18 Kasım 2017 Cumartesi

Orantısal olarak ölümü bile kabul edilebilir kılmak ve bir kahramanın sürüyü ölüme götüren çobanlığı !..



Soldakiler soldakilere bakınca "E herkes böyle ama canım zaten" diyerek anlık görsel bir istatistiki veri ile halini kabullenmektedir !.. Ayrıca, soldakiler için soldakiler ulaşılabilir-erişilebilir iken sağdakilerin sistemin araçlarını kullanma gücüne sahip kılanların kendileri olduklarını unutup onların dokunulmaz olduklarını bile düşünmeleri genel bir durumdur !.. Bu nedenle sağdakiler için soldakiler kendi sınıfı içerisinde, sağdakiler tarafından gerektiğinde yine sağdakiler için "Tanrıcılık" oynamak için kullanılacaklardır. Öyle ki birer "Tanrı"ymışcasına soldakilere emirler verecekler ve yine soldakiler içinden bazılarını öldürteceklerdir !.. Bu ölümler her iki taraftan farklı oranlarda olacaktır ama şiddet, kanı ve ölüm adedi sağdakiler için Tanrısal statülerinin daha pekişmesi ve uzun sürmesi gibi bir etki yaratacaktır soldakiler için ! ! !

Soldakiler soldakilere bakınca "E herkes böyle ama canım zaten" diyerek anlık görsel bir istatistiki veri ile halini kabullenmektedir !.. Ayrıca, soldakiler için soldakiler ulaşılabilir-erişilebilir iken sağdakilerin sistemin araçlarını kullanma gücüne sahip kılanların kendileri olduklarını unutup onların dokunulmaz olduklarını bile düşünmeleri genel bir durumdur !.. Bu nedenle sağdakiler için soldakiler kendi sınıfı içerisinde, sağdakiler tarafından gerektiğinde yine sağdakiler için "Tanrıcılık" oynamak için kullanılacaklardır. Öyle ki birer "Tanrı"ymışcasına soldakilere emirler verecekler ve yine soldakiler içinden bazılarını öldürteceklerdir !.. Bu ölümler her iki taraftan farklı oranlarda olacaktır ama şiddet, kanı ve ölüm adedi sağdakiler için Tanrısal statülerinin daha pekişmesi ve uzun sürmesi gibi bir etki yaratacaktır soldakiler için ! ! !









Ölen başarılı insanların arkasından kahramandı, efsaneydi vs. derler ya... bir de ölene sorsak ? Soramıyoruz tabi kalanlar olarak arkasından sıkıyoruz bol kepçeden. Peki bu niye ? Yeni fedailer, yine canlarını feda edebilsin diye, onlara gaz olması için bunların ölümlerini toplumun gerçekleri görmesinin önüne perde gibi çekip toplu intihar misali canlarını feda edebilmeleri için tabi.Sonra toplum birilerinin keyif içindeki yaşamları aynı kalitede sürebilsin diye kendisini ve hatta evlatlarını onların sefa, keyif, israf içindeki yaşamları bozulmasın ve torunları bile o ayarda yaşasın diye feda ediyor. 

 

Özellikle Bananikan filmlerinde bu konu çok işlenir. Görürsünüz kahramanların ailelerinden kalanlar olmuş ise ellerinde birkaç fotoğraf, duvarda falan da bir bayrak. Kafayı bir çevirirsiniz ülkelerinde her türlü batak ve pislik kırla gitmektedir o ise !.. Bunca kahramanın koruyup-kurtardığı ülkede insanlar çalma-çırpma, uyuşturucu ticareti, jinayet vs. hiç azalmadan aralıksız biçimde sürmektedir ! E peki bu canlarını feda eden kahramanların kurtardıkları kimler ve neler !? 

 

Sistem size istetistiki veriler sunarak bazı genellemelerin kabul edilebilir olduğu inancını yaratır. Der ki mesela "Ülkede her yıl doğanların 5'te 1'i ilk 1 yıl içinde ölüyor" ve o ülkenin vatandaşı olarak sen baba veya anne olursun, olurken de bunu bilirsin yada bilmezsin, bilsen de fark etmeyecektir çünki o 5'in 1'inin sen olma ihtimali istatistiken vardır. Trafik kazalarında şu şu nedenlerle şu kadar kiş ölür, ölenlere bakılınca ölümlerde toplu ölümler öne çıkar. Çünki ailecek gidilirken öldürülür bireyler ya karşı tarafça yada kendi ailesinden birisi tarafından !.. Bilirsiniz ama trafiğe çıkarsınız. 50.000-500.000 TL. arası ilk baştan bir ödeme, sonra vergisi, sonra benzini, sonra % bilmem kaç ölüm oranı derken hoop bu kadar masraf edip gebermek !.. 

 

Hiç başınıza gelmedi mi yani ?! İnanmam !.. Böyle büyük vakalar olmasa da ufak çaplı, belki şu an sizin bile hemen anımsayamadığınız birkaç kötü olay başınızdan geçmiştir. İstatistiki verilerde bir oranla gösterilen...


Görsel altındaki notun rahat okunabilir halini de buraya ayrıca koyuyorum !.. Soldakiler soldakilere bakınca "E herkes böyle ama canım zaten" diyerek anlık görsel bir istatistiki veri ile halini kabullenmektedir !.. Ayrıca, soldakiler için soldakiler ulaşılabilir-erişilebilir iken sağdakilerin sistemin araçlarını kullanma gücüne sahip kılanların kendileri olduklarını unutup onların dokunulmaz olduklarını bile düşünmeleri genel bir durumdur !.. Bu nedenle sağdakiler için soldakiler kendi sınıfı içerisinde, sağdakiler tarafından gerektiğinde yine sağdakiler için "Tanrıcılık" oynamak için kullanılacaklardır. Öyle ki birer "Tanrı"ymışcasına soldakilere emirler verecekler ve yine soldakiler içinden bazılarını öldürteceklerdir !.. Bu ölümler her iki taraftan farklı oranlarda olacaktır ama şiddet, kanı ve ölüm adedi sağdakiler için Tanrısal statülerinin daha pekişmesi ve uzun sürmesi gibi bir etki yaratacaktır soldakiler için ! ! !

12 Kasım 2017 Pazar

Uydurma Haberler ve Medyada Sazan Avı

Güzel bir mekan...
Beynini, hafızanı ve anılarını seviyor isen. Bunlar senin için değerli ve önemli ise buraya birilerinin belli kötü amaçlar için uydurduğu yalan-yanlış bilgileri koymamak için birazcık kendine değer verip araştıracaksın ! Yoksa beynindeki bilgi de sen de kalitesiz, yalan ve yanlışlardan ibaret olursun ! İster misin ? Hadi göster bakalım öyle ise...

https://yalansavar.org

Girip bakacaksın günlük rutinlerinden birisi olacak...

Facebook gibi sosyal ağların ne denli saptırılmış haberler ile toplumun yanlış bilgiler öğrenmesi için kullanılabileceğini görmediniz ise hala bence sırf bunun için bile bakılabilir.

Gerçi günümüzde bazı resmi kayıtlı vs. hani kaçak yayın yapmayan gazete ve gazeteciler bile kasten yalan yayın yapabiliyorlar.

30 Ekim 2017 Pazartesi

Okuyan kazanır, sen kazanır isen hepimiz kazanırız !..

Okumak, bilgi edinmek... Kişisel olduğu kadar da toplumsal ve sosyal bir yararlılık eylemidir. Hepimiz öğrendiğimiz her yeni şeyi ailemizle, arkadaşlarımızla paylaşmadık mı ? Halen yeni ve güzel şeyler öğrendiğimize paylaşmıyor muyuz ? Dolayısı ile okuyanın kazandığı önce etrafında olmak üzere hepimizin kazancıdır. Öyle ise bizler bize okuma imkanını sağlayanların bunu ne sebeple yapmak istediklerini sorgulayalım. Bize herhangi bir gerekçe ile bizden büyük olduğunu iddia eden veya bize yetiştiriliş koşullarımız içinde gelenek ve göreneklerin baskısı altında büyükmüş gibi görülenlerin söylediklerini de elbette sorgulayalım.

Tıklayın ve 5 dakikanızı ayırın. Ne büyük yalanlar, yönlendirmeler, saptırmalar millet üzerinde uygulanıyor ?

Tanzimat ve meşrutiyette alfabe tartışmaları

Burada 5 dakikanızı ayırarak öğreneceğiniz başka açılardan okuma-yazma konusunda bilgiler var. O bilindik, hep tekrarlanan bilgilerden daha farklı ve de ilginç olduğunu düşündüğümden paylaştım.

24 Ekim 2017 Salı

Soyut, modern, kübik vs. anlaşılmaz sanat akımlarına dair bir fotoğrafçının beyine benzer organı



"Soyut, modern, kübik vs. anlaşılmaz sanat akımlarına dair bir fotoğrafçının beyine benzer organı" diye başlık attım. Çünki açıkcası itiraf edeyim ben de bu sanat akımları, tarzları falan hakkında ciddi anlamda birşeyler okumadım. Geçenlerde, düşün yani yaş 40 olmuş ben daha geçenlerde (işte 3-4 oluyor) nedir bu kübizm diye google'a sordum birkaç yazı okudum. Toplamı 2 sayfa tutar belki. Fakat ben birşey biliyorum o da kendim. Derinlemesine bilgin yok ise arkadaş sığ konularda accayip uzun muhabbetler üretebiliyorsun ! Muhabbet dediğim de ille de 2-3-5 kişili masada oturup konuşmak değil kastım. Düşünce...  Tabi karşılıklı çok katılımcılı sohbet ortamları da var. Aşağıda ufacık değindiğim futbol, politika, din, müzik gibi konularda uçarsın aaabi diyorum yani sana. E sen de biliyorsun bunu... Aaa bu arda hep sanki yapıyorsun, diyorsun, ediyorsun şeklinde ikinci tekil şahıs hitabı kullanmam siz okuyucunun bunları yaptığını söylemek istemem değil. Ben kendimden biliyorum, kendime diyorum. O nedenle alınmayın da lütfen olur mu ?
 
Bu soyut ve işte kübik idi, modern vs. resim-yağlı boya, heykel falan alanındaki soyut olayı bence toplumun büyük kısmınca ötelenmesi yani dışlanması, alaya alınması, kimi zaman çoğunluk olundu mu hor görülmesi falan bence şuna dayanıyor olabilir !.. ( Dur şimdi sopalıycaklar beni galiba hadi bakalım 🔨 )

Şimdi, gözümüzle açık-seçik, net biçimde gördüğümüz şeyler hakkında "Aaa ! Adam ne güzel at tablosu yapmış atın yelesi, kuyruğu tel tel görünüyor" , "Hayret bir şey yahu ! 75mm. F1.8 ile çeksem bu kadar net olmaz ! Sanki herif 75mm. F1.8 ile 1200 karelik focus stacking yapmış, üstelik atın gözlerinde ne kendimi, ne lensimi ne makinamı yansıma olarak görememekteyim !". Tabi fotoğrafçılar gözde kendisini ekipmanı ile gördüklerinde mest olurlar "Vuay be şu kadar feci para verdim amma bak ne kadar keskin lens, gözde biz, hatta biz buna GÖZ SELFİE'si de deriz"

Gibi konuşacak çok şeyler bulnabilir !.. Bir nevi futbol gibi, bir nevi din gibi. Ooooh konuş sabahlara kadar konuşursun. Düzdür, derinliği yoktur. Sığ-sığ böyle öveee öve bitiremezsin bu konuları uzataraktan kendini !.. Yeni bir şey de yoktur. Hep öncekinin, eskisinin terarlarıdır. Fotoğrafçılık zaten ince bir detayda farklılık yaratılabilen bir şey. Onun ötesinde hobisi ile vs. uğraşanların çoğu zaten işte tam da bu sığlıkta süzülürler ! Evet ! Neden mi ? Konuştukları konulara bakın haydi...

✔- APS-C ile girdim büyüyünce FF olcam ben yaa ! (Full frame : tam kare sensörlü makina)
✔- Kit lensle aldım, tam bir çöp, şimdi gittim Onnnsikiz-ÜzOssBej aldım aabi farka bak !.. (Evet ! Bunu bile diyen var, gördüm.)
✔- Kit lens mi, çöp yaa, alacaksın bir 50mm. f1.8 göreceksin. Yok bence sen kit lensle alma Tamron al bu alemde kafadan girişte bi tamron olsun ama di mi yaa ! Ya git bir Sigma al canını sigma adamın, akıllı ol !..
✔- Onun vizörü yok ! (E bitti o makina ile foto falan çekilmez ki, oyuncak)
✔- Ya bırak Allah aşkına 2 x çarpanlı o ne ki yaa.
✔- Arka planı nasıl öldürürüm ?! N'olur hangi silah ile arka plan katliamı yapacam söyleyin bana !
✔- Bununla hani böyle arkaplanı bulanık yapıyorlar ya, hah işte ondan yapılıyor mu ? (Yapınca adam eriyor, böyle gökyüzünde astral seyahat yapabiliyor falan. Biz yapmadık tabi bilemiyoruz ancak seyrediyoruz böyle yer seviyesinden bu yükseklerde uçanları.)
✔- Alır adam gider ötekinin çektiği kız kulesi, galata kulesi, sinek makrosu vs. aynılarını çeker. Biz de eskiyiz ya hani ! ( Eskiye bak sen de haa ! 150 sene evvel mi çekişmiş ilk foto ? 20 yıl önce foto merakı uyanan ben eskiyim !!! Yaa, görüyor musunuz güzelliği ? ) Bu eskimişliğimizn frekansı-periyodunda belki bu 500'üncü kez fotoğrafa yeni başlamış birinden gördüğümüz kız kulesi fotoğrafıdır.

Amma soyuta geldin miydi "soyut !"(Emir kipinde okuyunuz, TAŞ OL gibi). Dut yemiş bülbül gibi bu çok yorumsever konuşmacıların birçoğu elenir. Bir de korkar tabi. Şahsen yaşadım biliyorum. "Soyut bir esere bakıp da bir şey der isem acaba benle alay ederler mi ?" hissi oluyor. Ne ise aştım bunları ne zaman ki piskolog bana şu sayfadaki mürekkep lekelerine bakıp ne görüyorsun diye sorup da 3 yıl tımarhanede yatırdı, o zaman açıldı şakralarım benim. Hele bu testi bizim kahvedeki birşeylerin biryerlerine koymadan cümle kuramayan arkadaşlara yapsa psikolog gösterdiği o mürekkep şekilleri mi yoksa porno dergi mi diye kendisi her resimde kontrol etmek zorunda kalacak !.. Yani bilgi düzeyi o ama adam kahveye sabah mesaiye geliyor 10 saatlik vardiyası boyunca her yere koyuyor. O  koydukça kahveden başlayıp herşey bir düzene giriyor 😄 Sanırsın adam ermiş, mükemmel hayat yaşıyor. O bile öyle sanıyor ! Tabi kahve içerisindeyken sadece. Kahveden çıktığı an karısı-çocukları akrabaları falan onun sıfır olduğunu biliyor. Mesela yaağni...

Mekanik/elektronik her şeyi robotik nerede ise ve hatta JPEG'lerin "Oh ! Çok daha orijinal ama" diye konuşulduğu, gerçekte var olanın optik yada dijital, açı veya harici araçlar ile kopyalanmasından ibaret olan bir "FOTOĞRAF SANATI" topluluğuna... Benim bir sulu boya fırçasını tuavl'e bile değil tuvalet kağıdına doğru savurup yapacağım eser daha sanatsal bir çalışmadır diye düşünüyorum bir yanımdan da !.. İçimdeki şeytanı çıkartacak iyi bir üfürükçü hoca veya papaz tanıdığı olan var mı ?

Böyle adamlardan birisi çekemediği ve titrek olan fotoğrafına "Bu titrek" dediğimde "Lan sııır sen ne anlarsın ki, o benim soyut çalışmam" dedi 😆

20 Ekim 2017 Cuma

Bu da benim futuristik hikayem !..



Göremeyeceğiz o zamanı ya, geberip gideceğiz!

Şöyle bi icat edemediler hala kendimizi bir çip yada sanal alemde sanal bir karaktere kompile yükleyebileceğimiz bir teknolojiyi. Yaşlanmıyorsun, ölmüyorsun vs. uykuyudu vs. gibi şeylere ihtiyaç yok, okul-mokul-iş vb. yok sadece bilgiye ulaşıyorsun. İstersen manyak gibi dizikolik, istersen üstünebaşına yapan koca programı fanatiği oluyorsun. Hobi, zevk falan diyolar... yada işte robotlara iş yaptırıyorsun bilim adamı olarak mesela bir ışık demeti olarak türünü evrenin her tarafına ışınlıyorsun !.. 

"E ışınladın da ne oldun orada bir ışık demeti olarak mesela bir yaprağı aydınlattın, yaprakten sektin parladın falan ne oldu yani, neye yaradı bu !"
İşte sipsi beğinli damacana ağazlı asansörde tecavüz edilesi birinin size söyleyebileceği bir cevap örneği !.. 

Bi kere bu dizi mizi, evlendirmeci falan değil de bilgiye aç zihinlerin edinebileceği bilgiyi düşünün hele. Biliyorsunuzdur belki derlerdi ki internetten her şey yapmayı öğrenebilirsiniz. İşte ışık demeti olarak evrenin en balta girmemiş galaksilere gidip oradaki canlı türlerini hack'leyebileceksin. Yani bir nevi onun ruhuna gireceksin ! Oradaki bir dinozorumsu yaratık olacaksın, zorumsu da olsa, zorla da olsa, zoruna da gitse olabileceksin ama işte ! Kimileri 40 huri 72 huri diye ömür boyu hiçbir şey yapmayıp sadece şeyini sıvazlamış, ölüm döşeğinde bile sıvazlar iken... Sen... hani ille de onların anlattığı ve anladığı gibi pornografik anlatım isterler ise dinozor bünyesine girmiş barrack ebadı ortama insan vücudunun 3 katı olan bir canlı olup orgazmın aletsel büyüklüğü 6.5 olan depremler yaratarak sevişebilmenin keyfini yaşayacaksın belki de !.. 

Tabi evrim diye bir şeyin olmadığını da idrak ve ispat bu bir açıdan. Öyle ki günümüz insan bilgisi evrimin olmadığını ve bu nedenle evrilmemiz gerektiğini !.. Çünki her canlı ve bitkinin genetiği ile oynadık kendimizinki onların bu zor ile evrilmesine uyum sağlayamadı haliyle. Bize hormonlu ve genetiği bozulmuş gıdaları uygun biçimde işleyebilecek yeni bir sindirim sistemi lazım olmuştur artık. On yıllardır ilaç sanayisinin sömürüsü ile parasal olarak soyguna uğradık yetmedi bir de hastalıklarımız katlanarak arttı ! Dolayısı ile insanın da genetiği ile oynanmak zorunluluğu doğmuştur çoktaaaan !.. 

Yok efendim "insan Tanrıcılık oynar mıymış !" falan... Saçmalığın daniskası ! Belki yüz yıldır yer yüzünden kaç canlı türünün kökünü kuruttu insanlık ?! E hani insan tanrıcılık oynamamalıydı ! Ne oldu ? Dibinin keyfine geldi miydi canlı türlerinin kökünü kazıyorsun evrenden amma buraya gelince bu ne cacık ? ! Kaldı ki Tanrı'nın verdiği iradeye göre bunlar olabilecek şeyler ise Tanrı da müsade etmiş demek olabilir ! Ne yani bugüne kadar hep Dünya'daki sorunları boynuzlu, kırmızı ve kuyruklu şeytan mı ortaya çıkıp da bizzat yaptı ? Yoo, hepsini yapan biz insan türüydük. Sadece şimarıklığımı tavan yaptığı için hiçbir hatamızı kabul etmiyoruz, "Ben yapmadım şeytan yaptı" diye suçu ona atıyoruz. Evet şeytan dedi canla başla çalış, "iş hayatı acımazısdır, yükselmek istiyorsan duygularından sıyrılmasını bileceksin" ! Hee, sonra ez-sömür-acımasızca insanların sırtından yüksel, köşe dön, para cukkala bir de senin gibilerin senin için ormanı katlederek yaptığı en lüks yerlerde 2 de yetmez 4-5 daire falan al. Çek altına da en fosil yakan carbon salan arabalardan en azından 2 tane şöyle ! "Dur ulan bu kadar da göze batmayalım arada bir şöyle yardım kuruluşlarına falan 3-5 birşeyler bağışlıyayım !". Ooo, vay ! Demek ki sensin, şeytan değil, gayet de bilinçli ve planlısın hani Allah'ın gözünü boyama çabasında da. Haa ama ne, bize geldimiydi "Satranç günah" !.. "Saçının teli görünmeyecek, zina ile eşit" !.. "Bak iş bulmuşsun, maaşı az-çalışma saatleri çok-ağır iş falan demeyeceksin, şükredeceksin patronuna da Allah'ına da sana rızk kapısı açmış" heee

Tee yıllar önce söylemiştim. Bu yıl Eylül 2017'de mi ne TV'de bir programda konuşmacılardan birisi aynısını söyledi, "Her canlı ölümü tadacaktır" demek o andan itibaren herşey bitecek ve devamı yok demek değil. Zaten değil, Allah ölümden sonraki yaşam hakkında da bilgiler veriyor. Peki tam da işte orada bir paralel ölüm sonrası yaşam şekli gibi düşünün ! İnsan icadı ve konunun huri ile falan da hiç alakası yok. Zaten de saçma. Bir şeyi 5-15 cm. organdan hissetmek nedir ! O şey olabilmeyi veriyor ise insan icadı paralel öbür dünya !? Nasıl mı ? İşte DNA'da ne imiş, atom altı her şeyin yapısını değiştirip bunu sapıttırıp mutantlatştırmak olarak da düşünebileceğimiz gibi elbette ki kayıt aldına alınmış ve yok olan her canlı türünün ve şeyin tekrar canlandırılması şeklinde de düşünebiliriz. İşte burada devreye tıpkı kimi reenkarne hikayelerinde falan duyduğumuz gibi tercihen kobra vücudunda Dünya yaşamına gönderilmek yada güvercin formunda dönüp en büyük hazzınızın insan tepesine sıçmak olduğunu hayal edin !.. 

Karikatüristler aslında kimsenin pek ciddiye alıp da keşfedemediği en iyi futuristlerdir !..  Bakınız,




7 Ekim 2017 Cumartesi

Her türlü teknolojiyi yakalayacak hızlı araçlarımız var !..

Demiş böyle...
"Her türlü teknolojiyi yakalayacak Güneş enerjisiz, çok silindirli fosil yakıtlı o biçim araçlarımız var"

Bize her türlüsü değil de bence "Son" olanı, yani "Son teknoloji" lazım. Yoksa her türlü teknolojinin eskisini yakalamak zaten kolay. Onlar eski, yaşlı ve de hızlı da değiller. O nedenle yakalamak da kolay. Ben de bunun üzerine gittim "Son teknoloji" ile bir löportaj yaptım !.. İşte bu löportajımı yayınlıyorum aşağıda...

Önce giriş,

Teknolojiyi yakalamak niye ? O yani bi kaçmış, uzaklara, fark atmış da işte yakalayacak da gücümüz var amma şimdilik onun gibi ödlek ile uğraşacak değiliz !.. Geçen gittim ben bunu bir de "Teknoloji" tarafından dinleyeyim dedim. "Aga" dedim !.. "Hele bir de bakayım sen bana neden biz seni yakalamaya çalışıyoruz da sen de hep kaçıyorsun ? Az bir dursan, bi soluklansan n'oolur ?"

AraşDurmacı KazDeCi olarak bunları sormak zorundaydım yani...

Dedi ki "Şimdi görüyoruz bağzı yerlerde böyle seçim falan gibisinden eğlenceli şeyler ile işte birilerini seçiyor halk görüntüde.

Dedim "Olmaz öyle Geniş ve yuvarlak laflar, neresi o bağzı yerler ?"

"Kuzey Kore" dedi.
"Haa iyiymiş, bizde yok yani" dedim bir rahat nefes aldım münasip bir yerimden ;)

"Ne ise işte, seçimden sonra görüyoruz ki bunlar evrim yok diye yırtınsalar da evrimin en hızıplısını bizzat kendileri şlak diye (o bildiğimiz el hareketini de baya iyi ve volümlü yapıyor bu arada belirteyim) kendileri gösteriveriyorlar."

Tabi ben de bu arada "Harbi öyle, Vuay Kim vuaay" diyorum.

"İşte sonra düşün bu bıngıldak şimdi Nükleyer mi yemez mi nükleğer mi eğmez mi böyle füzeler fırlatmaca falan. Oldu mu sana fırlak !"

Dedim "Hakketende dediğiniz gibi"
Dedi "Hop ! Ne keteni ?
Dedim "Hoplama dingil kırarsın , kim demiş keteni ?
Dedi "Hakketende" dedin sen !
Dedim "O lafın gelişi yoksa keten kumaş değil"

Böyle de bir anlık beyin fırtınası yapmışız Sn.Teknoloji ile

Sonra dedi ki eccük hayal et şimdi siz teknolojiyi yakalamışsınız. Koymusşunuz "jim eat" "FAK"ıf'larına falan teknolojiyi orada bir dizi jinsel "is this mear" dan geçirmişsiniz yıllar boyunca !.. Zaten elinizde "Son teknoloji" yok ama yakalamış olduğunuz bazı çok da eski olmayan "Teknoloji"ler var. Soydaşlarımı çok kötü emelleriniz için kullandığınızı biliyorum !..

Dedim "Atma şimdi ! Sanki seni iyi emeller için kullanan bir ülke-millet vs. and the vb. var da bize gelince bunu diyorsun ! Çakacam ağzına elimin tersi ile şimdi bak, doğru konuş !"






4 Ekim 2017 Çarşamba

Sosyal gruplar ile sapıtarak sosyalleşen tür !.. Haybunlar cehennemi 5 goyyimde yerleri eş !..

Hayatta bazı yerlerde öyle garip kurallara rastlarız ki zaman zaman... Bu kurallar sanki "Ben-biz yapamıyoruz öyle ise sen de YAPMA" kuralları gibidir ! Bunu bir tek fotoğraf konusu için demiyorum. Yaşanılan toplumun yazılı olmayan kurallarından tutun da devletlerin resmi kanunlarında bile böyle garip kurallar bulabilirsiniz. Sonra da denir ve de kabul edilir ki "İnsan sosyal bir varlıktır" !.. O ise ne denilir mesela "Tamam sosyalim amma özelime geldi mi asosyalim, toplumla paylaşmam" , özgürlüğün ve insan haklarının daha iyi uygulandığı söylenen medeni toplumlarda da bu cümle daha bir görüntüde kabul görürmüş gibidir. Bu da bir nevi bireyin "Sosyalliğin zaman ve derecesini ben kendim belirlerim" demesine benzer. Hatta bunu ben şunu demesine bile getiriyorum, "Sosyal falan değilim, ancak istediğimi alacak kadar-alana kadar sosyalleşirim, gerisine karışamazsın ve seni ilgilendirmez" 
 
Yani ? Fotoğraf yarışmaları gibi ortamlarda sosyal faaliyetlere girince alacağını almak için onların saçma kurallarına uyarsın, alamayınca da bana ne o grupların kendi uydurduğu sosyal kurallardan diyebiliyoruz. Bu birçok alanda önümüze çıkar. Hatta bir fıtıkbol takımınının taraftar grubu içerisinde de böyle durumlar ve benzer kurallar vardır. Çoğunluğun ve hatta ülke sosyal yapısının resmi kanununda bile işte %99'u müslüman olma sebebiyle de bu grubun yaptığı birçok şey kabul görülmez amma grup kendi sosyal kanunlarına göre bambaşkalaşır. Küfür etmek de mesela grubun en olağan ve hatta olmazsa olmaz yazılı olmayan kanunlarından birisidir. Ayarı kaçmış derecede abartı ile fanatiği olduğuna sözde sevgi beslemek.

Bu gruplaşmaların bir türü de hemşehricilik, topraaam ayaklarında olur. Zaten bunun haricinde coğrafyalara göre de sosyal yapının az veya çok fazla değişen yazısız/yazılı kuralları vardır. Bir örnek de bu konuda vereyim. "Beşik kertmesi" ! Bu olayda ebeveynler gerek maddi ve gerekse de farklı çıkarlar için evlatlarının "birey, şahıs, insan, karakter, ruh" yapılarını yokmuş gibi görür-kabul ederler ve bu 2 insanın ileride nasıl insanlar olup ne gibi hayaller, umutlar vs. taşıyacaklarını umursamazlar. Hatta ebeveynler için bu 2 canlının 1 tek önemli özelliği vardır ve bu da fiş ile priz ile benzer olan durumlarıdır. O ona takılır, o ona uyar, o ona göredir işte bundan ötesi de gereksiz detaydır. Örnek işte...


Son olarak "görsel sanatlar" topyekün bizim toplumda yasak olması lazım sanırım. . .

3 Ekim 2017 Salı

Doğal düşmanlarımızdan en tehlikelisi "İnsan"

"98 99 yıllar da şunu derlerdi öğretmenler 'Teknoloji mümkün olan en küçük ebatlarına indi artık büyüyecek küçük kalabilen herşey daha pahalı olacak' " bunu dediler ise o hoo o zamanlar CPU'lar tek çekirdekti, şimdi aynı ebatlardaki CPU zarına 6-8 çekirdek + 12mb. cache bellek vs. sığıyor. mimari de 2000'de 0.13 mikron iken şimdi 0.14 nanometre, 100 katı mı ne ufaldı. Evet, 100 nanometre = 0.1 mikron ediyormuş ! Dur bak, 0.14 nanometre şu an son çıkan CPU'lar yani oha falan oldum yani 1000 katından da daha fazla ufalmış cPU mimarisi.



Daha da uflacak da işte var da henüz yaygınlaşmadı nanbotlar ile insanlar tedavi edilecek falan daha. Daha ileride fotoğraf çekmek de safkan bir hobi olacak böyle makinalar ile eminim. Çünki bu tip makinalar tümden böyle nostalji-klasik falan olacak. Biyonik göz/gözlük gibi şeyler ile yazılım yetenekleriyle vs. makinalar senin deklanşöre basman bile gerekmeden 7/24 her şeyi 1000K çözünürlükte kayıt edecek de... Şahsına özel yapay zekan seni o kadar iyi tanıyacak ki, bunca kayıtlı veri arasından senin kişiliğine göre olanları ayıracak, sana en sonunda bir ufak eleme sunumu yapacak.Hani günümüzde 4K video falan 4K Ultra HD TV'ler falan var.


Bu kadar veri nerede saklanacak ? Bu bulut depolama servisleri var ya... İleride işte bunlara da direk beynimizden hiç kesintisiz bağlı olacağız. Özel hayat olmayacak ! İnsan(lar) 1 bireyinden milyarına 1 organizmayı oluşturan hücrelermiş gibi yaşayacaklar. Bir nevi bilgiye erişim yolu ile bilgeliğe erişilecek ve bu nedenle de gelecek olan geleceği isteyerek kabul edeceğiz. 

Şöyle bir düşünün bakalım. Özel hayat diye tutturup da direttiğimiz şey ile istediğimiz aslında nelerdir ? N'aparsın özel hayatta da kimse görmesin, izlemesin ve bilmesin özel hayatımı istersin ? ! Fakat çoook ama çok ilginçtir ki bu "insan" eğer iyi bir şey yapar ise de "Amanın ! Çok iyi bir şey yaptım ben herkes bana baksın, beni görsün, beni bilsin, beni dinlesin" derdiyle feci çırpınır ! Değil mi ? Demek ki bu "özel hayat" denen şeyde bir yavşaklık var yani ;)

İnsan birey olarak kendisi seçtiği veya tanımadan genellediği bazı farklı insanlardan üstün görmek, üst konumda olmak vb. gibi günümüzdeki rezillikleri bir "Çalıştım ve başardım, hak ettim" biçiminde algılamayacak. Günümüz insanının yaptığı en geri ve cahilce ırkçılıklarından birisidir bu aslında amma henüz benim bildiğim hiçbir Dünya ülkesi bunu bu şekilde görmez-göstermez-açıklamaz. Çünki mevcut sistem tavşan beyinli insanın önünde havucu koşturarak peşinden koşmasını, sistemin istediği hedeflere varmasını ve varanın vardığı yere göre 1-3-5-100 havuç ile ödüllenmesi temelindedir. Mevcut sistemlerde sistemin kurallarına itaat edeni yükseltme-yüceltme gibi bir işlevi de yoktur. Tam aksine mevcut sistemler sistemin kurallarına itaat edenleri sınırlı bölgeler-dereceler içerisinde yükseltirken sistem kurallarına uymayanlar yüceltilir ! Bakınız devrimciler, çok ilginç gelebilir ama yasadışı her türlü kötüler !.. Dahiler, ki onların yükselme ve yücelmeleri de diğer maddi yükselenlere göre çok farklıdır. 

Günümüzde insanlar mevcut sistem (Aslında bence 1 tek sistem var ama işte ufak farklılıklar ile sanki birkaç sistem varmış gibi de görülüyor.) in öğrettiğinden farklı bir yaşam biçimi olabileceğini hayal etmekten bile korkuyorlar. İnsanların çoğu o kadar boş ki ! Yani o kadar cahiller ki, sistemin onları soktukları kalıplar-sınıflar-yerler-görevlerin onları koruduğunu hatta  hatta akıl sağlıklarını ve yaşam süreçlerini koruduğunu bile düşünüp sisteme güveniyorlar. 

Peki ne bu sisitem dediğim ? Aslında gördüğünüz herşey, bütünü. Bunda aile, okul-eğitim, iş-gelir, hukuk-kanun, ahlak-kültür vs. vb. hepsi var. 

"Sen de işte şu gördüğün kalem pilsin" diyeyim de tam olsun ha :)


Mesela ben müslümanım. Allah tektir ve ondan başka ilah yoktur. Hz. Muhammed (S.A.V.) Allah'ın peygamberidir. Diğer peygamberleri, melekleri ve kitaplarını kabul ederim. Fakat bazı uç örnekler vereceğim şimdi... Örnek bir haberde imam öz kardeşi ile ensest ilişki yaşıyor ve hamilelik durumu vs. oluyordu. Buna karşın da bir "ateist" ömrü boyunca bunun yakınından geçmeyecek çok düzgün bir hayat sürüyor olabilir, sürmüş olabilir. Günümüzde de olduğu gibi evvelce çok daha güçlü bir kılıf olan inancın görselleştirilmesi insan neslinin en tehlikeli belalarından birisi olmuş. Biliyorsunuz Avrupa'lı nice bilim adamı özellikle kilise tarafından hayatları zulüme çevrilimiş veya öldürülmüştür. Ne ise ki zor da olsa anlamışlar, insanların dini inançlarının onların kimliğini göstermediğini !.. Hatta bunun çoğu zaman iyi olmayan birşeylerin maskesi olarak kullanıldığını !.. Verdiğim örnek gibi değişik epeyce bulunabilir. Bir dini inanış biçimini gösteriş malzemesi olarak kullananların hiç şüphesiz bir aldatma-gizleme derdi olduğu ortadadır. Buna karşın benim gördüğüm ve biraz da tahmin ettiğim kadarı ile mesela ateist bu sebeple çoğu dini inançlıdan daha dürüst ! Çünki ennn ama en azından ateist kediyi tekmelemediğinde, köpeğe tecavüz etmediğinde, öz kardeşini namus vb. diye katletmediğinde, yıllarca dövdüğü karısı neden ondan ayrılıyormuş diye öldürmediğinde, geneleve vs. gidip gidip tövbe edip veya işte camii'ye gidip günah çıkartmadığında !.. 60 sene her türlü pisliği yapıp da ulen geberip gidecez zaten kuşum da uçmuyor diye korkusundan dinini ve Allah'ını anımsamadığında... Rüşvet almadığında, haramı pek zevkli bulmadığında herhangi bir inanandan çok daha temiz-dürüst-namuslu ve de karakterli bir insandır. 

Evvelce belki 2-3 yazımda sözünü ettiğim bir sistem var. İnsanı tüm canlılardan farklı kılan özelliklerinden en önemlisi bence yazma-konuşma. Yazma daha önemli bunlar içinde de. Çünki mesela bir buğday neslinin yok olmaması için tohum verir. O tohumda bazı temel bilgiler vardır bir nevi öz kopyasıdır ve kopya uygun ortamı bulunca önceki nesli mümkün olan en iyi biçimde tekrarlamak üzere kodlanmıştır. İnsanın konuşma-yazma becerisi işte burada onu öne çıkartmıştır. İlk UGH'cada taşa çiviyle kakan adam henüz beşikteki çocuklarına kakarak yazar(Yok çocuklarına kakmıyor, çocukları için tablete kakıyor manyamayın 2 dakka), "Ugh ki ne ugh, hep ugh tek hug" yani Türkçe meali "Dün dere kenarına gittim her zamanki gibi sıçacaktım, e her yerede sıçmışım az ötede mayınsız bir yere gidem dedim gıçıma oradaki bir otu sürüp sildim de bütün gün götüm yana yana kaşındı ! O otun adı ISIRGAN imiş, rengi şöyle, şekli böyle" ! Çocuk büyüdü, geldi 12 yaşına UGH'çayı öğrendi. Taş tabletten okudu. Gitti baktı harbiden de babası yıllarca o dere kenarında mayın döşenmemiş yer bırakmamış. Tebrik etti ! Yok o değil, işte Allah bir kitap yolladı 1400 sene evvel, bugün okuyorsun sana diyor ki mesela "çalma, zina yapma, hak yeme, iftira atma, dedikodu yapma". Okuyorsun veya okuma ! Okumana gerek yok ki %99'unun müslüman olduğu veya %1'inin de ateist olmadığı(muhakkak) bir toplumda Kuran okumadan da dinin en temel ve büyük günahlarını çevresinden öğrenir bir insan eğer gerizekalı değil ise. Fakat ne yapar ? Çevre, topluluk, sosyal yapı öyle sapıtmıştır ki !.. Yerine göre aşağılanmamak, hor görülmemek için, yabancılaştırılmamak için falan bu topluluğa uyum sağlar-uyar. Yani sapar, yani sapıtır ! Kılıf aramasına bile gerek yoktur çevresi ona bir sürü kılıfı bedave verir. "Yav şu fahişe ile zina yaptım amma e napacaz herkes yapıyor !" , "Ya rüşveti aldık amma e almayan mı var?", "Şunu çaldık amma arkadaş bunlar da vatandaştan çalmıyor mu sanki, hepsi vergi kaçırıyor bu şirketlerin" gibi gibi !.. N'ooldu sana cicim şimdi, ha ? UGH'çayı öğrenen 20.000 yıllık "Aman Ne an dart el ki O" dediğin kıllı goril bozması senden daha akıllı çıktı !.. Ütelik O babasının yazdığını okudu da öğrendi. Sen Allah dediğin ve sözde hiç şüphesiz inanman gerekenin sana söylediklerinden hiçbir şey öğrenmedin ! Acaba zannediyor musun ki "Aga boşversene TÖVBE kaısı her zaman açık, ederiz 60,65'lere geldi mi yaş" entrikanı Allah da bu niyetini bilmeyecek ve kabul edecek ?! ;) Zaten Allah neden "Ne an dar el" e kitap ve peygamber yollamamış ? Bakmış bunlar böyle sapıtacak kadar çok şey öğrenmemiş, saftirik insan aşamasındalar. Birbirlerini bile dinliyorlar diye. Ne zaman ki insanların gelmiş geçmiş en HOMO SAPiEN - isme de bak hani "ibne sapıyon işte" der gibi değil mi ? Homo sapıyon !.. gelmiş, haa demiş sanki Allah, bu insanın mayası sonunda ortaya çıktı şimdi ben buna bi ayar çekeyim.

Ha bu Avrupalının zamanında bilim adamlarına ettikleri zulümler konusu var ya...
Bizde de örneğin Piri Reis'in idamını okuyun. 
Her ne ise, bu konuların vıdı vıdısı bitmez. Taraf tutanlar her zaman olduğu gibi her ince detayı cımbız ile alır tarafına kullanır. Neticede olan laf uzar, sonuç değişmez. 





29 Eylül 2017 Cuma

Cadı tırnak modası ! Ne bu saçmalık yahu ?

Bu kadınlarda resmen cadı gibi tırnak modası mı ne olmuş !
Belki çoktan var da ben soğşıl mediayı pek sıkı tapik etmediğimden ancak uyanmış olabilirim. Fakat herhalde bu cadı tırnağını güzel diye, güzel görünmek için falan yapıyorlar !
Öyle değil mi ?
E peki kime ?
Erkeklere mi ?
Öyle ise bu cadı tırnakları beğenen erkekler kim yahu bi bize göstersinler bilen var ise veya kendileri kim ise çıkıp desin ki "Bu cadı tırnaklarını çok beğeniyorum ben" !..

Godumun sıırları, bi düşük bel ile donları düşer gıçlarının çatalı görünür, bi cadı tırnakları falan. İşte hep bunlar üzünden deprem oluyor. Fay hattı "Hay ben sizin..." der gibi Bi nevi diş siniri zıplaması gibi Dünya'nın sinir zıplaması da bu fay hattı işte. " 'Fay ben', sizin !.." diyor özetle.

40 senedir şu Dünya'da yaşarım. Bunun 22-24 yılını kendimi bilerek yaşadım diyelim. 

Arkadaş bunca yıldır bir moda vakası var sorma gitsin. 
İşte şu Fikk-Toria Zekrets'iydi bilmem Val ennn tino Rossi'si (futbolcu muydu lan yoksa bu) , Armani ile Rossi mi ne vardı vs. aman işte her ne ise bilen bilir... Mesle o değil. Bunlar böyle müthiş, böyle moda dünyasını hop oturtup hop kaldıran tipler ama hala bir kadın/bir adam bir iş yaparken eğildi mi, çömeldi mi böööyle jartdanak gıçının çatalına kadar görünüyor ! Acaba diyorum bu moda tasarımcılarının en mşhurları hep homojüksiel diye mi yoksa özellikle bu durumu sorun değil de tam aksine bir güzellik olarak görüp düşük bel falan diye de bir tür icat etmişler ki "Gıçının delüünü göremiyok çatalı görmek-göstermek bize yetmiyor" manifestosu ile mi yapmışlar !..

27 Eylül 2017 Çarşamba

Elindeki imkanları sırf birilerini rahatsız etmek için kullanan melekler !!!

Elindeki imkanları sırf birilerini rahatsız etmek için kullanan melekler var bu Dünyada !.. Evet, mesela bunların en meşhurları da en yakınınızdakilerdir !

Anneleriniz !..

Ev tel ve cep telleri ile 7/24 sizin zavallı birer pislik ve hatta vicdansız suç makinası olduğunuza inandıklarından sizi sürekli ararmak-dürtmek-komutlar vermek-icabında duygu sömürüsü ile ezmek-yetmedi olmadık şeyden cımbız ile laf seçip bambaşka kurgular yaratıp ağlayarak kırılma ihtiyacını da sizden gidererek mağdur olmak ve sizden bu şekilde de faydalanabilmek !..

Şimdi zamanımızda bir de bazı yeni modelleri whatsapp, internet, facebook vs. gibi yollardan da bunları yapabiliyorlar. Çok kanaldan 7/24 taarruza altında bir yaşam. Geçen aklıma geldi, acaba ben niye onların yaptığı gibi hiçbir kimseye yapmıyorum !? Mesela kardeşlerimden birine yada hepsine böyle her iletişim kanalından ulaşmayı deneyerek yakaladım mı şöyle yap-böyle et, eğer ki de meşgul ise falan ulaşamaz isem de arkasından vay adi açmadı falan gibi düşünmek :) Kardeşler olmasa arkadaşlardan birilerine falan böyle davranmak. Niye yok ? Yapanda bunu yaptıran şey ne ? Acaba kendilerini harbi kurtarıcı, melek, en doğru, en iyisini bilen falan mı zannettiklerinden ?! 

26 Eylül 2017 Salı

Gençler, çocuklar bir bakın derim buraya !..


Eee anne-baba oldum diye o insanın bir mal-eşya imiş gibi tüm haklarına ve her şeyine sahip olduğunu zannedenlere gelsin !.. Gerçi çocuk nedir ki tüm varlığı ile ömrü boyunca aile için bir gösteriş yapma aracı !.. Vallai and the billai öle bişi :) Öyle iyi, başarılı falan olacaksın ki işte bu anne-baba da "Ben yaptım bunu işte, bu benim" falan diye gurur duyacak, hava atacak falan da filaaan... Gerçi öte yandan da ömrünü çocuk olduğu andan itibaren sistemin kullanacağı yeni pili doldurmak için harcayacaksın anne-baba olarak. Sonra da pili doldurunda sistem onu senden alacak, kullanacak ama sen bu süreçte bu kadar vakit, emek, maddiyat, para ile ölçülemez şeyler verip-kaybedeceksin ! Herşey bir yana bir de yakında bunu öğrenecek "canını feda edeceğin" yalanını yıllarca yüzüne baka baka söylediğin evladını sisteme kurban ederken bile gurur duyacaksın :p Hele 3-5 tane yaparsan var ya öf öf bazı gavur memleketlerindeki gibi devlet yardımı henüz olamasa da toplumsal anlamda "Vuay be" şeklinde övgü alabilirsin. Aslında çocuklarına açıkca demeden yaptığın ise şudur ; "Sizden 5 tane yaparak her birinizi bir diğeriniz ile sistem açısından daha da değersizleştirebilmenin haklı gururunu yaşıyorum çocuklar !!! Haa bunu da rezil bir "kan" ve "ırkçılık" zihniyeti ile yapar anne-babalar :) Çünki aynı kandan, aynı anne-babadan değil ise ötekilerin hepsi "EL" dir !.. El'e güvenmemek öğretilir-aşılanır çocuklara. Kardeşe güvenilir. Sonra bakarsın Türk toplumunda güvensizlik son derece yüksektir. Öte yandan kan ile, aynı anne-babadan olmak ile insan iyi ve güzel olmuyormuşu da yaşayarak öğrenmiştir pek de güzel annen-baban aslında amma katiyen bu tecrübelerini ne yaşamlarına ve ne de çocuklarına aktarıp lafta canlarını feda edeceklerini iddia ettikleri evlatlarının da aynı batak içinde kalmalarını sağlarlar ! Hatta bu canlarını hemencik feda edebilen ve üreme çağına erişmiş cinsler tecrübelerini size atasözleri ile bile aktarırlar zaman zaman. Örneğin "Kardeş kardeşi BIÇAKLAR sonra dönüp kucaklar" ! Öhü öhü ühü ay ne duykusal bir yaknaşımdır bu bele Ya Reppim. İşte kardeş yine de yaa görüyor musun ?

Soğşıl media tabi ne sandın !.. 

https://www.mynet.com/ebeveynler-dikkat-sosyal-medyada-cocugunun-fotografini-paylasana-hapis-cezasi-geliyor-1209052-mykadin

Burada da böyle bir haber var. Haşşırtdanak !..  


 

19 Eylül 2017 Salı

Dipsiz kuyuda kendilerini kaybeden erkekler ! Aldatma konusu tabi :)

Önce uzunca bir alıntı ile konuya girişgah yapacağım !..



Aldatma beraber olduğu bir insan varken bir başkasına hallenmek, o başkasıyla gönül ilişkisi kurmak ve dahi yatakta yuvarlanmak anlamına geliyor.
İlişkilerin bozulmasında en büyük etken, çeşitli hastalıklara davetiye çıkaran, aldatılanı hayattan soğutan aslında berbat ama yine de görece yaygın olan bu durumun nedenleri nedir? İnsanoğlu neden aldatır?
Tek eşlilik insanın genetik kodlarında yok mu? Susam sokağında dediği gibi “Gün güneşli insanlar çok eşli” mi? Gelin beraber bakalım…
İnternette aynısından milyonlarca bulunan bu fotoğraflar yüzünden üçlü koltuktan soğudum
Fareler ve insanlar ve diğer geni bozuklar…
Çok eşliliği ve aldatmayı anlamak için öncelikle doğadaki diğer canlılara bakmak lazım. Doğadaki tüm memelilerde monogami yani tek eşlilik oranı yalnızca %3. Bu kötü haber. Ama insan da tek eşli sayılıyor. O %3’ün içinde yani…
Yalnızca helaliyle hasbihal eden muhafazakar bir başka tür olan Tarla faresi
Bilim insanları fareler üzerinde araştırma yapmışlar. Tek eşli, tam bir aile babası olan tarla fareleri ile çok eşli taş üstünde ceviz kıran, birden çok hanım arkadaşıyla gününü gün eden dağ farelerini karşılaştırmışlar.
Tek eşli olarak bilinen tarla farelerinde Vazopresin ve Oksitosin hormonlarının bol miktarda bulunduğu gözlemlenmiş.
Sonra aynı bilim insanları ”bu tarla fareleri çok sümsük biz bunu değiştirelim” deyip hayvandaki vazopresin ile oksitosin hormonlarını bloke etmişler. Ve güzelim halim selim fareler twitter fenomeni abiler gibi her bulduğu karşı cinse yazmaya başlamış. Bir anda çok eşli olmuşlar.
Dur durak bilmeden aldatmışlar eşlerini. Daha sonra sonra bloke edilen hormonları tekrar verip eşleriyle ilişkiye girmelerini engellemişler. Hayvanlar, tek eşlilik hormonları tekrar gelince, ya eşimle olurum ya da bu önümdeki toprağa gider deyip kimselerle birlikte olmamışlar.
Ancak bu uygulamanın tersini dağ farelerine yapınca, yani o hayvanlara vazopresin ve oksitosin verince aynı sonucu alamamışlar. Dağ farelerinde bu hormonları algılayacak yani tam anlamıyla tek eşli yapacak reseptörleri de bulamamışlar. Alışmış kudurmuştan beter misali..
“Ne yapayım Özge, yaradan böyle yaratmış :(“
Evrimsel olarak erkeğin çok eşliliğinin türün devamı açısından avantajlı olduğunu varsayabiliriz. Şimdi erkek okurlarımız bu bilgiye yaslanıp soluğu pavyonda, barda almasın ama bütün memelilerde erkek yüzlerce olan tohumunu saçmaya meyillidir.
Bu avantaj erkeği aldatmaya daha meyilli hale getirmektedir. Kadının ise tek bir yumurtası vardır ve bir kere döllendi mi yaklaşık 1 yıl yeni bir yavru doğuramaz. Dolayısıyla evrimsel getirisi belirgin değildir.
Bu yüzden Kadının aldatması görece daha kompleks bir yapıya sahiptir. Yani erkek aldatırken daha çok seksin hazzının peşinden koşarken kadının aldatması daha duygusal tabanlı olabilir.
Ayrıca dopamin reseptörleriyle ilgili genler de tek eşli kalma konusunda belirleyicidir. Bu gen uzunsa kişiler aldatmaya daha meyilli olabilirler. Ancak daha çok erkekler aldatır demeyen çalışmalar da mevcut .

Yapılan bir araştırmaya göre AVPRIA isimli gen kişiyi aldatmaya meylettiriyor ki bu da kadınlarda daha baskın. Bu araştırmayı yapanlar Kadın aldatma oranının %40 olabileceğini de söylüyor. (Feminist ve profeminist okurları sinirden zıplattığım son iki paragrafı burada bitiriyorum. Beni doyasıya gömebilirsiniz serbest…)
“Unutma sevgilim evliler de sevebilir, unuttuğu duyguları yeniden tadabilir”
Bir araştırmaya göre çılgın gibi aşık olduğunuz zaman beyindeki üç ayrı bölge çok şiddetli şekilde aktive oluyor. Bunlar seks, romantik aşk ve ilişkiyi sürdürme güdüsü. Bu üçü her zaman aynı anda aynı kişi için aktive olmayabiliyor.
Yani biriyle uzun süreli beraberlik düşünürken diğeriyle sadece cinselliği düşünebiliyorsunuz. Uzun süren evliliklerde kaçamak yapılmasının sebebi bu olabilir. Hemen ikirciklenip partnerinize sarmayın. Çünkü her zaman böyle olacak diye bir kural yok. Hem eniştem efendi adamdır, üç beyin bölgesini birden ışıl ışıl yapıyordur o. Ben kefilim.
Aynı Arif Abi sonra da “sevdan yere batsın”, “başkasının oldun” falan diye şarkı yapmıştı. Ya ne olacağdı ağabey?
Bana çocukluğunuzdan bahsedin
Genleri, hormonları falan bir kenara bırakırsak, kültürel, gelişimsel, dini, maddi ve sosyal durumlar da aldatmanın nedeni olabiliyor. Misal çocukluk çağında ebeveynlerinin birbirlerini aldattığına şahit olan kişilerin bu durumu içselleştirdiği ve erişkinliklerinde partnerini aldatmaya meyilli olduklarını söyleyenler mevcut.
Yeni Freudçular, ailenin karşı cins üyesiyle ilgili kötü anıları olan (kayıp, boşanma, suistimal vs) çocukların ilerde o aile üyesi yerine partnerlerinden intikam alır gibi davrandıklarını da söylüyorlar. Bir de bir kez aldatan kuvvetle muhtemel yine aldatıyor. O yüzden unutma, affetme, kes gitsin..
Bu arada üçüncü kişi diye aratırken bir aldatma hikayesi olduğunu düşündüğüm
Yaşar Alptekin’in eşsiz taytı ve danslarıyla bezenmiş bu “Salıncakta Üç Kişi” adlı filmi izledim ve mest oldum.
Ayrıca erkekler yeni ve renkli bir seks partneri bulma adına aldatırken, kadınlar daha çok beğenilme takdir görme iç güdüsü ile aldatıyor. Ama tabii bunun tersi de mevcut.
Mesela benim gördüğüm bir erkek danışan, eşi kendisini hiç kıskanmıyor diye anlaştığı bir kadını el ele samimi şekilde, küçük bir Anadolu şehrinin en işlek yerinde bir aşağı bir yukarı gezdirmişti. “Bir tanıdık görsün de hanıma söylesin hanım beni kıskansın” istiyorum demişti. Böyleleri de var..
Bayram değil seyran değil eniştem kesin bi bok yedi
Yazının zerre bilimsel olmayan mesajına gelirsek: Seviyorsanıza aldatmayın la işte, daha ne mesajı olacak. Hormondur, reseptördür falan bunlar oynak zeminler, güvenip de iş yapmayın.
Ha baktınız hormon zaptedilir gibi değil, aklınız çok dışarı kayıyor o zaman da efendi gibi konuşun, bitirin öyle koşun başka dallara. Hadin iyi seneler şimdiden…
Alıntımızı aldık, okuduk, anladııık... (Keşke yazarını da bilseydim !.. Bilen var ise yorum kısmına yazar ise memnun oluruz.)

Şimdi ben ne diyorum ?
Genellikle benim gördüğüm erkek 1 tek kadın ile aldatmıyor. Ben de çoğunlukla "erkekler aldatıyor" diyorlar da bu erkekler "erkek erkeğe mi aldatıyor" arkadaş yahu diye düşünüyordum. Yani elbette aldatan kadın partner de var ki aldatabiliyorlar mantığı hemen ışıldıyor ama o kolay lokma. Erkek olarak sanırım biz çevremizde aldatan erkek, aldatan kadın, aldatılan kadın(bu en önemlisi) oranını çok daha iyi biliriz. Benim tanıdığım erkeklerden birkaç tanesinin evleninceye kadar sayamadığım, evlendikten sonra da çok yakın olmamamıza rağmen 2 elin parmağını geçen aldatmalarına tanıklığım olmuştur !.. Genellikle kadın aldatan kadın olmuyor bu ilişkilerde. Evli yada evsiz olsun bu ilişkilerde de kadın aldatılıyor. Sanırım erkek hani ilkel çağlarda kadın mağarada neslin devamı için çocuk büyütür iken erkekler de mamut peşinde (sözde, aslında öbür tarafta başka mağarada pompalı tüfek var, ee şey işte başka kadınlar) hikayesi de vardır ya... Yani işte erkekte belki de bu biçimde bir avcı yeteneği de var olabilir. Taş devrinde mağarayı üstüme yapcen mi umuduyla avlanan kadın bugün de gördüğünüz gibi TiVi programlarında 70'lik adamlara üstüme yapcen mi diye manyak fanteziler ile avlıycam derken av olmaya razı oluyorlar.

Zaten maksadı avlamak olanın avdan eli boş dönmesi onun için büyük bir hüsran da olmaz. Çünki olay onun için duygusal, ruhsal bir yön taşımıyor. O avlanıyor, onun için bu olay belki sonucunda avını ele geçiremese dahi heyecan, macera, adrenalin vs. içeren bir aksiyon oluyor. Hem ne de olsa bu onun için bir açıdan da spor gibidir !.. Avcılık yetisi olmayan ise üstüne yapılabilecek bir mağara peşindeki kadın umut ile, kimi zaman çok daha fazlası hayal ürünü ile aldatılıp karşı tarafca gereksinimi elde edildikten sonra "Oh ne de güzel avlandım, şimdi gidip sıradaki erkeğin avı olayım" gibi zıppkın gibi fişşek gibi daha zinde ve diri olamaz, yıkılır ! Erkek ise yıkılmaz tam tersi arşa değer poposu. Ancak tabi her ekrek de bu derece avcı değildir. Yani şimdi tutup da aşkından bütün ömrünü bir yas hayatı gibi yaşamış erkekleri de hiç yokmuş gibi konuşamayız. Bence bu olayın bir belirleyicisi de sosyal yapıdır. Gelenekler, kültür, inanç vb. Erkeğin fiziksel olarak güçlü yapısı nedeni ile asla kadınların erkeklerle eşit veya bunca zaman olduğunu birazcık da kadınlara verelim gibisinden kadınların daha yetkin olduğu bir sosyal ortam da hayallerin de ötesi imkansızdır. Dolayısı ile test edilebileceğini zannetmem.

E bunun yanı sıra da ama işte Haydar Dümenbaz gibi gibi veya tek başına da adamı günah keçisi yapmayalım... Türlü bilim adamıydı, haberdi falan gazete köşelerinde rastlamışsınızdır, sex konusunda erkek kadın kadar güçlü değildir !.. Ne bileyim işte kadın peşpeşe orgazm olabilirmiş de, bir diğer vaka da özellikle memleketimde derler ya bu erkeklerdeki erken orgazm meselesi yüzünden ömrünü 1 kere bile orgazmı tatmadan bitirmiş kadınlarımızın olabileceği !!! Düşünsene durumu... Empati yap bi, hadi tamam lan sana kıyak geçelim erkeksin diye yine biz, kadın yerine koymadan yap empatini :) Ergenliğe geldin, en azgın zamanlarındasın orgazm falan yok, tık yok aaabi, yaş geldi 20'leri geçti yok, 30'lar ömrün yarısı, yok, 50'ler abi vinç bozuldu mu ne !.. Ölüm döşeğindesin tık yok, olmamış-yaşamamışsın hiç. Hah şimdi bunu sen en sevdiklerin için en güzel duyguların ile iste, dile hatta dua et. De ki "Tanrım(özellikle bunu kullanıyorum ki :) yanlış anlaşılmasın) benim kızlarım ömürleri boyunca öyle bir yaşam sürsünler ki orgazm-morgazm nedir hiiiç bilemesinler. Ben kızlarımı o kadar çok seviyorum işte." E hiç uğraştırmayın kızları da üzmeyin hani ille mesele üremek ise tüp bebek ile spermi yumurtaya onu da rahime koyuyorlar ki. Yoksa yani kızların hiçbir şey anlamadıkları bir erkek organını görmek gibi özel hobileri yok. Eğer bu temel içgüdüden karşılıklı bir paylaşım çıkmıyor ise yani sen ne anlıyorsun erkek olarak ? Karşındakini ve hele hele ki sevdiğini söylediğin bir insanı mutlu etmediğin-edemediğin ve sırf kendini mutlu ettiğin ama onunla paylaştığın bir zaman dilimini sen nasıl "mutluluk" olarak tanımlayabilirsin ki ! ? 

Kadının yaşadığı aldatmadan tutun da şiddetin her türlüsünün temelinde bu erkek zihniyeti vardır. Kadın aslında erkek olmadığından asla da insan olamaz ! Erkeklerin çoğunda böyle bir içsel bakış açısı vardır. Delikanlı zamanlarında altında kadınları inletmek gibi bir misyonu olduğunu düşünen erkek evlenince birden bire evrim geçirir, hanımı için hani nerede ise tüp bebekle vereyim ben senin yumurtana spermi, ben sana öyle kötü şeyler yapamam aşkım, ne o öyle altımda zevkten orgazmlar olarak inlemeler falan aaa !.. Bak başı örtülü, güzelce de sünnetini bile olmuş gayet temiz nur yüzlü hanımımsın. :) Yani kadının öyle şeyler hissetmemesi gerek. Hatta birisinden duydum, belki birkaçı demiş bile olabilir Spermin iğrenç bir şey olduğunu ifade ediyorlar ! Tabi farklı şekilde. E herhalde ben de alın yemeklere sos olarak kullanın demiyorum !!! Arkadaş, o sperm ve karşıdaki eşinizin yumurtası sizin en öz ve en zerre boyuttaki en temiz, en arı-duru, en değerli parçanız ! Hatta işte o sperm gittiği yerden çocuğunuz olarak Dünya'ya gelir ise onu yıllar boyunca öpüyor, koynunuza sokuyor, sarılıyorsunuz ! Bu kadar manyaksınız işte yaa ! Sperm lan o sperm ! Tüü manyaklar, reziller, sapıklar sizi gidi... Gçeen gördüm, adam spermine Hakan ismini koymuş, çağırdı bi ne ise bana gösteriş yapacak işte "Bak dedi bu benim oğlum Hakan 3 yaşına girdi", e iyi-güzel-maşallah dememe kalmadı tuttu bu spermini yumuldu iştahla öptü !.. Ne imiş ? "Hakan" Tüü reziller !.. 
E peki ee n'olcak bu delikanlı avcı ve de inletici sportif güclü erkeğin gelecek yılları ?! Altadıcaaz kanka işte ;) Evde karımız 1-3-5 çocuk sperm nakli ile hamile kalaraktan. Kadın kadınlık nedir bilmeden fabrikada makinalardan sorumlu gözcü gibi mağarada mamut eti bekleyedursun. Biz de ne mamutlar buluruz kim bilir... İri göğüslü mü, koca kalçalı mı, ee yemekte salça...

Haaa aklıma gelmişken,
Jim Yolmaz da bir gösterisinde yaşadığı bir hikayesini anlatmıştı. Diyor ki 
- İşte yine bir gösterideyiz, hemen ön sıralarda bir çift... Dedim adama "Sevgiliniz mi ?
- Yo yoo evliyiz biz ! (dedi adam) !

Yani ? Evlendik sevgi-mevgi bitti o olaylar. İşte yerleştiriyorum bu doğuruyor, öyle bir makina. Baktım ki 1 damla iğrenç sperm bir yerine kaçmayıgörsün hemen çocuk doğuruyor. Ben de bu iğrençliği karıma yapamam dedim. Şimdi prezervatiflerim var, gidiyorum böyle iğrenç ama işte sevgi-mevgi ayaklarıyla başka kadınlara yerleştiriyormuş gibi yapıyorum ama tabi prezo ;) Kapiş ?




12 Eylül 2017 Salı

Evladım için canım feda diyen sahtekarlar !!!

Evladım için canım feda diyen sahtekarlar !!! Buyrun buyruuun, birkaç yıl sonra soracaklar size eğer sorabilecek bir beyin bırakılır ise...

Şöyle demiş,

On yaşında bir kız çocuğu babasıyım ve sosyalistim. Kızıma kıyamadığım için yıllardır özel bir okula haraç ödüyorum. Beklentim ne?
Temiz bir tuvalet, makul sayıda öğrencilerden oluşan bir sınıf, can güvenliği ve eğer denk gelirse uygar öğretmen ve yöneticiler bulmak karşımda. Amacım ne? AKP’nin cahil, kindar nesil yetiştirme sürecinden kızımı korumak.
Başarılı mıyım diye sorarsanız; ancak ‘eh’ diyebilirim. Para ödediğimiz ve semtimiz ağırlıklı laik kesimden oluştuğu için vaziyeti idare ediyoruz. Peki, çocuğumun/çocukların hakiki bir eğitim aldığına inanıyor muyum, derseniz; yanıtım net: Hayır!
Özel okullar nihayetinde ticari kurumlar ve hepsinin canı RTE’nin iki dudağı arasında. Üstelik veliler sanki bu memlekette yaşamaz gibi, hâlâ bilmem ne sınavında çocuğum nereyi kazanır türü gerzek bir sevdanın peşinden koşmakta.
Tüm milli eğitim müdürleri, bakanlık çalışanları, bakan, devlet siyasal İslamcı kadrolarla dolmuşken, sadece bayramlarda İzmir Marşı söyleyerek kendini cumhuriyetçi/laik sayan tipleri de anlamıyorum.
Sanıyorlar ki İngilizce öğrenince, renkli koridorlar olunca, yalandan bir çalgı tımbırdatılınca dünya ölçüsünde eğitim alıyorlar. Veli, öğretmen, yönetim, bakanlık ortak çalışmasıyla çocuklarımızın ruhu tecavüze uğruyor!
Zaman zaman eğitimci arkadaşlarla söyleşiyorum; artık öğretmen değersiz, hatta aşağılanır halde. Neden? Çünkü devlet kadrosunda iş bulmak neredeyse imkânsız! Özel okullar üç kuruş verip, öğretmenlerin haysiyetini satın almak istiyor.
Bir veli toplantısına katıldım, baktım öğretmen idareden aldığı talimat neyse, öyle konuşuyor. Veliler durumdan pek mutlu. Çocuğum kaç matematik sorusunu hızla çözer derdinde. Tutamadım kendimi, sordum:
“Peki ya çocuklarımızın ruhsal gelişimi, etik değerler konusundaki tutumunuz nedir?” diye. Bana bir mahlûkmuşum gibi baktılar… Akıllarına bile gelmemiş okulun böyle bir sorumluluğu olacağı…
Din dersleri başlıyor bu sene. Bir süre kızımı bu derse sokmayayım dedim. Kaldı ki saçmalıkları öğrenmenin hem yararı yok, hem de çocuklarda ruhsal yara açıyor. Soyut, kanıta dayanmayan ve korku içerikli söylemler çocukların gelişimini olumsuz engelliyor. Okul mecbur, müfredat denen yalanlar bildirisini öğrenciye dayatmak zorunlu.

Derse girmek istemeyen çocuk sınıftan çıkarılıyor. Bu durumda da, suçlu muamelesi görüyor ve yalnızlaşıyor. Zaten bizim ülke sürüden ayrılanı sevmez, yetmez gibi bir de damgalanmış oluyor çocuk. Bir baba bu riski almalı mı? Toplum bu cehaletle mücadele etmezken, çocuğunu öne atmalı mı? Zor soru… Şimdilik din öğretmeninin söylediklerini kötü masal olarak dinlemesini öneriyorum kızıma.
Devlet okullarının müdürleri çoğunlukla imam hatipli! Din dersi öğretmenleri de okulun ağası kıvamında. RTE’nin çizdiği kindar nesil projesine hizmet etmek için hababam çalışıyorlar. Evrim; dünyanın kabul ettiği, eleştirisini yapıp, geliştirdiği bir bilimsel veri…
Eğer din dersinde herifin teki “dünya düzdür” dese çocuğunuza, yaptırımı nedir sorarım size? Ya da herhangi bir tarih öğretmeni; tüm Ermeniler düşmandır, başları ezilmeli, dese ve çocuğunuz yarın bir komşu Ermeni çocuğa saldırsa suçlu kim söyler misiniz?
‘Kadınlar erkeğe hizmet etmelidir, en doğru eş erkeğin sözünü dinleyen, itaat edendir’ dese okul müdürü bayrak töreninde kim itiraz edecek peki? Ya da bir cuma, ders kesilip, haydi hep beraber mescide gidiyoruz namaz kılınacak talimatı verse bir öğretmen, hangi babayiğit sen ne yapıyorsun diyecek?
Çocuklarımız esir düşmüş durumda. Milli Eğitim Bakanlığı’nın zindanlarında inim inim inliyor. Biz, hayatta her şeyden çok evladımızı severiz diyen ana babalar, başımıza bir iş gelmesin diye boyun eğiyoruz. Soruyorum, buna sevgi denir mi? Dürüst olun, aynaya bakın, kaçınız görevinizi yerine getiriyorsunuz?
Çocuk eski etek, gömlek, pantolonla okula giderse bir şey yitirmez. Yılda bir ayakkabısı olursa eksik hissetmez kendini. Eğer onurunu koruyamazsa, soru sormaktan korkarsa, gericiliğe boyun eğerse köleleşir ve işte o zaman ona en büyük kötülüğü etmiş olursunuz. Bilgi nedir? Bu çağda her çocuk yabancı dil öğrenir. Ama eğer haysiyetli insan olma treni kaçarsa, sonra çok üzülürsünüz…
Bir çift söz de öğretmenlerimize… Üç kuruş maaş için kimseye boyun eğmeyin. Mesleğin büyüklerini anımsayın. Köy okullarında verilen aydınlanma mücadelesini okuyun, öğrenin. Siz sıradan bir meslek yapmıyorsunuz.
Çocuklarımızın ruhuna tecavüz edilirken sessiz kalmayın. Kendinizin ve mesleğinizin onurunu koruyun. Diyeceğim: Maskeli balo bitsin, hakikatimizle yüzleşelim. Pazartesi örgütlü biçimde ses verelim, çocuklarımızı cehaletin kucağına terk etmeyelim!
Enver Aysever

11 Eylül 2017 Pazartesi

Gücü olanın gücü yettiğine

Gücü olan gücünün yettiği kadarı ile güçsüze hükmettiği bir ünsanlıktır bu !..

Basit, aileden bakalım-başlayalım. 1 çocuk elbette ki ilk yıllarında korunmaya muhtaç ve "bilgi", "tecrübe" eksiği nedeni ile de kendi başına harekt etme ve doğru kararlar verebilmekten de yoksun. Fakat belli bir yaşa geldiğinde ebeveynlerinin eski moda tecrübelerinden daha iyi tecrübelere sahip bile olabiliyorlar. Buna karşın kendi kişiliği, isteği, yolu gereğince yaşantısını sürdürebilmesi için önce ekonomik güce ihtiyacı var. Gerçi ekonomik güç bile her daim kişiyi kurtaramayabiliyor.

Bu denk yaş ve ekonomik güce sahip insanlarda da olur. Bir örnek daha vereyim...
Evli eşlerden erkek genç yaşlarında memur olduğundan genç kız ile evlenir. Aileleri bunu uygun görür ve hatta memnun olur. Çünki kadın işsizdir, erkek işli ve ekonomik gücü elinde tuttğundan zamanın mevcut toplumsal yapısına göre erkek ailesi için de kız ailesi için de koşullar bu evlilik için çok idealdir !.. Zamanla erkek toplum erkeği olarak içer, gezer, aldatır bile ne de olsa "elinin kiridir". Kadın ne kadar çırpınsa da e kocanın O'na sağladığı bir ev, yiyecek vs. yuva ortamı vardır. Bir de duygusal bağ 2-3'de çocuk. Yine sosyal çevrenin zincire vurduğu o ne olur ise olsun analık durumu. Kadın dayaklar da yese, aldatılsa da, hatta herifin bulduğu fingirdek herifi terk ettiği durumlarda evdeki karı yedek cinsel ihtiyaç giderme aracı bile olur !.. İşte burada en iyi kadın eş, toplumun yazılı olmayan sosyal kurallarını sorgusuz kabul edip dizini kırıp evinde oturup yaşamını bu koşullar altında kocası ve çocuklarına kurban eden olacaktır !.. Yani kadından "insan" olmanın koşulları beklenmemektedir asla ! Hatta ve hatta an gelir bu çocuklar tarafından bile istenmez-beklenmez. Çünki eğer ki bu baba çok uçup da aileyi maddi yoksulluğa sürüklemez ise, tam tersi biraz orta ve üst seviye maddi kazanım sağlayabilir ise bu güç ile çocuklarını da tarafına alır büyük ihtimalle. Toplumda örnekleri doludur da bu nedenle "büyük ihtimalle" diye biliyorum.

Görüp-bildiğim odur ki, insan kendinden güçsüze, çaresize bir şekilde az yada çok adil davranamaz. Çoğunlukla maddi+manevi veya maddi yada manevi koşulları lehine kullanarak kendinden güçsüz veya manen aşağıda olan !!! (açıklarız) kişilere zor ile istediği gibi olma, istediğini yaptırma baskısını kurar !..
Manen aşağı olmak : Örneğin toplumumuzun genelinde inançla da desteklenir şekilde çocuklar babaya öf bile demeyeek, annelerin ise ayakları altında cennet, kendileri ise bu üstün yaratıklara zulüm olsun diye dünyaya gelmiş rezil yaratıklardır :) Ancak anne-babalarını koşulsuz itaat ile dinlerler ise belki uzun yıllar sonra insan olabileceklerdir. Canım bunu kendi yaşadıklarım öyle diye falan da çıkartmıyorum. Ben bana anlatılan benden önceki nesilden olanların hikayelerini de dinledim. Benden birkaç yaş büyük, birkaç yaş küçüklerin hikayelerini de dinledim-gördüm-şahit oldum falan.

Hatta aile içinde sevilen evlat olma durumu anne ve babanın kendisinden istediklerini ne denli kabul edip yapana daha çok olduğunu da görebilirsiniz. Yani "sevgi" de sevgi falan değildir. O şeyin adı istediklerimi yaptığından dolayı beni yormayandır.

E çıkıp gidelim aile dışı, akrabalık harici insan ilişkilerine. Toplumun her alanında temelde bu durum vardır. Ancak çok az insan sistemin bu hiyerarşik düzenini kabul etmez. Toplum da öylelerini hiç sevmez. Çünki önce evlatlara kötü örnek olup onları uyandırma tehlikesi yaratırlar. Sonra da zaten her türlü tehlikelidirler güçlü olan gücü ile bunları kontrol edip ezememektedir.

10 Eylül 2017 Pazar

Fahişe beyinler bakire bedenler arıyor...





Toplumun temel sorunu AiLE !.. Fukuşima Yayıncılık guburla sunar !..



Bence, bu yavşaklara yaptıklarının cezası bireysel ve toplumsal olarak verilmedikçe her biri dönüşümlü olarak mutluluk arayanları aldatıp mutsuz ediyorlar. İnsanlık bilmeyen, insan(ve hayvan) sevmeyi bilmeyen mutlu yada mutsuz da olamaz benim düşünceme göre. Onlar sadece kullanabildikleri süreç içinde kullanabildiklerinden zevk alırlar. Her ne şekilde kullanıyorlar ise bu kandırıp-inandırarak kullandıkları her canlıdan zevk alırlar. "İlahi adalet" de yoktur bence. Sadece gücü bunlarla uğraşmaya, vakti ve ömrünü de buna harcamaya çekinenlerin hayal ettiği bir şeydir o. Ben nice ömrü boyunca onlarca hayat karartmış 1 kişi bilirim. Gelmiş de artık 60-70'ine falan veya işte ölmüş te efendim öldü diye "Ah bak gördün mü ilahi adalet" :) Ulen sen de ölecen, hem de sürünmeyerek öleceğinin de asla garantisi yok !.. Fakat zavallım n'apsın işte çok acımış içi kim bilim kaç zaman, elinde olan-eline kalan da sadece bu. Yıllar önce bir haber okumuştum Amerika'da eş, sevgili, partner, arkadaş ne ise işte aldatan kişileri bir sitede ifşa ediyorlar. Apaçık isim-soy ad vermiyorlar ama hani yakinen tanıyabilecek kişilerin anlayabileceği şekilde ipuçları koyuyorlar. Bir nevi bu avcı sahtekarlardan halkın kendisini koruma çabası gibi bir şey. Fakat "hukuk" diye bir şey var, müthiş icat. Hayatından yıllar çalar falan gidemezsin de bu ömrümden şu kadar yıl çaldı diye. Ancak belki fiziksel bir şeyler çalar ise gidebilirsin. El alem de der ki "E mallık sende inanmasaydın, kanmasaydın" ! Yani mutlu olabileceğim umudu ile yalanda çok yetenekli birisi tarafından aldatılmak onun suçu değil temiz duygular ile bir insana güvenmek gibi iyi bir şey yapanda yine ! Toplumun bile bu kadar adisi içinde ilahi adaleti kim bulmuş ki biz bulalım ? 😉
Benim gördüğüm olay şu "Aile toplumun hayallerde ulaşmasını umduğumuz düzeyde insan olabilmesi yolundaki en büyük engeldir" !..
Belki çevrenizde birsürü bu dediğime örnek gerçek yaşanmış olay görmüşsünüzdür. Belki kiminde bizzat bulunuyorsunuzdur. Ben süper bir örnek vereyim. Bir zamanlar bir genç vardı. Kız arkadaşını öldürdü, kesip-parça parça valizlere tıkıp bir çöp konteynırına attı. Olay birkaç yıl mı sürdü ne en nihayetinde işte ailesinin de en azından bu suçlunun kaçması ve saklanmasına yardım ettiğini öğrendik. Tam anımsamıyorum ama işte babası yada bir akrabasının dahi o valizlerin taşınmasına yardım etmiş olabileceği falan ya söylendi ya doğrulandı mı ne idi. Dönemin emniyet müdürü mü ne kızın ailesine çok vahim imalarda bulunmuştu !.. Hukuk denen şey bu aileyi ne de güzel rahatlatmıştı anımsarsınız. Her ne ise, olayda asıl detay ailenin insanı öldürmeyi geç sapıkça öldüren, öldürdüktan sonra da hiç pişmanlık bile hissetmeyip saklanan-kaçan yaratığa "evlat" diye sahip çıkmaları. Tamam bu çok zirve bir örnek amma toplumda işte bunun küçük küçüklerinden bir sürü var. Her aile evladının irili ufaklı suçunu, günahını, pisliğini vs. saklama, koruma, savunma işini üstleniyor. Ne oluyor sonra ? Bütün pislikler ailenin maddi gücü kadarınca çevredeki insanlara kötülük yapıyor, yapmaya devam edebiliyor. Bir filmci vardı, oğlu arabasıyla polis otosuna çarpıp bir polisi öldürdüydü mesela ;) Ne oldu ona ? Aile imiş ! Aile insanlığın önündeki en büyük engeldir bence !..

Bakacak olursanız topluma... Herhalde bugün ben dediğim için görmeyeceksinizdir, toplumda doğru ve dürüst insanlar güçlü olamazlar. Çünki doğru ve dürüstlüğün yapısında adalet, eşitlik, paylaşma vb. gibi "iyi" ve "güzel" şeyler vardır. Bu da pislik, adilik, ahlaksızlık, şefersizlik, puştluk, kansızlık yapanların bu yaptıkları için birbirlerini destekleme, kollama, gözetme, sahiplenme vb. gibi güç birliği oluşturmaları karşısında oldukça güçsüz bireysel kolay lokma bir duruma sokar "doğru ve dürüst" olanları !.. Dolayısı ile bence bugün "3gen ficutlu atletik yapılı boğaz çocuğu" olarak demiyorum gücü elinde bulunduranların "doğru ve dürüst" birileri olması imkansıza yakın olmalıdır !.. Çünki karşıdaki sistemi yani zıttını kullananların zinciri hem daha sağlam ve hem de "doğru ve dürüst" olanların akıl ve zeka ile baş edemeyecekleri kadar entrikalarla dolu. Hem zaten "doğru ve dürüst" olmak biraz da saflaştırır insanı ! Evet, tam da o manada saf yani salak yani uyanık olmayan yani cin olmayan manasında diyorum. Neden ? Çünki doğru ve dürüst olmak kolaydır. Uzun vadeli çıkar hesapları gerektirmez. Bu çıkar hesapları için geleceğe yayılmış bir yol haritasını hafızada taşıyacak bir hafıza kapasitesi de gerektirmez. Doğru ve dürüst olan gördüğünü, öğrendiğini, bildiğini, yaptığını paylaşır-söyler ve insanlık o andan itibaren paylaşır faydasını bu eylemin. Elbette ki karşı taraftaki kötü, adi, ahlaksız, şerefsiz vb.'ler de bundan faydalanmaktadırlar üstelik ! Dolayısıyla bu yönden de doğru-dürütler dezavantajlı konumdadır.

Mutluluk...
Nedir benim anladığım şekilde tarifini de yapmak istedim.
Şimdi, şöyle bir örnekte mutluluktan söz edilemez. Birisinin insanları kandırma yeteneği, tatlı dili ve mevcut sistem çerçevesinde de koşulları iyi kullanmak gibi bir yeteneği var. Dolayısı ile bu kişi sosyal statü olarak-kariyer vs., maddiyat vb. de orta veya üstü bir düzeyde. Güzel de laf yapıyor demiştik. Sosyal çevrede ebeveynerin de evlatlarını önemli ölçüde maddi kaygılar ile yetiştirdiğini "Çulsuz, işsiz, evsiz, vb. de vb. adamı kim ister" şeklinde her türlü maddi durumu önemseyen beyin duşları ile büyütülen erkeğe "yemek, dikiş, bekaret, el değmemiş, ev işi bilen, hamarat vb." kız evlat. Yetiştiren aileler. Erkek ortamın tam bir orospusu olmak üzere hayatın içine atılır iken kız ise asla altın bile olmayan kafeslenmiş hallerde büyütülüyor. Tamam, nerde kaldı öyle kız. Eskiden çoktu ama yine de AZ denilecek kadar değil. Memleket 3 hadi 5 büyük şehirden ibaret değil. Ayrıca büyük şehirlerde de sadece dar çevrenizde gördüğünüz hayatlar yaşanmıyor. Ne aileler var, köy hayatını aynen büyük şehirde de sürdüren. Ne ise işte hayatın bir yerlerinde ve özellikle de daha gençlik aklı baştan almış zamanlarda 17-25 yaşları diyelim... Bu cinler büyük oranda erkek/kızı çok kolay avlıyor. Kız için genelde ilk kez olan bu avlanma erkek için ise bilmem kaçıncı avı olmak konumunda. Yani kız avlanışından habersiz olsa da anlar gibi olsa bile yaşanan olayın hormonal tansiyonundan dolayı kör oluyor. Erkek için ise bu olay artık saf bir zevke dönüşmüş halde. Hani nerede ise bir spor. Adrenalini hissetmek için yapıyor. Herşey çakana kadar ! Yok canım kıza değil, uçuyor ya o da adrenalinden yere çakana kadar :) Ehe, tamam kıvıramadım lafı. Velhasıl genel olarak böyle olsa da nadiren de kadının avcı olduğu durumlar vardır tabi. Esas konumuza gelecek olur isek burada güzel birşeylerin denk-eşit paylaşımı ile ortaya çıkacak olan bir mutluluk yoktur. Burada hedefini bilen, ne alacağını bilen, elde etmek istediği şeyi net şekilde gören avcı ile Dünya'dan bir haber başına gelecekleri tam anlamıyla salak salak avcısına gülümseyerek bekleyen bir av vardır. Olayın baştan-sona yaşanış sürecinde "avcı" için olay kedinin fare ile oynamasına benzer iken, "av" için ise olay yoğun, samimi duygu coşmasıdır. İki tarafın paylaştığı şey sadece olayların devam sürecidir-zamandır. Hiçbirisi için mutluluk yoktur ama av o süreçte bunu mutluluk olarak tanımlayabilir. Avcı ise bunu "mutluluk" diye tanımlıyor ise bile bu mutluluk değildir. Avcının yaşadığı zevktir, eğlencedir, heyecandır. Neden mutlu olamaz ? Çünki yaşadığı bir oyundur, roldür her adımı ve sonuçlarını az-çok bilir. Ancak 2 av birbiri ile tanışır ise ortaya bir şey çıkmaz. Bu 2 av da avlanmayı bekler, avlama becerileri olmadığından süreç bu yol kesişimini gittikçe mesafeyi açacak şekilde ilerleyecektir. En nihayetinde "av" olanlar sanıyorum ki mutluluğun ille de 1 insan tarafından kendilerine sağlanamayacağına ve/veya verilemeyeceğine inanırlar. Bunları da epey geçkin yaşlarda eğer açılabilirler ise size görebilirsiniz. Onlar için artık paranın da, ailenin de, bilmem özel birisinin de, aşkın da-meşkin de çok da bir önemi kalmamıştır.









 

16 Ağustos 2017 Çarşamba

Baba olmak - Part taym e lavır :)

Ben bu 1 tek çocuktan çok şey öğrendim annem-babamın neler yaşamış olabileceklerine dair !.. Ha bu çıkarımlarımın hiçbirisi pozitif şeyler de olmadı tabi ! Yani geleceğin de bence hiç parlak olmayacağına dair epeyce güçlü kanıtlarım var !.. Ben bir de bunun üstüne çok da güçlü olmayan duygusal yön mü diyim bağ mı diyim sana işte onu koyuyorum kendime özel. Çünki, ben 35 yaşımda evlendim. Aslında evlenmeyi de asla düşünmüyordum. Benim başımı yakan hatundur. Peşimi bırakmadı :) yoksa ben hanımla 3 ay kadar konuştum ve benim için bitmişti. Çünki uzun uzadıya konuşup bir şeyler hissedip-hissettirip insanların vaktini-zamanını çalmayayım düşüncesindeydim. Hatta ki işte sırf bu nedenle (tabi tek neden bu değil) hep uzaklardan birileri ile görüşmeyi tercih ettim. Hem uzak olunca işte sürekli-sık ve yüzyüze görüşme, yakın olma vs. da olamayacağından her 2 taraf için de muhabbet bir ilişkiye dönüşür ise sürdürmek zor olur ve aşk-meşk olayı ya olmaz yada olsa da fazla süremez diye düşünüyordum. Tabi bir diğer nedeni de benim yaşadığım hayat, işte çevre, o evlenmeden evvelki son dönem olaylar vs. Bir nevi kader ağlarını örmüş benim bunları yaşamam için sanki. Bir nevi test aslında bir açıdan da bakınca. Ne ise işte biz bir de oturduk ciddi ciddi bizim sonumuz ne olur ne diye aşk-meşk olayına giriyoruz ki biz diye konuştuk. E ben 35, hanım 33 yaşına gelmişiz, az değil geçmişiz birkaç felek çemberinden hani. Daha ilk kez kalbi pırpır etmiş kimseler değiliz. Benim en azından kendi adıma söyleyebileceğim bir "yaş tahta" olayı 35 yaş nedeni ile çocukluk dönemime ait bir çok detayı unutmuş yada unutmak istercesine anımsamamak üzere derinlere gömmüş olmammış. Bu anıları çocuğum olduğundan itibaren gün gün çatııır çatır anımsamaya başladım. Kimi zamanlarda resmen korkunç şeyler anımsadığım da oluyordu ! Evet, mesela ortalıkta unutulan ilaçları mama gibi komple yemen ve bunu ancak sen komaya girince görüp-farkeden anne-baba ile hastaneye taşınman. Ağabeyim bildiğin gaz lambasının gazını içmişti !.. Kardeşim 5 yaş ufaktır mesela onun bebekliğine ait anılarım çok daha nettir. İlk yürüme anları, kaç kere tepesi üstü yere çakılmaları, kendimden ilk okula başladığım zamandan tut tüm okul hayatım boyunca safkan sorun olan bir eğitim hayatım :) vb. milyonlarca ürkünç anı diyim ben sana. Şu an beni avutan tek bir şey var, sığınabildiğim tek şey 1 çocuğumuzun olması ! 

Mesela hiç düşündünüz mü bilmem... Neden aile olmak-kurmak istersiniz ? İlk akla gelen birkaç nedeni çok feci bence. Şöyle ki...
1. Neslin devamı ki bu aslında insan türü diye düşünmeyiz biz, bizim için soy, bir nevi işte ne ise senin sülalenin devamı gibidir. Soy adım devam etsin gibi ırkçılıktan bile daha anlamsız bir gerekçe :)
2. En içten hayvani duygularım ile üreme çağımda ben de neden yapmayayım ki ama !.. E tabi bunu yaparken de içinde bulunduğun toplumun kurallarına uymak zorundasın. Bak buna dikkatini çekmek isterim. Bir çoğunluğun sürdürdüğü ve genellikle de hiç sorup-sorgulamadan eskiler böyle yapmış diye kabul ettiği bir yazılı olmayan sosyal kurallar, bir çevre kalıbı, bir sınırlamalar bölgesine girmek. Öte yandan da bizlerin en ilerisi bile zanneder ki işte çift olarak biz eşler son derece özgür iradelerimiz ile birbirimizi tercih ettik :) He canım, onca kurallar altına girmeyi kabul ediyorsunuz amma o biçim de özgürsünüz ! Ben de Obama'yım ama Barracksız, onun bi kardeşi vardı ya O'yum işte :)
3. Kişisel yavşaklığımız, kibirimiz !.. Evet, olabilir... Hiç aklından geçmedi mi ? Mesela işte anne-babanın sen büyürken yaşam sürecin boyunca görmüş olduğun hataları. Bu hatalardan dersler çıkartman ve "Ben baba olur isem şunu-şunu-şunu yapmayacağım, şunu şöyle, bunu böyle yapacağım... Ben evladıma şöyle yapacağım..."  :) E be uyanık, senin şunun şurasında ömrün 35 yıllık, insan denen canlı türü yer yüzünde 40 bin mi - 50 bin yıl mı nedir üreyip aynı hikayeyi kendisine anlatıp da aynı haltları yiyip duruyor !!! Tamam hadi 40.000 yılı da aynı değildi de hiç olmaz ise belki 2 nesil geçmişine falan şahitsindir. E bundan da 1 daha gerisini de anlatılan hikayelerden bilirsin. Yani deden-toruna birşeyin pek de değişmediğini... Elbette kişilerin huyu-suyu vb. gibi şeylerde değişiklikler vardır ama genel olarak insan-aile-toplum-çocuk-anne ve baba olayı hiç öyle büyük değişimler göstermez. Hele bir de bunların sosyo-ekonomik olarak toplumsal katmanı da aynı çerçevede kalıyor ise çok daha benzerlik gösterir. Mesela kimisi için bekaret tapınağı vardır bu sosyo ekonomik sınıf katmanlarında ama kimisi için ise sanki o ülke, o toplum, o millet ve hatta o dinden değilmişcesine onun kabul etmek zorunda olduğu milyonlarca toplumsal kural yoktur !.. Adam(ve kadın, özellikle de kadın) sanki bu Yunan mitolojisindeki Tanrı'lar gibi yaşarlar. Onlara hiçbir kural işlemez bize işleyen !!!  Neden özellikle de kadın dedim ? Bakıyorsun mesela senin komşu kızı eğer ki bir erkek ile bir yerde görülsün !!! Eğer ki bunun o çevre kuralları dahilinde bir ön sözleşmesi yok ise o kızın dedikodusu "oropzu" olmasından dinen aforoz (ne ise bizde yok öyle bir şey ama işte lafta yok, a şey pardon uygulamada yok, lafta bal gibi de var) edilmesine falan varır. Fakat işte bu Eros bu çocuğu Tanrımsı toplum katmanındaki kadın/kız en çapkın benim diyen erkek kadar ilişki yaşar ama bu bizim toplum seviyesinden insanlar bile "oropsu" ediverdikleri komşularının kızına öldüresiye nefret ile bakarken bu Eros bu çocuğu tanrıcık kıza sevgi ile bakarlar !.. Üstelik komşu kızını sadece 1 erkekle o da yolda konuşurken görmüşüzdür. Bu Eros bu çocuğu tanrıcık kızı bilmem kaç tane ile bilmem nerelerde bikinilisinden tut da, sarmaşing çok feci dolaşing poziyonlarda defalarca görmüşüzdür ! Yetmez, birlikte tatillere gitmişlerdir, aynı evlerde-odalarda kalmışlardır bilmem kaçıncı sevgilileri ile haa... Demem o ki bu seviyedeki seviyesizler böyle de adi ve yavşaktırlar. Bunlara göre maddi bakımdan üst seviyelerdekilere dedikoduları vs. her türlü güçleri hiçbir etki edemeyeceğini çok iyi bildiklerinden "E napak bari biz de bunları sevek leyn" diye mi bakıyorlar nedir ! Fakat komşunun kızına gelince biz mahalle baskısı, kendi kurallarımız çerçevesinde, kendi sürüngen toplum seviyemizde istesek bu kızı öz kardeşine veya babasına, evlendiyse de eğer kocasına veya öz oğluna öldürtürüz bile oooğlum sen ne diyon !!! 


BAKINIZ : http://kadincinayetleri.org

Ha bir yandan da mesela kimsiniz efendim ? Diyelim kiee siz hani şu son birkaç yılda iyice de toplumsal güdükleşmenin, e şeyy kütükleşmenin, yok bu da değildi... toplumsal kutuplaşmanın taraflarından "i like to move it move it" laik, Atatürkçü, aydın (peh peeeh uçuyoruz tabi kendimize gelince böyle) tarafsınız. Kutbun zıttındakiler için zannediliyor ki siz şu Eros bu çocuğu tanrıcık kız/kadın gibi yaşıyor-yaşatılıyor. Yok öyle bir şey ki... Gayet iyi biliyorum, ben o laik toplum kurallarının genelinin hakim olduğu bir çevrede "erkek" eleman olarak büyüdüm. Yok öyle önüne gelen kızla yatıyorsun da her yere gidip kapanıyorsun da vs. falan da filan. Yani o kutuptakiler zaten hep sapıklar da bu konuda da çok feci sapkın bir bakış açısı ile bakıyorlar yıllardan beridir. Aman ne ise bu konuya da çok saplanmayalım. Ne de olsa bu da sürünün uydurduğu ve sırf insana yaşamı zıkkım etmek için kullanılan sürü-ngen kitlenin araçlarından birisi !!! Amman yanlış anlaşılmasın, kutubun öteki tarafı için de farklı kurallar aynı amaçlar ile kullanılmak üzere vardır çünki. Kullanılan araçlar farklı gibi görünse de aslında araçlar bile aynı olup farklı adlar takılmıştır ama bu araçlar ile kitlelere uygulanan şekilcilik, baskı ve zulüm çok benzeşir. Fakat ufak gibi görülen ama çok büyük bir fark yaratma potansiyeli olan bir fark var. O da açıklık ! Ne !!! Ne imiş o "açık" olan ?! Açık olan şu, ilişkilerin sosyal baskı sebebi ile gizlenerek ve saklanarak, olabilecek en küçük çevreler içinde yaşanmasına çaba gösterilmesine karşın açıklığın değerli görüldüğü bir sosyal ortamda kadının yada kızın(demek zorunda olmam da ne feci ya) erkek ile ilişkisini cümle aleme gösterebilmesi. Bu ne kazandırır bireylere, ailelere ve de o topluma ? Öncelikle toplumun elinden iğrenç ve rezil dedikodu yapabilme pisliğini alırsınız ! Çünki önce ilişkiyi yaşayanlar zaten bunu açıkca göstermektedir ki sonra aileleri de bilmektedirler ki buna rağmen eğer iğrenç ve rezil karakterliler dedikodu yapmaya kakışırlar ise yaptıklarının ne olduğu da açıkca böyle bir toplumda görülecektir !.. Öteki türlü küçük küçük kapalı-dar çevrelerde kalan ilişkilerin yaşanabildiği topluluklarda ise çok feci rezillikler çok rahatça çoğalabilmektedirler. Çünki, mesela, işte biri ile ilişki öncelikle o 2 kişi arasında gizli-saklı tutulmaya çalışılır. Sonra illa ki gizlenemez bu 2 kişinin çevrelerinden birileri yakalar, bunların türlü şantajlarına boyun eğmek zorunda kalınabilinir ! Enn ama en basitinden birinden hoşlandığı veya biri ile konuştuğu yakalanan kızın kız kardeşi dahi öyle bir toplumda minicik görülebilecek türlü şantajlar yapabilir !.. Bu da kardeş de olsalar, aile de olsalar 2 insan arasında rezil birtakım ilişkiler süreci yaratabilir.Hatta ve hatta açıklık eğer daha iyi kullanılabilse tercih eden topluluk tarafından bugün özellikle de erkek egemen toplumumuzda kadının özellikle erkek açısından cinsel ihtiyaç için kullanılan bir "şey" olmasının da önüne geçilebilir. Çünki açık ilişkilerde toplumun da gayet açıkca görebileceği üzere ilişkide ne türden olur ise olsun bir insanlık dışı muamele, adilik veya aldatma yapan olur ise bunu yapan toplum tarafından da bilinir. Topluluk karşısında rezil olan kişide gayet mümkündür karakter de yoktur, umursamayabilir amma topluluktaki bireyler için "ne mal olduğu ortaya çıkmış" olduğundan o kişi o çevrede ya barınamaz yada var ise yolu kusurunu düzeltmek zorunda kalır. Bunun olduğunu, yaşandığını gören topluluk üyeleri aynı durumda olmak istemeyeceklerinden de insanlar kadın/erkek, kadın ise kullanılacak bir ihtiyaç giderici, erkek ise çapkındır helaldir vb. rezillikler ile değil de "insan" olmanın güzelliğini, önemini ve değerini görürler.Tabi bir de çok önemli bir iskelet seviyesi var bu toplumsal oluşumun o da yapının minimum ayağında ailede anne-baba-çocuk ilişkisinde hiç kimsenin hiç kimsenin toplumun yapısını yıkabilecek hataları sırf aRH+ gibi saçma bir kan bağı sebebi ile affedilir görüp koruyucu davranmamasıdır. Benim hayatım boyunca gördüğüm kişilerin en saçma hatalarının defalarca tekrar edebilmelerindeki en büyük etken budur. Anne-babanın kusurlarına rağmen diyerek, evladımdır diyerek toplumu dinamitleyen kusurlarını görmezden gelmeleri veya işte "Benim oğlum çapkındır" gibisinden apaçıkca "cinsel sapkınlık" olan bir ruh hastalığını hoş görebilemeleridir !!! Oh ne ala "Benim oğlum çapkın" ama n'aapsın diye vatandaşın uyanamamış 5-10 kızı onun sapkın eğlencesi olsun !.. Ana - Baba, insan ol insan !.. Bir seninki "evlat" da ötekilerinki hep mi, sadece mi "kötü" ?!

Mutluluk nedir diye düşününce bazen "çok şey bilmemektir" gibiymiş geliyor bana. Galiba böyle bir laf da var mutluluk cehalettir gibi bir laf. Sanırım hani neden, niçin, nasıl diye sorgulamazsan hayatı ve hep önüne konulanı en az itiraz ile olduğu gibi kabul ederek yaşarsan mutlu olunuyor. Fakat o ne biçim bir cehalettir ki mesela ben sistemin ve toplumun bana dayattıklarını çocuğum yaşamasın isterim. Nasıl "Evlatlarım için canım feda" diyen milyonlarca anne-baba bugün sistemin kendi hayatlarını çalmasına ses etmediği gibi bir de evlatlarınınkini sisteme kurban etmeyi üstün başarı olarak görüp evlatlarına da böyle gösterip bir de ömür boyunca evlatlarını manevi yönden asla geri ödeyemeyecekleri ana-babaya borç altına sokuyorlar ! Bizim toplumumuzda insanlık çok acayip üstadım. Bizde evlat bir sorundur, öyle görülür, anne baba ise o sorunu çözmek için ömrünü feda etmiş kutsal kişiler olurlar. Öyle ya "Babaya öf denilmez" ve "Cennet anaların ayakları altındadır" !.. Sen nesin bir evlat olarak peki ? Sana bir hayat biçmiş olan ve bu hayatı yaşaman için başına getirdiği bu 2 askerin emirlerini yerine getirmekle yükümlü olan boş bir kutu gibisin. Eğer içinde bulunduğun toplumun işleyiş sistemine uymaz isen türlü irili-ufaklı kötü sıfatlarla yaftalanırsın. Şimdi ne eşlere ne de çocuklara herhangi negatif bir şey de yükleyemiyorum işte bu nedenlerle. Benim gördüğüm olay insanın birazcık dahi uyanabileninin kendi neslinin sürecinde çok geç bir evrede uyanabilmesinden dolayı insan türü sosyal yaşantı olarak felaket yavaş bir ilerleme gösteriyor. Hatta belki de ilerleyemiyor, çünki bu çok geç uyanışa kadar geçen süreçte harcanan vakit ilerleme ile kıyaslandığında gerilemeyi daha çok yaptığımıza işaret ediyor. Böyle olduğu için zaten teknoloji, bilim, tıp vs. alanlarda ne kadar çok bilgilenmiş olsak da süreklü mutsuz ve yalnızlaşan bir insan neslini görüyoruz özellikle son 3 neslini iyi bildiğimizi düşünerek. Hele ki bizim topluma bakarsak dehşet bir örnek teşkil ediyoruz bu konuda. Son yıllarda sistemin özellikle eğitim başta olmak üzere her alanda kötüye gitmesi, cehaletin toplum nazarında "ama samimi, içten, bizden biri" şeklinde algılanarak bilen, bilgilendiren, aydının terslenerek halktan uzaklaştırılması ile battıkça batıyoruz gibi görünüyor.

















6 Ağustos 2017 Pazar

Bir ağacın ettiğini edemez ama ağaç düşmanlığında bayrak yarışında 1 numara

Aslında oturup bir gün seyir etseler, o kadar açıkca görebilirler ki ağacın etkisini. 

Mesela tarlanın ortasında tek başına duran 1 adet ağaç sabahtan akşama kadar çevresi boyunca Güneş'ten faydalanıp oksijen üretirken bir de meyva da verebilmek gibi bir yeteneğe sahip. Fotosentez yaparak da karbondioksiti oksijene çeviriyor !.. Dolayısı ile çokca gördüğümüz insanların bir çoğundan çok ama çok daha fazla Dünya'ya ve insanlığa faydası vardır 1 tek ağacın. Tabi 3 çocuk üretin en az siz yine de. 3 tane sistem esiri, onlar esir olmadan evvel de büyüme süreçlerinde sizi sistemin kölesi etsinler tabi. Böylece en azından 2 nesillik insan ömürlerini sistem için kurban edin ! Bu yaşam süreçlerinde de tabi yaşam için barınak vs. derken daha nice ağaç katliamı da yapılır. Yakındır hayatta iken, ölmeden yer altına sığınıp ölmüş gibi yer altı tünelleri ve deliklerinde yaşamak zorunda kalması insanlığın. Benim tahminim torunlarımız böyle bir durumla karşı karşıya kalabilirler.

Ağaç konusuna dönelim. Çevreye ve haliyle bize faydaları bu kadar mı peki ? 
Hayır, o ağaç yine gün boyu Güneş olduğu sürece çevresi kadar alanı gölge yaparak yerin ısınmasına da engel oluyor !.. Ben bunu yaşayarak da görüyorum. 3 katlı evin 1'inci katına bahçedeki ağaçlar sabah 10'a kadar gölge yapıyorlar. Buna karşın 3'üncü kat ise sabah 06'dan başlayarak Güneş ışınları ile ısınmaya başlıyor. Sadece doğu yönünden 4 saat fazladan kızdırılan bir dairenin bir de batı yönünden 3-4 saat fazladan kızdırıldığını düşünün ! Haliyle 3'üncü katta klima bile fayda etmezken, 1'inci katta klimasızken bile daha serin. 

Peki bu zeki olduğunu iddia eden canlı türü ne diyor ? 
"E teknoloji ilerledi, paramız oldu kat kat evler diktik, arabalarımız var zarıl zurul fosil yakarız... N'olcak canım klima alırız tamam" ! 

Hepsi için ekstra ve sürekli bedeli artan şekilde para ödeyerek hem sisteme gittikçe daha bağımlı köleler olunuyor ve hem de buna karşın huzur-konfor-sağlık vs. gibi şeyler her geçen gün daha da kaybediliyor !!! Akıla bak, düşünebilen canlının yaptığına bak, zekaya bak Bizim kadar "İyi" düşünemediğini iddia ettiğimiz tüm canlıların hiçbirisi bu denli saçmalık içinde yaşamlarını çar-çur etmiyorlar.

Günümüzde bir ağacın verdiği yararı vermeyen ama ağaç düşmanlığında bayrak yarışında 1 numara olan nice insan mevcut. Bunlar direk eline testereyi, baltayı alıp ağaç kesenveya ateşi alıp orman yakanlar değil. Bunlar betonlaşmayı dolaylı yollardan destekleyen herkes. Bunlar acayip bir biçimde üretmeden para döngüsü ile ellerine para geçirmeyi bilen kimi kurnazların daha çok ve daha lüks arabalar alıp fosil yakıt tüketimini sadece Dünya'yı kirletmekle geçirdikleri bir yaşam sürecinde pislikten başka bir şey üretmeyenler !.. 

Bence bir bina inşaatı  ruhsatı verilirken metrekaresine göre bir kanun olmalı ve metrekare başına 1 adet gösterilen bir bölgeye ağaç dikilmesi kanunu olmalı.