduğunu insan ırkı olarak anlarız.
Fakat anlamamamızı isteyen sistem ve işte bizi para karşılığı
çalıştırıp sömüren sisteme öyle bir kendi rızamız ile adapte olmuşuz
ki... Okul hayatından başlarız birbirimize bu sistemde dişli olmak adına
sosyal baskı kurmaya. Aile hayatımızda ayrı bir baskı uygulanır ve
toplum genelinde de... Sonra edebi laflar la da pekiştirilmiştir ve
hatta atasözü olmuştur "Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz" diye. Fakat
işi şudur, lafı ekmek parasıdır işten kazandığı paranın amma o parayı
oraya harcamayan niceleri vardır. İçer, kumar oynar, uyuşturucu
kullanır, evine bakmaz, ailesi ile ilgilenmez ama işi vardır ve iyidir
ise aynası o idir... Sisteme bu denli adapte olmuş sistem dişlileri
sebebi ile sen uyanmaya bile cüret edemezsin. Dünya üzerinde insanların
kullanmadığı çok fazla toprak vardır. Fakat sistem seni bu kullanılmayan
toprak üzerinde ücretsiz yaşatmaz. Hava almak, yer çekimi sebebi ile
bir toprak bölgesi üzerine temas ediyor olmak sistem tarafından sizi
sisteme borçlu kılar !.. Her insan borçlu doğar ve bu sebeple hiçbir
aile, anne-baba aslında lafa geldiğinde canlarını feda edecekleri
evlatlarının harcanmasına hiçbir şekilde mani olamazlar. Mevcut sistemin
sürdüğü hayat sizi harcar. Bu harcamada ederiniz size göre makul ise
sistemin yarı bilinçli bir savunucusu olabilirsiniz kendi istek ve
şevkinizle. Ederiniz size göre hiç de makul değil ise sistemteki
baskılar ile mücadele ederken "sistem"in varlığını bile göremeden
gidebilirsiniz. Sistem içinde sözde en büyük aşklar bile, ennn seven
sevgililer bile sistemin biçtiği değerler çerçevesinde sevgilerinin
değerini görür-bilirler. Sözde ruh, yürek, hissetmek işi olan sevgi bile
aslında sistemin sizi borçlu olarak aldığı-getirttiği Dünya'da maddi
bir değerdir.
Günümüzde sistem o kadar vahşileşmiştir ki bir insandan ömrünün en sağlıklı dönemini en ucuza satın alır iken bir de bu alış-veriş için size "emeklilik" adlı bir güvence satarak kazanırken verdiğinden bir kısmını da geri alır !!! Fakat sistem dişlisi insan bu durumu öyle bir yer ki halk arasında "sigortalı bir iş" yapıyor olması bile başarısını pekiştiren bir detaydır. Bitti mi ? Hayır ! Sistem bunu üzerinizde uygularken diğer yandan da sizinle işi bittiğinde sizin de onun ile işinin en kısa sürede bitmesi için sizi yavaş yavaş zehirler !!! Evet, bildiğiniz zehir ile sizi gıdım gıdım her gün zehirler. Doğal olmayan besin maddeleri, marketten aldığınızda ham eve geldiğinizde 2 gün sonra kendi kendine olgunlaşan sebze-meyvalar, GDO'lu ürünler ki bunlar yine iyi zehirler. Bir de sağlıklı şartlarda hazırlanmayan, kontrol edilmeden üretilen türlü kimyasalın katıldığı gıdalar ! Yeter mi ? Yetmez !.. Bir de sistem dişlisi insan kazancından artırmak için daha ekonomik yaşama yolları arar iken daha ucuz yiyecek yolunu da aramaktadır. 2 liraya Urfa kebap, 2 liraya Adana kebap, 2 liraya tavuk döner bulunur ve iş yerinde öğle yemeği olarak afiyet ile tüketilir. Et ne etidir, hangi koşullarda bekletilmiş-pişirilmiş ve sunulmuştur kimse sormasın, bilen var ise de lütfen cevaplamasın !!! Bütün bu zehirlenmenin sonunda sistemin amacı sizinle işi bittiğinde sizin de onunla işinizin bitmesini en kısa sürede sağlamaktır. Bunun da günümüzdeki en başarılı yolu "KANSER" dir. O sebepledir ki sistem kullandığı ve/veya kullanacağı siz dişlisini kanser yapmak üzere zehirlemektedir. Kanser sistem için çok başarılı bir geri dönüşüm aracıdır. Sistem ile işiniz bittiğinde sistem kanser sebebi ile elinizde kalanları da alarak gitmeden önce son bir soygununu da yapacaktır. Eğer sistemden sistemin planladığından daha erken kurtulabilirseniz belki sizden sonraki nesliniz için sistemdeki diğer dişlilere oranla bir nebze olsun daha keyifli uyuyabileceği bir maddi bağımlılık-uyuşturucu "PARA" bırakmayı başarabilirsiniz !!!
Ayrica sistem bizi bize satar. Biz de sisteme hizmet eder ve sistem içinde fahişelik görevimizi kendi isteğimizle zevk alarak yaparız !.. Şöyle ki, sistem içinde olduğunuz konumu "Pollyana" cılık oynayarak çevrenize kendinizi mevcut sistem dahilinde "bakın hayat ne güzel" başlığı altında gerek görsel ve gerek basın ve medya yolu ile satarsınız ! En iyi satıcılar, en iyi fahişeler birbirini bulup mutlu birliktelikler yaşarlar bu sistemde. Bu usta fahişelerden de başarılı(sistem için) orospu çocukları dünyaya gelir !
-
"Sistem" Tanrıdır !!! Tanrı'yı "Sistem" yaratmıştır ! Çünki, böylece insanı daha itaatkar yapabilecektir.
... Ve bu Tanrı sizden kurban(lar) istemektedir. Üreyerek kendinizden sonra da sisteme hizmet edecek kurbanlar sunmak sistem tarafından yaratılan Tanrı(ların)nın size emridir. Dikkat edin tarihin her döneminde sistem tarafından yönetime getirilmiş kişiler sizlerden daha çok üremenizi isterler. O ise yapmanız gereken spermlerinizi ve yumurtalarınızı mümkün olduğunca birleştirmemeye çalışmaktır !!! Çünki "Sistem" gücünü insan popülasyonunun büyüklüğünden alır. Çok insan çok kaos, çok açlık, çok muhtaciyet, daha kolay provokasyon, daha çok manüpilasyon imkanı sağlar sisteme. Yani ne kadar çoksanız o kadar çok kullanılabileceksiniz demektir. Ne kadar çoksanız o kadar çok kaynak, güç sağlıyorsunuz demektir sisteme. Hatta yaratılan bu Tanrı sayesinde sistem sizden asla ispatı olmayan "ölüm sonrası hayat" için bile ücret alır ve sömürür. Birey kendisini, ana-baba evlatlarını sistem gerekli gördüğünde ölüme "memnuniyetle" yollar. Sistemin tanrısı insana sisteme vereceği bu hizmet karşılığında "şehitlik" mertebesi vaat eder !.. Böylece insan(lar) sistemin işleyişi için hayatlarının herhangi bir döneminde canlarını sisteme feda etmeyi de şerefli, onurlu bir davranış gibi görür-hisseder ve yaparlar. O ise uygulamaya bakacak olursanız olay sadece sistemin kendi ırkınızı sömürüsünü sürdürebilmesi için kendiniz ile birlikte öldüreceğiniz diğer insanlardır ve bunun yanında da sizden sonra hayatta kalan insanlar ve nesiller için sistemin sömürüsünün sürmesini sağlama almaktır ! Konunun sağlamasını yapmak için bir de şöyle düşünelim... İnsan Dünya üzerinde en büyük popülasyona sahip olan canlı türüdür. Sistem kullanamadığı canlı türlerini önemsemez. O sebeple sistem için verimli olmayan bir çok canlı türü yer yüzünden silinmiştir ve halen nesli tükenmekte olan bir çok canlı türü vardır. Buna karşın sistem temel ihtiyacı olan ve en verimli kullandığı "insan" ırkı için kaynak olan bazı canlı türlerini yok etmemektedir. Mesela tavuk, hindi, inek, koyun, meyva ağaçları, sebzeler vb. Buna karşın en verimli kullanılabilir kaynak insan için bir gıda kaynağı olmayan nice ormanın sık sık yanıp kül olduğunu görürsünüz !
-
Yine sistem Tanrı tezgahı içerisinde görevlendirdiği kişileri de korur. Çünki onlar büyük kitlenin sisteme itaat etmeleri konusunda etkili rol oynarlar. Bu kişiler insanlık, ahlaki değerler, namus vb. gibi konulara karşı en uçlarda sapkınlıklar yaşasa dahi sistem bu kişileri korur, kollar, gözetir, suçlarını örtbas eder, ortaya çıksa bile en kısa sürede kamu bilincinde unutturma yolları izler !
Şimdi !.. Sizler yaşadığınızı mı zannediyorsunuz ? Fişiniz sistemin elinde. Ne zaman çekeceği hiçbir şekilde sizin bir kararınıza bağlı değil. Tek yapabileceğiniz gelecek nesil için fişi sistemin eline vermemek. Şu an var iseniz ve bu yazılanı okuyorsanız sistem içerisinde kullanılmakta olan bir kaynak, bir parçasınızdır !!!
_______ 23-24 Ağustos 2013 - Cuma & Cumartesi - © CiddiBiri ©
Günümüzde sistem o kadar vahşileşmiştir ki bir insandan ömrünün en sağlıklı dönemini en ucuza satın alır iken bir de bu alış-veriş için size "emeklilik" adlı bir güvence satarak kazanırken verdiğinden bir kısmını da geri alır !!! Fakat sistem dişlisi insan bu durumu öyle bir yer ki halk arasında "sigortalı bir iş" yapıyor olması bile başarısını pekiştiren bir detaydır. Bitti mi ? Hayır ! Sistem bunu üzerinizde uygularken diğer yandan da sizinle işi bittiğinde sizin de onun ile işinin en kısa sürede bitmesi için sizi yavaş yavaş zehirler !!! Evet, bildiğiniz zehir ile sizi gıdım gıdım her gün zehirler. Doğal olmayan besin maddeleri, marketten aldığınızda ham eve geldiğinizde 2 gün sonra kendi kendine olgunlaşan sebze-meyvalar, GDO'lu ürünler ki bunlar yine iyi zehirler. Bir de sağlıklı şartlarda hazırlanmayan, kontrol edilmeden üretilen türlü kimyasalın katıldığı gıdalar ! Yeter mi ? Yetmez !.. Bir de sistem dişlisi insan kazancından artırmak için daha ekonomik yaşama yolları arar iken daha ucuz yiyecek yolunu da aramaktadır. 2 liraya Urfa kebap, 2 liraya Adana kebap, 2 liraya tavuk döner bulunur ve iş yerinde öğle yemeği olarak afiyet ile tüketilir. Et ne etidir, hangi koşullarda bekletilmiş-pişirilmiş ve sunulmuştur kimse sormasın, bilen var ise de lütfen cevaplamasın !!! Bütün bu zehirlenmenin sonunda sistemin amacı sizinle işi bittiğinde sizin de onunla işinizin bitmesini en kısa sürede sağlamaktır. Bunun da günümüzdeki en başarılı yolu "KANSER" dir. O sebepledir ki sistem kullandığı ve/veya kullanacağı siz dişlisini kanser yapmak üzere zehirlemektedir. Kanser sistem için çok başarılı bir geri dönüşüm aracıdır. Sistem ile işiniz bittiğinde sistem kanser sebebi ile elinizde kalanları da alarak gitmeden önce son bir soygununu da yapacaktır. Eğer sistemden sistemin planladığından daha erken kurtulabilirseniz belki sizden sonraki nesliniz için sistemdeki diğer dişlilere oranla bir nebze olsun daha keyifli uyuyabileceği bir maddi bağımlılık-uyuşturucu "PARA" bırakmayı başarabilirsiniz !!!
Ayrica sistem bizi bize satar. Biz de sisteme hizmet eder ve sistem içinde fahişelik görevimizi kendi isteğimizle zevk alarak yaparız !.. Şöyle ki, sistem içinde olduğunuz konumu "Pollyana" cılık oynayarak çevrenize kendinizi mevcut sistem dahilinde "bakın hayat ne güzel" başlığı altında gerek görsel ve gerek basın ve medya yolu ile satarsınız ! En iyi satıcılar, en iyi fahişeler birbirini bulup mutlu birliktelikler yaşarlar bu sistemde. Bu usta fahişelerden de başarılı(sistem için) orospu çocukları dünyaya gelir !
-
"Sistem" Tanrıdır !!! Tanrı'yı "Sistem" yaratmıştır ! Çünki, böylece insanı daha itaatkar yapabilecektir.
... Ve bu Tanrı sizden kurban(lar) istemektedir. Üreyerek kendinizden sonra da sisteme hizmet edecek kurbanlar sunmak sistem tarafından yaratılan Tanrı(ların)nın size emridir. Dikkat edin tarihin her döneminde sistem tarafından yönetime getirilmiş kişiler sizlerden daha çok üremenizi isterler. O ise yapmanız gereken spermlerinizi ve yumurtalarınızı mümkün olduğunca birleştirmemeye çalışmaktır !!! Çünki "Sistem" gücünü insan popülasyonunun büyüklüğünden alır. Çok insan çok kaos, çok açlık, çok muhtaciyet, daha kolay provokasyon, daha çok manüpilasyon imkanı sağlar sisteme. Yani ne kadar çoksanız o kadar çok kullanılabileceksiniz demektir. Ne kadar çoksanız o kadar çok kaynak, güç sağlıyorsunuz demektir sisteme. Hatta yaratılan bu Tanrı sayesinde sistem sizden asla ispatı olmayan "ölüm sonrası hayat" için bile ücret alır ve sömürür. Birey kendisini, ana-baba evlatlarını sistem gerekli gördüğünde ölüme "memnuniyetle" yollar. Sistemin tanrısı insana sisteme vereceği bu hizmet karşılığında "şehitlik" mertebesi vaat eder !.. Böylece insan(lar) sistemin işleyişi için hayatlarının herhangi bir döneminde canlarını sisteme feda etmeyi de şerefli, onurlu bir davranış gibi görür-hisseder ve yaparlar. O ise uygulamaya bakacak olursanız olay sadece sistemin kendi ırkınızı sömürüsünü sürdürebilmesi için kendiniz ile birlikte öldüreceğiniz diğer insanlardır ve bunun yanında da sizden sonra hayatta kalan insanlar ve nesiller için sistemin sömürüsünün sürmesini sağlama almaktır ! Konunun sağlamasını yapmak için bir de şöyle düşünelim... İnsan Dünya üzerinde en büyük popülasyona sahip olan canlı türüdür. Sistem kullanamadığı canlı türlerini önemsemez. O sebeple sistem için verimli olmayan bir çok canlı türü yer yüzünden silinmiştir ve halen nesli tükenmekte olan bir çok canlı türü vardır. Buna karşın sistem temel ihtiyacı olan ve en verimli kullandığı "insan" ırkı için kaynak olan bazı canlı türlerini yok etmemektedir. Mesela tavuk, hindi, inek, koyun, meyva ağaçları, sebzeler vb. Buna karşın en verimli kullanılabilir kaynak insan için bir gıda kaynağı olmayan nice ormanın sık sık yanıp kül olduğunu görürsünüz !
-
Yine sistem Tanrı tezgahı içerisinde görevlendirdiği kişileri de korur. Çünki onlar büyük kitlenin sisteme itaat etmeleri konusunda etkili rol oynarlar. Bu kişiler insanlık, ahlaki değerler, namus vb. gibi konulara karşı en uçlarda sapkınlıklar yaşasa dahi sistem bu kişileri korur, kollar, gözetir, suçlarını örtbas eder, ortaya çıksa bile en kısa sürede kamu bilincinde unutturma yolları izler !
Şimdi !.. Sizler yaşadığınızı mı zannediyorsunuz ? Fişiniz sistemin elinde. Ne zaman çekeceği hiçbir şekilde sizin bir kararınıza bağlı değil. Tek yapabileceğiniz gelecek nesil için fişi sistemin eline vermemek. Şu an var iseniz ve bu yazılanı okuyorsanız sistem içerisinde kullanılmakta olan bir kaynak, bir parçasınızdır !!!
_______ 23-24 Ağustos 2013 - Cuma & Cumartesi - © CiddiBiri ©
Labels:
çark,
dişli,
farkındalık,
kanser planlıdır,
matrix,
oyun,
sistem,
uyan,
wakeup,
zehirlenme
15 Mayıs 2013 Çarşamba
Sistema-TiK- , Sistem-Atik, Sis-Tematik, S-istem-atik !..
Toplum içinde yer aldığınız bazı konumlar vardır. O konuma
gelinceye kadar geçen süreçte size neler olur. Süreç sizi neyler ? Bu
süreç evlat olmaktan, anne-baba olmaya, bir iş yerinde personel olmaktan
müdür olmaya farklı isimler ve şekillerde gerçekleşse de temelde size
uygulanan şey aynıdır !
-
Sürü-n-gen !
-
Öyle olsa idi aklımız başımıza erdiğinden beri, yıllarca annelerimiz başta olmak üzere ve zaman zaman da babalarımızdan sürekli azarlamalar ve eleştiriler almazdık. Ortada aslında toplumsal ve sosyal bir baskı içinde bireyin sürüye uyarak yaşanılacak ortak sıkıntı ve acıları paylaşarak daha az yada hafif hissedeceği inancı vardır ! Çünki sürüye uymaz, toplum baskısını kabul etmezseniz sürü(bu toplum) sizi başka sıkıntı ve acılar yaşatmak üzere baskı uygular. En basiti yaş 25'i geçtiğinde "evde mi kaldın kız" fısıltıları. Yaş ilerledikçe fısıltı daha yüksek sesle ve 30'a gelmiş ise artık çığlıklar olarak duyarsınız "kız kurusuuuu" gibi
-Sonra sürü eğer yine de bize uyup bizimle aynı sıkıntıları yaşamayıp aynı acıları yaşamıyorsan başlar seni iyice yalnızlaştırmaya. Evliler bekarlarla görüşmeyi azaltır veya keser. Artık evliler evliler ile görüşür. Hayatı kamplara ayırırlar. Zaten bekar evli bir arkadaşına gitse orada da bir baskıya maruz kalır "E sen ne zaman ?.."
-
Daha bir sürü detayı var da... Netice, sistem insanı bir şekilde ne kadar çok şeyin esiri edebilir ise insanı da o kadar çok sömürebileceğini bizden çoook çok önceleri keşfetmiştir. 45 numara bir erkek ayakkabısı 100 liradır, gider bakarsınız sizin ayakkabınızın tekinden ufak olan, toplam malzemesi daha az olan bebek-ufak çocuk ayakkabısı da 100 liradır !.. "E ama kem küm" ! Eee, sürü olarak bu sıkıntıları çekmeyi kabul ettiniz, şimdi biraz acıyacak ama hep birlikte bu acıları da atlatırsınız siz !
-Sistem yıllarca bu sömürüyü sürdürecektir artık !.. Hatta gün gelir sürünün üyesi olmanız sebebi ile ortak acılar yaşayıp acınızın hafif geçeceğini düşündüğünüz günlerden birisinde sistem evladınızı askere ister. Müthiş gaz ile, övgülerle, düğünle, bayramla gönderirsiniz. Vatan toprakları korunacaktır. Allah kimsenin başına vermesin diye dualar edilir bu sürü tarafından da ! Oysa o kadar da çokturlar ki , onca dua, hani insan düşünmeden edemiyor bazen, tövbe tövbe !.. Evlat gider bayrakla gelir, evlatlar gider bayraklar gelir !.. ve üyesi olduğunuz sürü acınızı dindirir "öyle değil mi" !!! Esiri olduğunuz sistem canınızı da almayı bilmiştir, değil mi !.. Sonra sürüye derler ki bak o kadar acıttılar ki sizleri, biz şimdi bunları dindireceğiz !.. Oysa sürü bilmez ki gelecek olan sonraki acılar neler olacaktır. İşte böyle taaa ufacık bir yerden başlayan sürülük aslında bir milletin, bir ulusun nasıl sömürülerek, uyutularak güdüldüğünün ilk adımıdır. Bunu kendimize yapan da bizleriz ! Sen, ben, o, arkadaşın, kankan, kardeşin, annen-baban !..
__________ All rights reserved © by CiddiBiri __
-
Sürü-n-gen !
-
Öyle olsa idi aklımız başımıza erdiğinden beri, yıllarca annelerimiz başta olmak üzere ve zaman zaman da babalarımızdan sürekli azarlamalar ve eleştiriler almazdık. Ortada aslında toplumsal ve sosyal bir baskı içinde bireyin sürüye uyarak yaşanılacak ortak sıkıntı ve acıları paylaşarak daha az yada hafif hissedeceği inancı vardır ! Çünki sürüye uymaz, toplum baskısını kabul etmezseniz sürü(bu toplum) sizi başka sıkıntı ve acılar yaşatmak üzere baskı uygular. En basiti yaş 25'i geçtiğinde "evde mi kaldın kız" fısıltıları. Yaş ilerledikçe fısıltı daha yüksek sesle ve 30'a gelmiş ise artık çığlıklar olarak duyarsınız "kız kurusuuuu" gibi
-Sonra sürü eğer yine de bize uyup bizimle aynı sıkıntıları yaşamayıp aynı acıları yaşamıyorsan başlar seni iyice yalnızlaştırmaya. Evliler bekarlarla görüşmeyi azaltır veya keser. Artık evliler evliler ile görüşür. Hayatı kamplara ayırırlar. Zaten bekar evli bir arkadaşına gitse orada da bir baskıya maruz kalır "E sen ne zaman ?.."
-
Daha bir sürü detayı var da... Netice, sistem insanı bir şekilde ne kadar çok şeyin esiri edebilir ise insanı da o kadar çok sömürebileceğini bizden çoook çok önceleri keşfetmiştir. 45 numara bir erkek ayakkabısı 100 liradır, gider bakarsınız sizin ayakkabınızın tekinden ufak olan, toplam malzemesi daha az olan bebek-ufak çocuk ayakkabısı da 100 liradır !.. "E ama kem küm" ! Eee, sürü olarak bu sıkıntıları çekmeyi kabul ettiniz, şimdi biraz acıyacak ama hep birlikte bu acıları da atlatırsınız siz !
-Sistem yıllarca bu sömürüyü sürdürecektir artık !.. Hatta gün gelir sürünün üyesi olmanız sebebi ile ortak acılar yaşayıp acınızın hafif geçeceğini düşündüğünüz günlerden birisinde sistem evladınızı askere ister. Müthiş gaz ile, övgülerle, düğünle, bayramla gönderirsiniz. Vatan toprakları korunacaktır. Allah kimsenin başına vermesin diye dualar edilir bu sürü tarafından da ! Oysa o kadar da çokturlar ki , onca dua, hani insan düşünmeden edemiyor bazen, tövbe tövbe !.. Evlat gider bayrakla gelir, evlatlar gider bayraklar gelir !.. ve üyesi olduğunuz sürü acınızı dindirir "öyle değil mi" !!! Esiri olduğunuz sistem canınızı da almayı bilmiştir, değil mi !.. Sonra sürüye derler ki bak o kadar acıttılar ki sizleri, biz şimdi bunları dindireceğiz !.. Oysa sürü bilmez ki gelecek olan sonraki acılar neler olacaktır. İşte böyle taaa ufacık bir yerden başlayan sürülük aslında bir milletin, bir ulusun nasıl sömürülerek, uyutularak güdüldüğünün ilk adımıdır. Bunu kendimize yapan da bizleriz ! Sen, ben, o, arkadaşın, kankan, kardeşin, annen-baban !..
__________ All rights reserved © by CiddiBiri __
2 Mayıs 2013 Perşembe
İspanya Granada'da Kuzey Güney seyrediliyor !..
Demek ki ekonomik krizin ilacı bizim diziler imiş! Ver diziyi, ver maçı ekonomideki her bişey millete toz pembe görünsün. Demek ki adı İspanya diye, bayrağı başka diye, dili başka diye kendimizi başkalaştırmakla başka olmuyormuşuz. Mal her yerde aynı mal ! Aynı oyunla uyutulup sütü sağılan malmışız Birileri zamanında demiş ki "Gelin biz bu malları paylaşak, bunlara ayrı ayrı diller, coğrafyalar, bayraklar, dinler falan verelim. Yeri ve zamanı gelince bu ayrımcılıkları kullanır, gaz verir savaştırır vs. kendimizi daha mühimleştirirken bunları daha da sömürebiliriz"... Ne güzel icat değil mi ?
1 Mayıs 2013 Çarşamba
Tam-ok-razı (Demokrasi'nin Türkçesi)
Milyonlarca milletiz, seçim vakti gelince özümüze çıkıp memleketi kurtacağız diyenlere inanıp bir de kalkıp-gidip-bekleyip-damgalanıp vs. oy verip başımıza birilerini çıkartıyoruz. Siz hiç biliyor musunuz o kendilerine bizim 20 aileyi doyurabilecek maaşı aldırttığımız, her türlü hizmetin en iyisi verdirttiğimiz, oturan yerleri için yapılan meclis koltuklarının birini bile ömrünce kıçı göremeyen milyonlarımızın olduğu bu "meclis" çatısı altında onlar ne yapıyorlar ?! E buydun bakın... Bu yaptıklarını hanginiz yapamazsınız ?! Hanginiz yapmazsınız ?! İşte demokrasi, "tam-ok-razı" aslında bunun Türkçesi. Tam ok giriyor amma çıkmadığından vatandaş girene razı oluyor. Sistem budur.Sistemin en can alıcı noktası senden oy almak için karşına çıkagelen sözde "çok büyük" insanları dinledikçe kendini-bir 'oy'unu "Hulen ben ne büyük birisiyim işte bak, bir oyuma ihtiyacı var, tee nereden gelmiş kocaman otobüsün tepesine çıkmış, deve gibi hoparlörler koymuş, etmiş de etmiş!"... gibi zannederek dev aynasında görmesini sağlıyor. Aslında sana oynanan oyunun tümünü asla göremiyorsun işte bu sebeple. Sen sana kurulan bu sirkte arslanları kırbaçı ile hop oyana hop buyana zıplatan bu kişileri hayret ile izlediğini zanneden bir seyirci bile olmadığının farkına dahi varamıyorsun. Sen bu sirkin içinde sadece bir palyaçosun !!! ...ve sonuçta aslında sana sadece gülenlerin alkışları kalıyor her seferinde !.. Tam-ok-razı mıyız ? Eveeeet !..
_ 30 Nisan 2013 - CiddiBiri ___ © Her hakkı tarafımdan saklıdır !..
_ 30 Nisan 2013 - CiddiBiri ___ © Her hakkı tarafımdan saklıdır !..
Hepiniz kılsınız, hepimiz kılız, kıllısınız, kıllıyız !.. Kıldan bile daha kılız !..
İnsanların koyduğu kurallar işte böyle saçma sonuçlar verir. Başımda saç çıkmıyor diye ruhen mahvolan erkekler suratındaki kılları ise her gün kazımak için uğraşırlar. Bir kılın nereden çıkıp çıkmayacağı insanlık için bu kadar mı büyük sorun olabilir. Şimdi kıl mıdır kıl olan yoksa insan mıdır kıla kıllık yapan !? Sonra olmadık yerinde kıl dönme yapar da yıllar yılı bir rahat vermeden kestiğin kıllarının tek başına intikamını almak ister, o bile sana yeter. Fakat hiç düşünmezsin yıllarca kıla yaptığın toplu katliamı (Top sakal değil burada kast edilen :) ) !!! Bir de kadınların kıl ile mücadelesi olayı var ki... insanlık neler ile uğraşıyor hayret ediyor işte bazen insan :) Hele bir de bazı kıllı bölgenin (kafa diyorum sapıklığın lüzumu yok şimdi) boyası, osu busu, kuaförü, özel günlerde bir saç yapımı 1000 TL falan ki bu ortalama normal fiyatı (galiba) ile bir kıllı bölgeye yapılabilecek en insanlık dışı muameledir. Çünki gösteriş bildiğim kadarı ile inandığım din tarafından hiiiç hoş görülen bir davranış şekli değildir. Fakat ne gariptir ki 3 kuruşu olan hemen gösteriş yapmaya çalışır. Sonra da Dünya'da tek bozulmamış din onunkidir diye kendisine cennetten arsa ayrıldığını sanır !!! İşte bir kıllı bölgenin insanı sınamak için nasıl bir görevi olduğunun kanıtı bu da benden tüm kılları istemediği yerde çıkıp da istediği yerde çıkmayanlara !..
1 Mayıs 2013 - CiddiBiri (İşçisin sen işçi kal !.. - Cem Karaca'yı analım dedik)
-
Sebep olan haber :
‘Sakallı erkekler daha güvenilir’
Bilimsel bir araştırmaya göre, sakallı erkeklerin daha güvenilir ve seksi olduğu ortaya çıktı.
23 Nisan 2013 Salı
Bunların hepsi kuruyemiş !..
Bunların hepsi kuruyemiş !..
Hep bu kuruyemişçi tabelalarına kafam takılmıştır da !.. Kuruyemişçi açmış adam, kızının adını vermiş "Merve Kuruyemiş" !!! Ne zaman , nerede , nasıl yani ! ? Sapık mısın sen kardeşim bi leblebi alacaktım, tiksinç kuruyemişçi öğğğüüü...
Bir de sucularda gördüm benzer bir olayı. Misal kızın adı Damla... Sucunun arabada yazan şu "Damla içme suyu" , içme dedim, o damacanaların hepsinin ırzına geçilmiş asansörde !!! Püheü pü höörk tüü ( ağızda kalan suyun tiksinerek dışa atılması efekti)
Bu bakış açısını bana gösteren teee ilkokul yıllarında aynı sınıfta olduğumuz bir kızdı. O zamanlar böyle ansiklopedi (bu da nasıl bir kelimedir böyle) olayları vardı. Kırmızı kaplı "İlkokul Ansiklopedisi" yazan kalınca bir kitaptı. Bir şey okuyacağız, öğretmen dedi, ben de açtım rastgele bir sayfa. Başlık şöyle "OKUMA" , sıra arkadaşım kız hemmen şöyle deyip sayfayı değiştirmişti "Bunu okuma, bak okuma yazıyor" !.. Hatırladıkça hala gülerim...
Bir de İstanbul'un Bebek semtinde ilginç tabelalar görmüştüm. Kasap vardı ana caddede, halen var mı bilmiyorum. Kapısında telefon numarası da görünürdü. Tabelası büyük ve ışıklı idi ve şöyle yazıyordu "BEBEK KASABI" ! Onu geçince Arnavutköy'e doğru bu sefer sizi bir kuruyemiş-alkol-meze-türlü yiyecek satan bir büfemsi ufak market karşılıyordu. Tabelası ise şöyle idi "BEBEK ÇİFTLİĞİ" !..
Hep bu kuruyemişçi tabelalarına kafam takılmıştır da !.. Kuruyemişçi açmış adam, kızının adını vermiş "Merve Kuruyemiş" !!! Ne zaman , nerede , nasıl yani ! ? Sapık mısın sen kardeşim bi leblebi alacaktım, tiksinç kuruyemişçi öğğğüüü...
Bir de sucularda gördüm benzer bir olayı. Misal kızın adı Damla... Sucunun arabada yazan şu "Damla içme suyu" , içme dedim, o damacanaların hepsinin ırzına geçilmiş asansörde !!! Püheü pü höörk tüü ( ağızda kalan suyun tiksinerek dışa atılması efekti)
Bu bakış açısını bana gösteren teee ilkokul yıllarında aynı sınıfta olduğumuz bir kızdı. O zamanlar böyle ansiklopedi (bu da nasıl bir kelimedir böyle) olayları vardı. Kırmızı kaplı "İlkokul Ansiklopedisi" yazan kalınca bir kitaptı. Bir şey okuyacağız, öğretmen dedi, ben de açtım rastgele bir sayfa. Başlık şöyle "OKUMA" , sıra arkadaşım kız hemmen şöyle deyip sayfayı değiştirmişti "Bunu okuma, bak okuma yazıyor" !.. Hatırladıkça hala gülerim...
Bir de İstanbul'un Bebek semtinde ilginç tabelalar görmüştüm. Kasap vardı ana caddede, halen var mı bilmiyorum. Kapısında telefon numarası da görünürdü. Tabelası büyük ve ışıklı idi ve şöyle yazıyordu "BEBEK KASABI" ! Onu geçince Arnavutköy'e doğru bu sefer sizi bir kuruyemiş-alkol-meze-türlü yiyecek satan bir büfemsi ufak market karşılıyordu. Tabelası ise şöyle idi "BEBEK ÇİFTLİĞİ" !..
12 Ocak 2013 Cumartesi
Bağımlılığın tarafımdan tarifi !..
Eğer beynin, bilgi birikimin, düşüncelerin, düşünce sistemin mevcut anı yaşıyorken seni mutsuz hissettiriyor ise demek ki bir eksiklik yada yanlışınız var. Çünki, yüklenen şeyler yetersiz yada yanlış demektir. Eğer mutlu olmak için sizi kısa yada biraz daha kısa süre mutlu hissettirecek şeyler alma yolunu tercih ediyorsanız bu beyninizin beslenme yollarına illegal bir şey enjekte etmek gibidir. Tehlikelidir, çünki beyindeki eksikliğin fazlalığı kadar büyük derecede bağımlılık yaratır.
___ 12 Aralık 2013 - Cumartesi - 22:38 - Kuzey Avrupa'da bir yerde !.. __
. . .
Çözüm yolları açıklamada. Yüklenen şeyler ya eksik yada yanlış. Her ikisi de olabilir, eksiklik ve yanlışlık da. Mesela şöyle düşünmeyi dene. Öyle bir hayal dünyasına sahipsin ki, yanlış şeyler yüklediğinde oraya ulaşamıyorsun. Oraya ulaşabildiğinde zamanın ve fiziksel durumunun önemi kalmıyor.Tabi burayı her istediğin zaman seni herşeyden uzaklaştırıp herşeyden çok mutlu edecek bir yer yapabilmek için sürekli çalışmalısın. Tıpkı nasıl küçüçük bir şey olan yeni bir ayakkabı aldığında kendini sevindirdiğin gibi. Fakat bize bu küçük ve maddi şeylerle mutlu olmayı öğretip bunun bağımlısı yaparlar. Tembelsen, geçici rahatına ve aslında tablonun tümünde rahatsızlığına razı olursan yarın yeni cep telefonu, öbürgün yatağa attığın bir kız, daha iyi maaşı olan bir iş vs. seni bu tür bir hayata iyice bağlar-bağımlısı yapar.
. . .
Aslında beyin bilgiye açtır. Biz onu bununla beslemekten kaçındıkça ona küçük hazlar tattırıp kandırıp bir küçük çocuğu kandırır gibi kandırırız. Yani kendimizi !.. Yani kendimizi öğrenmekten uzak tutmak için uğraşırız.
. . .
- Senin bağımlılığın yok mu ?
- Var ! Fiziksel madde bağımlılığım yok(Rahatsızlık olarak tanımlanan şekli ile). Fakat bağımlılıklarım var. İnsan Dünya yaşamında mecburi bağımlıdır. Amacın bunları gerektiğinden fazla kullanmamaktır. Din(ler) de aslında bunu söyler, öğretmek ister ! Seni bedensizliğe, o tür yaşamına hazırlamak amacıyla... Bir din her insan için bu bilince erişmenin zorunlu yolu olmayabilir! Fakat din(ler) bu bilincin olabileceğinin bilincine varacak kadar bilgisi olmayanların da bu seviyeye gelebilmesi için izlenebilecek bir yol olabilir. Dinlerin Peygamberlerinin aramızdan ayrılmalarından itibaren bu yolun doğruya ulaştıramadığı günümüze değin insan ırkı tarafından sayısız kere bireysel ve kitlesel olarak kanıtlanmıştır ve kanıtlanmaya devam etmektedir.
___ 12 Aralık 2013 - Cumartesi - 23:44 - Kuzey Avrupa'da bir yerde !.. __
___ 12 Aralık 2013 - Cumartesi - 22:38 - Kuzey Avrupa'da bir yerde !.. __
. . .
Çözüm yolları açıklamada. Yüklenen şeyler ya eksik yada yanlış. Her ikisi de olabilir, eksiklik ve yanlışlık da. Mesela şöyle düşünmeyi dene. Öyle bir hayal dünyasına sahipsin ki, yanlış şeyler yüklediğinde oraya ulaşamıyorsun. Oraya ulaşabildiğinde zamanın ve fiziksel durumunun önemi kalmıyor.Tabi burayı her istediğin zaman seni herşeyden uzaklaştırıp herşeyden çok mutlu edecek bir yer yapabilmek için sürekli çalışmalısın. Tıpkı nasıl küçüçük bir şey olan yeni bir ayakkabı aldığında kendini sevindirdiğin gibi. Fakat bize bu küçük ve maddi şeylerle mutlu olmayı öğretip bunun bağımlısı yaparlar. Tembelsen, geçici rahatına ve aslında tablonun tümünde rahatsızlığına razı olursan yarın yeni cep telefonu, öbürgün yatağa attığın bir kız, daha iyi maaşı olan bir iş vs. seni bu tür bir hayata iyice bağlar-bağımlısı yapar.
. . .
Aslında beyin bilgiye açtır. Biz onu bununla beslemekten kaçındıkça ona küçük hazlar tattırıp kandırıp bir küçük çocuğu kandırır gibi kandırırız. Yani kendimizi !.. Yani kendimizi öğrenmekten uzak tutmak için uğraşırız.
. . .
- Senin bağımlılığın yok mu ?
- Var ! Fiziksel madde bağımlılığım yok(Rahatsızlık olarak tanımlanan şekli ile). Fakat bağımlılıklarım var. İnsan Dünya yaşamında mecburi bağımlıdır. Amacın bunları gerektiğinden fazla kullanmamaktır. Din(ler) de aslında bunu söyler, öğretmek ister ! Seni bedensizliğe, o tür yaşamına hazırlamak amacıyla... Bir din her insan için bu bilince erişmenin zorunlu yolu olmayabilir! Fakat din(ler) bu bilincin olabileceğinin bilincine varacak kadar bilgisi olmayanların da bu seviyeye gelebilmesi için izlenebilecek bir yol olabilir. Dinlerin Peygamberlerinin aramızdan ayrılmalarından itibaren bu yolun doğruya ulaştıramadığı günümüze değin insan ırkı tarafından sayısız kere bireysel ve kitlesel olarak kanıtlanmıştır ve kanıtlanmaya devam etmektedir.
___ 12 Aralık 2013 - Cumartesi - 23:44 - Kuzey Avrupa'da bir yerde !.. __
Labels:
bağımlı,
bağımlı tarifi,
bağımlılık,
bağımlılık tarifi
8 Ocak 2013 Salı
İnsanlık doğru yolu bulur mu ?
İşte insanlığın doğru yoldaki en büyük engeli bu karardakinin günlük hayatta sürekli yaşanıyor olmasıdır !!! Bakınız örnek - " http://www.ntvmsnbc.com/id/25385808 " (Baba Gripdedesi suçsuz bulundu)
( Mahkeme heyeti, kararında, sanık Zehmut Dina Gripdedesi'nin öldürme eylemine herhangi bir şekilde katıldığını gösterir kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığını, ancak kız arkadaşı Hünerler Akbulut'u öldürdüğünü öğrendiği oğluna yakalanmaktan kurtulması için imkan sağladığının anlaşıldığını belirtti.
Mahkeme heyeti, Zehmut Dina Gripdedesi hakkında "suçluyu kayırma" suçunu oluşturduğunu, ancak bu suç üst soy tarafından işlendiği için ceza verilmesine yer olmadığına karar verdi.)
Kanunlar bir oyunda yeri ve zamanı geldiğinde, fırsatını bulabildiğinde kendisini gösteren bir etme-bulma olayının toplum nazarındaki belgesi gibi. Kanunların yanlış edeni ceza ile buluşturup ıslah edemediği zaten yeni bir bilgi değil. Diğer yandan kanunen bireyin apaçık suçlu olması durumunda dahi bireyin birinci dereceden yakınları tarafından cezalandırılmaktan korunması, kaçırılmasının hoş-makul görülmesi insanın özde ne sapkın bir rahatsızlığı bünyesinde barındırdığının ispatıdır. Öyle ya "Benim canıma, malıma, ırzıma vs. kast edildi mi en büyük cezanın verilmesini istiyorum" ama "Bunu ben yada ailemden biri yapar ise hiçbir ceza almaması için elimizden geleni yapalım" !!! İşte bu düşünceye sahip toplumlar olmamız sebebi ile irili ufaklı sayısız insanlık suçu bugün bile evlerde, aileler içerisinde yaşanırken suçlular ellerini-kollarını sallayarak aramızda dolaşabilmektedirler. Mesela aile içi sözlü yada fiziksel şiddet, mesela sevilmediğini-istenmediğini karşı taraftan kesin olarak duymuş olmasına rağmen ona dokunulması... vs. İnsanlık daha çooook bekler huzuru, adaleti. Fakat ne mümkün !
Irkçılık suç mu ? E peki "üst soy" ırkçılık değil mi ?!! Küçük ırkçılık :) O sebeple kanunlar bile mazur görebiliyor, hem de alenen dile getirip bu ırkçılığı, ırkçılık yaptığı için kişiyi suçsuz buluyor. Benim ırkımdan olan öldürsün ama ona hiç kimse bir şey yapamasın !!! Ooooh ne güzel kanunlarımız var, görüyor musunuz ?!
28 Eylül 2012 Cuma - Ciddi Biri
( Mahkeme heyeti, kararında, sanık Zehmut Dina Gripdedesi'nin öldürme eylemine herhangi bir şekilde katıldığını gösterir kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığını, ancak kız arkadaşı Hünerler Akbulut'u öldürdüğünü öğrendiği oğluna yakalanmaktan kurtulması için imkan sağladığının anlaşıldığını belirtti.
Mahkeme heyeti, Zehmut Dina Gripdedesi hakkında "suçluyu kayırma" suçunu oluşturduğunu, ancak bu suç üst soy tarafından işlendiği için ceza verilmesine yer olmadığına karar verdi.)
Kanunlar bir oyunda yeri ve zamanı geldiğinde, fırsatını bulabildiğinde kendisini gösteren bir etme-bulma olayının toplum nazarındaki belgesi gibi. Kanunların yanlış edeni ceza ile buluşturup ıslah edemediği zaten yeni bir bilgi değil. Diğer yandan kanunen bireyin apaçık suçlu olması durumunda dahi bireyin birinci dereceden yakınları tarafından cezalandırılmaktan korunması, kaçırılmasının hoş-makul görülmesi insanın özde ne sapkın bir rahatsızlığı bünyesinde barındırdığının ispatıdır. Öyle ya "Benim canıma, malıma, ırzıma vs. kast edildi mi en büyük cezanın verilmesini istiyorum" ama "Bunu ben yada ailemden biri yapar ise hiçbir ceza almaması için elimizden geleni yapalım" !!! İşte bu düşünceye sahip toplumlar olmamız sebebi ile irili ufaklı sayısız insanlık suçu bugün bile evlerde, aileler içerisinde yaşanırken suçlular ellerini-kollarını sallayarak aramızda dolaşabilmektedirler. Mesela aile içi sözlü yada fiziksel şiddet, mesela sevilmediğini-istenmediğini karşı taraftan kesin olarak duymuş olmasına rağmen ona dokunulması... vs. İnsanlık daha çooook bekler huzuru, adaleti. Fakat ne mümkün !
Irkçılık suç mu ? E peki "üst soy" ırkçılık değil mi ?!! Küçük ırkçılık :) O sebeple kanunlar bile mazur görebiliyor, hem de alenen dile getirip bu ırkçılığı, ırkçılık yaptığı için kişiyi suçsuz buluyor. Benim ırkımdan olan öldürsün ama ona hiç kimse bir şey yapamasın !!! Ooooh ne güzel kanunlarımız var, görüyor musunuz ?!
28 Eylül 2012 Cuma - Ciddi Biri
Labels:
ahlak,
aile,
aile yapısı,
doğruyu bul,
katil,
katliam,
kir,
pislik
Gün geçtikçe artan robot sistemler...
Gün geçtikçe artan robot sistemler ve bu sebeple işsiz kalan insanlar hakkında...
Şimdilik böyle ama insanlık yapay insan(fiziksel) ve yapay zeka(duygusal) yapmak için durmadan çalışacaktır. Bir gün sanatçı yapay insanlar da olacaktır eminim. Bence insanın asli görevlerinden birisi budur. Zaten bilim bir anlamda önüne sunulmuş, bilgisine verilmiş mevcut tüm yaratılmış olanları inceleyip-öğrenip kendisi "yaratan" olma amacındadır. Günü geldiğinde ölmek ve öldürmek anlamsız da olacaktır. Bazı uçuk bilimkurgulardaki gibi "ışık", "enerji", "bilgi" ne derseniz deyin, ondan ibaret olunacaktır. Bu durumda da bedenin şekli, yaşamın sürdürüleceği mekanın önemi kalmayacaktır. Bizler şu anda emeklemenin de gerisi bir safhadayız ! Bunlar belki kırıntı sayılabilecek ama bir yandan kimilerini ürküten ama çok ileride çok büyük bir değişimin parçalarından birisi.
Ben öyle inanıyorum ki bugüne kadar 1 insan hayal ettiği bir veya birçok şeyi belki milyarlarca kez yapabilmiştir. Sadece bu bile benim inandığım şey için sapasağlam milyar delildir. Nedir ? 1 tek insan dahi bugün "imkansız" ve/veya "asla" denilen şeyi hayal ediyor ise o şey olacaktır.
Yakın gelecekte sizi bir robotik bünyeye koyabilirler, ileride tamamen organik, doğal bir klon'a taşıyabilirler. Hatta bir gün gelecek ve insanların çoğu gönüllü olarak mevcut organik fiziksel kapasitesinden çok yüksek kendi üretimi bünyelere taşınacaklardır. Bu ilerilik akli, mantıki, duygusal yönden de olacaktır. Şöyle ki, düşünün geçmişte kötü bir öğrenci idiniz bir çok dersi kopya v.s. okumadan etmeden geçip gittiniz. Bir yerlerden diplomanız var amma günü geliyor bilmediğiniz o kadar çok şeyle karşılaşıyorsunuz ki... Diploma var içi boş ! Derken size deniliyor ki tıpkı eskiden bir tek "joystick" i tutup oynadığımız oyunlar varken şimdi fare+50 farklı görevi olan klavye tuşu ile oyunlar oynadığımızın ötesi gibi taşınacağınız bedende önceden kurulmuş bir işletim sistemi de olacak.
Yazan : Ciddi Biri - 31.07.2012 © Copyright Ciddi Biri, 1971-2012. All rights reserved.
Şimdilik böyle ama insanlık yapay insan(fiziksel) ve yapay zeka(duygusal) yapmak için durmadan çalışacaktır. Bir gün sanatçı yapay insanlar da olacaktır eminim. Bence insanın asli görevlerinden birisi budur. Zaten bilim bir anlamda önüne sunulmuş, bilgisine verilmiş mevcut tüm yaratılmış olanları inceleyip-öğrenip kendisi "yaratan" olma amacındadır. Günü geldiğinde ölmek ve öldürmek anlamsız da olacaktır. Bazı uçuk bilimkurgulardaki gibi "ışık", "enerji", "bilgi" ne derseniz deyin, ondan ibaret olunacaktır. Bu durumda da bedenin şekli, yaşamın sürdürüleceği mekanın önemi kalmayacaktır. Bizler şu anda emeklemenin de gerisi bir safhadayız ! Bunlar belki kırıntı sayılabilecek ama bir yandan kimilerini ürküten ama çok ileride çok büyük bir değişimin parçalarından birisi.
Ben öyle inanıyorum ki bugüne kadar 1 insan hayal ettiği bir veya birçok şeyi belki milyarlarca kez yapabilmiştir. Sadece bu bile benim inandığım şey için sapasağlam milyar delildir. Nedir ? 1 tek insan dahi bugün "imkansız" ve/veya "asla" denilen şeyi hayal ediyor ise o şey olacaktır.
Yakın gelecekte sizi bir robotik bünyeye koyabilirler, ileride tamamen organik, doğal bir klon'a taşıyabilirler. Hatta bir gün gelecek ve insanların çoğu gönüllü olarak mevcut organik fiziksel kapasitesinden çok yüksek kendi üretimi bünyelere taşınacaklardır. Bu ilerilik akli, mantıki, duygusal yönden de olacaktır. Şöyle ki, düşünün geçmişte kötü bir öğrenci idiniz bir çok dersi kopya v.s. okumadan etmeden geçip gittiniz. Bir yerlerden diplomanız var amma günü geliyor bilmediğiniz o kadar çok şeyle karşılaşıyorsunuz ki... Diploma var içi boş ! Derken size deniliyor ki tıpkı eskiden bir tek "joystick" i tutup oynadığımız oyunlar varken şimdi fare+50 farklı görevi olan klavye tuşu ile oyunlar oynadığımızın ötesi gibi taşınacağınız bedende önceden kurulmuş bir işletim sistemi de olacak.
Yazan : Ciddi Biri - 31.07.2012 © Copyright Ciddi Biri, 1971-2012. All rights reserved.
Labels:
ekonomi,
ekonomik kriz,
global kriz,
insanın geleceği,
işsizlik,
robotlar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
