Zuzaylı istilası konulu filmlerde hep bu zuzaylıların acelesi oluyor. Kendi Dünya'larında bir haltlar etmişler de işte son günleri gelmiş acil iniş yapmak için iniş takımlarını biz insanlığın tam da orasına açıyorlar !!! Bizden teknolojik ve eşittir bilim vs. alanında çok ileride olan bu tipsizler(demiyelim haydi biz yine de, ne de olsa yaratılmışı severiz yaratandan ötürü) kendi gezegenlerinin sonunu iyi kestirememiş de bizim gezegende parkta oyun oynamaktan çişinin geldiğini son saniyelerde farkeden çocuklar gibi aceleci oluyorlar :)
Ya öyle değil ise peki ! Bu vatansız kalacak zavallı arkadaşlar(nerede ise ağlıyacağım, mendiliniz var mı?) 1.000 ana gemi ile 4 galakside fıldır fıldır radarları açıp bir sürü yaşanabilecek gezegen aramaya 1.000 küsür yıl önce başlamışlarsa ? Dünya'yı da çoktaaan keşfedip arada sırada "Kütahya Porselen" leri ile bize görünerekten bizi çok pis detaylıca incelemişler ise ? Ouch ! Korkuyorum anne :) Hatta bu incelemeler sonrası uzaylı-insan melezleri çoktaaan içimize karıştırdılar ise ? Bir de genellikle komiğime giden şey o kadar ileri bir medeniyet olmuş uzaylı arkadaşların kılık-kıyafeti mesele etmeleri olmuştur hep. Biz şuncacık "insan" halimizle biraz sancılı da olsa bu kılık-kıyafet meselesini çözme çabasındayız. Gerçi bizdeki tekstil bazında, benim uzaylılar için kast ettiğim bedensel-fiziksel görünümleri hakkında. Olayın ruh/beyin olayı olduğunu çoktan çözmüş olmaları gerekir. O sebeple de bugün aynaya baktığımda "Kahretsin bugün de ne kadar yakışıklı bir uzaylı meleziyim!" diyebilmem hiç de garip olmamalı :) Melezlikten kast hani pek uzun mazisi olmayan şu genlerle oynama, genetiği değiştirilmiş gıda misali insan tipli insanımsı melez. Bir senaryoda bu arkadaşların Dünya'da yaşayabilmesi için küresel ısınmaya ihtiyaçları vardı mesela. Koy arkadaş önemli pozisyonlara geniş geniş(genleri özel olarak işlenmiş =Genİş) insanlarını, ısıt Dünya'yı keyfine göre. Bütün bunların ötesinde bir de şöyle bir hikaye olabilir :) Sen her haltı ye, suçlu olarak da hiç olmayan bir "uzaylı" diye bir şey uydur. Arada sırada 3-5 Kütahya Porselen fırlat... Hani nerede ise "insan = meleklerden üstün" ama olmuyor işte. İlle tip tip uzaylılar olmalı ki mahvettiğimiz Dünya'mızı ırkçı bir gösteri ile onlara karşı savunaraktan mahv-ı perişan edişimize "Kendi malımız" diyerek haklılık getirebilelim :) O-hoo, daha ne entrikalar var bizde. Bizimle uğraşacak uzaylının alnını karışlarız biz ! :) Anagemi mana gemi göstermeler, şekil şekil bedenlerde sözde korkutma çabaları falan... Hele bir bakın, sadece okyanusların diplerine gömdüğümüz gemilerden ders alsanız size yeter. Biz insanlar ile uğraşılmaz !
Ne var ! Bana öyle alttan alttan kriptonit gösterme bak, o sandığın eleman uydurma. O kriptoniti alır kafana fırlatır da karpuz gibi yararım o kafanı !..
______ 10.09.2014 - CiddiBiri _____
Ciddiye alanın kendi alınganlığı ve sorunudur !.. Hayatın bildiğim en şüphesiz dersi "Ciddiye alır isen seninle bir güzel dalgasını geçer, dalgaya alırsan da seni çok ciddiye alır" !!!
10 Eylül 2014 Çarşamba
22 Şubat 2014 Cumartesi
Dunning-Kruger etkisi !..
"Dunning-Kruger etkisi"
Eminim size de çok kereler rastladığınız birilerini anımsatacaktır !.. Bu nasıl bir şey ? diye kendinize sorduysaniz işte size cevabı burada !..
-Yetkin olmayan insanlar becerilerine aşırı değer biçme eğilimindedirler.
-Yetkin olmayan insanlar diğer insanlardaki gerçek beceriyi farkedememektedirler.
-Yetkin olmayan insanlar kendilerindeki yetersizliğin boyutunu görememektedirler.
-Eğer bu yetkin olmayan insanlar becerilerini geliştirmek üzere eğitilirlerse, geçmişteki eksikliklerini farkedip kabul etmektedirler.
Sonuç olarak insanlar, bir konu hakkında ne kadar az biliyorsa, o konu hakkındaki az olan bilgisi aslında ne kadar az bilgi sahibi olduğunu farketmesini engellediği gibi, sanki konuyla ilgili her şeyi biliyormuşcasına bir özgüven kazandırmaktadır.
-
Kaynak ve dahası:
Dunning-Kruger etkisi - Vikipedi
Eminim size de çok kereler rastladığınız birilerini anımsatacaktır !.. Bu nasıl bir şey ? diye kendinize sorduysaniz işte size cevabı burada !..
-Yetkin olmayan insanlar becerilerine aşırı değer biçme eğilimindedirler.
-Yetkin olmayan insanlar diğer insanlardaki gerçek beceriyi farkedememektedirler.
-Yetkin olmayan insanlar kendilerindeki yetersizliğin boyutunu görememektedirler.
-Eğer bu yetkin olmayan insanlar becerilerini geliştirmek üzere eğitilirlerse, geçmişteki eksikliklerini farkedip kabul etmektedirler.
Sonuç olarak insanlar, bir konu hakkında ne kadar az biliyorsa, o konu hakkındaki az olan bilgisi aslında ne kadar az bilgi sahibi olduğunu farketmesini engellediği gibi, sanki konuyla ilgili her şeyi biliyormuşcasına bir özgüven kazandırmaktadır.
-
Kaynak ve dahası:
Dunning-Kruger etkisi - Vikipedi
23 Aralık 2013 Pazartesi
Kültür diye diye kendinizi bu saçmalığı yaşamak zorunda bırakmanız neyin esareti ?!
Yabancılar
böyle şeyleri görünce şaşırıp bir de iyi de düşünmüyorlar. Neden bunca
erkek erkekle dans etmektedir mesela !? Acayip bir şey gibi geliyor
onlara. Yani hani "İnsan" denen canlı türü de ait olduğu canlı
sınıfındaki gibi kadın-erkek, dişi-erkek olmak üzere iki cinsiyete
sahip. Fakat işte bu gibi etkinlikler olsun, ne bileyim yolda,
sağda-solda, umuma açık her yerde olsun erkek erkeğe dans, yanaklardan
öpmeler falan böyle ! Hani sanki bu rahatsızlık ne diye bizde "kültür"
olmuş ki ? Diye sorabilen de yok mudur ! Ahan da işte sordum. Kızı
öptürmüyorlar, öpemiyorsun, dans ta ettirmiyorlar, edemiyorsun. N'apcan
bünye bi insan ile etkileşim istiyor. Sen ne kadar beynen zaptedecem
desen de... Hormonlar fişekliyor ! Gidip adamı, erkek arkadaşını öpmek
mi güzel oluyor peki ? Gidip erkek arkadaşlarınla dans etmek mi güzel
oluyor ! Ondan sonra bu şekil bastırılmış yarısı eksik yaşam sürenler
bir yere gidip de "insan" gibi yaşamış ve yaşamakta olan bir kadın
gördüklerinde zannediyorlar ki bu kadın aranıyor, kaşınıyor vb. !!! O
ise o insan sizin hiç yaşamamış olduğunuz gibi gayet normal bir şekilde
insanlığını yaşamış ve yaşıyor. Şunca yaşımda çok olmasa da birkaç turistten Türkiye hikayelerini dinleme fırsatım oldu. Her şeye rağmen genellikle memnunlar. Fakat iki turist kızdan şu hikayeyi dinledim. Birisi bir gün anadoluda bir yerde turistik mekanda dükkan açmış vatandaşımızın pazarlık yapan bu kızı kşeye sıkıştırıp öpmeye çalışıp orasını-burasını ellemeye çalışmasını anlatırken halimi bir düşünün. Başka bir zamanda bir başka kızdan benzer ama İstanbul'da böyle bir hikaye dinledim. Bir başka yabancı kız da 2 kız arkadaş sahilde teknede balık yapanlardan balık almaya gider... Türkiye'de Türk Lirası'na çevirttikleri ve harcayıp para üstü aldıkları paraları vardır. Ne ise, 2 arkadaş 2 balık-ekmek ister ve parayı uzatırlar. Parayı beğenmeyen balıkçı (misafir perver, hoşgörülü, müslüman Türk vatandaşım) parayı lime lime yırtar ve bir şeyler söylenerek denize fırlatır ! Kızlar korkar. Öyle ya Türk lirası ! Acaba para sahte diye mi yırtılmıştır, acaba şimdi başlarına bir iş mi gelecektir. O anın korkusu ile zaten durmadan basıp giderler. Fakat o parayı onlara veren de aynı gün bir başka yerde yemek yedikleri esnaf. Para üstü olarak vermiştir !
Kendisini dev aynasında görmek herhalde bizimkisi. Dininin adı bu diye kendisini diğer dine mensuplardan direk hiçbir çaba göstermeksizin iyi, doğru ve "insan" sanmak ! Bir laftır sürer amma çoktaaan içi boşalmış olduğu ortada olan "Türk misafirperverdir, hoşgörülüdür, yardım severdir" saçmalığı ! Bu memlekete gelen kaç turist kadını öldürdük haberiniz var mı ? Hatta tecavüz edip öldürüyoruz ! Erkek erkeğe dans edip edip !.. Elbette sebebi sadece bu değil ama kendi yalanlarımıza kendimizin bile inanmadığına eminim.
Bakın bakalım halk oyunlarımıza lütfen. Erkekler tek başlarına mı oynarlar ? Egesinden, Anadolusuna, Karadenizinden köklerinizin geldiği Kafkaslar'a bakın bakalım ! Kültür ise, Türklük ise ne diye unuttunuz bunları peki ?
Kendisini dev aynasında görmek herhalde bizimkisi. Dininin adı bu diye kendisini diğer dine mensuplardan direk hiçbir çaba göstermeksizin iyi, doğru ve "insan" sanmak ! Bir laftır sürer amma çoktaaan içi boşalmış olduğu ortada olan "Türk misafirperverdir, hoşgörülüdür, yardım severdir" saçmalığı ! Bu memlekete gelen kaç turist kadını öldürdük haberiniz var mı ? Hatta tecavüz edip öldürüyoruz ! Erkek erkeğe dans edip edip !.. Elbette sebebi sadece bu değil ama kendi yalanlarımıza kendimizin bile inanmadığına eminim.
Bakın bakalım halk oyunlarımıza lütfen. Erkekler tek başlarına mı oynarlar ? Egesinden, Anadolusuna, Karadenizinden köklerinizin geldiği Kafkaslar'a bakın bakalım ! Kültür ise, Türklük ise ne diye unuttunuz bunları peki ?
Kadına gelince "Vahşet" oluyor ha ! Erkeğin suçu ne ki peki ?
Denmiş ki... "KADINA SÜNNETe HAYIR"
-"KADIN SÜNNETİ VAHŞETİ VE CESUR KADIN - Waris Dirie. Üç yaşında küçük bir kız çocuğuyken bir sabah anneniz sizi apar topar uyandırıp evden çok uzakta kimsenin olmadığı bir araziye götürüyor. Nemrut suratlı yaşlıca bir kadınla buluşuluyor, kadın pis bohçasından paslı bir jilet ya da kırık cam parçası çıkarıyor. Anneniz bacaklarınızı ayırıyor ve sünnetçi kadın klitorisinizi kesip, sadece çişinizi yapabileceğiniz şekilde bir açıklık bırakarak vajinanızı boydan boya hasır bir iple dikiyor. Şanslıysanız, hayatta kalıyorsunuz. Eğer değilseniz kan kaybı veya enfeksiyondan ölüyorsunuz. Afrika’da kadın olmak için bir bedel ödemeniz gerekiyor. Hiçbir şeyden haberinizin olmadığı ve savanlarda hayvanlarla oynayarak geçirdiğiniz mutlu çocukluğunuzun ortasında sizi hiç istemeyeceğiniz bir acıya ve hayatınızın sonuna kadar taşıyacağınız bir yaraya mahkum ediyorlar. Kadın(!) olmak için kadınlığınız elinizden alınıyor. Afrika’da ve bazı Ortadoğu ülkelerinde her yıl 3 ila 12 yaş arasında milyonlarca küçük kız çocuğu bu vahşete maruz kalıyor. Genel olarak müslüman Afrika ülkelerinde gözlemlenen bu ritüel, kızlıktan kadınlığa geçmenin ve gerçek bir kadın olmanın değişmez şartı. Erkek egemen toplumun dayattığı, fakat kadınlar arasında sessiz sedasız halledilen bir pratik. Sünnetli kadınlar, hayatları boyunca regl dönemlerinde ve cinsel ilişki sırasında dayanılmaz ağrılar çekiyor. Sünnetsiz kadınlar ise kabilelerine ve soyadlarına ihanet etmiş sayılıyor, dolayısıyla aile tarafından reddediliyorlar. Hayat kadını veya fahişe statüsünde kabul edildikleri için asla evlenemiyor ve her türlü sosyal grubun dışında kalıyorlar. Bu duruma düşmekten ve ‘kirli’ adledilmektense yüzyıllardır anneler, kendi elleriyle küçük kızlarının çığlıklarını duymazdan gelerek onları sünnet ettiriyor. İffetli birer kadın olabilmeleri için.. Peki kadınların sünnet edilmesinin geleneksel nedenlerinin yanında sosyolojik sebepleri de yok mu? Tabii ki var. Sünnetli kadınlar, klitorisleri olmadığı için hiçbir zaman haz duyamıyor. Bu da kadını cinsel açıdan nötralize ediyor ve sadece bebek yapan bir makinaya dönüştürüyor. Ayrıca dikişi genişlememiş veya açılmamış kadının bekareti, dışarıdan bakıldığında kolayca anlaşılıyor. Dolayısıyla bu ritüelin, bir nevi ‘bekaret kontrol mekanizması’ olduğu da söylenilebilir. Yani Türkiye’deki gibi işi şansa bırakmamışlar. Belki kızlık zarı geridedir, esnektir, doğuştan yoktur gibi durumları düşünmelerine gerek bile yok. Kadın dikiliyse, tamamdır. İlk sünnet vakasının milattan önce Mısır’da bir mumya üzerinde gözlemlenmiş olması, geleneğin ne kadar uzun süredir devam ettiğini kanıtlıyor. Yüzyıllardır var olan bu geleneğin İslam’la hiçbir ilgisinin olmadığını söyleyen din adamlarına rağmen, her gün 8 bin kız çocuğu sünnet ediliyor. Waris Dirie, o kızlardan sadece bir tanesiydi. Somalili Waris, 4 yaşında sünnet edildi ve hayatta kaldı; fakat küçük kız kardeşi onun kadar şanslı değildi. 12 yaşında babası tarafından 3 deve karşılığında 65 yaşında bir adamla evlendirilmek istenince annesinin yardımıyla evden kaçtı. Günlerce yürüdü, çölü aştı ve Somali’nin başkenti Mogadişu’ya ulaştı. Mogadişu’daki akrabaları sayesinde Somali Büyükelçiliği’nde temizlikçi olarak çalışmak üzere İngiltere’ye gitti. Orada çok ünlü bir fotoğrafçı tarafından keşfedilen Waris Dirie, başarılı bir top model oldu fakat içine girdiği görkemli ve parlak hayat mutsuzluğunu gizleyemedi. Waris, artık ‘Afrika’nın çölünden Paris podyumlarına’ başlıklı röportajlar vermek istemiyordu. Anlatmak istiyordu, kadın sünnetinden bahsetmek, tüm dünyaya haykırmak ve bununla savaşmak istiyordu. Bir gün gazeteye verdiği bir röportajda başına gelenleri anlattı. Basında çok büyük yankı uyandıran röportaj sayesinde herkesin Waris’in ve milyonlarca Afrikalı kadının maruz kaldığı bu vahşetten haberi oldu. Daha sonra Waris, kadın sünnetine karşı verdiği mücadeleye odaklanmak istediğini açıklayarak modelliği bıraktı. 1997 yılında BM tarafından Kadın Sünneti Özel Elçisi olarak seçildi. 2002 yılında Desert Flower Foundation’ı (Çöl Çiçeği Vakfı) kurdu. Waris Dirie’nin aynı zamanda kendi yaşam öyküsünü anlattığı 3 kitabı ve bir de Çöl Çiçeği adlı kitabından uyarlanmış, aynı adı taşıyan bir filmi var. ‘’ ..Kadın sünneti bir kültür değildir, kadın sünnetinin dinle bir ilgisi yoktur. Bu durum değişmelidir ve değişim bizim ellerimizdedir. Afrika’nın liderleri, çocuklarınız ağlarken siz neredesiniz? .. Afrika Ana sen bize onca varlık, onca doğal zenginlik ve güzellik verdin. Senin gücün ve güzelliğin sonsuza dek yaşayacak. İnsanlar seni hem iyiye hem kötüye kullandı. Senin gibi bir yer daha yok; ama Afrika’nın yeni bir ruha ihtiyacı var. Benim bir hayalim var. Savaşıp birbirimizi öldürmediğimiz, dayanışma içinde birbirimize destek olduğumuz bir Afrika hayal ediyorum. Kadınların erkeklerle eşit muamele gördüğü bir Afrika hayal ediyorum..’’ – Waris Dirie, Anneme Mektup"
-
İyi denmiş... fakat Dünya'da insan türü tek cinsiyetli değil !..
Kadına gelince "Vahşet" oluyor ha ! Erkeğin suçu ne ki peki ?
Bundan sonra o küçücük yaşında kendisini korumayan annelerinden sebeple kadınlardan bu kendisine yapılan vahşetin intikamını almak için erkekler Dünya'yı kadınlara dar etmek için uğraşırlar. İşte kafasını örtmek isterler ! Bir de derler ki "Bak bunu sizin özgürlüğünüz için istiyor, yapıyoruz" Sonra azıcık bir yeri açık gördüler mi kesildikten sonra elde kalan ile acep n'apabilirim diye düşünürler isterler ki kadınların tek hakkı olsun o da ben ama erkeklerin çok hakkı olsun o da bütün kadınlar !.. Eee küçücük bir çocukken elinde balta, binmiş atına koşarak gelirken üzerine sen de bir ana olarak çıkartıp yatırırsan geleceğin kobrasını baltazarın önüne ve kesildiği an yitip giden, ayrılan parçanın bir solcan misali kıvranarak ölüşünü görünce böyle olması da normal !!!
İiiihihihihi, dıgıdık dıgıdık dıgı dik ! dıgı dick !..
21 Aralık 2013 Cumartesi
Dolar dolu kutularım yok ama hayallerim var !..
En
deli hayalimdir... hani hepimizin başına ille bi gelmiştir, yolda
yürürken yerde para bulursun ya... Benim hayalim bir çanta bulmak ama
içi 100'lük dolarlarla dolu ! E hayal ya gökten benim bulmam için
düşmüş. Onca yıl 3 elma düştü diye hep yedik, bunu mu yemiycez ?Hem çanta dedik ise böyle bir durumda artık bir sırt çantası hayal edebilirim.
20 Aralık 2013 Cuma
Sistem çoktan halt etmiştir...
6 Aralık 2013, 12:50
İnsanlar,
halklar, ülke denilen sınırlar içine hapsolmuş düşünceler, ruhları bu
sınırlar içinde at gözlüğü ile çerçevelenmişler uyanmadığı sürece
isteyerek yada istemeyerek seçtiklerinin yönetiminde bütün bu sınırları
nefret, kin, intikam, sözde korunma, birşeyleri (Tanrı gibi) koruma
kılıfı altında öldürmeyi veya öldürülmeyi, evlatlarının kati olmasını
yada katledilmesini kabul ederek yaşayacaklardır. Bugün Dünya'nın bir
çok yerinde görüyoruz. Aynı birkaç ay önce bizim ülkemizde de olduğu
gibi sokaklarda insanlar. Küçük çocukları ile anne-babalar, öğrenciler,
"Amca-teyze senin ne işin var burada yaş yetmiş iş bitmiş git otur
evine" diyebilecekleriniz... Şimdi mesela Ukrayna'dayız ! Aynıyız,
insanız... Daha iyi, güzel bir gün, bir yarın, bir gelecek istiyoruz
kendimiz ve evlatlarımız için. Aksinden taraf olanların istedikleri aynı
olmadığına göre ne istediklerini de görmek çok kolay. Onlar bugünü
geçmişi kullanarak insanları öfke, ayrıştırma, birbirine düşman etme
yöntemleri ile bizden çalıp tüketiyorlar iken yarınlarımızı da
solduruyorlar ! Bütün bu olayın en trajikomik yanı da "din", "millet",
"ırk", "ülke(sınırları)", "demokrasi", "politika" gibi enstrümanların
kullanılması. Dünyanın her "ülke" denen sınırları içerisinde yaşayan
halklar bu enstrümanların rezil müziğinde dans etmeyi çoğunluk olarak
seviyor gibi görünüyor. Aslında gerçek hiç de öyle değil. Fakat
kendilerine bir makam verdirttiklerimizin kurdukları "yönetim" sistemi
sebebi ile ellerinde asla bir bireyin, ailenin vs. sahip olamayacağı
silahlı, yasal ve hatta "yasadışı" güçleri kullanmaları yetkileri, maddi
güçleri (bakınız vergiler nere gidiyor) hep sanki çoğunluk onların
dediğini istiyormuş gibi gösterebiliyor veya aksini saklayabiliyorlar
!.. Belki yarın sizden yada evladınızdan sırf rengi yada dini,dili veya
ülkesinin ismi başka diye birisini öldürmeniz istenecek. Bence internet
şu an için veya ileride başka bir iletişim sistemi olacak ise bu biz
insanların bu bir avuç "Dün-Gün-Yarın" hırsızlarından bizi koruyup
kurtarabilecek bir araçtır. Bence yeryüzündeki her insanın artık önemli
amaçlarından birisi de olabildiğince çok sayıda "yabancı" ile tanışması
olmalıdır. Dinini, kültürünü, yaşam şeklini-şartlarını vb. öğrenmeli
ve paylaşmalıyız.
© Tüm hakları şahsıma aittir !
© Tüm hakları şahsıma aittir !
10 Kasım 2013 Pazar
Deliye her gün bayram imiş, akıllıya nice gün doğum günü !..
Sanal çağda sanal biri... Hacklenebilinen, virüs ve troyan'ların cirit attığı, kişilerin her türlü yalan, aldatma ve hileyi kullanabildiği bir ortamda biz neden bir yerlere üye olur iken gerçek bilgilerimizi veririz ! ? Gizli sorulara verilen cevaplarınızın doğru olmasındaki sorununuz nedir mesela ? Yoksa vereceğiniz yalan cevabı hatırlayamamak korkusu mu !.. Öyle ya yalan söylemek cesaret, beceri ve güçlü de bir hafıza ister. Yoksa foyanız çok çabuk ortaya çıkacaktır. Dürüst olmak kolaydır ve basittir ! O sebeple de toplumların geneli orta zeka seviyesinde olduğundan ( !!! ) yalancılık çok kötü bir şey olarak tanımlanmış, ahlak kuralları içinde sağlam bir yer edinmiştir. Fakat kurallar aşılmak için olagelmiştir insanın varlığından beri. Ancak bu kurallar yine toplumun genelini oluşturan orta zeka seviyesindekiler için kabul edilir olmuştur. Tabi onlara(kendimize) :) haksızlık etmeyelim. Bizim de kendi çapımızda aştığımız kurallarımız oluyor. Bu kurallar da en çok ikili ilişki, sevgi-aşk ve cinsellik konularındaki kuralları aşmak konusunda oluyor. Yani o da aslında zekamızdan değil kontrol edemediğimiz üreme hormonları-organları yüzünden !!! Yani bu da sayılmaz aslında ama sayalım bari yoksa durumumuz çok vahim.
Ne ise, işte eğer bir kaç siteye üyeliğiniz var ise hepsine doğum gününüzü farklı girdi iseniz bunlar size o tarihte dğum günü kutlama e-postası atıyorlar. Bir bakıyorsunuz doğum gününüz kutlanmış ummadık ve olmadık bir günde. Hem bir anlık sevinmece, hem bir anlık şaşırmaca, hem bir güzellik.
Ne ise, işte eğer bir kaç siteye üyeliğiniz var ise hepsine doğum gününüzü farklı girdi iseniz bunlar size o tarihte dğum günü kutlama e-postası atıyorlar. Bir bakıyorsunuz doğum gününüz kutlanmış ummadık ve olmadık bir günde. Hem bir anlık sevinmece, hem bir anlık şaşırmaca, hem bir güzellik.
5 Kasım 2013 Salı
Katılım, ekleme, interaktif şiir bulamacı !..
Şiirin sahibini aramadım. Facebook'ta birisi paylaşmış. Ben de neden olmasın dedim...
-
HAYAT;
- Benden katılım -
HAYAT ;
Bazen seyretmektir geçip giderken birilerinin hayatları film şeridi gibi önünden !..
...ve aslında Hayat hep bayattır ! :p
İlk kez yaşadıklarını insanlık binlerce kez yaşayıp cilt cilt kitaplara dökmüştür.
...ve sen çıkagelip her şeyi yeni keşfediyormuş hevesi ile bir de mısralara döşenip keşfini paylaşmaya kalkarsın ! Hatta coşku ile belki :)
O ise boy boy niceleri usulca uzanmaktadır... HAYAT'tan alabildiği kadarı ile derslerini alıp teneffüse çıkmış olanlar ;)
HAYAT : "Haa Yat" tır, yatırır :)
________ Şimdi(05.11.2013 - 13:50) by Ciddi Biri ______
-
HAYAT;
Seni kaç kişinin aradığı,
Kiminle çıktığın ya da evli olduğun değildir.
Kimlerin seni sevdiği,
Hangi sporu yaptığın da değildir.
Hayat;
Ayakkabıların, saçın, derinin rengi de değildir.
Nerede yaşadığın veya işin de değildir.
Girmeyi başardığın okullar da değildir.
Hayat;
Notlar, para, üniforma, beyaz önlükler ve giysiler hiç değildir.
Hayat;
Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
Kendin için neler hissettiğindir.
Güven, mutluluk, şefkattir.
Arkadaşlarına destek olmak ve
Nefretin yerine sevgiyi koymaktır.
Hayat;
Kıskançlığı yenmek,
Önemsemeyi öğrenmek ve
Güven geliştirmektir.
Ne dediğin ve ne demek istediğindir.
İnsanların sahip olduklarını değil, kendilerini olduğu gibi görmektir.
Her şeyden önemlisi,
Başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemektir.
HAYAT;
HERŞEYE RAĞMEN SEVMEK VE SEVİLMEKTİR...
___________ Şimdilik Anonim ______
- Benden katılım -
HAYAT ;
Bazen seyretmektir geçip giderken birilerinin hayatları film şeridi gibi önünden !..
...ve aslında Hayat hep bayattır ! :p
İlk kez yaşadıklarını insanlık binlerce kez yaşayıp cilt cilt kitaplara dökmüştür.
...ve sen çıkagelip her şeyi yeni keşfediyormuş hevesi ile bir de mısralara döşenip keşfini paylaşmaya kalkarsın ! Hatta coşku ile belki :)
O ise boy boy niceleri usulca uzanmaktadır... HAYAT'tan alabildiği kadarı ile derslerini alıp teneffüse çıkmış olanlar ;)
HAYAT : "Haa Yat" tır, yatırır :)
________ Şimdi(05.11.2013 - 13:50) by Ciddi Biri ______
26 Ağustos 2013 Pazartesi
Orhun Yazıtları'nda "Tanrı" ve "Türk" kelimeleri !..
Sene 732 - 735 !..
Çünkü Oğuz Ata’mızın duasıdır…
Bilge Kağan’ın duasıdır…
Tanrı ve Türk kelimeleri binlerce yıl evvel taşlara kazınmıştır!
Tanrı Türkçe bir kelimedir…
Yaratıcıyı simgeler!
Tanrı tektir, yaratıcımızdır.
Biz Türk’üz Tanrının dünyadaki kılıcıyız.
Neden mi?
Atalarım Tanrının varlığını daha kitaplar ve peygamberler gelmeyen kavimlerden çok önce biliyor inanıyorlardı.
Türk ve Türkçe düşmanı yobazlara kanıp, okuyup araştırmadan Türkçe düşmanlığı yapmayalım.
- - - - - - - - - - - -
Satmışız !.. Dinden dönmüşüz !!! Onu geç , hani dinden dönmeyi, aslımızdan da dönmüş Arap manyağı olmuşuz. Türklüğümüzden dönüşümüzün yazılı-resmi tarihi kanıtıdır Osmanlı İmparatorluğu bir bakıma. Çünki dil, gelenek ve kıyafet tarzı İslam ile birlikte Araplaşmıştır. Türk kültüründen uzaklaşılmıştır. O zaman da bu Arap'lar işi çok iyi kıvırıyorlamış kanımca. Bize Arap alfabesini çok iyi geçirmişler. Zaten alfabe geçti mi, dil de geçirilmiş oluyor. Ondan sonra zaten gerisi çok kolay gelir ki gelmiş. Şimdi bir de olaya şöyle bakılabilinir. Tanrı aynı Tanrı ise, sonuçta inandığını bilen Tanrı aynı olduğundan Tanrı açısından bir problem yok gibi. Fakat Tanrı bu sürece şöyle bakabilir mi acaba ?! E bana inanıyordun, yine bana inanıyorsun, okuduğun kitabımda sana şu dil, şu kıyafet, şu kültüre ait ol diye bir şey mi söylemişim !? Bu soruya cevap vermeyi düşünmeyi denemek bile hata. Deneyince de Türk'ün ne büyük hata ettiğini görebilir Türk. Öyle ise şu durumda Tanrı bu Türk'ün cezasını veriyor olamaz mı !? Türk evli olduğu kadına "Hanım" diyen "Han"ların olduğu kültürden bugün gelmiş kadına tıpkı Arap'larda olduğu gibi hayvandan da aşağı bir seviyede değer verir hale gelmiştir. Allah kadına böyle bir yer belirtmediği halde bu Araplar tarafından saptırılmış dine inanarak sapmış Türk'lüğün başına ne gelse müstehak değil midir şimdi ?
-
Kaynak : Türklerin İslamiyete Girişi Dört Halife'den sonraki Emevi hanedanlığı döneminde İslamiyet daha çok Arap milliyetçiliği ekseninde gelişmekte olan bir dindi. Emevilerin Arap milliyetçisi yönetimi halk arasında huzursuzluğa neden oluyordu. Fetihlere devam edilmekle beraber misyonerler dışında diğer milletleri müslümanlaştırmaya yönelik bilinçli bir politika izlenmiyordu. İslam Devleti yeni fetihlerle oldukça genişlemiş, Maveraünnehir'e kadar ulaşmıştı.
Çünkü Oğuz Ata’mızın duasıdır…
Bilge Kağan’ın duasıdır…
Tanrı ve Türk kelimeleri binlerce yıl evvel taşlara kazınmıştır!
Tanrı Türkçe bir kelimedir…
Yaratıcıyı simgeler!
Tanrı tektir, yaratıcımızdır.
Biz Türk’üz Tanrının dünyadaki kılıcıyız.
Neden mi?
Atalarım Tanrının varlığını daha kitaplar ve peygamberler gelmeyen kavimlerden çok önce biliyor inanıyorlardı.
Türk ve Türkçe düşmanı yobazlara kanıp, okuyup araştırmadan Türkçe düşmanlığı yapmayalım.
- - - - - - - - - - - -
Satmışız !.. Dinden dönmüşüz !!! Onu geç , hani dinden dönmeyi, aslımızdan da dönmüş Arap manyağı olmuşuz. Türklüğümüzden dönüşümüzün yazılı-resmi tarihi kanıtıdır Osmanlı İmparatorluğu bir bakıma. Çünki dil, gelenek ve kıyafet tarzı İslam ile birlikte Araplaşmıştır. Türk kültüründen uzaklaşılmıştır. O zaman da bu Arap'lar işi çok iyi kıvırıyorlamış kanımca. Bize Arap alfabesini çok iyi geçirmişler. Zaten alfabe geçti mi, dil de geçirilmiş oluyor. Ondan sonra zaten gerisi çok kolay gelir ki gelmiş. Şimdi bir de olaya şöyle bakılabilinir. Tanrı aynı Tanrı ise, sonuçta inandığını bilen Tanrı aynı olduğundan Tanrı açısından bir problem yok gibi. Fakat Tanrı bu sürece şöyle bakabilir mi acaba ?! E bana inanıyordun, yine bana inanıyorsun, okuduğun kitabımda sana şu dil, şu kıyafet, şu kültüre ait ol diye bir şey mi söylemişim !? Bu soruya cevap vermeyi düşünmeyi denemek bile hata. Deneyince de Türk'ün ne büyük hata ettiğini görebilir Türk. Öyle ise şu durumda Tanrı bu Türk'ün cezasını veriyor olamaz mı !? Türk evli olduğu kadına "Hanım" diyen "Han"ların olduğu kültürden bugün gelmiş kadına tıpkı Arap'larda olduğu gibi hayvandan da aşağı bir seviyede değer verir hale gelmiştir. Allah kadına böyle bir yer belirtmediği halde bu Araplar tarafından saptırılmış dine inanarak sapmış Türk'lüğün başına ne gelse müstehak değil midir şimdi ?
-
Kaynak : Türklerin İslamiyete Girişi Dört Halife'den sonraki Emevi hanedanlığı döneminde İslamiyet daha çok Arap milliyetçiliği ekseninde gelişmekte olan bir dindi. Emevilerin Arap milliyetçisi yönetimi halk arasında huzursuzluğa neden oluyordu. Fetihlere devam edilmekle beraber misyonerler dışında diğer milletleri müslümanlaştırmaya yönelik bilinçli bir politika izlenmiyordu. İslam Devleti yeni fetihlerle oldukça genişlemiş, Maveraünnehir'e kadar ulaşmıştı.
24 Ağustos 2013 Cumartesi
Günümüz vahşi sistemindeki yerin !.. Pil bile değilsin !!!
İnsan öncelikle para için çalışmamalı !.. Dünya kaynakları adil
paylaşılsa hiç kimsenin başkaları tarafından bu kadar çalıştırılarak
ömürlerinin sömürülmesi gerekmez. Fakat her insandaki aç gözlülük, hırs
bu konuyu görmezden gelmemizi sağlar. Mevcut para babaları da bizi bu
sebeple "gazlar" ve de kullanırlar. Bence insan sabit bir yerde
durmamalı bile. Bugün Afrika'lı açlar yarın gezegenin en refah
yerlerinde olmalı, oradakiler de Afrika'lıların yerinde. İnsan da
sürekli hareket halinde, göçebe olmalı. Hem böylece hep düşman
belletilen "yabancı", "öteki dinden", "derisinin rengi farklı" olanların
da canavar değil hepimiz gibi insan olduğunu insan ırkı olarak anlarız.
Fakat anlamamamızı isteyen sistem ve işte bizi para karşılığı
çalıştırıp sömüren sisteme öyle bir kendi rızamız ile adapte olmuşuz
ki... Okul hayatından başlarız birbirimize bu sistemde dişli olmak adına
sosyal baskı kurmaya. Aile hayatımızda ayrı bir baskı uygulanır ve
toplum genelinde de... Sonra edebi laflar la da pekiştirilmiştir ve
hatta atasözü olmuştur "Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz" diye. Fakat
işi şudur, lafı ekmek parasıdır işten kazandığı paranın amma o parayı
oraya harcamayan niceleri vardır. İçer, kumar oynar, uyuşturucu
kullanır, evine bakmaz, ailesi ile ilgilenmez ama işi vardır ve iyidir
ise aynası o idir... Sisteme bu denli adapte olmuş sistem dişlileri
sebebi ile sen uyanmaya bile cüret edemezsin. Dünya üzerinde insanların
kullanmadığı çok fazla toprak vardır. Fakat sistem seni bu kullanılmayan
toprak üzerinde ücretsiz yaşatmaz. Hava almak, yer çekimi sebebi ile
bir toprak bölgesi üzerine temas ediyor olmak sistem tarafından sizi
sisteme borçlu kılar !.. Her insan borçlu doğar ve bu sebeple hiçbir
aile, anne-baba aslında lafa geldiğinde canlarını feda edecekleri
evlatlarının harcanmasına hiçbir şekilde mani olamazlar. Mevcut sistemin
sürdüğü hayat sizi harcar. Bu harcamada ederiniz size göre makul ise
sistemin yarı bilinçli bir savunucusu olabilirsiniz kendi istek ve
şevkinizle. Ederiniz size göre hiç de makul değil ise sistemteki
baskılar ile mücadele ederken "sistem"in varlığını bile göremeden
gidebilirsiniz. Sistem içinde sözde en büyük aşklar bile, ennn seven
sevgililer bile sistemin biçtiği değerler çerçevesinde sevgilerinin
değerini görür-bilirler. Sözde ruh, yürek, hissetmek işi olan sevgi bile
aslında sistemin sizi borçlu olarak aldığı-getirttiği Dünya'da maddi
bir değerdir.
Günümüzde sistem o kadar vahşileşmiştir ki bir insandan ömrünün en sağlıklı dönemini en ucuza satın alır iken bir de bu alış-veriş için size "emeklilik" adlı bir güvence satarak kazanırken verdiğinden bir kısmını da geri alır !!! Fakat sistem dişlisi insan bu durumu öyle bir yer ki halk arasında "sigortalı bir iş" yapıyor olması bile başarısını pekiştiren bir detaydır. Bitti mi ? Hayır ! Sistem bunu üzerinizde uygularken diğer yandan da sizinle işi bittiğinde sizin de onun ile işinin en kısa sürede bitmesi için sizi yavaş yavaş zehirler !!! Evet, bildiğiniz zehir ile sizi gıdım gıdım her gün zehirler. Doğal olmayan besin maddeleri, marketten aldığınızda ham eve geldiğinizde 2 gün sonra kendi kendine olgunlaşan sebze-meyvalar, GDO'lu ürünler ki bunlar yine iyi zehirler. Bir de sağlıklı şartlarda hazırlanmayan, kontrol edilmeden üretilen türlü kimyasalın katıldığı gıdalar ! Yeter mi ? Yetmez !.. Bir de sistem dişlisi insan kazancından artırmak için daha ekonomik yaşama yolları arar iken daha ucuz yiyecek yolunu da aramaktadır. 2 liraya Urfa kebap, 2 liraya Adana kebap, 2 liraya tavuk döner bulunur ve iş yerinde öğle yemeği olarak afiyet ile tüketilir. Et ne etidir, hangi koşullarda bekletilmiş-pişirilmiş ve sunulmuştur kimse sormasın, bilen var ise de lütfen cevaplamasın !!! Bütün bu zehirlenmenin sonunda sistemin amacı sizinle işi bittiğinde sizin de onunla işinizin bitmesini en kısa sürede sağlamaktır. Bunun da günümüzdeki en başarılı yolu "KANSER" dir. O sebepledir ki sistem kullandığı ve/veya kullanacağı siz dişlisini kanser yapmak üzere zehirlemektedir. Kanser sistem için çok başarılı bir geri dönüşüm aracıdır. Sistem ile işiniz bittiğinde sistem kanser sebebi ile elinizde kalanları da alarak gitmeden önce son bir soygununu da yapacaktır. Eğer sistemden sistemin planladığından daha erken kurtulabilirseniz belki sizden sonraki nesliniz için sistemdeki diğer dişlilere oranla bir nebze olsun daha keyifli uyuyabileceği bir maddi bağımlılık-uyuşturucu "PARA" bırakmayı başarabilirsiniz !!!
Ayrica sistem bizi bize satar. Biz de sisteme hizmet eder ve sistem içinde fahişelik görevimizi kendi isteğimizle zevk alarak yaparız !.. Şöyle ki, sistem içinde olduğunuz konumu "Pollyana" cılık oynayarak çevrenize kendinizi mevcut sistem dahilinde "bakın hayat ne güzel" başlığı altında gerek görsel ve gerek basın ve medya yolu ile satarsınız ! En iyi satıcılar, en iyi fahişeler birbirini bulup mutlu birliktelikler yaşarlar bu sistemde. Bu usta fahişelerden de başarılı(sistem için) orospu çocukları dünyaya gelir !
-
"Sistem" Tanrıdır !!! Tanrı'yı "Sistem" yaratmıştır ! Çünki, böylece insanı daha itaatkar yapabilecektir.
... Ve bu Tanrı sizden kurban(lar) istemektedir. Üreyerek kendinizden sonra da sisteme hizmet edecek kurbanlar sunmak sistem tarafından yaratılan Tanrı(ların)nın size emridir. Dikkat edin tarihin her döneminde sistem tarafından yönetime getirilmiş kişiler sizlerden daha çok üremenizi isterler. O ise yapmanız gereken spermlerinizi ve yumurtalarınızı mümkün olduğunca birleştirmemeye çalışmaktır !!! Çünki "Sistem" gücünü insan popülasyonunun büyüklüğünden alır. Çok insan çok kaos, çok açlık, çok muhtaciyet, daha kolay provokasyon, daha çok manüpilasyon imkanı sağlar sisteme. Yani ne kadar çoksanız o kadar çok kullanılabileceksiniz demektir. Ne kadar çoksanız o kadar çok kaynak, güç sağlıyorsunuz demektir sisteme. Hatta yaratılan bu Tanrı sayesinde sistem sizden asla ispatı olmayan "ölüm sonrası hayat" için bile ücret alır ve sömürür. Birey kendisini, ana-baba evlatlarını sistem gerekli gördüğünde ölüme "memnuniyetle" yollar. Sistemin tanrısı insana sisteme vereceği bu hizmet karşılığında "şehitlik" mertebesi vaat eder !.. Böylece insan(lar) sistemin işleyişi için hayatlarının herhangi bir döneminde canlarını sisteme feda etmeyi de şerefli, onurlu bir davranış gibi görür-hisseder ve yaparlar. O ise uygulamaya bakacak olursanız olay sadece sistemin kendi ırkınızı sömürüsünü sürdürebilmesi için kendiniz ile birlikte öldüreceğiniz diğer insanlardır ve bunun yanında da sizden sonra hayatta kalan insanlar ve nesiller için sistemin sömürüsünün sürmesini sağlama almaktır ! Konunun sağlamasını yapmak için bir de şöyle düşünelim... İnsan Dünya üzerinde en büyük popülasyona sahip olan canlı türüdür. Sistem kullanamadığı canlı türlerini önemsemez. O sebeple sistem için verimli olmayan bir çok canlı türü yer yüzünden silinmiştir ve halen nesli tükenmekte olan bir çok canlı türü vardır. Buna karşın sistem temel ihtiyacı olan ve en verimli kullandığı "insan" ırkı için kaynak olan bazı canlı türlerini yok etmemektedir. Mesela tavuk, hindi, inek, koyun, meyva ağaçları, sebzeler vb. Buna karşın en verimli kullanılabilir kaynak insan için bir gıda kaynağı olmayan nice ormanın sık sık yanıp kül olduğunu görürsünüz !
-
Yine sistem Tanrı tezgahı içerisinde görevlendirdiği kişileri de korur. Çünki onlar büyük kitlenin sisteme itaat etmeleri konusunda etkili rol oynarlar. Bu kişiler insanlık, ahlaki değerler, namus vb. gibi konulara karşı en uçlarda sapkınlıklar yaşasa dahi sistem bu kişileri korur, kollar, gözetir, suçlarını örtbas eder, ortaya çıksa bile en kısa sürede kamu bilincinde unutturma yolları izler !
Şimdi !.. Sizler yaşadığınızı mı zannediyorsunuz ? Fişiniz sistemin elinde. Ne zaman çekeceği hiçbir şekilde sizin bir kararınıza bağlı değil. Tek yapabileceğiniz gelecek nesil için fişi sistemin eline vermemek. Şu an var iseniz ve bu yazılanı okuyorsanız sistem içerisinde kullanılmakta olan bir kaynak, bir parçasınızdır !!!
_______ 23-24 Ağustos 2013 - Cuma & Cumartesi - © CiddiBiri ©
Günümüzde sistem o kadar vahşileşmiştir ki bir insandan ömrünün en sağlıklı dönemini en ucuza satın alır iken bir de bu alış-veriş için size "emeklilik" adlı bir güvence satarak kazanırken verdiğinden bir kısmını da geri alır !!! Fakat sistem dişlisi insan bu durumu öyle bir yer ki halk arasında "sigortalı bir iş" yapıyor olması bile başarısını pekiştiren bir detaydır. Bitti mi ? Hayır ! Sistem bunu üzerinizde uygularken diğer yandan da sizinle işi bittiğinde sizin de onun ile işinin en kısa sürede bitmesi için sizi yavaş yavaş zehirler !!! Evet, bildiğiniz zehir ile sizi gıdım gıdım her gün zehirler. Doğal olmayan besin maddeleri, marketten aldığınızda ham eve geldiğinizde 2 gün sonra kendi kendine olgunlaşan sebze-meyvalar, GDO'lu ürünler ki bunlar yine iyi zehirler. Bir de sağlıklı şartlarda hazırlanmayan, kontrol edilmeden üretilen türlü kimyasalın katıldığı gıdalar ! Yeter mi ? Yetmez !.. Bir de sistem dişlisi insan kazancından artırmak için daha ekonomik yaşama yolları arar iken daha ucuz yiyecek yolunu da aramaktadır. 2 liraya Urfa kebap, 2 liraya Adana kebap, 2 liraya tavuk döner bulunur ve iş yerinde öğle yemeği olarak afiyet ile tüketilir. Et ne etidir, hangi koşullarda bekletilmiş-pişirilmiş ve sunulmuştur kimse sormasın, bilen var ise de lütfen cevaplamasın !!! Bütün bu zehirlenmenin sonunda sistemin amacı sizinle işi bittiğinde sizin de onunla işinizin bitmesini en kısa sürede sağlamaktır. Bunun da günümüzdeki en başarılı yolu "KANSER" dir. O sebepledir ki sistem kullandığı ve/veya kullanacağı siz dişlisini kanser yapmak üzere zehirlemektedir. Kanser sistem için çok başarılı bir geri dönüşüm aracıdır. Sistem ile işiniz bittiğinde sistem kanser sebebi ile elinizde kalanları da alarak gitmeden önce son bir soygununu da yapacaktır. Eğer sistemden sistemin planladığından daha erken kurtulabilirseniz belki sizden sonraki nesliniz için sistemdeki diğer dişlilere oranla bir nebze olsun daha keyifli uyuyabileceği bir maddi bağımlılık-uyuşturucu "PARA" bırakmayı başarabilirsiniz !!!
Ayrica sistem bizi bize satar. Biz de sisteme hizmet eder ve sistem içinde fahişelik görevimizi kendi isteğimizle zevk alarak yaparız !.. Şöyle ki, sistem içinde olduğunuz konumu "Pollyana" cılık oynayarak çevrenize kendinizi mevcut sistem dahilinde "bakın hayat ne güzel" başlığı altında gerek görsel ve gerek basın ve medya yolu ile satarsınız ! En iyi satıcılar, en iyi fahişeler birbirini bulup mutlu birliktelikler yaşarlar bu sistemde. Bu usta fahişelerden de başarılı(sistem için) orospu çocukları dünyaya gelir !
-
"Sistem" Tanrıdır !!! Tanrı'yı "Sistem" yaratmıştır ! Çünki, böylece insanı daha itaatkar yapabilecektir.
... Ve bu Tanrı sizden kurban(lar) istemektedir. Üreyerek kendinizden sonra da sisteme hizmet edecek kurbanlar sunmak sistem tarafından yaratılan Tanrı(ların)nın size emridir. Dikkat edin tarihin her döneminde sistem tarafından yönetime getirilmiş kişiler sizlerden daha çok üremenizi isterler. O ise yapmanız gereken spermlerinizi ve yumurtalarınızı mümkün olduğunca birleştirmemeye çalışmaktır !!! Çünki "Sistem" gücünü insan popülasyonunun büyüklüğünden alır. Çok insan çok kaos, çok açlık, çok muhtaciyet, daha kolay provokasyon, daha çok manüpilasyon imkanı sağlar sisteme. Yani ne kadar çoksanız o kadar çok kullanılabileceksiniz demektir. Ne kadar çoksanız o kadar çok kaynak, güç sağlıyorsunuz demektir sisteme. Hatta yaratılan bu Tanrı sayesinde sistem sizden asla ispatı olmayan "ölüm sonrası hayat" için bile ücret alır ve sömürür. Birey kendisini, ana-baba evlatlarını sistem gerekli gördüğünde ölüme "memnuniyetle" yollar. Sistemin tanrısı insana sisteme vereceği bu hizmet karşılığında "şehitlik" mertebesi vaat eder !.. Böylece insan(lar) sistemin işleyişi için hayatlarının herhangi bir döneminde canlarını sisteme feda etmeyi de şerefli, onurlu bir davranış gibi görür-hisseder ve yaparlar. O ise uygulamaya bakacak olursanız olay sadece sistemin kendi ırkınızı sömürüsünü sürdürebilmesi için kendiniz ile birlikte öldüreceğiniz diğer insanlardır ve bunun yanında da sizden sonra hayatta kalan insanlar ve nesiller için sistemin sömürüsünün sürmesini sağlama almaktır ! Konunun sağlamasını yapmak için bir de şöyle düşünelim... İnsan Dünya üzerinde en büyük popülasyona sahip olan canlı türüdür. Sistem kullanamadığı canlı türlerini önemsemez. O sebeple sistem için verimli olmayan bir çok canlı türü yer yüzünden silinmiştir ve halen nesli tükenmekte olan bir çok canlı türü vardır. Buna karşın sistem temel ihtiyacı olan ve en verimli kullandığı "insan" ırkı için kaynak olan bazı canlı türlerini yok etmemektedir. Mesela tavuk, hindi, inek, koyun, meyva ağaçları, sebzeler vb. Buna karşın en verimli kullanılabilir kaynak insan için bir gıda kaynağı olmayan nice ormanın sık sık yanıp kül olduğunu görürsünüz !
-
Yine sistem Tanrı tezgahı içerisinde görevlendirdiği kişileri de korur. Çünki onlar büyük kitlenin sisteme itaat etmeleri konusunda etkili rol oynarlar. Bu kişiler insanlık, ahlaki değerler, namus vb. gibi konulara karşı en uçlarda sapkınlıklar yaşasa dahi sistem bu kişileri korur, kollar, gözetir, suçlarını örtbas eder, ortaya çıksa bile en kısa sürede kamu bilincinde unutturma yolları izler !
Şimdi !.. Sizler yaşadığınızı mı zannediyorsunuz ? Fişiniz sistemin elinde. Ne zaman çekeceği hiçbir şekilde sizin bir kararınıza bağlı değil. Tek yapabileceğiniz gelecek nesil için fişi sistemin eline vermemek. Şu an var iseniz ve bu yazılanı okuyorsanız sistem içerisinde kullanılmakta olan bir kaynak, bir parçasınızdır !!!
_______ 23-24 Ağustos 2013 - Cuma & Cumartesi - © CiddiBiri ©
Labels:
çark,
dişli,
farkındalık,
kanser planlıdır,
matrix,
oyun,
sistem,
uyan,
wakeup,
zehirlenme
15 Mayıs 2013 Çarşamba
Sistema-TiK- , Sistem-Atik, Sis-Tematik, S-istem-atik !..
Toplum içinde yer aldığınız bazı konumlar vardır. O konuma
gelinceye kadar geçen süreçte size neler olur. Süreç sizi neyler ? Bu
süreç evlat olmaktan, anne-baba olmaya, bir iş yerinde personel olmaktan
müdür olmaya farklı isimler ve şekillerde gerçekleşse de temelde size
uygulanan şey aynıdır !
-
Sürü-n-gen !
-
Öyle olsa idi aklımız başımıza erdiğinden beri, yıllarca annelerimiz başta olmak üzere ve zaman zaman da babalarımızdan sürekli azarlamalar ve eleştiriler almazdık. Ortada aslında toplumsal ve sosyal bir baskı içinde bireyin sürüye uyarak yaşanılacak ortak sıkıntı ve acıları paylaşarak daha az yada hafif hissedeceği inancı vardır ! Çünki sürüye uymaz, toplum baskısını kabul etmezseniz sürü(bu toplum) sizi başka sıkıntı ve acılar yaşatmak üzere baskı uygular. En basiti yaş 25'i geçtiğinde "evde mi kaldın kız" fısıltıları. Yaş ilerledikçe fısıltı daha yüksek sesle ve 30'a gelmiş ise artık çığlıklar olarak duyarsınız "kız kurusuuuu" gibi
-Sonra sürü eğer yine de bize uyup bizimle aynı sıkıntıları yaşamayıp aynı acıları yaşamıyorsan başlar seni iyice yalnızlaştırmaya. Evliler bekarlarla görüşmeyi azaltır veya keser. Artık evliler evliler ile görüşür. Hayatı kamplara ayırırlar. Zaten bekar evli bir arkadaşına gitse orada da bir baskıya maruz kalır "E sen ne zaman ?.."
-
Daha bir sürü detayı var da... Netice, sistem insanı bir şekilde ne kadar çok şeyin esiri edebilir ise insanı da o kadar çok sömürebileceğini bizden çoook çok önceleri keşfetmiştir. 45 numara bir erkek ayakkabısı 100 liradır, gider bakarsınız sizin ayakkabınızın tekinden ufak olan, toplam malzemesi daha az olan bebek-ufak çocuk ayakkabısı da 100 liradır !.. "E ama kem küm" ! Eee, sürü olarak bu sıkıntıları çekmeyi kabul ettiniz, şimdi biraz acıyacak ama hep birlikte bu acıları da atlatırsınız siz !
-Sistem yıllarca bu sömürüyü sürdürecektir artık !.. Hatta gün gelir sürünün üyesi olmanız sebebi ile ortak acılar yaşayıp acınızın hafif geçeceğini düşündüğünüz günlerden birisinde sistem evladınızı askere ister. Müthiş gaz ile, övgülerle, düğünle, bayramla gönderirsiniz. Vatan toprakları korunacaktır. Allah kimsenin başına vermesin diye dualar edilir bu sürü tarafından da ! Oysa o kadar da çokturlar ki , onca dua, hani insan düşünmeden edemiyor bazen, tövbe tövbe !.. Evlat gider bayrakla gelir, evlatlar gider bayraklar gelir !.. ve üyesi olduğunuz sürü acınızı dindirir "öyle değil mi" !!! Esiri olduğunuz sistem canınızı da almayı bilmiştir, değil mi !.. Sonra sürüye derler ki bak o kadar acıttılar ki sizleri, biz şimdi bunları dindireceğiz !.. Oysa sürü bilmez ki gelecek olan sonraki acılar neler olacaktır. İşte böyle taaa ufacık bir yerden başlayan sürülük aslında bir milletin, bir ulusun nasıl sömürülerek, uyutularak güdüldüğünün ilk adımıdır. Bunu kendimize yapan da bizleriz ! Sen, ben, o, arkadaşın, kankan, kardeşin, annen-baban !..
__________ All rights reserved © by CiddiBiri __
-
Sürü-n-gen !
-
Öyle olsa idi aklımız başımıza erdiğinden beri, yıllarca annelerimiz başta olmak üzere ve zaman zaman da babalarımızdan sürekli azarlamalar ve eleştiriler almazdık. Ortada aslında toplumsal ve sosyal bir baskı içinde bireyin sürüye uyarak yaşanılacak ortak sıkıntı ve acıları paylaşarak daha az yada hafif hissedeceği inancı vardır ! Çünki sürüye uymaz, toplum baskısını kabul etmezseniz sürü(bu toplum) sizi başka sıkıntı ve acılar yaşatmak üzere baskı uygular. En basiti yaş 25'i geçtiğinde "evde mi kaldın kız" fısıltıları. Yaş ilerledikçe fısıltı daha yüksek sesle ve 30'a gelmiş ise artık çığlıklar olarak duyarsınız "kız kurusuuuu" gibi
-Sonra sürü eğer yine de bize uyup bizimle aynı sıkıntıları yaşamayıp aynı acıları yaşamıyorsan başlar seni iyice yalnızlaştırmaya. Evliler bekarlarla görüşmeyi azaltır veya keser. Artık evliler evliler ile görüşür. Hayatı kamplara ayırırlar. Zaten bekar evli bir arkadaşına gitse orada da bir baskıya maruz kalır "E sen ne zaman ?.."
-
Daha bir sürü detayı var da... Netice, sistem insanı bir şekilde ne kadar çok şeyin esiri edebilir ise insanı da o kadar çok sömürebileceğini bizden çoook çok önceleri keşfetmiştir. 45 numara bir erkek ayakkabısı 100 liradır, gider bakarsınız sizin ayakkabınızın tekinden ufak olan, toplam malzemesi daha az olan bebek-ufak çocuk ayakkabısı da 100 liradır !.. "E ama kem küm" ! Eee, sürü olarak bu sıkıntıları çekmeyi kabul ettiniz, şimdi biraz acıyacak ama hep birlikte bu acıları da atlatırsınız siz !
-Sistem yıllarca bu sömürüyü sürdürecektir artık !.. Hatta gün gelir sürünün üyesi olmanız sebebi ile ortak acılar yaşayıp acınızın hafif geçeceğini düşündüğünüz günlerden birisinde sistem evladınızı askere ister. Müthiş gaz ile, övgülerle, düğünle, bayramla gönderirsiniz. Vatan toprakları korunacaktır. Allah kimsenin başına vermesin diye dualar edilir bu sürü tarafından da ! Oysa o kadar da çokturlar ki , onca dua, hani insan düşünmeden edemiyor bazen, tövbe tövbe !.. Evlat gider bayrakla gelir, evlatlar gider bayraklar gelir !.. ve üyesi olduğunuz sürü acınızı dindirir "öyle değil mi" !!! Esiri olduğunuz sistem canınızı da almayı bilmiştir, değil mi !.. Sonra sürüye derler ki bak o kadar acıttılar ki sizleri, biz şimdi bunları dindireceğiz !.. Oysa sürü bilmez ki gelecek olan sonraki acılar neler olacaktır. İşte böyle taaa ufacık bir yerden başlayan sürülük aslında bir milletin, bir ulusun nasıl sömürülerek, uyutularak güdüldüğünün ilk adımıdır. Bunu kendimize yapan da bizleriz ! Sen, ben, o, arkadaşın, kankan, kardeşin, annen-baban !..
__________ All rights reserved © by CiddiBiri __
2 Mayıs 2013 Perşembe
İspanya Granada'da Kuzey Güney seyrediliyor !..
Demek ki ekonomik krizin ilacı bizim diziler imiş! Ver diziyi, ver maçı ekonomideki her bişey millete toz pembe görünsün. Demek ki adı İspanya diye, bayrağı başka diye, dili başka diye kendimizi başkalaştırmakla başka olmuyormuşuz. Mal her yerde aynı mal ! Aynı oyunla uyutulup sütü sağılan malmışız Birileri zamanında demiş ki "Gelin biz bu malları paylaşak, bunlara ayrı ayrı diller, coğrafyalar, bayraklar, dinler falan verelim. Yeri ve zamanı gelince bu ayrımcılıkları kullanır, gaz verir savaştırır vs. kendimizi daha mühimleştirirken bunları daha da sömürebiliriz"... Ne güzel icat değil mi ?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
